Çevre örgütlerinden Validebağ Korusu koruma amaçlı imar planlarına itiraz

Üsküdar Altunizade’de bulunan İstanbul’un kamu kullanımına açık üçüncü, Anadolu yakasının en büyük yeşil alanı olan birinci derece doğal sit alanı statüsündeki Validebağ Korusu yeni bir yapılaşma tehdidiyle karşı karşıya.

Validebağ havzasında maliyelerini sürüdüren Validebağ Gönüllüleri ve Validebağ Savunması çevre örgütleri Validebağ Korusu için düzenlenen Koruma Amaçlı İmar Planı’na karşı itiraz için 17 Mayıs Pazartesi günü saat 10.30’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul Ataşehir İl Müdürlüğü önünde itiraz dilekçesi verme çağrısında bulundu.

Yapılan Çağrı Şöyle:

“Sevgili Koru dostları, Koru’da hareketli günler bitmiyor.

#ValidebağKorusu için düzenlenen Koruma Amaçlı İmar Planı’na karşı itiraz dilekçelerimizi veriyoruz!

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul Ataşehir İl Müdürlüğü Önü

17 Mayıs 2021 Pazartesi, Saat: 10.30

Buluşma 9.45, araçlar Koşuyolu ve Acıbadem’den kalkacaktır.”

Küçüksu’da baz istasyonu gerilimi

Üsküdar Küçüksu’da belediyenin izni doğrultusunda başlanan baz istasyonu yapım çalışmalarına mahalle sakinlerinden tepki geldi. Mahalle sakinlerinin kalabalık bir şekilde toplanarak engel olduğu baz istasyonu yapım çalışmalarına şimdilik ara verildi.

Üsküdar Belediyesi’ne bağlı Küçüksu Mahallesi’nde edinilen bilgilere göre Turkcell’e ait bir baz istasyonu yapımı mahalle sakinleri tarafından engellendi. Zabıta ve polisin de olay yerine geldiğini belirten mahalle sakini Şule Akansu, olayı Gazete Üsküdar’a anlattı.

“Belediyeden henüz ses yok”

Daha öncede aynı yere baz istasyonu için gelindiğini belirten Şule Akansu, mahalle sakinlerinin tepkisi sonucunda baz istasyonunun iptal olduğunu hatırlattı.  İBB’den herhangi bir izin alınmadığını söyleyen Akansu, “Üsküdar Belediyesi’nin onayı var deniyor. Şimdi zabıta geldi durdu ama belediyeden bir ses yok. Bütün mahalleli olarak kaldırımın üstüne ve yerleşim bölgesinin içine yapılan bu baz istasyonunu istemediğimizi belirttik. Biz burada vatandaşlar olarak duruyoruz. Onlar da çalışmaları durdurdular ama başında bekliyorlar,” dedi.

Baz istasyonu yapım çalışması

Mahalle sakinleri teyakkuzda

Üsküdar Belediyesi yetkililerine ulaşamadığını söyleyen Şule Akansu:  “İBB’den şu anda gelen yok, sadece Üsküdar Belediyesi’nin zabıtaları ve polis var,” derken, toplamda 20 kişi kadar mahalle sakinin süreci yakından takip ettiğini aktardı. Sokağa çıkma yasağına bu çalışmanın denk getirilmesine değinen Akansu: “Hatta dün gece sabaha karşı gelmişler. Bizim siteden arkadaşlar görüp durdurmuşlar. Şu anda insanlar fark etmesin, gelmesin diye sokağa çıkma yasaklarından istifade ediyorlar. Çıkanlara da polis yasak var diyerek ikaz ediyor,” dedi.

Son olarak baz istasyonu için kaldırımda açılan çukurun geri kapatılmadığını söyleyen Akansu:“Üsküdar Belediyesi’ndeki yetkililere ulaşamıyoruz. Mahallemizden arkadaşlar İBB’den yetkilileri aramışlar fakat bilgimiz yok demişler. Zabıtalar siz gidin diyor. Daha sonra burası yapıldıktan sonra itirazınızı bildirirsiniz diyorlar… Mantık mı bu?” şeklinde sitem etti.  

Olay yerine zabıta ve polis ekipleri de geldi.

Peki yasal mevzuat nedir?

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK), baz istasyonlarının kurulumu için “Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve Denetimi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uyulması kaydıyla kapsama ve kapasite artışı sağlanması gereken yerlerde kurulabilmektedir,” diyor.

Osman Çerezci ve Selim Şeker’in 2014 yılında yazdıkları “Baz İstasyonları Nerelere ve Nasıl Kurulmalıdır?” isimli makalede konuyla ilgili mevzuatın teknik eksikliklerini incelenmiş. Makalede sağlık açısından dikkat çeken bir tespitte var. Bu durum şöyle açıklanmış: “Uzmanlar son yıllarda şehir için artan radyasyon nedeniyle baz istasyonlarının son derece dikkatli ve güvenli bir şekilde yapılmasını söylüyor. Elektromanyetik Alanlar Güvenlik Komisyonu’nun (ICEMS) 22-24 Şubat 2006 tarihinde İtalya’nın Benevento kentinde ‘Elektromanyetik Alanlara İhtiyatlı Yaklaşım: Mantıksal Temel, Yasal Düzenlemeler ve Uygulama’ başlığında düzenlediği toplantı ışık tutar niteliktedir. Bildirgede, elektromanyetik alanların olumsuz sağlık etkilerine yönelik kanıtların arttığı, bu kanıtların halk sağlığı sorunu olarak ele alınması ve incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bildirgede elektromanyetik alanların biyolojik sistemleri etkilemediği görüşünün bilimsel düşünceyi temsil etmediği belirtilmektedir.”

Baz istasyonu konusunda kazanılan bir dava var

2010 yılında Sabit Yalçın’ın, evinin karşısında bir çatıya konulan baz istasyonuna karşı 3,5 yıl boyunca tek başına verdiği hukuk mücadelesi sonucunda mahkeme tarafından baz istasyonunun sökülmesine karar verilmişti ve baz istasyonu sökülmüştü.

Bolununsesi.com’dan edindiğimiz bilgilere göre Yargıtay 4 mart tarihinde verdiği kararda; “…Baz istasyonunun yaydığı radyasyonun referans değerlerinin altında olsa bile, zaman içinde bölgede radyasyon yoğunlaşması ve buna bağlı olarak hastalıklara yol açacağına…” hükmederek Sabit Yalçın’ı haklı bulmuştu.

Üsküdar’ın temizlik işçileri: “Bizi insan yerine koymuyorlar”

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde Üsküdar’ın temizlik işçileri ile sorunlarını ve beklentilerini konuştuk. Bir temizlik işçisi “Artık bizi insan yerine koymuyorlar. Üsküdar Belediyesi’nin gözünde değerimiz yok ama Üsküdar’ı Üsküdar yapan şey temizlik” diyerek sitem ediyor.

Türkiye’de 11 Mart 2020 tarihinden itibaren yasaklarla birlikte ilan edilen karantina günlerinde herkes evlerine kapandı. Sağlık çalışanları, kuryeler, temizlik işçileri gibi çalışmak zorunda olanlar ise sahadalardı…

Çevre temizliği toplum sağlığının demirbaşlarındandır. Biz evlerimizde salgınla mücadele ederken dışarıda bizim refahımız ve sağlığımız için haftanın altı günü ter döken temizlik işçileri ise risk alarak çalışmalarına devam ediyorlar.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde Üsküdar Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü’nde çalışan temizlik işçileri ile konuştuk, onların dertlerini dinledik.

Temizlik işçilerinin en büyük problemleri hak ettikleri değeri görmemeleri ve yeterli ücreti alamamaları, üst ve amirleri tarafından insan yerine konmamaları, sözleşmelerinde bulunmayan ağır işlerde çalışmak zorunda kalmaları ve koronavirüs döneminde gördükleri duyarsızlık.

“Üsküdar Belediyesi’nin gözünde değerimiz yok ama Üsküdar’ı Üsküdar yapan şey temizlik.”

