Üsküdar İcadiye’de bir binada çıkan yangında iki daire kullanılamaz hale geldi

Üsküdar İcadiye’de 4 katlı bir binanın en üst katında çıkan yangın sonucu iki daire kullanılamaz hale geldi. Yangında mahsur kalan 18 yaşındaki bir kişi itfaiye ekiplerince kurtarıldı.

Üsküdar İcadiye Mahallesi Cemil Meriç Sokak’ta bulunan 4 katlı binanın en üst katında bulunan bir dairede henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı.

Durumun bildirilmesi üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye, polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Dairede mahsur kalan 18 yaşındaki bir kişiyi merdiven aracıyla kurtaran itfaiye ekipleri, yan daireye de sıçrayan yangını yaklaşık bir saatlik müdahalenin ardından kontrol altına aldı.

Ekiplerin soğutma çalışmaları sürüyor.

Öte yandan, dairelerin yanma anı ve mahsur kalan kişinin kurtarılması çevrede bulunan kişilerin cep telefonu kameralarına yansıdı.

Üsküdar kıyılarında deniz kirliliği

Üsküdar sahilinde tek kullanımlık plastik atık ve maske gibi çöplerin bulunduğu sahilde, kirlilik sebebiyle deniz anası sayısında artış olduğu görüldü. Sahile gelen vatandaşlar, karşılaştıkları görüntü nedeniyle şaşkınlık yaşarken, denizin kirli olmasına tepki gösterdi.

İSTANBUL (AA) – Üsküdar sahilinde kıyıya vuran çöplerin oluşturduğu kirlilik çevredekileri rahatsız etti.

Tek kullanımlık plastik atık ve maske gibi çöplerin bulunduğu sahilde, kirlilik sebebiyle deniz anası sayısında artış olduğu görüldü.

Sahile gelen vatandaşlar, karşılaştıkları görüntü nedeniyle şaşkınlık yaşarken, denizin kirli olmasına tepki gösterdi.

Çorum’dan İstanbul’a ziyaret amacıyla geldiğini söyleyen Seyfettin Körpe, AA muhabirine yaptığı açıklamada, denizde ufak bir kirlilik olduğunu ancak kirliliğin çoğalması halinde problem olacağını belirtti.

İstanbul’un, Üsküdar‘ın, yerli ve yabancı turistler tarafından çok fazla tercih edildiğine dikkati çeken Körpe, “Burada yol bozulduğu zaman nasıl asfalt yapılıyorsa, denizlerimize de bu şekilde sahip çıkılması lazım. Denizlerin kirlendiği zaman temizlenmesi lazım. Denizlerimiz herkesin gelip havasını değiştirdiği bir alan. Dolayısıyla herkes sorumluluğunu bilip bu alanı temiz tutup, devamlılığını sağlaması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Denizdeki kirlilik karşısında şaşkınlık yaşayan Melek Korkmaz da “Bu kadar güzel bir ülkede denizin böyle kirli olması hiç hoş bir şey değil. Denizi korumak zorundayız. Böyle güzel bir ülkeyi kirletmemek gerekiyor. Güzel, hoş değil. Her tarafta çöp kovaları var. Denize çöp atılması doğru şeyler değil.” diye konuştu.

Uncular Esnafı: İki aydır ekmek yiyemiyorum

Üsküdar’ın gastronomi noktası olması planlanan Uncular Caddesi’nde aylardır süren yol ve altyapı çalışması halen devam ederken esnaf ve vatandaşlar caddenin şu anki halinden şikayetçi. Bir esnaf “iki aydır ekmek yiyemiyorum” derken engelli bir vatandaş ise yoldaki bozulmalardan dolayı yürümekte zorluk yaşadığını ifade etti.

Uncular Caddesi Üsküdar Belediyesi’nin Üsküdar’ın gastronomi noktası olarak adlandırdığı bir cadde. Üsküdar’ın merkezinde, Marmaray’ın dibinde yer alan bu cadde Üsküdarlıların buluşma ve sosyalleşme mekanı. Bunun yanında Üsküdar’ı gezmeye gelen turistlerin de dinlenme yeri.

Bu cadde aslında yıllardır İstanbul’un inşasına malzeme satan inşaat yapı firmalarının merkezi olarak biliniyor. Üsküdar Belediyesi’nin 2020 yılının sonunda duyurduğu bu yeni proje ile birlikte binaların dış cepheleri yenilendi, balkonlar yapay çiçeklerle süslendi. Sıra yolun düzeltilmesine geldi. İlk başta bu habere sevinen esnafın sevinci kursağında kaldı.

Yapımına yaklaşık iki ay önce başlanan yol çalışması ve altyapı güçlendirme çalışmasından hem esnaf hem de vatandaşlar dertli. Yollar toz, toprak içinde ve yer yer çukurlar var.

Tüm cadde boyu süren bu problem aylardır devam ediyor. Özellikle esnaf, gittiğim günü caddenin iyi hali olarak nitelendiriyor. Geçtiğimiz haftalarda yağan şiddetli yağmurlarda yol çamurdan yürünemez hale gelmiş.

Caddedeki lokantaya yemeğe geldiklerini söyleyen iki engelli vatandaş yoldaki bozulmalardan dolayı yürümekte zorlandıklarını ve lokantalardaki basamakların kaldırılmasından dolayı zor anlar yaşadıklarını ifade ettiler.

