Günümüzden geçmişe Üsküdar, Eskidar, Khrysopolis

Soruyu cevaplamak için geçmişe, Üsküdar’ın Üsküdar olarak isimlendirilmediği zamanlara yolculuk yapmamız gerekiyor. Yola çıktığımızda ise Üsküdar’ın sadece Avrupa’dan Anadolu’ya geçenlerin kalabalıklaştırdığı bir durak olmadığına, tarihiyle ve kültürel birikimiyle zengin bir “mekan” olduğuna adım adım tanıklık etmiş oluruz.

İlkçağda “altın şehir” anlamına gelen Khrysopolis, Evliya Çelebi’ye göre Eskidar veya Asya’ya giden postaların ilk menzili olduğu için Farsça “menzilgah” anlamına gelen Usgüdar. Gelelim Latince Scutari’ye. Scutari, yalnızca Üsküdar’ın eski ismi değildir; 1854 Kırım Savaşı sıralarında İngiliz askerlerinin konakladığı ve Florance Nightingale’in hemşirelik görevi yaptığı efsanelere konu olan hikayelerin de ortaya çıktığı yerdir. Bu sebeple pek çok gezi, hatırat ve makalelere konu olmuştur ve hala olmaya devam etmektedir. O halde sorumuzu bir ileri noktaya taşıyoruz: Nedir Üsküdar’ı bu denli önemli kılan?

Fenikeliler, Akalar, Üsküdar’ı 458 yıl kendine mesken edinmiş Roma İmparatorluğu ve Bizans. Her bir millet, Üsküdar’ı gah liman kenti olarak gah askeri bir karargah olarak kullanmıştır. M.Ö 1000 yıllarında Fenikeliler, Kadıköy Fikirtepe’de Kalkedon kentini kurar, Salacak Sahili’nde de kendi limanlarını inşa ederler ki bu tarihten önce Üsküdar bir iskan yeri değildir. Fenikelilerden sonra Akalar, Üsküdar’a yerleşmiştir. Öyle ki Atinalı General Charis, Şemsi Paşa, Ayazma ve Salacak arasındaki bölgeye karısı Damalis’in adını vermiştir. M.Ö 89-88 yıllarında Pontus hakimiyetinde olan Üsküdar, sonrasında Roma imparatorluğuna, M.S 395 yılında ise Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğuna geçmiştir. “Bizans Dönemi” olarak adlandırılan bu evrede Üsküdar, en önemli ticaret ve konaklama merkezi haline gelmiştir.

İstanbul’u fethetmek isteyen Persler ve Araplar’ın Üsküdar ile tanışması Bizans dönemine denk gelir. Üsküdar’ın Türkler ile tanışması ise 1070 Malazgirt Meydan Muharebesi’yledir. Rivayete göre Kutalmışoğlu Sülayman, Büyük Çamlıca Tepesi’inden Üsküdar’ı ve İstanbul’u seyreder. 1078’den sonra Üsküdar’a Türk yerleşmesi başlar. Bu evrelerde Bizans ile yapılan savaşlar sonucu Üsküdar’ın bir kısmı ele geçirilir. Ancak 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden Bizans’a geçer. Dolayısıyla İstanbul’un fethinden önce de Türkler, Çamlıca’dan Doğancılar’a kadar olan bölgede yaşarlar.

1453 İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, Üsküdar’a pek çok eser yaptırır. Salacak Fatih Camii, İskele Meydanı’ndaki bedesten bunlardan ilk akla gelenlerdir ve o dönemin tarihsel dokusunu yansıtması açısından dikkate değerdir. Bu yüzyıldan itibaren Üsküdar’da camiler, mescitler, tekkeler, hamamlar, kervansaraylar, medreseler, çeşmeler ve daha pek çok eser imar edilmiştir. Bugün hala Üsküdar’ın ara sokaklarında yürüdüğümüzde Sultan Fatih’in etkisini ve o dönemin tarihi dokusunu iliklerimize kadar hissederiz.

II. Mahmud döneminde, ilk posta yolu Üsküdar’dan Kartal’a açılmıştır; ilk araba vapuru Üsküdar’da hizmete girmiştir. III. Selim döneminde, Selimiye Mahallesi’nde Üsküdar Matbaası açılmıştır. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Üsküdar’da kurulmuşur. Üsküdar, ayrıca Osmanlı Devleti’nde kültür ve sanat merkezi olmasının yanında, ordunun Doğu’ya sefere çıkacağı zamanlarda toplandığı önemli bir toplanma merkezidir. Yalnızca Müslümanlar için değil Museviler için de büyük bir öneme sahip olan Üsküdar, Müslümanların “Kabe toprağı” Musevilerin ise Kuzguncuk bölgesi ile sınırlı olmak kaydıyla “Kudüs toprağı”dır.

