Üsküdar Küçüksu Mahallesi’ne çocuk köyü yapılıyor

gazete üsküdar

Üsküdar Belediyesi tarafından Küçüksu Mahallesi’nde yapılması planlanan Çocuk Köyü projesi, Üsküdar’da çocukların doğal hayatı tanımasını hedefliyor.

81 dönümlük arazi üzerine yapılması planlanan Çocuk Köyü’nde, tarlalardan küçük ve büyükbaş hayvana kadar birçok unsurun bulundurulması planlanıyor. Meyve sebze ağaçları ile desteklenen proje çocukların şehir hayatından bir nebze olsun uzaklaşıp köy yaşamına dair bilgiler edinmesini hedefliyor. Tamamen kendi emekleriyle yaptıkları eylemlerin karşılığını almaları, çocukların eğitim ve özgüveni için yararlı olacağı düşünülüyor.

Sosyal medya hesaplarından projenin ilk taslak görsellerini paylaşan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, “Küçüksu Mahallemizde 81 dönümlük büyük bir arazi üzerine kuracağımız Çocuk Köyü’nün ilk taslak proje görsellerini Dünya Çocuk Günü’nde paylaşalım istedim. Şu kadarını söyleyeyim; dünyada eşi benzeri olmayan bir proje üzerine çalışıyoruz. Çocuklarımıza rüya gibi bir yer yapacağız.” diyerek projenin ilerleme kaydettiğini paylaştı.

Üsküdar’a minik dostlarımız için mama düzenekleri yerleştirilecek

gazete üsküdar

Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, sosyal medya üzerinden paylaştığı bir tweet ile Üsküdar’a kedi ve köpeklerin su ile mama ihtiyaçlarını karşılayacak düzenekler yerleştirileceğini bildirdi.

Daha öncede kurulan düzenekler; Marmaray Üsküdar, Zeynep Kamil Parkı, Kirazlıtepe Şenlik Parkı, ve Ünalan gibi yerlere konulmuştu. Mama ve su haznesi bulunan düzenekler, belirli aralıklarla takviye yaparak küçük dostların beslenmesini sağlıyor.

Hilmi Türkmen, Üsküdar’da mümkün olan yerlere düzenek konulacağını belirtirken, paylaştığı tweet’in altına vatandaşlar adres vererek ihtiyaç olduğunu bildirdi.

Üsküdar için yağış uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü İstanbul için yağış uyarısında bulundu. Özellikle Üsküdar Çamlıca ve çevre ilçelerde etkili olması beklenen sağanak yağışın yer yer dolu şeklinde görülmesi öngörülüyor.

Üsküdar’da geçtiğimiz günlerde aniden bastıran sağanak yağış, kimi yerlerde yağmur kimi yerlerde dolu olarak etkisini göstermişti. Vatandaşa zor anlar yaşatan hava durumu, sosyal medyada gündeme gelerek dolu tanelerinin araba camlarını kırdığı belirtilmişti.

Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklığın ardından, yağış uyarısında bulunan Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 8-9 ve 10 Ekim tarihleri için sağanak yağış beklediklerini açıkladı. Hafta sonu 32°’ye kadar çıkan hava durumunun yağış sonrasında mevsim normallerinde seyredeceği biliniyor.

İstanbul Masal Okulu Üsküdar Validebağ Korusu’nda faaliyetlerine çevrim içi olarak devam ediyor

Koronavirüs salgını nedeniyle çocuklarla yüz yüze bir araya gelemeyen masal okulu öğretmenleri, Üsküdar Validebağ Korusu’nda faaliyetlerine çevrim içi olarak devam ediyor. İstanbul İl Eğitim Müdürlüğü Masal Okulu Koordinatörü Özgür Aras Tüfek, pandemi sürecinde çocuklarla girdikleri etkileşimleri anlattı.

Koronavirüs salgını nedeniyle çocuklarla yüz yüze bir araya gelemeyen masal okulu öğretmenleri, öğrencilere canlı yayında masal anlatarak onlarla hayal dünyasına yolculuk yapıyor, birlikte şarkılar söyleyerek eğlenceli vakit geçiriyor.  

İki yıl önce İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 2023 vizyon projelerinden olan “Kütüphanede Hayat Var Projesi” ile hayat bulan İstanbul Masal Okulu, Üsküdar Validebağ Korusu’nda faaliyetlerine çevrim içi olarak devam ediyor. 