İki aydır ekmek yiyemiyorum

Esnaflar da bir an önce çalışmanın bitmesini bekliyor. Kapısının yanında büyük bir çukur açılan ve günlerdir kapatılmayan bir pizzacı derdini şöyle ifade ediyor: “Başıma gelmeyen şey kalmadı. Zaten 1.5 senenin yarısını kapalı geçirmişiz. Üç dükkanım vardı, birini kapatmak zorunda kaldım. Bu süreçte inanılmaz savaş verdim. Bu yol çalışması esnasında dükkanımın önüne hendek kazdılar, iki ay boyunca benim dükkanıma insan giremedi. Bir Allah’ın kulu sen ne yiyeceksin, ne içeceksin demedi. Beklemiyorum zaten. Belediyeden kimse senin zararın ne kadar biz bunu karşılayalım demedi. İşçiler kapımın önünde duran kanalizasyon borusunu patlattılar. İSKİ’yi aradım, biz eleman gönderdik ama işçiler geri gönderdi dediler. Sokakta üç kez doğalgaz borusunu patlattılar. Burada vatandaşlar doğalgaz borularının yanından geçiyor. Her yer toz toprak. İki aydır ekmek yiyemiyorum. Belediye başkanı geldi ve bu çalışmayı sizin için yapıyoruz dedi. Eğer bizim için yapıyorsanız bunun samimiyetini gösterecektiniz. Tam kapanma döneminde yapacaktınız bu çalışmayı ya da yolun başından trafiği kapatacaktınız. Araçlar girip çıktığı için ne vinç doğru düzgün çalışabildi ne de kepçe. “

Kapısının yanındaki çukurun bir an önce kapatılmasını isteyen ve iş güvenliğinden yana dert yanan pizzacı konuşmasını şöyle bitirdi: “İş yerimin dibinde bir aydır çukur var. Ben bu çalışma sırasında beş kere düştüm. İş güvenliği sıfır, çalışma sistemi sıfır. Bizim görüşlerimizi dinlemiyorlar. Kepçeler gelişigüzel çalışıyor, benim motorun aksını parçaladılar. Faturasını yetkililere götürdüm ama parasını ödemediler.”

Vatandaşlar buraya yağmurda çamurdan, güneşteyse tozdan ve topraktan gelemedi

Caddenin sonunda ise başka bir vinç çalışıyordu. Astımım olduğu için tozdan etkilenip bir süre çalışmanın bitmesini bekledim. Çalışmayı izleyen bir esnaf ile konuştum. O da çok ızdırap çektiğini belirtiyor ve yetersiz bir çalışma yapıldığına dikkat çekiyor. “Deneme yanılma usulü çalışılıyor. Geçenlerde doğalgaz patladıktan sonra yirmi dakika gaz fışkırdı. Düzenli çalışsalar yapılması gerekeni yapıyorlar ama düzensiz çalışıyorlar. Ellerinde bir proje yok. İşlerimiz azaldı. Vatandaşlar buraya yağmurda çamurdan, güneşteyse tozdan ve topraktan gelemedi. Siz olsanız gelir misiniz? Ben olsam ben de gelmem. Bu çalışmayı bir ayda bitirselerdi hiç olmazsa biraz teselli bulurdum. İş kaybım oldu ama dükkanımın değeri arttı, sokağımın değeri arttı diye sevinirdim. Kim bilir burada kaç esnaf iflas etme noktasındadır. Artık gerekenin yapılmasını istiyorum,” diyor.

Geçmişten Bugüne: Hanım Sultanlar Müzesi

Üsküdar Hanım Sultanlar Müzesi, Üsküdarlıları tarihte yolculuğa çıkaran bir yer. Nevmekan Sahil’in içinde bulunan bu müzeye giriş ücretsiz ve pazartesi hariç hafta içi her gün açık. Biz de bu müzeyi sizin için gezdik.

Müzeye Nevmekan’ın içinden geçilerek ulaşılıyor, normalde fark edilecek bir yer değil. Orada bulunduğum süre içerisinde de ziyaretçilerin çoğunlukla Nevmekan’a geldikten sonra merak edip rotasını müzeye çeviren kişiler olduğunu gördüm. Bu nedenle bu yazıyı yazma ihtiyacı daha çok duydum.

Bir Üsküdarlı olarak Adile Sultan Kasrı’na, Atik Valide Camii’ne, Mihrimah Sultan Camii’ne gittiğimde burayı yaptıran kişi nasıl biri diye düşünürdüm. Bu müzenin bana en büyük katkısı bu kişileri tanımak oldu diyebilirim. Hanım Sultanlar kudretli padişahların valideleri, eşleri ya da kızları olarak toplumun her kesiminin örnek alabileceği kimlikler taşıyor.  Hanım Sultanlar Osmanlı tarihinde hem kültürel hem de siyasi olarak önemli bir işlev üstlenmişler. Siyasi olarak da toplumun ihtiyacı olan bütün hayır kurumlarını inşa ederek önemli bir yer edinmişler. Kaynaklara göre Osmanlı tarihinde kurulan 26.000 vakfın 1400’ü hanım sultanlar tarafından kurulmuş.

Bu müze Üsküdar Belediyesi ve Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü’nün iş birliği ile kurulmuş. Marmara Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden Yrd. Doç. Selman Can’ın başkanlığında oluşturulan akademik araştırma kurulu ise projenin araştırma kısmını oluşturmuş. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı hareminde kullanılan giysiler, akademik bir titizlikle tespit edilmiş. Üsküdar’a büyük izler bırakan hanım sultanlar Üsküdar Belediyesi’nin ellerinde Hanım Sultanlar Bebek Koleksiyonu’nun birer parçası olmuşlar. Bu sultanlar arasında Adile Sultan, Mihrimah Sultan, Nurbanu Sultan gibi Üsküdar’a eserler bırakmış isimler de var.

Kitre bebekler

Bebekler Üsküdar’da bulunan Beylerbeyi Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü’nde bulunan hocalar tarafından geliştirilmiş ve geleneksel Türk bebek yapımı tekniği olan kitre ile imal edilmişler. Kitre bebek, belli bir dönemde yaşayan yöre halklarının, gündelik yaşamlarından kıyafetlerine, takılarından sosyal çevrelerine kadar kültürlerinin yansıtılmasına imkân sağlayan önemli bir el sanatı. Biz kitre bebeğe ait tüm bu özellikleri bu koleksiyonda görebiliyoruz. Hanım sultanların kıyafetleri, duruşu, aksesuarları bize belirli dönemleri yansıtıyor.