Osmanlı’da olduğu kadar, Milli Mücadele döneminde ve özellikle Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’ya lojistik destek ve istihbarat sağlanması açısından önemli bir konuma sahiptir Üsküdar. 1919’da kurulan ve Milli Mücadele’nin ilk gruplarından olan Karakol Cemiyeti’nin Üsküdar’da bir şubesi vardır. İstanbul ile Anadolu arasında bağlantı ve iletişimi sağlamak için kurulan Menzil Hattı’nın idaresi de Üsküdar şubesine verilmiştir. Karakol Cemiyeti’nin tekkelerden faydanlandığı da bilinmektedir, özellikle Sultantepe’deki Özbekler Tekkesi’nden. Nitekim Özbekler Tekkesi’nin son şeyhi olan Ata Efendi, Karakol Cemiyeti’nin aktif bir üyesidir. Yine işgale karşı protesto amacıyla yapılan mitinglerden biri 1919 Üsküdar Mitingi’dir. Bu miting Doğancılar’da yapılmış olup İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini protesto etmek amacı taşır.

O halde sorumuza geri dönelim: Nedir Üsküdar’ı bu denli önemli kılan? En önemli olayların merkezi oluşu, yani tarihi, edebi ve kültürel zenginliği. Her sokağında tek tek yaşanmışlığı deneyimlemek, ara sokaklarında keşif yolculuğuna çıkmak. Elbette Üsküdar’ın tek tarihi yukarıda anlattığımız “olaylar”ın ve “kişiler”in tarihi değildir. Üsküdar’ı bu denli önemli kılan başka öte hikayeler vardır ki, bana kalırsa Üsküdar’ı Üsküdar yapan ve tarihiyle bütünleşmemizi sağlayan tam da budur.  Bu anlamıyla Üsküdar bizler için hem “mekan” hem de “imkan”dır. Bu imkan, Ahmet Yüksek Özemre’nin şiirinde öz ifadesini bulur:

“Var mı hâlâ Üsküdâr’da onlar gibi

Sırlı’lar? Bunu bilmek, heyhât, muhâl! “Onlar”, kendini sırlar.

KAYNAKÇA

Semavi Eyice, “Fetihten Önceki Üsküdar”, Üsküdar Sempozyumu I, Cilt I, 2003.

İsmail Hakkı Kurtuluş, “Dünden Bugüne Bağlarbaşı, Altunizade ve Kısıklı’daki Kültür Mirasımız”, Üsküdar Sempozyumu I, Cilt I, 2003.

Azmi Özcan, “Kırım Savaşında Üsküdar ve İngiliz Askerleri”, Üsküdar Sempozyumu I, Cilt I, 2003.

Mahmut Karaman, “Üsküdar’ın Türkiye Kimliği: Üsküdar Anadolu”, Üsküdar Sempozyumu I, Cilt I, 2003.

Ercan Karakoç, “Milli Mücadele’de Üsküdar”, Üsküdar Sempozyumu II, Cilt 1, 2004.

Ahmet Yüksel Özemre, Üsküdar’ın Üç Sırlı’sı, Kubbealtı Neşriyat, 7.Baskı, İstanbul, 2009.

https://www.uskudar.bel.tr/tr/main/pages/tarihce/25

Üsküdar sahilden ibaret değildir!

“Üsküdar’ın nesini beğeniyorsun ki?” – Böyle bir soruyla benim gibi Üsküdar’ı seven biri sık sık karşılaşır. Üsküdar’ın atmosferinden, sakinliğinden, tarihinden bahsetmeye başladığım an, cevap olarak şöyle denir: “Tamam, sahili güzel, eyvallah, Kız Kulesi falan. Bunlara bir lafım yok, ama sahili bile mahvettiler…” Bazıları da Üsküdar Meydanı’ndaki insanların tuhaflığından bahseder. Bunu tabi ki bir Üsküdarlı değil;  başka semtlerin, başka şehirlerin çocukları söyler. Sebebi ise onların doğru düzgün Üsküdar’ı gezmiş olmamaları. Zira biraz gezseler, kendi söylediklerinin ne kadar yanlış olduğunu anlayıp özür dilerler.

More to see inside!

Deyimlerle Üsküdar

Üsküdar ile ilgili günlük hayatımızda sıkça kullandığımız, meramımızı bir çırpıda anlatmamızı sağlayan deyimlerin hikâyesini biliyor musunuz? Deyimlerin kökeni ile ilgili pek çok değişik hikâye anlatılıyor. “Üsküdar’da Sabah Oldu”, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” ve “Bulgurlu’ya gelin gitmek” deyimleri nereden geliyor sorularına cevap aradık.