Sorunlarını dinlediğim bir temizlik işçisi “Artık bizi insan yerine koymuyorlar. Üsküdar Belediyesi’nin gözünde değerimiz yok ama Üsküdar’ı Üsküdar yapan şey temizliktir. Bütün işler bizim tarafımızdan yapıldığı zaman kamu statüsünde oluyoruz ancak bize yararlı bir şey yapılacağı zaman kamudan muaf oluyoruz. Yani ezilen yine biz oluyoruz. Belediyede hiçbir birim bizim kadar çalışmıyor, bizim kadar ezilmiyor. Hakkımız verilmiyor. Örneğin diğer birimler 1500 lira ikramiye alırken biz 500 lira alıyoruz. Üsküdar Belediyesinin dışında diğer belediyelerle çalışan temizlik işçileriyle aramızda yüzlerce lira fark var. Taşerondan çıkınca herkes bize hayırlı olsun, yarı kadrolu oldunuz dedi. Biz de umutla sevindik. Taşeronda da hakkımız yeniliyordu. Mesai yapıyorduk, doğru düzgün mesai haklarımız verilmiyordu. Belediye devlet kapısıdır, tüm haklarımız verilir diye düşündük ama geçtiğimize pişman olduk. Asgari ücretle bizim aramızda 1500 lira fark vardı. Şu anda asgari ücretle neredeyse aynıyız. Belediyeye geçtikten sonra herkes bizi geçti, biz hâlâ yerimizde sayıyoruz. Keşke taşeronda kalsaydım, en azından her şey dahil 6000 lira maaş alırdım. Eskiden bir pazara çıkardık sepetimiz dolardı, cebimizde para kalırdı. Şimdi pazara çıkıyoruz sepetimiz dolmuyor, cebimizde para kalmıyor. Maaş bitince kredi kartından harcamak durumunda kalıyoruz. Bir tane borcu olmayan temizlik işçisi görmedim, hepsinin kredi kartları patlamış. İşverenler ‘Arkadaşlar biz sizin hakkınızı ödeyemeyiz, inşallah sizin hakkınızı Cenâb-ı Hak öte dünyada ödeyecek’ diyorlar. Bu nasıl bir mantıktır? Benim hakkımı ödeyemeyeceğini düşünüyorsa şartlarda iyileştirme yapmayı neden düşünmüyor? Niye parmağını kıpırdatmıyor? Kaç tane arkadaşımız iş kazasında öldü. Üst mercilerden bir tanesi gelip de cenazeye katılmadı.” diyerek sitemini dile getirdi.

Ayrıca elinde tuttuğu kurabiye kutusunu göstererek sözlerine şöyle devam etti: “Bugün bize kurabiye dağıttılar. Onun kutusuna yapılan masrafa yazık. Onu vermekle bizim gönlümüzü alamazlar. Onlar benim hakkımı vermedikten sonra getirip kurabiye verseler ne olacak.”

Temizlik işçilerinin bir diğer sorunu da sözleşmede yazmayan ağır işleri yapmak zorunda kalmaları. Bir başka temizlik işçisi bu durumu şu sözlerle özetliyor:

“Normalde benim elime süpürge alıp sadece sokakları süpürmem lazım. Benim işe alınma görevim bu. Ama duvar boyama, ev taşıma, duvar boyama, konteyner boyama, halkın özel bahçesini boyama ve ot kesme gibi görevler de bizde. Her işe koşturuyoruz. Haftanın altı günü sekiz saat çalışıyoruz.

Bütün ağır işleri bize yaptırıyorlar. Kirazlıtepe’deki kentsel dönüşümde evleri yıkılan kişilerin eşyalarını biz taşıdık. Önce depolara götürdük, oradan da yeni evlerine götürdük. Bir meslektaşım pimapen taşıyamam, belim ağrıyor dediği halde bizi ilgilendirmez dediler. Adam bel fıtığı oldu, kırk gün evde yattı. Üstüne de adamı on gün ücretsiz izine çıkardılar. Zaten işimiz ağır ve tehlikeli. Karşı çıkınca hemen kapıyı gösteriyorlar. Anlayış göstermiyorlar. Karşı çıkan olunca hemen kapıyı gösterip on bin kişi bu işe girmek için hazır diyorlar. Gerçekten de aramızda üniversite mezunu arkadaşlar da var.

Bu hastalık çıkmadan önce sabah 6.30’dan 7.30’a kadar çöp poşetlerini yırtıp geri dönüşüme gidecek eşyaları ayıklıyorduk. Aramızda enfeksiyon kapanlar oluyordu.

Yakın zamanda ise halka patates ve soğan dağıttılar. Çuvalları tırlardan boşaltma görevi de bizdeydi. Beş tır ben boşalttım. Görev bitiminde ise çürük patates çuvallarını hediye olarak vermeye çalıştılar. Kabul etmeyince yarım çuval sağlam soğan aldım.”

Yaptıkları bu işlerin birçoğunun görüntüleri ise Üsküdar Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün sosyal medya hesaplarında yer almıyor.

“Haftada 3 adet maske, bir ayda 2 adet eldiven veriyorlar.”

Pandemi döneminde temizlik işçileri risk altında. Belediye size koronavirüs önlemi olarak maske ve eldiven dağıtıyor mu? Halk bu konuda duyarlı davranıyor mu?

Bu soruların cevabını bir temizlik işçisinden dinleyelim:

“Belediyenin bir gün size test yapalım dediğini görmedik. Devamlı dışarıdayız, insanlarla iç içeyiz. Her türlü şeyle karşılaşıyoruz. Haftada 3 adet maske, bir ayda 2 adet eldiven veriyorlar. Bunlarla gel de kendini muhafaza et. Maskeyi ve eldiveni yetmediği zamanlarda kendi cebimizden alıyoruz.

İnsanlar ağızlarından çıkardığı maskeyi sokağın ortasına atıyor. Bazen öyle yerlere takılıyor ki süpürgeyle çekemiyoruz. O zaman kendi elimizle almak durumunda kalıyoruz. Elimizde eldiven oluyor ama neticede maskeyi elimizle tutuyoruz. Kimde virüs var, kimde yok bilemiyoruz ki. Maskenin de kime ait olduğunu bilmiyoruz.

Akşama kadar çöpün içinde çalışıyoruz. Adam virüslü, evde karantina altında. Her şeyini çöpe atıyor ve o çöplerle biz temas ediyoruz. Bizi de aşı için öncelikli gruba alabilirlerdi. Tek yaptıkları kronik hasta olanları ücretsiz izne göndermek oldu.

Ben kronik hastayım ama ücretsiz izine çıkartacaklar diye korkumdan gidip de rapor almadım. Nasıl alayım? Hemen ücretsiz izne çıkartırlar. 1700 lira kira ödüyorum, nasıl yetsin?”

Sendika işçinin hakkını aramıyor

Temizlik işçileri bağlı bulundukları sendikanın onların haklarını aramadığını düşünüyor. Anlattıklarına göre zaten isteyerek de seçilmiş bir sendika değil. Belediye amirlerin önlerine sendika formunu koymuş ve imzalamak zorunda kalmışlar. Bir işçi “Normalde her birimde herkes kendi sendikasını seçmekte özgürdür. Bizi zorla üye ettiler. Önümüze formu koyup ne olduğunu anlamadan aceleyle imzalattırdılar.” diyor.

Giyinme ve mola verme şartları iyi değil

Temizlik işçilerinin mola verecek ve üstlerini değiştirecek alanları kısıtlı. Bazıları ise hijyenik olmayan koşullarda. Bir işçi mevcut durumu: “Eskiden konteynerın içinde soyunup giyiniyorduk. Yağmur yağınca kıyafetlerimiz su içinde kalıyordu. Halen de suyun içinde üstünü değiştiren, cami altında tuvaletin yanındaki küçücük odada üstünü değiştiren arkadaşlarımız var. Şimdi Güzeltepe’de Tedaş’ın eski binasına bir yer yapıldı da arkadaşlar rahat ettiler biraz.” ifadeleriyle dile getiriyor.

Haklarını dile getirmeye korkuyorlar

Röportaja başlamadan önce işçiler benden özellikle isimlerini ve fotoğraflarını yayımlamamamı rica etti. Çünkü daha önce başka arkadaşlarının benzer durumlardan ağızları yanmış. Bir işçiye neden korkuyorsunuz diye soruyorum. “Eskiden Bağlarbaşı Kültür Merkezinde toplantılar düzenlenirdi. Orada bir keresinde bir derdiniz var mı diye sordular. Diğer meslektaşlarım da dertlerini, tasalarını rahatça söyledi. Sonra bir baktık seksen kişi birden işten çıkarılmış. O günden beri de kimse şikayetini dile getiremez oldu. Şu anda herkes korktuğundan susuyor.” cevabını veriyor. Aldığım cevap karşısında şaşırdığımı itiraf edebilirim.

Haberi temizlik işçileri ve tüm işçilerin, emekçilerin bayramını kutlayarak bitirmek istiyorum. Umarım en yakın zamanda haklarına kavuşurlar.

Not: Haberde kullanılan görseller Üsküdar Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün Twitter hesabından alınmıştır.

Üsküdar’da izinsiz kesilen ağaçların yerine yenileri dikildi

Üsküdar’da 4 kişi, Kız Kulesi’nin karşısındaki ağaçları keserken yakalanmıştı. İzinsiz kesilen ağaçların yerine yetişkin 4 çınar dikildi.