Selçuklu’dan günümüze zengin giyim kültürü

Selçuklu’dan bu yana Türk giyim kültürünün ne kadar zengin olduğunu görüyoruz. 16.yy’dan itibaren Üsküdar’a damgasını vurmuş hanım sultanların özellikle kendi dönemlerindeki giysileriyle birlikte bebek formunda üretimi yapılmış. Hanım sultanların giyim özellikleri araştırmalarla ortaya konmuş ve her yüzyılın kendi içindeki değişim süreçleri ele alınmış. Bu koleksiyon Osmanlı tarihinin dönemleri yansıyan birer ayna görevinde bulunuyor. Osmanlı kadın kıyafetleri klasik dönem ve batılılaşma dönemi olarak ikiye ayrılıyor. Klasik dönem batılılaşma dönemine göre kesimler daha sade ve kumaşları daha kaliteli, henüz daha bozulmamış.

Padişahlar da unutulmamış

Müzede sadece hanım sultanların değil padişahların da bebekleri yer alıyor. Osman Gazi, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, I.Mahmud gibi padişahlar müzede hanım sultanların yanında sergileniyor. Bu isimlerin de kıyafetleri farklı dönemleri ve Osmanlı’nın o dönemlerdeki gücünü de temsil ediyor. İlk dönemlerde daha sade olan kıyafetler giderek daha ihtişamlı hale gelmeye başlıyor.

Sultan kıyafetlerini dene videonu paylaş

Müzede bulunan ekranın karşısına geçtiğinizde sultan kıyafetlerini deneyip videonuzu paylaşabiliyorsunuz. Herkesin ilgisini çekecek bu eğlenceli çalışmayı oldukça beğendim ve sizin için denedim.

Hanım sultanlar belgeseli

Müzede ziyaretçilerin Üsküdar Hanım Sultanlar Belgeseli’ni izleyebilecekleri bir oda var. Bu belgeselde hanım sultanların tarihteki yerini ve bebeklerin yapım sürecini görüyoruz.

Hanım Sultanları Evlerinizde Ağırlayabilirsiniz

Müzede ayrıca hanım sultanların kitre bebeklerini satın alabileceğiniz bir bölüm de bulunuyor. Her biri büyük bir incelikle imal edilmiş bu bebekleri satın alarak hanım sultanları evlerinizde ağırlayabilirsiniz.

Online olarak da ziyaret etmek mümkün

Korona dönemi henüz sona ermedi bu nedenle kapalı mekanlarda bulunmayı tercih etmeyenlere de güzel bir haberim var. Müzeyi online olarak ziyaret edebilirsiniz. http://www.uskudarhanimsultanlarmuzesi.com/ linkli internet sitesine girip 3D Müze bağlantısına tıkladığınızda müzeyi gezebilirsiniz. İyi gezmeler!

Şemsi Paşa Camii önündeki tartışmalı platform kullanılamaz hale geldi

Üsküdar Şemsi Paşa Camii önündeki zemini genişletmek için konulan tartışmalı platform kısa sürede kullanılamaz duruma geldi. Yayalar için can güvenliği riski oluşturan platformun etrafı bariyerlerle kapatıldı.

Mimar Sinan eseri Şemsi Paşa Külliyesi’nin önüne, Boğaziçi kıyısına yaya yolu yapmak için 2021 yılı Ocak ayında çalışmaları başlatılan çelik platform vatandaşlar tarafından protesto edilmişti.

Şemsi Paşa Külliyesi önünde yürütülen projeye 2017 yılında, külliyenin önüne çakılan kazıklar ve sebep oldukları tahribat yüzünden büyük tepki gösterilmişti. İtirazlar üzerine Üsküdar Meydan Projesi’nin Şemsi Paşa Camii’ni ilgilendiren bölümünde revizyona gidileceği açıklanmıştı. Planın tümden iptal edilmesi beklenirken dört yıl sonra çelik platform ile aynı proje tekrar başlamış, vatandaşlar İBB’yi bu karardan vazgeçmeye çağırmıştı.

Mahir Polat platform kaldırılacak demişti

Konuyla ilgili gelen tepkiler üzerine ocak ayında açıklama yapan İBB Genel sekreter yardımcısı Mahir Polat: “Bu konsol, caminin kara tarafında bulunan yaya yollarının düzenlenmesi ile güvenli bir geçiş alanı oluşturulacak çalışma yapılarak kaldırılacaktır.” demişti.

Kullanılamaz hale geldi

Ocak 2021’de çalışmaları başlayıp daha sonra kaldıracağı söylenen platform Mayıs ayında kullanıma açılmıştı. Açılmasının üzerinden iki ay geçen ve kullanılamaz duruma gelen platformun akıbetinin ne olacağı ise bilinmiyor.

Selime’ye sakinlerinin yaz kabusu: Gürültü kirliliği

Üsküdar Selimiye’de denetimden uzak yapılaşmalar can güvenliğini tehdit ederken yarattığı gürültü kirliliği nedeniyle de mahalle sakinlerinin kâbusu haline geldi.

İki yıldır devam eden koronavirüs salgınıyla birlikte yaygınlaşan evden çalışma modeli birçok sektörde kalıcı hale geldi. Ancak bu model evden çalışanlar için yeni sorunlar doğurdu. Gürültü kirliliği de bunlardan biri…

Yaz aylarının da gelmesiyle birlikte İstanbul’un hemen her köşesinde başlayan ve denetime tabi tutulmayan inşaat gürültüsü sosyal yaşantıyı olduğu kadar çalışma hayatını da tehdit eder hale geldi. Müşteriyle yapılan bir görüşme sırasında arkadan gelen bir hilti sesi ya da bir makalenin ortasındayken konsantrasyonunuzu bozan bir matkap, çalışanlar için kabusa dönüştü. 

Yaşam alanlarında daha fazla yeşil alan ve sakin bir mahalle yaşantısı arayanların tercih ettiği Üsküdar’ın Selimiye Mahallesi sakinlerinin de en çok şikâyet ettiği konuların başında geliyor gürültü kirliliği.

Dar sokaklarda yapımı süren inşaatlar gürültü kirliliğinin yanında çevreye de zarar verirken mahalle sakinleri Üsküdar Belediyesi’nin bir çözüm bulmasını bekliyor. 