İstanbul İl Eğitim Müdürlüğü Masal Okulu Koordinatörü Özgür Aras Tüfek, pandemi dönemine ilişkin yaptığı açıklamalarda Pandeminin ilk haftası masallarımızı kayıt altına alarak, bunları yayınladık. Şimdi de canlı yayınlarla masallarımızı çocuklarımıza ulaştırıyoruz.” ifadelerine yer verdi.

Aynı zamanda masal anlatıcılığının sekteye uğramasıyla ilgili açıklamalar yapan Tüfek “Filmler, televizyon, bilgisayar, internet derken masallardan koptuk. Amacımız öğretmenler vasıtasıyla masalların tekrar gündeme gelmesi ve tekrar çocuklara ulaşması. O nedenle biz anlatıcı öğretmenler yetiştirerek, bu kültürün, bu geleneğin devam etmesini istiyoruz. Masalı bir şans, her şeyin mümkün olduğu bir dünya olarak görüyoruz. Çocukların tekrar o dünyaya davet edilmesi için öğretmenlerle yola devam ediyoruz.” şeklinde belirtti.

İstanbul’un duygu atlası çıkarıldı: En romantik yer Kız Kulesi, en hüzünlü yer Karacaahmet

Ruh Sağlığı Derneği tarafından geliştirilen “Checkfeel” isimli uygulama sayesinde İstanbul’un duygu atlası çıkarıldı. 10 bine yakın kullanıcısı bulunan uygulamada şimdiye kadar 150 bini aşkın mekânda duygu paylaşımı yapıldı ve bunlar kullanılarak derlenen verilere göre İstanbul’un duygu haritası oluşturuldu. Mekânlara dair kullanıcı hissiyatları titizlikle işlendi ve Üsküdar sınırları içindeki iki mekân, İstanbul’un pek çok noktasını geride bırakarak listede en romantik ve en hüzünlü mekânlar olarak zirveye oturdu: Kız Kulesi ve Karacahmet Mezarlığı.

“DUYGU ATLASI” 2017 YILINDA GELİŞTİRİLDİ

Merkezi Üsküdar’da bulunan Ruh Sağlığı Derneği tarafından 2017 yılında geliştirilen Checkfeel uygulaması üzerinden kullanıcılar hem bulundukları yere dair bildirim yapabiliyor hem de bulundukları yerin kendilerine ne hissettirdiğini aktarabiliyorlar. Kullanıcıların ziyaret ettikleri yerlerde ne hissettiklerini, duygusal durumlarını anlık olarak aktarabildikleri uygulama üzerinden elde edilen veriler kategorize ediliyor.

Uygulamayı kullanmak gayet basit. GPS üzerinden konum bilgisini otomatik bulan uygulama, kullanıcıya duygu seçenekleri sunuyor. Kişi o an ne hissettiğini ve hangi şiddette hissettiğini seçiyor. Bu seçimle beraber bir duygu imleci bulunduğu lokasyona ekleniyor. Söz konusu konumda zaman içinde binlerce duygu imleci birikiyor. İçlerinde hangisi en baskın duygu olursa, hangisi sayısal olarak ön plana çıkarsa, söz konusu mekanın birincil duygusu olarak kabul ediliyor. Böylelikle derlenen veriler neticesinde Karacaahmet Mezarlığı’nda hüzün ağır basarken, havalimanında heyecan ve vuslat, sık yenilen bir takımın stadyumunda hayal kırıklığı gibi duygular belirginleşiyor.

Uygulama ayrıca kullanıcıya hissettiği duyguya göre mekân önerisinde bulunuyor. Yani kişi o gün çok duygusal ve hüzünlü ise ve acaba nereye gitsem diye düşünüyorsa uygulama ona iki seçenek sunuyor. Hüznünden kurtulmak arzusunda ise uygulama onu daha eğlenceli bir ortama yönlendiriyor. Hüznünü, kederini yaşamak istiyorsa bu defa uygulama ona çevresindeki en hüzünlü ortamı öneriyor ve duygudaşlarıyla buluşturuyor.