Üsküdar Belediyesince yapılan ağaç dikme etkinliğine Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Vefa Destek Grubu üyeleri ile çevre sakinleri katıldı. 

Kaymakam Demiryürek, ağaçların kesilmesiyle ilgili adli ve idari tahkikatın devam ettiğini söyledi.

Pandemi sürecinde görev yapan Vefa Destek Grubu arasındaki yaşlıların, ağaç dikmek için kendilerine başvurduğunu ifade eden Demiryürek, parktaki ağaçların kesilmesi üzerine de bu gruptaki yaşlılarla birlikte yeni çınarlar dikildiğini ifade etti. 

Hilmi Türkmen de ağaçların neden kesildiğinin bilinmediğini belirterek, “Şüpheliler yargıya teslim edildi. İçimiz yanıyor. Bu güzel sahildeki yetişen ağaçları kesmek hangi akla mantığa sığar anlamak mümkün değil. Belediye ve kaymakamlığımız ile çınarlarımız dediğimiz büyüklerimizle birlikte kesilen ağaçların yerine 4 çınar diktik. Ağaçlar sayesinde sahilimiz eski görünümüne kavuşacak.” dedi. 

Üsküdarlılar kütüphaneme dokunma diyor

Üsküdar, İstanbul’da en çok çocuk kütüphanesine sahip ilçeydi, artık değil. Çinili Çocuk Kütüphanesi’nden sonra Mihrimah Sultan Çocuk Kütüphanesi de Üsküdar Belediyesi’ne devredildi, kapılarıysa kilitli. Şimdilerde Selimiye Çocuk Kütüphanesi’nin de belediyeye devredileceği, gençlik merkezi ya da sıbyan mektebine dönüştürüleceği konuşuluyor.

Bahsi geçen bu devir işlemi gerçekleşirse Şemsipaşa İlçe Halk Kütüphanesi’ne bağlı Selimiye’nin çocuk kütüphanesi de tarihe karışacak gibi gözüküyor. Hatırlatmak gerekirse kütüphane, imparatorluğun reformist padişahı III. Selim tarafından 1801-1805 yılları arasında Sıbyan Mektebi olarak tasarlanmış. Daha sonraki süreçte Vakıflar İdaresi tarafından 1969 yılında çocuk kütüphanesi, 1976 yılında da halk kütüphanesi olarak kapılarını açmış. 2012’den bu yana Kültür Bakanlığı’nca çocuk kütüphanesi olarak hizmet veriyor. Selimiyeliler devir işlemine itiraz ediyor. Mahallenin muhtarı Haluk Yege, kütüphanenin eskisi gibi kalması için imza kampanyası başlattı. 

Mevzuata göre çocuk kütüphanesi; il veya ilçe halk kütüphanesine bağlı olarak on dört yaşına kadar olan çocuklara ayrı bir binada hizmet veren kütüphanelerdir. “Kütüphanelerin işlevi” başlığı altındaki maddeyi yeniden hatırlatalım, şayet böyle bir karar varsa umulur ki geri dönülsün: “Başta çocuklar olmak üzere, bölge halkında okuma kültürü ve kütüphane kullanma alışkanlığı yaratır ve güçlendirir.”

Son söz ise Selimiye’deki kütüphanenin “çocuk” kalacağını her fırsatta dile getiren Sayın Başkan Hilmi Türkmen’e. Sizi boyama kitabı, çocuk romanı ve resimli kitaplarla Selimiye Kütüphanesi’ne bekliyoruz…

Selimiye Çocuk Kütüphanesi’ni kapatmayın!

Esin İrlan: “Kütüphaneye asıl şimdi ihtiyaç var!

İstanbul’da örnek olan Selimiye Çocuk Kütüphanesi’nin kapanması çocuklara büyük haksızlık olur! Burada etkinlik yaptırdığım zamanlarda görüyordum ki, bu kütüphane onların özgürce var olabildikleri en önemli kültürel alan. Pandeminin açtığı yaraları sarmak için asıl şimdi Selimiye Çocuk Kütüphanesi’nin var olması gerekiyor. Benim kızımın da çok sevdiği Selimiye Çocuk Kütüphanesi’ni kapatmayın!

Burçak Öksüz Doğan: “Burası, çocuklar için kütüphaneden çok fazla anlam taşıyor.”

Altı yaşındaki kızım için kütüphaneden öte bir yer ve değer Selimiye Çocuk Kütüphanesi. Kızımın ilk üye olduğu ve sonrasında kitapları kendi seçip görevlilere giderek ‘kimlik beyanında’ bulunduğu, onun ve bizim adımıza özel bir mekân. Tarihi olmasının yanı sıra mahalle içerisinde kalması, yürüme mesafesinde olması kızımın eğlence ve bilgi hazinesine adımlarla ulaşması açısından oldukça değerli. Ayrıca yapılan etkinlerle çocuklar için kütüphaneden de öte. Giriş katındaki yap-bozlar, ahşap oyuncaklar kitap sevgisine geçiş anlamında güzel bir adımdı. Kışları çocukların gideceği yerlerin az olması düşünülürse sıcak ve kültürel bir eğlence mekânıydı. 

1969’da Vakıflar İdaresi’nce çocuk kütüphanesi olarak düzenlendi

9 Şubat 2020 tarihinde, Gazete Üsküdar’da yayımlanan bir yazı vardı: Bu kütüphanelerde hep çocuklar var! İlgili yazıdaki bölüm şöyleydi: Selimiye, imparatorluğun modern yüzü ki bu hâl bugün de kısmen devam ediyor. 26. Osmanlı sultanı III. Selim için inşa edilen ve onun adıyla anılan külliyede iki kütüphane var: İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphanesi ve Selimiye Çocuk Kütüphanesi. 1805’te sıbyan mektebi olarak tasarlanan yapı, 1969 yılında Vakıflar İdaresi’nce çocuk kütüphanesi olarak düzenlenmiş. 2012 yılı bu kütüphane için önemli bir tarih olur çünkü “Çocuk Kütüphanelerini İyileştirme Projesi” kapsamına alınır. Buna uygun olarak; iki kattan müteşekkil binanın giriş katı okul öncesi yaş grubu için düzenlenir, üst kat ise çocuk ve genç bölümleri yapılır. 13 bin kitap ve 12 adet süreli yayına sahiptir. Çeşitli çocuk etkinliklerinin yapıldığı kütüphane, resmî tatil günleri hariç her gün 09.00-19.30 arası sizleri bekliyor. 

Editör notu: Bu haber-röportaj yayınlanmadan önce Üsküdar Belediyesi’ne iddialara ilişkin cevap hakları için iletişime geçtik. Kendileri konu ile ilgili tarafımıza dönüş yapacaklarını belirtseler de bir geri dönüş olmadı. Bu haber-röportaj yayımlandıktan sonra cevap vermek isterlerse, cevaplarını haberimize ekleyeceğimizi duyururuz. 

Üsküdar’ın kadın esnafları: Kadınlar isterse her şeyi başarabilir

Üsküdar’da esnaflık yapan kadınların hikâyelerini dinledik. Esnaf olmanın zorluklarını ve bu işe nasıl başladıklarını anlattılar. Hikayelerini anlatan esnaf kadınlar, diğer kadınlara tavsiyeler verirken kadınların aslında her işi yapabileceklerine de değindiler. Üsküdar’da sanat merkezi olarak bilinen Aşağı Yukarı Sanat’ın kurucularıyla da görüştük. Üsküdar’ın sanat anlayışını sorduğumuzda ”Burada geleneksel sanat anlayışı var, bizlerin de var olduğunu göstermek istedik.” dediler.

Emine Balcı ve Ailesi

Emine Balcı, 43 yaşındayım. Lise mezunu üç çocuk annesiyim. Bir kızım iki oğlum var. Kızım üniversiteyi bitirdi. Ortanca oğlum bu yıl üniversiteye başlayacak.  En küçük oğlum ise 8. sınıfa geçti. 2 yıldır açık olan bir işletmeye sahibiz. Açılışımıza Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’de geldi. Burayı açarken KOSGEB’den Kadın Girişimci Desteği aldım.

“Tam olarak hikayeniz nasıl başladı, kadın esnaf olmak nasıl?” sorusuna Emine Balcı şöyle cevap veriyor:

“Eşim eskiden taksiciydi, çok sıkıldığı için başka bir iş yapmak istedi. Ben de ona destek oldum ve burayı açtık. Aslında benim bu yola çıkmaktaki amacım organik ürünler satmaktı. Biraz piyasa araştırması yaptım ve bu araştırma sonucunda o işten para kazanılmayacağını düşündüm. Bu yüzden küçük küçük ev yemekleri yapmaya karar verdim. Kadın esnaf olmanın aslında çok bir zorluğu yok.  Belki de ben eşim ile birlikte çalıştığım için bana öyle geliyor.”