Gazete Üsküdar’a konuşan Özge Arabacı ve Samim Kerem Sayın, “gürültü nedeniyle çalışma hayatlarının zora girdiklerini” söylerken, yerel yönetimlerin acil önlem bulmasını talep ediyor.

Yine aynı mahallede yaşayan ve yüksek lisansını İstanbul’da mekânsal damgalamanın haritalandırılması üzerine yapan Mimar Hürşah Utku Kaya ise, “Sabah erken saatlerde kamu yararına özel bir izin bulunmadığı sürece gürültülü iş kollarına izin verilmemeli ve iş programları bu şekilde planlanmalıdır,” önerisinde bulundu.

“Bazen müşterilerin sesini duyamıyorum”

Reklam sektöründe görev alan ve yaklaşık iki yıldır evden çalışan Özge Arabacı sokağında devam eden inşaat nedeniyle çalışamadığını söylüyor. Mesaisinin büyük bir bölümünü online görüşmelerle geçiren Arabacı, “gün geliyor bazen müşterinin sesini duyamıyorum. Yaz nedeniyle camı dahi açamıyorum. Bu gürültüde evden çalışmak için büyük efor sarf ediyorum,” diyor.

Üsküdar Belediyesi’nin bir an önce önlem alması gerektiğini ifade eden Arabacı sözlerini şöyle tamamlıyor: “Her köşe başında beliren inşaat seslerinden dolayı çalışmak mümkün olmuyor. Kimi zaman geliyor telefon görüşmesi yaparken araya inşaat sesleri giriyor. Online toplantılarda bazen müşterinin sesini dahi duyamıyorum. Evlerimiz çok sıcak olmasına rağmen cam bile açamıyoruz. Belediyenin bir an önce gürültü sorununu kontrol altına almasını talep ediyorum.” 

“Yaz aylarında gürültü nedeniyle camları dahi açamıyoruz”

Selimiye sakinlerinden bir diğeri ise Samim Kerem Sayın. Online olarak eğitimini sürdüren Kerem Sayın, gün boyu devam eden inşaat ve gürültü nedeniyle derslerine konsantre olamamaktan şikayetçi. Kimi zaman sınavlar esnasında yüksek sese maruz kaldığını belirten Sayın sözlerini şöyle sürdürdü:

“Plansız yapılan kentsel dönüşüm, her köşe başına verilen inşaat izni nedeniyle, çok büyük bir gürültü kirliliğinin içindeyim. Köşe başlarında bitiveren inşaatlar gürültü kirliliği yarattığı gibi aynı zamanda da çevre güvenliğini tehdit ediyor. Üsküdar Belediyesi ile defalarca görüşmemize rağmen bir çözüm sağlanamadı. Yerel yönetimin bir an önce, inşaata değil yaşam alanlarına öncelik vermesi gerekiyor.”

“Sürekli olarak huzursuz kentler yaratılıyor”

Kendisi de Selimiye’de yaşayan Mimar Hürşah Utku Kaya ise “sokak aralarında çok sayıda devam eden inşaatların ‘konut sorununu çözmeye yönelik’ olmadığının” altını çiziyor. 

“Türkiye’de ekonomik gidişat çok uzun zamandır sadece inşaat sektörü üzerinden sağlandığı için haliyle her köşe başında yeni başlayan bir inşaatla karşılaşıyoruz. Sürdürülebilir bir ekonomik sistemin olmaması ve yaratılmaması da bu durumu tetikliyor. Gerçekleşen inşaat çalışmaların çok büyük bir kısmı esasen konut problemini çözmeye yönelik değil. Çünkü bu çalışmalar toplumsal ve sosyo ekonomik olarak ele alınıp ve bunun üzerinden bir planlama ile yürütülmüyor. Ayrıca büyük kentler hızla göç almaya devam ediyor. Üniversitelerin açılması ve veya kentlerde oluşturulan yeni iş alanları da genel bir planlama ile değerlendirilmiyor. Bu da sürekli bir kentsel dolaşım ve huzursuz kentler yaratıyor.”

“Denetimden uzak, iş güvenliğini hiçe sayan yapılaşma…”

Planlama olmadan yapılan konutların sorunu çözmediğini, aksine kentsel sorunlar yarattığını belirten Kaya, inşaat çalışmalarının çoğunun denetimden uzak olduğunun altını çiziyor:

“Sürekli yeni bir konut ihtiyacı, yeni işletme ve sürekli bir tadilat hali var ülkede. Günü kurtarmanın ötesine de geçilemiyor haliyle. Genel bir ekonomik, kültürel planlama da olmadığı için bu durumu kontrol edebilecek bir mekanizma da bulunmuyor. Yerel ve merkezi yönetimlerin, gerekli bakanlık ve gerek daire başkanlıkları aracılığıyla bu alanlarda denetimi stabil ve kontrol edilebilir bir hale getirmesi gerekiyor. Ucuz iş gücünden tutun da güvencesiz çalışma ile yürütülen bu çalışmaların büyük çoğunluğunda aslında yasal gereklilikler hiçe sayılarak yapılıyor. Eldeki mevcut yasalar dahi görmezden geliniyor”

“İnşaatın çalışma saatleri kamusal alana göre ayarlanmalı”

Yerel yönetimlerin kent sakinlerinin yaşam alanlarında güvenliğini sağlaması ve denetlemesi gerektiğinin altını çizen Kaya, önerileriniyse şöyle sıralıyor:

“Bu konuda yerel yönetimler öncelikle çalışanın ve kent sakinlerinin güvenliğini sağlamaya yönelik tedbirleri almalı. Aynı zamanda hesap sorulabilir bir kayıtlı çalışmayla hem çalışanın hem de hakları korunacaktır hem de şikayet edilen bu keşmekeş düzen ortadan kalkacaktır. Böylece şikayetçi olduğunuz zaman karşınızda bir muhatap ve bir yaptırım de bulunacak. 