EN ROMANTİK YER KIZ KULESİ, EN HÜZÜNLÜ YER KARACAAHMET

Elde edilen verilere göre; İstanbul’un duygu haritasında Üsküdar tüm ilçeler arasında ön sıralara yerleşmiş görünüyor. Kullanıcılara göre İstanbul’un en romantik yeri Kız Kulesi olarak belirlenirken, en hüzünlü yeri ise Karacaahmet Mezarlığı seçildi. Uygulamadan elde edilen verilere göre İstanbul’un en huzurlu yeri Eyüp Sultan, en heyecanlı yeri ise havalimanı çıktı. Daha fazlası için Checkfeel uygulamasını indirebilir, kendi duygusal deneyimlerinizi aktarırken, şehrin duygusal haritasına göz atabilirsiniz.

Şemsi Paşa Külliyesi’ni neden uzay boşluğuna göndermek istiyorlar?

şemsi paşa camii

Üsküdar, artık hatırlayamadığım kadar uzun bir süredir dev bir şantiye görüntüsünde. Farklı köşelerinde inşaatlar, meydan düzenlemeleri, kazılar ve restorasyonlar devam ediyor, daha doğru bir ifadeyle hiç bitmiyor. Sokaklar kazılıyor, kaldırımlar döşeniyor, kaldırımlar sökülüyor, eskisine ne olduğunu anlamadan yenileri döşeniyor, mitingler için bir gecede asfalt dökülüyor, caddeler açılıyor, caddeler kapanıyor. Tüm bunlar olurken sahil dolgusu Boğaz’a doğru ilerliyor. Biz Üsküdarlılar bütün bu faaliyetin içinde, günlük hayatımızı sabırla sürdürmeye çalışırken yaşadığımız yerin kimliğini gün gün yitirişine de şahitlik ediyoruz. Üsküdar’ı artık tanıyamıyoruz. Üsküdar artık bildiğimiz Üsküdar değil. 

O zaman bu çılgın (!) fikre tüm gücümüzle karşı çıktık

Şemsi Paşa Külliyesi’nin başına gelen üzücü olaylar silsilesi üç yıl önce başladı. 2017 yılında Şemsi Paşa Külliyesi’nin, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sahil düzenleme projesi kapsamında denize çakılan kazıklar üzerine yerleştirilecek platformla çevrelenmesi ve önünden bir yürüyüş yolu geçirilmesi planlanmıştı. O zaman bu çılgın (!) fikre tüm gücümüzle karşı çıktık. Mimar Sinan’ın, boğazla özel bir ilişki kurarak konumlandırdığı bu nadide sahil külliyesinin önünün doldurulması ve denizle bağlarının koparılmasına yönelik plan, biz Üsküdarlıları ve şehrinin kıymetini bilen İstanbulluları isyan ettirdi. Belediye, yükselen tepkiler üzerine geri adım attı. Hadisenin üzerinden geçen üç yılda kazıklar kısmen kesildi, söküldü, kısmen sökülürmüş gibi yapıldı ve dolgunun bir ucu kaş ile göz arası Şemsi Paşa’nın derya kıyısındaki türbesine uzandı.