Çevrenizden herhangi bir tepki aldınız mı?

“Komşularımdan herhangi bir tepki almadım aksine beni bu işe girerken tadilat ve açılış aşamalarında desteklediler. 25 yıldır bu mahallede yaşadığım için tüm esnafları tanıyorum bu yüzden de hiç kötü bir tepki almadım. Akrabalarımdan bahsedecek olursam ‘yapamazsın, bu erkek işi’ gibi cümlelere maruz kaldım fakat insanların ne dediği benim için çok önemli değil. Bu yaşıma kadar yapabileceğimin en iyisini yapmaya gayret ettim. Eşim çok destek oldu burayı açarken bana ‘bu işin üstesinden biz kalkarız.’ dedi. Eşimin desteği ile burayı açtık.”

Çocuklarınız ile yeteri kadar ilgilenebiliyor musunuz?

“Benim çocuklarımın hepsi büyük olduğu için herhangi bir sorun yaşamadım. En küçüğü 14 yaşında bu yüzden onlar kendi başlarının çaresine bakabiliyorlar. Çocuklar küçük olsa gerçekten çok zor olurdu benim için. Şu anda ben çocuklarımla yeteri kadar ilgilenebiliyorum aslında sürekli benim yanımdalar sabah okula gidiyorlar gelince de burada yemeklerini yiyorlar. Depo kısmında da çocukların ders çalışabilmesi için bir alan var. Sonra da akşam hep birlikte eve gidiyoruz böylelikle aile bağlarımız kopmamış oluyor.”

’’Kadınlar eğer isterlerse her şeyi başarabilirler’’

Emine Balcı, Aşikar Kafe’nin sahibi

Pandemi sürecinde oldukça zorluk çektik’’

Çalışmak size ve hayatınıza ne kazandırdı, sorusuna Balcı şöyle açıklıyor:

“Ben aslında hobi maksatlı çalışmak istiyordum. Şu anda ise işler buraya kadar geldi. Çok yoruluyoruz, ek bir elemanımız yok, maddiyattan ötürü yeni birini de alamıyoruz. Kız kardeşim ile birlikte yemekleri yapıyoruz. Eşim de servis, bulaşık ve alışveriş gibi işlerde bizlere yardım ediyor. Bana kattığı şey ise ‘her zorluğun arkasında bir kolaylık vardır’ düşüncesi. Mücadele etmeyi öğretti. Sabırlı bir insandım bu iş sayesinde daha çok sabırlı olmayı öğrendim. Yeni insanlar tanımak çok güzel. Ben insanlara yardımcı olmayı çok severim. Hiç pişman olmadım iyi ki de bu işe girmişiz diyorum. Kadınlar eğer isterlerse her şeyi başarabilirler. Kimsenin ne dediğine bakmadan kendi doğrularında ilerlesinler. Ben şanslıyım çünkü benim eşim beni her konuda destekledi. Bizler dışarıda çok yemek yiyen bir aile değiliz. Evde biz nasılsak burada da aynıyız. Hatta daha çok özen gösteriyoruz çünkü başka insanlara hizmet veriyoruz. Evde sadece eşinden ve çocuklarından sorumlusun burada ise herkesten.’’

Özlem Teker, Labella Butiğin sahibi

Özlem Teker, 38 yaşındayım. Butiği 5 senedir işletiyorum. Bekarım ve 11 yaşında bir oğlum var. Oğlumla beraber yaşıyorum. Daha öncesinde ise kurumsal firmalarda çalıştım. Şu anda da kendi işimi yapıyorum. Kendi birikimimle ve ailemin desteği ile burayı açtım.

Özlem Teker’e yaşadığı zorlukları sorduğumuzda yaşadığı zorlukları şöyle açıklıyor:

“Tadilat gibi erkeğin yapacağı bazı işlerde zorluk çekebiliyorsunuz ama kadınlar da erkekler gibi aslında her işi yapabilir. Burası benim babamın yeriydi. Babam artık işletmek istemediğini söyleyince ben bu dükkanı devralarak butiğe çevirmeye karar verdim. Ailem butiği açma kararını alınca beni destekledi. Onların desteği ve kendi birikimim de sayesinde burayı açtım. Şu anda da her işi kendim yapıyorum. Bir gün mal almaya gidiyorum, diğer gün bankaya gidip işlerimi hallediyorum.”

Özlem Teker’in Bağlarbaşı’ndaki Butiği

Bulunduğunuz çevre tarafından nasıl karşılanıyorsunuz?” diye sorduğumuzda ise şöyle açıklama yapıyor:

“Kadın esnaf olduğumuz için erkeklerin bakış açısı bazen değişebiliyor ama verdiğiniz tepki ile bu değişebilir tabii ki. Esnaf olmak çok iyi bir şey birinin başı sıkışsa diğer esnaflar ona koşuyor. Bağlarbaşı’nın esnaflık anlayışını bu yüzden seviyorum.”

Çocuğunuzla yeteri kadar ilgilenme fırsatınız oluyor mu?

“Ben ilgili bir anneyim her şeyi plan ve program çerçevesinde yürüttüğüm için oğlum ile bir sıkıntı yaşamadım. Daha önce yönetici asistanlığı yaptığım için oradan gelen bir disiplin alışkanlığı var.”

“Hür ve özgür hissediyorum

 “Başkasının işinde çalıştığın zaman belli saatleri var. Ve o saatlerde çalışmak zorunda kalıyorsun. Sevmediğin bir ortamda çalışmak zorunda kalabilirsin veya yöneticini sevmeyebilirsin ama çalışmak zorundasındır. Kendi işine ise severek geliyorsun saat 8.30 da işte olacağım diye bir kural yok çünkü kendi işin. Bu yüzden de kendimi hür ve özgür hissediyorum. Herkes kendi işini kendi imkânları doğrultusunda yapmalı. Ufaktan da olsa bir yerden başlamalı.” sözlerini ifade ediyor.

Pandemi süreciniz nasıl geçti, ne gibi sorunlar yaşadınız ve insanların pandemi sürecinde alışveriş etme oranı ne düzeyde arttı veya azaldı? Kısaca anlatabilir misiniz?

 “Pandemi sürecinden dolayı 17 Mart’ta mağazayı kapattım. 2 Haziran’da açtım. Yasaklar bitince o süreçte maddi ve manevi olarak zor geçti. Alışveriş olarak Instagram’dan satış yaptık tabii ki. Ödemeler konusunda sıkıntı yaşadık ama bir şekilde atlattım. Esnaf kredisi ile biraz daha rahatladık.”

Milli Sporcu Seda Kaya

Selin Kaya, 29 yaşındayım. İstanbul Okan Üniversitesi’nde Mimarlık ve Turizm işletmecilik okudum. İstanbul’da tek yaşıyorum. Ailem ise İzmir’de yaşıyor. 14 aydır burayı işletiyorum. Milli sporcuyum, satranç oynuyorum.

 “Benim burayı açmamdaki temel sebep tecrübe edinmekti.
Selin Kaya’ya kadın esnaf olmak nasıl?” diye sorduğumuzda aldığımız cevap şöyle oluyor:

“Kadın esnaf olmanın artıları da var eksileri de var. O da bu yolda rastladığınız insanlara bağlı. İyi tarafı kadın olduğunuz için bazı noktalarda yardımcı olmak isteyenler oluyor. Bir dükkân açtığınızda her gün aslında farklı bir sıkıntı ile karşı karşıya kalırsınız örneğin bir gün elaman kaçar ya da dükkânı su basar gibi… Kadın olarak ve tek başına bir yer işletmek zor. Onun dışında çok cinsiyetçi bir yaklaşımda bulunmuyorum. Herkes her şeyi yapabilir düşüncesindeyim.”

“Kadınların daha temiz ticaret yaptığını düşünüyorum

Kadın esnaf olmak ile erkek esnaf olmanın farkları nedir?” sorusuna şöyle diyor:

“Benim burayı açmamdaki temel sebep tecrübe edinmekti. Kendimi denemek istedim.  Çok büyük sorumluluklarım olmadığı için bu güç bende vardı. İşin içine sorumluk girince işler değişiyor tabii ki. Benim bir korkum yok çünkü herhangi bir sorumluluğum yok. Aslında benim buradaki amacım ticaret ile uğraşmak. Bence bunun kadını erkeği olmaz ve erkeklere göre daha iyi idari edebildiğimizi düşünüyorum. Genelde erkek esnafların kadın esnaflara göre daha çok borcu olur. Kadınların ise daha sistemli çalıştıklarını düşünüyorum. Kadınların beyin ve işleyiş yapısı erkeklere göre farklı. Kadın olarak daha titiz ticaret yaptığımızı düşünüyorum.”