Bir diğer nokta ise çalışma saatlerinin denetlenmesi. Sabah erken saatlerde kamu yararına özel bir izin bulunmadığı sürece gürültülü iş kollarına izin verilmemeli ve iş programları bu şekilde planlanmalıdır. Bu tabi ki gürültü dışındaki yaratılan bu durum inşaat kirliliği için de geçerli. 

Aynı şekilde hafta sonları ve özellikle pazar günleri şantiyelerin ve tadilatların herhangi bir şekilde gürültü yaratacak uygulamalara, kamu yararına özel bir sebep olmadığı sürece izin verilmemeli. Yerel yönetimler bu konularda ısrarcı olur ve yaptırım uygularlarsa bu zaten herkes için daha yararlı ve sürdürülebilir bir kültür olarak devam edecektir. Merkezi yönetimlerin ve yerel yönetimlerin elbette bu çalışmaları ortak bir omurga üzerinden inşa etmesi ve el birliğiyle çalışması da gerekiyor. Fakat bizde bu iki yönetim birbirinden bihaber ve hatta birbirinden saklanarak çalışıyor. Aslında bu sorunu bir bütün olarak değerlendirmek uzun vadede daha iyi sonuçlar verecektir.”

Beylerbeyi Tarihi Tüneli hala açılmadı

1829 yılında temeli atılan Beylerbeyi Sarayı Tarihi Tüneli, son olarak 2017 yılında trafiğe kapatıldı. Restorasyon sebebiyle kapatılan tünelin kısa sürede açılacağı söylense de Üsküdar’i Beylerbeyi’ne direkt olarak bağlayan tünel 4 yıl geçmesine rağmen açılmadı. 

II. Mahmud tarafından yaptırılan Beylerbeyi Sarayı Tarihi Tüneli 1832’de açılmıştır. 230 metre uzunluğundaki tünel öncelikle Beylerbeyi Sarayı’nı ana yoldan ayırmak için yaptırılsa da sonrasında Beylerbeyi ve Üsküdar’ı birbirine bağlayan karayolu olarak kullanılmıştır. İşletmesi İBB’ye ait olan tarihi tünel Boğaziçi Köprüsü inşa edildikten sonra, 1975’te yaya ve araç trafiğine kapatılmıştır. 

Beylerbeyi Sarayı Tarihi Tüneli 19 Eylül 2016’da yeniden trafiğe açıldı. Çengelköy Üsküdar istikametindeki yolda Boğaz trafiğini rahatlatması ve eski tarihi dokuyu yaşatması planlanan tünel 2017’de kapatıldı. Restorasyon ve bakım çalışmaları sebebiyle kapatıldığı belirtilen tünelle ilgili Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen açıklamada bulunmuştu:

“Birtakım zemin sıkıntıları yaşadık. Tünelin bu kullanımdan dolayı, üst kısmında taşları tutan sıvalar var, o sıvalarda dökülmeler ortaya çıktı. Tünelimiz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon birimi tarafından alınan karar gereği kapatıldı. Şimdi bakıma alındı. Tünel yakında tamamlanıp tekrar açılacak. Hiç kimse endişe etmesin. Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu gözetiminde de restorasyonu yapılıyor. Tabi tarihi bir eser, tarihi bir doku var orada, onu bozmamamız lazım. Hemen hızlıca yeni bir tamir-tadilatla tüneli açacağız. Bir iki aya açılacak. Çok zor bir iş değil. Çünkü çok güzel estetik bir tünel. O güzelliği yok etmeyelim diye önceden bir tedbir almış olduk.”

Bir iki ay içinde açılacağı söylenen tünelin kapanmasının üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen Beylerbeyi Sarayı Tarihi Tüneli halen kapalı, ne zaman açılacağıyla ilgiliyse bir bilgi yok. 

Sedat Anar: “Üsküdar, Her Zaman Nihavent Makamındadır!”

Sedat Anar her ne kadar santurla anılsa da hemen her enstrümanı çalıyor, besteler yapıyor. Kendisiyle ‘yeni memleket’i Üsküdar’ı konuştuk: “Benim sığınağım Doğancılar Parkı karşısındaki Üsküdarlı Muhammed Nasuhi Efendi Cami arkasında yer alan saklı bahçedir. Her gittiğimde çok güzel bir sessizlik ile huzur buluyorum.”

Birçok enstrüman çalıyorsunuz ama santur sizinle özdeşleşmiş gibi… Üsküdar’ın hangi köşesinde santur duyuyorsunuz?

Türkiye’de icracısı çok az olduğu için ve ilk solo santur albümlerini yaptığım için santur benimle özdeşleşti. Google’a bile santur yazınca benim görselim ya da videom çıkıyor. Santurun unutulmaya yüz tutmuş yanıyla mücadele ettim. Albümler yaptım ve santur hakkında Türkiye’de tek kitap olan Santurnâme’yi yazdım. Bütün bunlar beni mutlu eden şeyler. Üsküdar’da daha doğrusu Üsküdarlılara santur sesini duyurmak beni çok mutlu etti. 2015 yılından beri -kafelerde ve kültür merkezi salonlarında- Üsküdar’da toplam 30 konser yapmışım. Bu konserlerin güzel tarafı her zaman tıklım tıklım dinleyiciler olmasıydı. Üsküdar’ın her tarafında santur duyulsun istiyorum ama konser için yeterli imkanlar sağlanmıyor. Bir sponsor bulsam kendim küçük ses sistemi ile birkaç eşlikçi müzisyen dostumu da yanıma alarak Üsküdar’ın tüm sokaklarında santur çalarım. 

Üsküdar, tarih boyunca sanatçılarıyla da meşhur olmuş bir şehir. Siz de Selimiye’de yaşıyorsunuz. Şehrin melodik duygularını tarif eder misiniz?