Üsküdar’da sabah oldu: Üsküdar’ın merkezinde iki selâtin camii bulunur. Emetullah Gülnuş Sultan için yapılmış Yeni Valide ve Mihrimah Sultan’ın adını taşıyan camilerin müezzinleri, karşı yakada ikâmet eden sultanın dikkatini çekmek, ihsanına mazhar olabilmek, hatta belki saray müezzinliğine yükselebilmek ümidiyle sabah ezanlarını mutlaka Beşiktaş camilerinin müezzinlerinden evvel okurlarmış. Bir şeyin zamanını geçirmek, geç kalmak anlamında bugün hâlâ kullanılan “Üsküdar’da sabah oldu” deyimi, vaktiyle aynı hat üzerinde olmalarına rağmen Üsküdar’ın Beşiktaş’tan önce okunan sabah ezanlarından kaynaklanmış.

Atı alan Üsküdar’ı geçti: “Eli çabuk ve kurnaz olanın bir işi başka kişilerden önce yapması” ve “iş işten geçti” anlamlarına gelen “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü, bir rivayete göre Köroğlu’nun yaşadığı bir hadiseden doğuyor.

Bolu Bey’ine başkaldırması ile bilinen, çoğunlukla ünlü halk ozanı ile karıştırılan eşkıya Köroğlu bir gün kendisi için çok değerli atını çaldırır. Dillere destan olan atını çaldıran Köroğlu, atını bulabilmek için diyar diyar dolaşır ve son durağı İstanbul’da bir hayvan pazarı olur. Tanınmamak için kılık değiştirerek dolaşan Köroğlu, hayvan pazarında atına rastlar ve hemen satıcıya at hakkında sorular sorar. Satıcıya atı almadan önce binmek istediğini söyler. Atın üzerine biner binmez sahibini tanıyan at dörtnala koşmaya başlar. Kısa bir sürede kıyıya ulaşır ve Sirkeci’de kiraladığı sandalla karşıya, Üsküdar’a geçer.

Kandırıldığını fark eden satıcı, dövünüp dururken dostlarından biri onu teskin etmek için ”Üzülmeyi bırak! Atı alan Üsküdar’ı geçti. O adam Köroğlu’nun kendisiydi” der.

Bir başka rivayete göre de “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” sözü, Üsküdar’da bulunan ve bugünkü adı ile Tunusbağı olarak bilinen bölgeden gelir. Tunusbağı kelimesinin Tunus ülkesi ve üzüm bağı ile tarihi açıdan bir ilgisi olmayıp, bu kelime “eşkıya ini” ve “eşkıya yuvası” anlamlarına gelen “tonozu bagi” kelimesinin farklı bir söylenişidir. Tonozu bagi,  içinde kanun kaçakları ve suçlu yeniçerilerin barındığı tonoz örtülü bir yapıdır. Suçlular çevre civarda haydutluk yapar ve bir at tedarik ederek Anadolu’ya Celaliler’in arasına firar ederlermiş. “Atı alan Üsküdar’ı geçti” böylece günümüze ulaşmıştır.

Bulgurlu’ya gelin gitmek: Bulgurlu, eski zamanlarda, Küçük Çamlıca Tepesi’nin -ki eski adı Bulgurlu Dağı’dır- Marmara’ya bakan yamacında eşsiz manzaraya sahip bir yerleşim bölgesidir. “Bir işte çok acele etmek” ve “gereğinden fazla telaş etmek” anlamlarına gelen deyim, bu yerleşim bölgesinin eski bir adetine dayanır. Hikayeye göre her bahar Bulgurlu Köyü’nde şenlik düzenlenirmiş. Bu şenlikte güreşler yapılır ve güreşleri seyretmek için İstanbul’un dört bir yanından insanlar köye akın eder ve yazlık kiralarlarmış.

Bulgurlu Köyü’nün dillere destan diğer bir özelliği ise dokuz gün dokuz gece süren düğünleri imiş. Köyün yağız delikanlıları, yakışıklılıkları ve endamları ile pek meşhurmuş da Bulgurlu’ya gelin gitmeyi paha biçilemez kalan asıl unsur, oğlan analarının gelinlere öz evlat muamelesi yapmasıymış. Bu sebepten mütevellit gelin olacak kızlar evlenmek için elinden geldiğince acele eder ve telaşa düşermiş. Müstakbel geline “Bu ne acele, Bulgurlu’ya gelin mi gideceksin?” denir, gelin de “Evet” dermiş.  Böylece “acele etmek”  “Bugurlu’ya gelin gitmek” ile özdeşlemiş ve günümüze kadar ulaşmıştır.

İskender Pala, İki Dirhem Bir Çekirdek, Kapı Yay:İstanbul, 2015
Çilem Tercüman, İstanbul’un 100 Deyimi, İBB (Kültür Aş) Yay:İstanbul, 2013