Seda Kaya, Üsküdar’daki bi’boyoz’un sahibi

Esnaflık yaparken yaşadığınız herhangi bir zorluk var mı?

“Konuşmak için ya da iki muhabbet etmek için gelen gidenler zamanında oluyordu. Bunun gibi şeyler oldu ama hiçbiri ciddi bir boyuta taşınmadı. İlk zamanlar daha çok oluyordu şimdiler de ise burada artık belli bir arkadaş çevrem olduğu için yaşamıyorum.” sözlerini ifade etti.

Diğer kadınlara tavsiye olarak ne söylemek istersiniz?

“İnsanlık ölmedi

“Bir insan bir şeyler yapmak ve denemek istiyorsa mutlaka denemeli çünkü hayat kısa. Kadınların korkusu yersiz bir korku aslında bakarsanız esnaflıkta çok güzel dostluklar da kurabilirsiniz. Türkiye’de kadın cinayetleri artmış olabilir ama bu olaylar bir şeyleri yapmaya engel değil. İnsanlık henüz ölmedi.”

Pandemi sürecinde ne gibi sıkıntılar yaşadınız?

“2 ay kapalıydık. Bu yüzden sıkıntı çektik Devletten’de gerekli desteği görmedim. 1 Haziran tarihinde burayı tekrar açtık. İnsanların açıldığımızı anlaması temmuzun sonuna doğru oldu.”

Hayrunnisa İstekli

Hayrunnisa İstekli, 52 yaşındayım. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. 4 çocuk annesiyim. Acıbadem’de yaşıyorum. Üsküdar’da ise Sahhaf dükkanım var. Burayı 2 senedir işletiyorum.

Burayı açmaya nasıl karar verdiniz, kadın esnaf olmak nasıl?

“Çocukluk hayalimdi’’

“Benim eşim Sahaf neredeyse 30 yıllık mazisi var. Eşimin Sahaf olmasının verdiği bir cesaretle hem de kitapları çok sevmemin verdiği cesaret ile burayı açtım. Kitapları çocukluğumdan bu yana hep çok sevmişimdir. Sahhaflar’daki o büyülü dünya beni bir hayli cezbederdi. Kadın esnaf olmak veya kadın girişimci olmak gözüyle bakmadım bu olaya benim neslimin tabiri ile biz buna daha çok, ekmek parasının peşinde ve çocukluk hayalini birleştirip böyle bir işe cesaret etmiş olan insan diyoruz.”

Hayrunnisa İstekli, Üsküdar’daki Hezarfen Sahaf’ın sahibi

Çevreniz Sahaf olmanızı nasıl karşılıyor, dediğimizde şunları dedi:

“Hiç olumsuz bir tepki almadım her şey olması gerektiği gibi. Aksine ‘Ne hoş kadın bir sahaf ile karşılaşmak’ gibi güzel tepkiler aldım. Benim çocuklarım büyüdüğü ve kendi başlarının çaresine bakabildikleri için burayı açmamda hiçbir engel yoktu. Eğer tavsiye vermem gerekecekse çocukları ihmal etmek pahasına bir yer açılmasını doğru bulmuyorum. Ben şu anda yaptığım işi çocuklarım küçükken yapmak istemezdim netice itibariyle bana ihtiyaçları vardı. Çocuklarım belli bir mecraya girdiler bağımlılık oranı da ortadan kalktı.”

Çocuklarınız bu durumu nasıl karşılıyor?

“Kadınlara tavsiyem kaliteli kitaplar okusunlar

“Çocuklarım da oldukça memnunlar annelerinin böyle bir yeri işletiyor olmasından. Çocuklarım için burası onları geliştirmek açısından büyük önem taşıyor. Kadınlara tavsiyem kaliteli kitaplar okusunlar kendini geliştirsinler.”

Pandemi süreciniz nasıl geçti, ne gibi sorunlar yaşadınız ve insanların pandemi sürecinde kitaplara olan ilgisi arttı mı, biraz anlatabilir misiniz?

“Karantina süresince dükkanı açamadım. Hatta tedbir amaçlı yasak kalktığında da açmadım. Yani mart ortasından haziran ortasına kadar 3 ay kapalıydık. Sonra ilk zamanlar birkaç saatliğine açtım, şimdi de öğleden akşam yediye kadar açıyorum dükkanı. Dolayısıyla elden satış imkanı olmadı ama İnternet üzerinden önceki dönemlere kıyasla daha fazla satış yaptım. Çok tatmin edici oranda olmasa da evde kalan insanımız bir nebze daha fazla kitaba yöneldi diye düşünüyorum.”

Aşağı Yukarı Sanat Ekibi

Birazcık kendinizden bahseder misiniz?

Deniz Aslan, 36 yaşındayım Görsel iletişim Tasarımı mezunuyum. 20 yıldır resim yapıyorum. Çocuk kitaplarının resimlerini çiziyorum. Aşağı Yukarı Sanat kurucularından bir tanesiyim. Burayı arkadaşım ile birlikte kurduk.

Aşağı Yukarı Sanatı nasıl kurdunuz, burada neler yapıyorsunuz, Üsküdar’ı terci etme sebepleriniz nedir açıklayabilir misiniz?

Deniz Aslan

“Biz burayı geçen yıl Ağustos ayında kurduk. Buranın amacı farklı alanlarda olsan insanlar ile bir şeyler yapabilmek, üretmek ve paylaşmaktı. Burası bu şekilde kuruldu. Tiyatro, sineme, psikoloji, el sanatları, geleneksel sanatlar, müzik gibi farklı alanlarda burada çalışmalar yaptık. Burada çocuklar için de çalışmalar yapmaktayız. Bizler Üsküdarlıyız bu yüzden Üsküdar’ı tercih ettik. Ben 2008 yılında ilk atölyemi Üsküdar’da açtım.”

Kadın olarak bir zorluk yaşıyor musunuz sorusuna:

“Bir kadın olarak herhangi bir zorluk yaşamıyorum.”

Fatma Yücel

Fatma Yücel, 30 yaşındayım 22 yaşından bu yana Üsküdar’da esnaflık yapmaktayım. Arkadaşım Deniz ile birlikte kendi markamızı yarattık.

Buraya ağırlık olarak hangi kesim geliyor sorusuna şöyle söylüyor:

“Ağırlık olarak buraya genç kesim geliyor. Üniversite ve lise ağırlıklı, fakat 40-45 yaş kesimimiz de mevcut.”

Fatma Yücel ise Kadın olarak bir zorluk yaşıyor musunuz sorusuna:

“Kadın olarak avantajlarımız ve dezavantajlarımız var. Biz buraya gelirken belli eşit şartlarda geliyoruz, fakat eve gidince yemek yapmak gibi sorumluluklarımız var.”

Sizce neden Üsküdar sorusuna da şöyle diyor:

“Üsküdar’da çok köklü bir gelenek var. Üsküdar zor bir yer ve Üsküdar’ın çok fazla kodu var. Geleneksel anlayışını yıkmak için biz de burada olduğumuzu belirtik bu çalışmayla. Burada yaşadığımız için yatırımı kendi mahallemize yapmak istedik.”

Pandemi sürecini nasıl geçirdiniz, eğitimlere devam edebildiniz mi?

“İlk hastanın açıklandığında biz hızlı bir toplantı yaptık ve yüz yüze faaliyetlerini durdurma kararı aldık. Modelimizi değiştirdik ve online geçiş yaptık.”

Ebrar Kılınç

Ebrar Kılınç, 25 yaşındayım Felsefe mezunuyum. Fotoğrafçıyım ve müzik ile uğraşıyorum. Aşağı yukarı sanatta 2 haftadır çalışıyorum.

Bu proje hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Üsküdar’da böyle bir merkez olduğunu duyunca buraya eğitimleri almaya geldim. Daha sonrasında ise burada çalışma fırsatını elde ettim. Üsküdar’da bu merkezin olması çok kıymetli çünkü geleneksel sanat anlayışı var. Alternatif bir sanat üretilemez gibi bir algı söz konusu.”


Üsküdar Belediyesi’nin “dönüşüm” planına mahkemeden kısmen iptal

Üsküdar’da 2009 yılında başlatılan ve 2016’da üç ayrı etaba bölünen Geri Görünüm ve Etkilenme Bölgeleri Koruma Amaçlı Revizyon Nazım İmar Planı’nın 3’üncü etabıyla ilgili İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü İdare Dava Dairesi oybirliğiyle kısmen iptal kararı verdi.