Ben 2016 yılının mart ayından itibaren İstanbul’da yani Üsküdar’da yaşıyorum. Bu altı yılın ilk üç yılını Çamlıca’da yaşadım. Üç yıldır da Selimiye’de yaşıyorum. Kendim Ankara’da sekiz yıl boyunca sokak müzisyenliği yaptığım için doğal olarak İstanbul denince aklıma ilk sokakları geliyor. Bir sokağa girince ilk düşündüğüm şey “santur sesi bu sokağın neresinde daha güzel tınlar” oluyor. Gürültü ve uğultular içinde güzel bir melodi bırakmak bir başarı işidir. Santurun kendiliğinden akustik olarak yüksek volümlü bir enstrüman olmasından ötürü bu başarı iyi bir icrayla başarılı bir şekilde sağlanıyor. Yani bir süre sonra kalabalık insan sesleri ve gürültüler bu şehrin yani İstanbul’un melodik duyguları olarak geliyor. 

Üsküdar’ın en özel köşesi neresi size göre, nerelerde vakit geçirmekten hoşlanıyorsunuz?

Benim sığınağım Doğancılar Parkı karşısındaki Üsküdarlı Muhammed Nasuhi Efendi Cami arkasında yer alan saklı bahçe. Her gittiğimde çok güzel bir sessizlik ile huzur buluyorum. Orada hissettiğim manevi duygulardan ötürü Nasuhi Efendi’nin şiirlerine beste yaptım. Bunu yaparken de inanılmaz keyif aldım. Tabii bir de Selimiye’yi yani mahallemi çok seviyorum. Zamanımın çoğu evde olduğu kadar Selimiye Camii avlusunda da geçiyor. Tıpkı saklı bahçe kafesinde hissettiğim duyguları Selimiye camii avlusunda da hissediyorum 

Üsküdar bir makam olsaydı, ne derdiniz?

Kesinlikle Nihavent derdim. Çünkü nihavent makamı her yanında neşve dolu bir lezzet bırakıyor kulağa

Son olarak bestelerinize yön veren Üsküdarlılar kimlerdir?

İlk başta dediğim Üsküdarlı Muhammed Nasuhi Efendi. Sonra divanını her okuduğumda bana farklı bir bakış açısı sunan Aziz Mahmud Hüdayi. Sonra bir milyon tıklanan bestemin müellifi olan Yaman Dede. Mezarı evime 700 metre uzaklıkta. Her gün gidip Fatiha okuyorum başında. Sonra da kimselerin bilmediği Seyyid Haşim Baba.

Lale Devri’ni Üsküdar’a Taşıyan Cami!

Üsküdar iskelesinin yerini iki cami belli eder: 16. asır yapısı Mihrimah Sultan Cami ile 18. yüzyıl eseri Yeni Valide Cami. Klasik Osmanlı mimarisinin sonu yeni sanatsal anlayışın başlangıcı olarak kabul olarak kabul edilen Valide-i Cedid Külliyesi’ni adımlayalım mı?

Bazı şehirleri yahut sessiz köşelerini anarken; Ahmet Hamdi’yi anımsamadan, ona selam vermeden kapıdan içeri girilmez. Marmaray çıkışının Hakimiyet-i Milliye Caddesi’ne denk düşen Yeni Valide Külliyesi’yle göz göze gelirsiniz. Beş Şehir yazarının şu cümlesi caminin, türbenin duvarlarına bakarken bir anda sizi bulur ve konuşmaya başlar: “III. Ahmed’in annesi Hatice Gülnûş Emetullah Sultan için yaptırdığı Üsküdar’da çarşı içindeki cami deniz tarafından gelirken görülen kısmı bir tarafa bırakılırsa bulunduğu yerden şehre bir şey ilâve etmez, onu sevmek için yakından, olduğu yerde, yapıldığı sarsıntılı devrin hususî güzelliği ile, dalında bir gül gibi parıldar görmek lâzımdır. III. Ahmed devrinin en güzel eseri odur. Ne Sultanahmet çeşmesi ne Lale Devri’ni, devamı olan I. Mahmud zamanına bağlayan Tophane ve Azapkapı çeşmeleri hattâ o kadar zarif olan, o kadar bizim İstanbul’umuzu veren İbrahim Paşa imaretleri onunla yanşamazlar.”

Klasik Osmanlı mimarîsinin sonu

Üsküdar İskele Meydanı’nın solunda yer alan Yeni Valide Külliyesi, Klasik Osmanlı mimarisinin son ve Lâle Devri’nin en önemli örneği olarak kabul ediliyor. Külliye, III. Ahmed’in annesi Gülnûş Emetullah Sultan tarafından yaptırılır. Peki, niye yeni adıyla tesmiye olunmuş? Çünkü Mimar Sinan’ın son eseri olarak bilinen ve yine Üsküdar hudutlarında yer alan Atik, yani Eski Valide Cami ile ayırt edilmesi için böyle bir terkip düşünülmüş. Külliyenin inşasına 7 Kasım 1708 tarihinde başlanır, 5 Mart 1711’de ise kapılarını ibadete açar. Klasik şemayı hatırlatalım: Kompleks; cami, sıbyan mektebi, imaret, türbe, hazîre, sebil, çeşmeler, abdest muslukları, hela, su haznesi, gusülhane, meşruta, dükkânlar ve hünkâr kasrından müteşekkil. Yapılarda kullanılan mermerler Marmara adasından gelmedir, belirtelim. Mimarın kimliği biraz flu; ama ittifak edilen isim Sinan’ın hemşerisi Kayserili Mehmed Ağa. Biraz sanat tarihi damarından devam edelim: Külliyede klasik normların etkisi güçlü olmakla birlikte başta süsleme olmak üzere ayrıntılarda bazı yenilikler göze çarpıyor. Yapılar merkezdeki caminin ve bunu kuşatan dış avlunun etrafına yerleştirilmiş. Sadece imaret bu gruptan ayrılarak deniz kıyısında inşa edilmiş. O da bugün yeniden gün yüzüne çımayı bekliyor, hatırlatalım. İsmet Paşa devrinde, yani 1940’ta kapsamlı bir onarım gören külliye en son 2014’te restoreye tabi tutulmuştu.

Sanatsal bir buluş!