Aradan geçen üç yılda, belediye yönetimi değişti, fakat yeni gelen yönetim de kararsız kalmış olmalı ki taşa kesen Üsküdar Meydanı’nın bu ucu bir türlü açılmadı. Düzenli olarak baktığım bu noktada, paravanlar sökülmedi, şantiye binaları kalkmadı, dolayısıyla tedirginliğimiz de sona ermedi. Korktuğumuz mu başımıza geldi, yoksa bu ülkede başımıza gelebilecekleri tahmin edebilecek kadar çok yaşadığımız için midir, Şemsi Paşa’nın önünün doldurulması hususu üç yıl sonra yeniden gündeme geldi ve aslında anladık ki birileri bu fikirden hiç vazgeçmemişti. Mimar Ömer Yılmaz’ın Twitter hesabından “Üsküdar Bld’nin eksik kalan dolgunun yapılması konusunda İBB’ye baskı yaptığını duydum. Kırmızıyla gösterilen alan doldurulmak isteniyormuş. Yanlış olur Başkanım @hilmiturkmen34” sözleriyle duyurduğu iddiaya göre sabık İstanbul Belediyesi ekibinin başladığı işi Üsküdar Belediyesi tamamlamak istiyormuş. Bu da maalesef biz Üsküdarlılar için üç yıl sonra başladığımız noktaya dönmek anlamına geliyor.Üç yıl sonra onca çaba ve itiraza rağmen geldiğimiz noktada artık Mimar Sinan’ın Üsküdar sahiline inşa ettiği bir kıyı külliyesini korumaya yönelik çaba gösteriyor oluşumuzdan ve tekrar tekrar bu yapının tarihini, hususiyetini ve ne kadar mühim olduğunu anlatmaktan utanmaya başladım. Düşünün ki halk, bir tarihi eseri, şehri ve tarihini korumakla yükümlü karar alıcılardan canhıraş korumaya çalışıyor. Yaklaşık beş asırdır Boğaziçi’nin kıyısında varlığını sorunsuz sürdüren bir yapıya bu kadar pervasızca el sürme cüretini hiç anlamıyorum. Dünyaya bizzat kazık çakamayacak olmanın metaforik öfkesiyle mi denize kazık çakıyorsunuz ey yetkili(ler), ne yapmaya çalıştığınızı arada durup düşünüyor musunuz? Eğer bugün Şemsi Paşa’nın önünün doldurulmasına engel olamazsak bizden sonraki nesiller kent tarihi ve mimari tarih kitapları okurken yapının denizle bağlarının nasıl koparıldığını, 21. yüzyılda yaşayan idarecilerin 16. yüzyıl yapısı bir külliyeyi nasıl da betondan bir meydan içinde kaybedecek kadar vizyonsuz olduklarını anlatacak.

Sözünü ettiğimiz sıradan bir camii değil

Bu arada Şemsi Paşa Camii, üç yıldır bu kadar gündemde, tartışılır ve göz önünde iken, yakın zamanda son cemaat yeri revaklarının kapatıldığını da bu yazıda es geçmeyip, haber verelim ki tarihi yapılara yönelik kural tanımazlığın ve pervasızlığın düzeyini netleştirmiş olalım. Ne yazık ki bugüne kadar olanlar yetmiyormuş gibi caminin son cemaat yeri de koyu renk camlı alüminyum doğrama ile kapatıldı. 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş bir binaya yapılan keyfe keder bir müdahale daha.

Bu yapı, açık bir son cemaat yeri ile tasarlanmış, öyle uygun görülüp öyle inşa edilmiş, bugün orayı kapatan karar alıcı yapının hususiyetini ne hakla bozuyor? Şemsi Ahmed Paşa’nın külliyesi Boğaz kıyısında, dikdörtgene yakın dar bir alana yerleştirilmiş. Külliye küçük bir cami, türbe ve medreseden oluşuyor. Evet yapı küçük, alan sınırlı ama binanın hususiyeti de tam olarak bu. Dönemin mimari âdâbına, bâninin statüsüne, arzusuna ve araziye uygun olarak mimarbaşı Sinan’ın tasarladığı yapıyla oynamanın mantığı nedir? Sinan, külliyenin küçük camisine açık bir son cemaat yeri tasarlamış ve yapı asırlardır böyle kullanılmış. Sözünü ettiğimiz sıradan bir camii değil, yapının orijinalliğini muhafaza etmek öncelik ve yükümlülük olmalı. Kurullar, anıtları muhafazadan sorumlu kişiler bu mevzunun neresinde duruyor içtenlikle merak ediyorum.

Şemsi Paşa Külliyesini Neden Uzay Boşluğuna Göndermek İstiyorlar? 