Mahkeme kararında, etabın kapsadığı Burhaniye, Kısıklı, Kuzguncuk, Beylerbeyi ve İcadiye mahallelerinin bir kısmıyla ilgili plan notlarında sosyal altyapı alanları, açık ve yeşil alanlar ve teknik altyapı alanlarının neler olabileceği, nerede olacağı konularının belirsiz ve keyfi bir yönlendirmeye bırakıldığı ifade edildi.

Ne olmuştu?

Üsküdar Geri Görünüm ve Etkilenme planları ilk olarak 9 Ekim 2009’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Bu plana TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi itiraz etti. Hukuki süreç 30 Ocak 2015 tarihinde İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin dava konusu işlemin iptaline yönelik kararı ile sonuçlandı. Yapılan itirazların sonunda aynı mahkeme 30 Kasım 2020’de yine dava konusu işlemin iptaline karar verdi.

9 Ekim 2009 tarihli imar planının dava süreci devam ederken İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Üsküdar Belediyesi eş zamanlı olarak 26 Eylül 2016 tarihinde planları revize etti ve “Üsküdar Geri Görünüm ve Etkilenme Bölgeleri 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Plan Revizyonu ile 1/1000 ölçekli Koruma ve Uygulama Amaçlı Revizyon İmar Planı” onaylanarak yürürlüğe girdi. Bu planlara da Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından aynı ayrı dava açıldı.

Revize edilen planlara göre imar planı üç etaba ayrıldı. Yeni planlara göre yapılaşmanın yoğun olduğu alanlar yeşil alan, kamu hizmet alanı, park, bahçe alanına çevrilecek, yapılaşma olmayan alanlar da imara açılacaktı. Dönüşüme dahil edilen bölgelerde imar izni artırılmış, planlar askıya çıkarılmadan şirketlerin mahalle sakinleriyle sözleşme imzaladığı belirtilmişti. Planların Üsküdar’ı bir şantiye alanına çevireceği eleştiriler arasındaydı.

1’inci etap: Sit alanı yönünden eksik

Yavuztürk ve Bahçelievler mahallelerinin tamamı ile Küçüksu ve Hekimbaşı mahallelerinin bir kısmını kapsayan 1’inci etaba ilişkin İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nde açılan dava kapsamında revize edilen imar planıyla ilgili iki bilirkişi raporu alındı. İkisi de planın şehircilik ilkelerine, planlama tekniğine, kamu yararına ve hukuka aykırılığını saptamasına karşın mahkeme üçüncü bir bilirkişi raporu daha aldırdı ve buna dayanarak davayı reddetti. Ancak bu karar İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 17 Aralık 2020 tarihli kararıyla kaldırıldı. Mahkeme, alanın sit alanı özelliği yönünden eksiklik bulunduğunu belirtti.

2’inci etap planı iptal edildi

Mehmet Akif Ersoy ve Güzeltepe mahallelerinin tamamı ile Ferah, Çengelköy, Kirazlıtepe, Küplüce, Kandilli ve Kuleli mahallelerinin bir kısmını kapsayan 2’nci etaba ilişkin revize edilen planlarla ilgili İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde dava açıldı. Mahkeme, 14 Kasım 2019 tarihli kararıyla planı iptal etti.

3’üncü etap planı kısmen iptal

Burhaniye, Kısıklı, Kuzguncuk ve İcadiye mahallelerinin bir kısmını kapsayan 3’üncü etaba ilişkin revize edilen planın iptali ilgili davaya ise İstanbul 11. İdare Mahkemesi baktı. Mahkeme, planların şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına uygun olduğu gerekçesiyle iptal istemini reddetti. Mimarlar Odası’nın itirazı üzerine dosya Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü İdare Dava Dairesi’ne taşındı. Daire, imar planının şeffaf ve anlaşılır olma ilkelerine aykırı olduğunu, plan notlarında sosyal altyapı alanları, açık ve yeşil alanlar ve teknik altyapı alanlarının neler olabileceği, nerede olacağı konularının belirsiz ve keyfi bir yönlendirmeye bırakıldığını belirterek planın kısmen iptaline karar verdi.

Kaynak: Mimarlar Odası

Ömür Uzunali: Sokağa bolca mama dökmek besleme yapmak değildir

Üsküdar Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Ömür Uzunali ile Minik Dostlar Kliniği’ni, Hekimbaşı’ndaki hayvan barınağını ve Üsküdarlı hayvanseverlerin merak ettiği konuları konuştuk.

Minik Dostlar Kliniği Üsküdar’da yaşayan çoğu hayvanseverin en az bir kez sokaktaki minik dostunu götürdüğü bir klinik. Üsküdar’da yaşayan sahipsiz sokak hayvanlarının daha iyi şartlarda tedavi olmalarını sağlamak amacıyla kurulan Minik Dostlar Kliniği 5 yıldır hizmet veriyor. Aylık ortalama 3500 minik dostumuza bakılan ve 350 cerrahi operasyon yapılan klinik haftaiçi ‪08:30 – 23:00‬ saatleri arasında, Cumartesileri 10:00 – 22:00‬ saatleri arasında açık. Pazar günü ise kapalı.

Kliniğin kuruluş öyküsünü biraz da Ömür Bey’den dinleyelim:

6 yıl öncesinde Selimiye’de bu odanın yarısı kadar bir yerimiz vardı. Hayvanseverlerle, gönüllülerle konuşarak oranın yetmeyeceğinin ve imkanların arttırılması gerektiğinin farkına vardık. Durumu belediye başkanımız Hilmi Türkmen’e ilettik. 2016 yılının Kasım ayında Minik Dostlar Kliniği’ni kurduk.

Eskiden kliniğimiz geceleri açık değildi. Şu anda 09.00-23.00 saatleri arasında çalışıyoruz. Anadolu Yakası’nda 23.00’a kadar açık tek yer biziz. Bu süreyi 24 saate çıkarmak için planlamalar yapıyoruz.

Minik Dostlar Kliniği’ni geceleri açmamızın en büyük sebebi şu: Hayvanı acil durumda alıyorsunuz (yaralı, kazalı) ama onu barınağa götürüyorsunuz. Akşam gelirse sabaha kadar hayvanın dayanması zor. İlk müdahalesini, iç kanamada iğnesini yapamazsanız hayvan yaşamaz. Bu sebeple gece aciller için kliniğimiz açık.

İlk zamanlarda burada 2 klinik, 1 ameliyathane vardı. Klinik çok ilgi gördü ve gelen gidenin arkası kesilmedi. Yoğunluk arttı ve burası yetmemeye başladı. Selimiye’deki yere günde yirmi hasta geliyorsa buraya seksen hasta geliyordu. Şu anda günde 150-200 hasta geliyor.

2019’da Minik Dostlar Cerrahi Merkezimizi açtık. Ayda 350 cerrahi operasyon yapıyoruz. İki tam donanımlı ameliyathanemiz, yoğun bakım ünitelerimiz var. Diş çekimi, idrar ve kan tahlili, röntgen tetkikleri de yapıyoruz.”

“Sadece kedi ve köpek değil tüm yabani hayvanlara bakıyoruz.”

Belediye olarak sadece kedi ve köpeklere bakmadıklarını ve klinikte her canlıya yer olduğunu söyleyen Ömür Uzunali “Orman Bakanlığı aracılığıyla tüm yabani hayvanlar kliniğe gelir. Şimdiye kadar martı, ebabil kuşu, şahin, doğan, leylek, su kuşları, sülün, iguana, at, kurbağa gibi yabani hayvanların tedavisini yaptık. Örneğin mayıs ayında bir kurbağanın dilini ameliyatla tedavi ettik. Temmuz ayında Altunizade Mahallesi’nde bahçe içinden bir eve girme teşebbüsünde bulunan bir iguananın sağlık kontrollerini yaparak kliniğimizde misafir ettik. Eylül’de ise yaralanmış bir tayın tedavisini yaptık.” diyor.

Sahipli hayvan bakılmıyor, tarım kanununa göre sahipli hayvan bakmak yasak.

İnternette ve sosyal medyada gördüğümüz yorumlar arasında dikkatimizi çeken bir durum sahipli hayvanların tedavilerinin yapılmamasıydı. Bu şikayeti sorduğumuzda 2012 yılında hazırlanan Tarım Kanunu’na göre sahipli hayvan bakmanın yasak olduğunu ve belediyeye valilikten bu konuda 3 kere sahipli hayvan bakılmaması konulu yazı geldiğini öğreniyoruz.

Tedaviler ücretsiz yapılıyor.