Külliyenin en önemli unsuru olan cami merkezî kubbeli harim ve revaklı (üstü örtülü) avlu. Yapıya yelpaze gibi açılan taş merdivenlerle ulaşılıyor, merkezî kubbeli bölüm ve iki yanındaki avlularla Tahtakale’deki Rüstem Paşa Camii’nin bir tekrarı gibi. Minber ve mihrap klasik üslûpta yani hemen her camide karşınıza çıkacak bir form. Çinileri görünce aklınıza İznik gelmesin; çünkü bunlar Kütahya üretimi. Kubbe eteğinde dolanan mukarnaslı frize de bakın. Yeri gelmişken; mukarnas terimini sıklıkla duyarsınız. Petekler dizisi ya da hücreler halinde istiflenmiş görüntü veren mukarnas, bulunduğu yerde hem taşıyıcı hem süsleyici işlev görür. Aynı zamanda geometrik bir tasarımın üçüncü boyuta aktarılmış bir uygulaması olduğu için ışık-gölge oyunlarıyla soyut anlamlara açılabilen bir penceredir. Sanat tarihçisi Selçuk Mülayim’e göre bu sebeple de görünüş olarak Müslüman sanatçının tasvirden uzak duran anlayışına cevap veren bir buluştur.

Kuşevleri caminin minyatürü olarak inşa edilmiş

Nedendir bilinmez camiler, kendisini Müslüman olarak tanımlayan bazı kişilerin hırsızlık alanlarıdır. Tanrı’nın huzurunda ayakkabısının çalınıp çalınmayacağını düşünen Müminin hâli trajik olsa gerek. Bunu şunun için hatırlatıyorum: Mihrabın solunda duvarda asılı Kâbe örtüsü çalınmış. Son cemaat yerindeki en gösterişli eleman; taş konsollar üzerine oturtulmuş mükebbireler olsa gerek. Hemen onun da ne işe yaradığını söyleyelim: Büyük camilerde müezzinlerin, son cemaat yerlerinde namaz kılan halka, imamın tekbirlerini tekrar etmek üzere bulundukları çıkıntılı balkonlara verilen addır. Camiyi saran duvarların üst taraflarında Allah evinin minyatürü de olan kuş evlerini lütfen fotoğraflayın. Osmanlı tarihinin bir savaş ve antlaşmalar tarihi olmadığını gösteren gündelik ve sosyal hayatın bir parçası çünkü detaylar. Cami kitabelerini yazan Osmanzâde Ahmed Tâib Efendi ile Bursalı Hezarfen Mehmed Efendi anmış olalım.

Çeşmede Lale Devri’ni görmek!

Hani bazı optik resimler vardır, dikkatli bakınca geometrik gelgitler olur. İşte caminin çeşmelerine uzun uzun bakınca da Lale Devri’ne ışınlanıyorsunuz sanki. Taş süslemeler, ince bir işçilikle kaydedilmiş. Özellikle kâse içine yerleştirilmiş meyve kompozisyonları, III. Ahmed’in Topkapı Sarayı’ndaki hususi odasında karşımıza çıkan harikulade ayrıntılar. Resim-heykel kültürüyle yetişmiş Batılı turistlere bu çeşmelerin önünde her daim tesadüf etmeniz tesadüf değildir. Son söz girişte de olduğu gibi Tanpınar’ın: “Bu camiin yanında, çarşı içindeki Hatice Emetullah Sultanın türbesinde insan devir denen şeyi çok iyi anlıyor. Ne 15. ne de 16. asırlarda böyle bir türbe yapılamazdı. Bu hissîlik, ölüme sindirilen bu kadınlık ancak geleneklerin çözülmeye başladığı bir zamanda olabilirdi. Uzaktan büyük bir kuş kafesini andıran şekli de ancak 17. asır sonunda yavaş yavaş başlayan ve İbrahim Paşa zamanında tam kıvamını bulan o çocukça natüralizmden doğabilirdi.”

Süleyman Faruk Göncüoğlu: Üsküdar’a yeni anlamlar yüklendikçe Üsküdar’da bir kimlik sorunu oluştu

Süleyman Faruk Göncüoğlu, İstanbul üzerine kaleme aldığı monografilerle tanınan bir sanat tarihçisi. Kentlilik bilincini her zaman vurgulayan Göncüoğlu, “Restorasyon; geri dönüşü olmayan bir yoldur. Bir eseri ihya edeceğiz derken; şehrin kültür hatırasını ortadan kaldırmanız işten bile olmayabilir.” diyor.

Üsküdar, bilhassa son zamanlarda restorasyon yanlışlıklarıyla da gündemde. Bir sanat tarihçisi olarak bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Restorasyon mevzuu esasında bir kültürel mevzu ama bir o kadar da fizikî bir gerçeklik. Onarımın kültürel yönü şudur: Bir aidiyet duygusu hissedersiniz. Ancak bu duyguyu tıpkı binalarda olduğu gibi tahrip etmemek gerekir. Şemsipaşa, halk dilindeki ifadesiyle Kuşkonmaz Camii önündeki yaya yolu meselesini örnek verelim. İstanbul’da uzun yıllar belediye başkanlığı yapmış çok büyük katkıları olan Mimar Kadir Topbaş dönemde yapılan bu proje, maalesef kötü bir uygulama olmuştur. Olaya sadece bir mühendislik olarak bakıldığı için de bugün Şemsipaşa Camii’nde yaşananlar bir şehircilik kargaşasıdır. Tekrar edeyim: Restorasyon; o bölgede o eserin geçmişi ile alakalı duygusal bağını, tarihini, coğrafyasını çok iyi bakmak demek aslında. Bugün maalesef, onarım dendiğinde sadece eski fotoğraflar baz alınıp; ‘o dönemin özellikleridir’ ön kabulü ile işe girişiliyor. Şunu da unutmamak gerekir: Restorasyon; geri dönüşü olmayan bir yoldur. Bir eseri ihya edeceğiz derken; şehrin kültür hatırasını ortadan kaldırmanız işten bile olmayabilir.

Üsküdar; Marmaray, Metro ve çokça otobüs durakları ulaşılabilir ve epey kalabalık bir meydana sahip oldu. Bu yoğunluk şehrin dokusunu örseliyor mu?