”Yaralı, hasta ve bakıma muhtaç sokak hayvanlarına yardımcı olan klinikte tüm tedaviler ücretsiz yapılıyor. Üsküdar halkı, kliniğe https://minikdostlar.uskudar.bel.tr/ adresinden başvuru yaparak veya 444 0 875 numaralı telefonu arayarak randevu alabilir.”

Ekipler sahada iş başında.

”Üsküdar Belediyesinin veterinerlik hizmetleri sadece klinik ve barınakla sınırlı değil. Saha ekipleri minik canların yerinde tedavilerini yapıp sağlıklarına kavuşmaları için çalışıyorlar. Vatandaşlar sahada yaralı bir hayvanımız var diye Üsküdar Belediyesini aradıkları zaman ekipler konuma gidiyor. Araçların içerisinde veterinerler var. Hastanın durumuna göre ya alıyorlar ya da yerinde tedaviyi yapıyorlar. Eğer hastalığı ağırsa barınağa getirip devamlı tedavilerini yapıyorlar. İyileştikten sonra ise alındığı yere bırakıyorlar. Günde ortalama seksene yakın talep bu şekilde geliyor.”

Üsküdar Belediyesinin Hekimbaşı’nda bir barınağı var. Bu barınak zaman zaman kötü söylemlerle anılıyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Minik Dostlar Kliniği için ayaktan tedavi merkezi diyebiliriz. Hekimbaşı yatan hasta bölümümüz. İlçe sınırları içerisinde rehabilite edilmesi gereken, aşısız, hasta, tedavi edilmesi gereken tüm başıboş hayvanlar saha ekiplerimiz tarafından alınıp, Hekimbaşı Hayvan Rehabilitasyon Merkezi’mizde gerekli tedavileri ve bakımları yapıldıktan sonra 5199 sayılı kanun gereği alındıkları yerlere bırakılıyor. Barınağımızda tıpkı kliniğimizde olduğu gibi ördek, tavşan, kirpi, sincap, gelincik gibi hayvanlar da var. Hayvanları barınakta hapsetmek gibi bir durumumuz yok. Sadece hastaları, yaşlıları ve dışarıda yaşamayacak olanları barınakta tutuyoruz. Pandemi koşullarında barınağımızda 1 veteriner hekim, 2 veteriner teknikeri ve 4 hizmet işçisi ile sokak hayvanlarına tedavi ve bakım hizmetleri sokağa çıkma yasağı süresince devam ediyor.”

Barınakla ilgili söylenen köpeklere kötü davranıyorlar, barınma koşulları iyi değil iddilarını Ömür Uzunali kesin ve karşı bir dille savunarak hayvanların tüm ihtiyaçlarının yerine getirildiğini belirtiyor. Konuya belediyecilik mantığıyla bakmadıklarını, canlıya hizmet manasında baktıklarını ifade ediyor. Ara ara diğer barınakları ziyaret ettiklerini ve sıkıntılı şartlarda olan barınakları gördüğünü aktarıyor. Özellikle Anadolu’nun bu açıdan çok zayıf olduğunu, bu sorunların ise imkansızlıklardan ortaya çıkan bir durum olduğunu belirtiyor.

“Barınakları seçimlerden önce yenileyeceğiz.”

Ömür Bey barınaklarla ilgili: “Başkanımız bunun arkasında durmasa bunlar olmaz. Başkanımızın hayali var. Hastane açalım diyoruz, hallederiz diyor. Barınakları yenileyeceğiz diyoruz, tamam diyor. Barınakları seçimlerden önce yenileyeceğiz.” diyor.

“Şu anlık Üsküdar’a hitap ediyoruz ama ileride tüm Anadolu Yakasının bakımlarını üstlenebiliriz.”

“Şu an için sadece Üsküdar’a hitap edebiliyoruz. Sancaktepe’den Beykoz’a, Kadıköy’den Çekmeköy’e birçok vatandaşımızın talebi var. Fakat çoğunu alamıyoruz. Sadece acil durumda olanlara müdahale ediyoruz. Çünkü yetişmiyor. Bunlar Üsküdar Belediyesinin kendi öz imkanları ile olan işler. Büyükşehir değiliz sonuçta. İlerleyen dönemde tüm Anadolu yakasının tedavi ve bakımlarını üstlenebiliriz diye düşünüyoruz. Bunun için bir çalışma yapıyoruz.”

“Hedefimiz Üsküdar’da iki klinik daha açmak.”

Bir önceki konuya değinip peki Üsküdar için burası yeterli mi diye soruyoruz. “Burası yeterli mi? Değil. Koskoca Üsküdar’a bir klinik yeterli değil. Bunu insan bazında değerlendirirsek Üsküdar’da onlarca hastane var, her mahallede birer ikişer sağlık ocağı var. Her bir mahallede bir hayvan kliniği olabilir. Hedefimiz Üsküdar’da iki klinik daha açmak.”

“Rehabilite amaçlı ve saldırı durumunda köpek alıyoruz.”

5199 sayılı kanuna uygun olarak rehabilite amaçlı ve saldırı (ısırma) durumunda köpek alıyoruz. Sadece tedavi ve bakım amaçlı sokak hayvanı alınmaktadır.”

“Hayat varlığı gösteren her bir canlıya insana verilen önem verilirse tüm sorunlar düzelir.”

Son zamanlarda hayvanlara şiddet sık sık duyduğumuz bir konu haline geldi. Peki Üsküdar Belediyesine ihbarlar geliyor mu?

Geliyor fakat bizim bölgemizde tacizsel suçlar görülmüyor. Daha basit şiddet suçları işleniyor. Üsküdar bölgesinde yaşanan en büyük sıkıntılardan bir tanesi hayvansever gönüllü insanlarla hayvanlara bakışı negatif insanların arasındaki mücadelelerdir. Sokaklarda, sitelerde bu tür mücadeleler yaşanır. Özellikle hayvan besleme konusunda sıkıntılar yaşanıyor. Bunlara hem emniyetteki arkadaşlarımızla hem bizim belediyemizin veteriner işleri ekibiyle müdahale ediyoruz. Uzlaşmacı bir taraf olmaya çalışıyoruz çünkü çatışmanın bir faydası yok. Biz gittikten sonra kişiler kimse görmeden, kamera olmadan o canlıya zarar verebilirler. Bu yaşanılan bir durum. Bunun olmaması için arayı buluşturmak suretiyle çareler üretmeye çalışıyoruz. Ama zorda kalırsak, ki bir keresinde Küçükçamlıca’da öyle yaptık, canlıların yaşama beslenme hakkını engellemek nedeniyle 1914 lira kesip yolumuza devam ediyoruz. Devamı halinde hukuki süreç başlıyor. Ama hayvanlarla ilgili tam kapsamlı bir ceza var mı, bu şiddetin karşılığı var mı? Yok!

“Sokağa bolca mama dökmek besleme yapmak değildir.”

Besleme temiz, tertipli, sağlıklı olması önemli. Makarna atmak, sokağa bolca mama dökmek besleme yapmak değildir. Beslemenin bir sistemi var. Koyacağınız mamanın bir miktarı var. Mamayı koyacağınız yerler var. Çöp atmıyoruz biz. Evimizdeki bulguru götürüp oraya atmıyoruz. Kemikleri topladık buraya attık diye bir kavram yok. Bu pisliktir. Buna ceza keseriz. Beslemenin de usülleri var. Bu usüllere uygun olduğu sürece sorun yok. Bunun için gönüllü ağımız var. Şu anda onlarca mama kabını parklara vs koyduk. Park görevlileri bunları temizleyecek ama mesela Üsküdar Meydanı’na bakın. Tembihliyorsun mama koyuyorsun, getiriyorlar atıyorlar makarnayı, ekmeği. Bir diğer sıkıntı da çekçekçiler. Çalıyorlar. Hem temizlik, hem çalıntı sıkıntısı yaşıyoruz. Bunu çözecek olan gönüllüler. Her bölgenin bir gönüllüsü var. Temizliği, beslemeyi yapıyorlar. Profesyonel gönüllü olmak önemli. Temizlik zor bir süreç. Elimizden geleni yapıyoruz. Bize ihbarlar geldikçe Temizlik İşleri Müdürlüğü ile beraber hareket ederek tazyikli su ile temizliyoruz.”

Tüm belediyeler kısırlaştırma konusunda seferberlik vermeli.

Küpesiz köpekleri yönetmeliğe uyarak kısırlaştırıyoruz. Kedilerle ilgili vatandaşlar randevu alıyor. Günde yaklaşık 15 burada ve 5 barınakta kısırlaştırma yapıyoruz. Ama kısırlaştırma sorunu büyük. Özellikle de köpekler için. Tüm belediyeler bu konuda seferberlik ilan etmeli. Hep öteleniyor bu sorun. 1 yıl ağırlık verilse sorun kalmaz, 5 yıl içinde biter. “

İçinde bulunduğumuz pandemi süreci küresel olarak birçok faaliyeti engelledi. Pandemi sürecinde ne gibi önlemler aldınız?