Üsküdar, tarih boyunca Anadolu’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Anadolu’ya açılan bir kapı olmuştur. Dolayısıyla bu ‘altın şehir’ her zaman yoğun ve kalabalık olmuştur. Evet, geçmiş dönemlerde bir Üsküdar meydanından bahsedemeyiz ama şehir her daim kalabalığın ayak sesleriyle yoğrulmuştur. Üsküdar bölgesi, İstanbul’un en zengin esnaf çarşısında olduğu yerdi eskiden. Hatta çok yakın tarihlere kadar Kadıköy’den Üsküdar çarşısı alışverişe gelinirdi ama bugün maalesef Üsküdar çarşısı çökmüş vaziyette. Nüfus yoğunluğu, eski kaliteyi, gelenekselliği büyük oranda ortadan kaldırdı. Günümüzde o geleneksel Üsküdar çarşısı ve Üsküdar esnafının tarzı, yerini düşük profile terk etmiş durumda. Yoğunluk, belki Üsküdar’a bir hareket getirdi, iş merkezlerini canlandırdı ama eski doku, eski örf, eski âdetler örselenmiş oldu. Olaya bu yönden bakarsak; Üsküdar büyük bir kayıp yaşıyor.

Eski Üsküdar ile Yeni Üsküdar arasında sadece zaman ve mekân farkı yok. Sizin Üsküdar’ınız nereye denk düşüyor?

Bence Üsküdar üç yerle tarif olunur: Mihrimah Sultan Külliyesi, Yeni Valide Külliyesi ve Üsküdar çarşısı. Üsküdar meydanı dediğimiz alan bu üç temel üzerine kurulmuştur. Ama şehre bütün olarak bakacak olursak Atik Valide Külliyesi’ni pekâlâ dâhil edebiliriz bu şemaya. Üsküdar; bugün değişiyor, görece gelişiyor ve hâliyle bozluyor. Ama bu saydığım yerler ayakta olduğu müddetçe Üsküdar, bir şekilde var olacaktır. Fakat Üsküdar’a yeni anlamlar yüklemeye çalışırken bu esaslar dikkate alınmadığı için Üsküdar’da yavaş yavaş bir kimlik sorunu oluştuğunu da ifade etmek isterim.

Ara Başlık: “Üsküdar; İstanbul’un Anadolu’ya Anadolu’nun İstanbul’a açılan kapısıdır.”

İstanbul’un İlkleri kitabınızdan hareketle Üsküdar’da kaybolan en değerli hatıra neydi?

Üsküdar, pek çok ilklere ev sahipliği yapmış bir şehir. Bunun sebebi de başta ifade ettiğim üzere İstanbul’un Anadolu’ya Anadolu’nun İstanbul’a açılan kapısı olmasıdır. Bilhassa sosyal donatı olan külliyeler bölgesi bu ilklerin başını çeker. Bence Üsküdar’ın İstanbul’a en güzel hediyesi ‘Üsküdar tavrı’ denilen ezan musikisidir. Bu özellik şimdilerde tekrardan canlılık buluyor ki bu yerinde bir gelişmedir. Bir de Yahya Kemal’in ifadesiyle Üsküdar; İstanbul’un fethini seyreden semttir. Yine burası, esasında kesintisiz olarak Mekke-Medine’ye bağlanan noktanın başına teşkil ettiği için Kâbe toprağı olarak da tarif edilmiştir, Osmanlı boyunca. İlk İslam ordularının İstanbul’u seyrettiği yerdir Üsküdar. İstanbul’un ilk Türk mezarlığı addedilen Karacaahmet’in teşekkül ettiği yerdir yine. İstanbul’un simgelerinden olan Kız Kulesi bir Üsküdar güzelidir. Belki paradoks olacak ama Çamlıca Tepesi’ne yapılan yeni kule de İstanbul’un yeni sembolü olarak gündeme geldi.

İcadiye’de ikamet ediyorsunuz… Tanpınar aynı adlı şiirinde şöyle der: Bir gün İcadiye’de veya Sultantepe’de/Bir beste kanatlanır, birden olduğun yerde/Bir kâinat açılır, geniş, sonsuz, büyülü/Bugünün rüzgarında yıkanan mazi gülü…” Peki, siz mahallenizi nasıl tarif edersiniz?  

Benim mahallem bir zaman tüneli gibi. Bugün çarpık yapılaşmaya feda edilmiş İstanbul’da, İstanbul dokusunu muhafaza eden yerlerin başında İcadiye- Kuzguncuk hattı yer alır. 19. Yüzyıl başlarında yavaş yavaş uygulamaya koyulan ızgara planlı şehir sisteminin İcadiye’de görürüz. Smet, bu yapısını hâlâ, bir şekilde koruyor, inşallah da bozulmaz. Klasik anlamda Üsküdar esnafı dediğimiz profille gene İcadiye hudutlarında karşılarsınız. Bana kalırsa İcadiye; Üsküdar-Bağlarbaşı-Altunizade arasında transit geçiş noktasında yer aldığından dolayı fazla dikkat çekmemiş ve fazla tahrip edilmemiş bir muhit. Hiç kuşku yok ki İcadiye-Kuzguncuk, çok renkli kozmopolit İstanbul’un en güzel ve anlamlı yerlerin başında geliyor. Mesela bu özel sınırlar içine Çengelköy’ü dâhil edemiyorum; çünkü Çengelköy artık bir yok oluşun sonucudur.

Bu semtte, hâlâ ‘ikinci zaman’ı hissettiğiniz yerler neresi?

İstanbul’un bugün günübirlik turizm güzergâhlarının başında Kuzguncuk geliyor. Kuzguncuk, bir tarih sergisi gibi. Eski İstanbul sokak dokularını hâlen kendi bünyesinde yaşayan güzide ve müstesna bir semt. Sivil mimari örnekleri görebileceğiniz, çok sesliliği muhafaza eden, Boğaziçi’nin bu eski köyü, benim için ‘ikinci zaman’ı hissettiğim yerdir, diyebilirim. Çünkü İstanbul’da semt denince benim aklıma önce Kuzguncuk geliyor.