Yirmişer kişilik gruplara ilk yardım, müdahaleyle ilgili gönüllülerle eğitim verecektik. Pandemi birçok sosyal etkinliği yavaşlattı. Bir klinik daha açacaktık. Ya Bahçelievler’de ya da Cumhuriyet’te. Hepsi kaldı. Bütün yoğunluğumuzu buraya verdik.

Pandemi maddi, manevi zorluyor. Büyük ihtimalle süreç içerisinde 3 tane yer açacağız. 2 klinik, 1 hastane. İnşa etmeyi hedeflediğimiz bu yerler açıldıktan sonra hizmetlerimiz daha fazla vatandaşımıza ulaşacak.”

Üsküdarlı hayvanseverler ne düşünüyor?

Serap Girgin Baykal:

Serap hanım Üsküdarlı Patiler Platformu Üsküdarlı canlar için faaliyet gösteriyor. Platformun kurucularından olan Baykal emekli ekonomi gazetecisi ve öğretim görevlisi. Serap Hanım çocukluğundan beri hayvanları çok sevdiğini ve onlar için emek harcadığını söylüyor. Kendisi aynı zamanda Bizim Pisigiller, Üsküdar Minik Dostları Koruma ve ÇAPİP’in (Çandarlılı Patiler Platformu) kurucusu.

“Üsküdar Minik Dostlar Kliniği ile yıllardır dayanışma içindeyiz. Üsküdar Veteriner İşleri Müdürü Ömür Uzunali’nin desteği ve her aradığımızda ulaşılabilir olmasından çok memnunuz. Tüm kısırlaştırmaları da orada yapıyoruz. Bu konuda bence Üsküdar Belediyesi tüm Türkiye için bir model. 2019 yılında yine Üsküdar Belediyesi tarafından bu kez sadece Üsküdar için gönüllüler eğitimi yapıldı. Üsküdar Belediyesinden tam yetkili koruma gönüllüleri kimliği aldık. Bu seminerdeki gönüllülerle Üsküdar Minik Dostları Koruma Grubu’nu kurduk. Bu grubumuz da bugün faaliyet gösteriyor. Pisilerin sahiplendirilmesi için büyük uğraş içerisindeyiz. Onlar için ömürlük sıcak yuva arıyoruz. Evlerinde sessiz canlara yer vermek isteyenler benimle irtibata geçebilirler. 24 saat iletişimdeyim.”

Şiddete dur demek gerekiyor.

Hayvanlara şiddet uygulanması Serap Hanım’ın en hassas olduğu konu. “Sokak hayvanlarına gittikçe artan şiddet var. Bu konuda yasalar yeniden gözden geçirilmeli ve çok ağır cezalar verilmeli. Bu konuda anaokullarından başlayarak eğitim verilmeli. Sadece çocuklar, gençler değil onların anne ve babaları da bu konuda eğitilmeli.” diyerek bu konudaki taleplerini dile getiriyor.

Avukat Deniz Altuğ:

“Burası özel klinik gibi aklınıza gelebilecek her şey var. Tedaviler on numara. Tedavi için sırayla alıyorlar. Bugüne kadar burada 150 kısırlaştırma yaptırdım. Kırık, göz, fıtık ameliyatları yaptırdım. Hiçbir sorun olmadı. Hepsi son derece sağlıklılar. Ömür Bey çok ilgili biri, sorunları hemen çözüyor. Telefon numarası da var bizde, arayın ben yardımcı olayım diyor.”

Deniz Hanım’ın belediyeden bazı talepleri de var: “Kısırlaştırmada daha aktif olunabilir. Mesela kısırlaştırma için kliniğe biz götürüyoruz. Belediye sokak hayvanlarını toplayıp kısırlaştıracak bir ekip kurarsa sokaktaki kedi sayısı azalabilir. “diyor.

Deniz Hanım Üsküdar’da oturuyor. Hayvanları çok seviyor, sokaktaki canları düzenli olarak besliyor. Oturduğu sokakta belirli yerlere mama ve su kapları koymuş. Bu kaplara bazı vatandaşların tekme attığını söylüyor. Bir anısını anlatarak, fikirlerini şöyle dile getiriyor:

“Mama ve su kaplarına tekmeler atılıyor. Belli ki hayvanlar bir kesim halk tarafından sevilmiyor. Burada yemek koymazsam o zaman nerde yiyecek bu hayvanlar? Bir gün kalktım, kapıma toprağıyla beraber kedi dışkısı koymuşlar. Sanki ben diyorum oraya yap diye. Sokak kedisi bu.”

Hayvanlar can değil mal olarak görülüyor.

“Bir avukat olarak şunları diyebilirim ki hayvanlar hisleri olan canlılar statüsünde değil, eşya statüsünde görülüyor. Hayvanlar hisleri olan canlılar olarak tanımlandığı zaman nasıl insan öldürmenin daha farklı yaptırımları oluyorsa hayvanlar için de böyle olacaktır. Mesela hayvanlara araba çarptığında çöpe atılıyor. İnsanı çarptığında polis geliyor, kim öldürdü bakıyor araştırıyor. Tabi ki aynı ihtimamı gösteremezler anlıyorum ama hayvanı taciz eden, tecavüz eden, öldüren, eziyet eden kişilere hem hapis cezası hem de para cezası verilmesi lazım. Bazıları hapis yatarım çıkarım diyor. Bu nedenle hapisten ziyade yüklü para cezaları caydırıcı olabilir. Şu anda gündemde olan hayvan hakları yasasının hayata geçirilmesini istiyorum.”

Üsküdar Belediyesi, gazeteci Nilay Örnek’in programını olduğu gibi kopyaladı

Gazeteci Nilay Örnek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarla Üsküdar Belediyesine, kendisine ait program formatını ve program ismini “çaldıkları” gerekçesiyle tepki gösterdi. Üsküdar Belediyesi ise ‘çalıntı’ yorumlarını sildi.

Üsküdar Belediyesinin yapımcısı olduğu, Manga grubunun solisti Ferman Akgün’ün sunuculuğunu yaptığı “Nasıl Olunur” isimli programın Ömür Akkor’un konuk olduğu ilk bölümü ile geçtiğimiz günlerde internet üzerinden yayınlanmıştı. 

Program sosyal medyada büyük ilgi görmüş, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen de programla ilgili bir paylaşımda bulunmuştu.

Üsküdar Belediyesi tarafından yaptırılan programın isminin ve formatının çalıntı olduğu ortaya çıktı.

Gazeteci Nilay Örnek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarla Üsküdar Belediyesine, kendisine ait program formatını ve program ismini “çaldıkları” gerekçesiyle tepki gösterdi.

Mart 2019’dan beri aynı isim ve aynı formatla program yapan Örnek, konuya ilişkin yaptığı paylaşımda “İnsanlar her şeyi, herkesi bilmek zorunda değil. Ha bir Google insana neler öğretiyor o ayrı, insan iş yaparken yapacağı formata, isme bir bakar bence.” ifadelerini kullandı.

Programın belediye tarafından Youtube’daki paylaşımının altına yazılan ve programın “çalıntı” olduğuna dair yorumlar ise belediye tarafından silindi.

Nilay Örnek de yapılanlar karşısında, “Edepli davranmaya çalışıyorum ama inanılmaz bu yapılan. Perşembe gününden beri bu programın sanatçısına, konuğuna, belediyeye durumu iletiyorum. İletildi, görüldü. Nasıl Olunur isminde aynı formatta iki yıldır yaptığım ve 100’üncü bölümüne az kalmış bir podcast yayınım var ve aynısını yapmak şart mıdır?” ifadelerini kullandı.

Örnek, ayrıca yapım şirketinden ise kendisine “Merhaba. Bilmiyorduk. Konuyla ilgileneceğiz. Teşekkürler bilgilendirme için.” yanıtının verildiğini açıkladı.

Hilmi Türkmen’in koronavirüs testi pozitif çıktı

Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen koronavirüs testinin pozitif çıktığını duyurdu.

Twitter hesabından açıklama yapan Türkmen: ”Değerli Hemşehrilerim; Covid19 testim pozitif çıktı. Hamdolsun genel durumum iyi, evde istirahat ediyorum. Sağlık ekipleri takip ediyor, ciddi bir sorun görünmüyor. Allah tüm hastalarımıza şifalar versin. Arayan, yazan, duasını esirgemeyen tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum.” dedi.