Ben ve benim gibi Üsküdarlılar, İstanbullular, Boğaz kıyısına kusursuzca konumlandırılmış, kent ve mimarî tarihi açısından özel yeri olan bir yapıya dokunmayı asla anlayamasak da kabul edelim ki böyle şeyler Türkiye’de artık sıradanlaştı. Üsküdar’ı, mimarî ve şehircilik açısından hiçbir karşılığı olmayan, insani ölçekten uzak bir meydan projesine kurban ettiler. Hiç değilse, bu noktadan sonra Şemsi Paşa Külliyesi’nin, deniz ile bağının kesilmesi inadından vazgeçilsin, türbenin önündeki dolgu sökülsün, külliyenin ucube meydan projesinin dekoruna dönüşmesi engellensin.  Dekor diyerek ne kastettiğimi meydandan çarşıya doğru ilerleyip yakın zamanda restore edilen Selman Ağa Camii’nin önüne gelirseniz anlayacaksınız. Meydan düzenlemesi ile Selman Ağa Camii, Üsküdar’dan, hatta üzerinde yükseldiği zeminden, temelinden koparıldı. Ona bakarken, sanki uzay boşluğunda anlamsızca süzülen bir kütleye bakıyormuş gibi hissediyorum. Çevresindeki diğer yapılarla bağı kalmadı, geçmişi ve geleceği elinden alındı, her şeyden kopuk, insansız bir vaziyette duruyor. Artık yaşamıyor dersem, fazla dramatize ettiğimi düşünmeyin çünkü Selman Ağa Camii’nin bulunduğu nokta insanlara vakit geçirebilecekleri bir mekân hissi veremeyecek hale geldi. Şemsi Paşa Külliyesi’nin sonu Selman Ağa Camii gibi olmamalı. Şemsi Paşa, denizden, dalgalardan, önünden ıslanmadan geçmeye çalışanlardan, balık tutanlardan, karşı kıyıya bakan romantiklerden, bir yaz gününde Boğaz’ın esintisiyle açık olması gereken son cemaat yerinde efil efil ibadet etmek isteyenlerden koparılmamalı. Mekânlar ölmesin, mekânlar hususiyetleriyle yaşasın ve korunsun. Tüm bu çaba, Yeni Valide Camii, Mihrümah Sultan Camii, Rum Mehmed Paşa Camii, Ayazma Camii gibi nice tarihi yapı aralarındaki ahengi ve dengeyi bugün nispeten yitirdi, hiç değilse toptan kaybetmesinler, bugün üstün hizmet kabilinden her yere gururla dökülen betonun ortasında birer dekora dönüşmesinler diye… 

Camilerin adlarını anmışken Ayazma Camii’nin uzun yıllardır kapalı olduğunu, restorasyonunun bir yılan hikâyesine döndüğünü, Rum Mehmed Paşa Camii, Ahmediye Külliyesi ve Selimiye Külliyesi’nde de uzayan restorasyonlarının devam ettiğini not düşmeliyim. Üsküdar’ın belli başlı ibadethaneleri, kısmen açık olan Selimiye hariç, kapalı.  Hakimiyet-i Milliye Caddesi’nde çok uzun süredir tek şerit işliyor. Yapılar yıkıldı, Üsküdar’ın ortasında bir yeşil alanımız olur belki diye hayal kurduğumuz yerde Osmanlı Çarşısı’nın inşaatı yükselmeye devam ediyor. Mimar Sinan Çarşısı adıyla bildiğimiz Atik Valide Hamamı kamulaştırıldı. Esnaf yapıdan çıkarıldı ama hamamın gelecekte ne olacağı ile ilgili planlar hakkında hiçbir bilgimiz yok. Bu kadar merkezi bir yerdeki yapının “rantı” küçük esnaftan alınıp nereye aktarılacak? Üsküdar’da üzerine konuşmadığımız bir soylulaştırma da süre gidiyor. Üsküdar’a hiç yakışmayan belediye başkanlığı yapısının yanındaki devasa AVM’nin inşaatı da sürüyor. Küçük esnafı, butik dükkanları, eski pasajlarıyla kendine has bir alışveriş kültürü olan Üsküdar’a bir AVM’nin neler yapabileceği detaylarıyla düşünüldü mü acaba? Peki büyük bir alışveriş merkezinin Üsküdar’ın yaya ve araç trafiğine nasıl yansımaları olacağı hesaba katıldı mı? Üsküdar’da yaya olmanın zorluklarını idareciler biliyor mu? Ya o kısacık bisiklet yolunda, sahil boyunca bisiklete binmeyi hiç denediler mi? Kuzguncuk’tan Beylerbeyi’ne yürüyen bir yayanın ya da bir bisikletlinin Beylerbeyi Tüneli kapalı tutulduğu için çektiği sıkıntıyı biliyorlar mı? İnsanların, koca bir tepeyi tırmanıp aşıp, bir araç tünelinde egzoz gazları eşliğinde ilerleyip köprü bağlantı yolundan geçmek zorunda kaldıklarını takip edebildiler mi? Harem Üsküdar arasında tarihi Harem Korusu’nun altını işgal eden işletmeciler yüzünden ağaçların gölgesindeki yaya yolunun kesintiye uğradığını, sabahları spor yapmaya çıkan vatandaşların tek kaldırımda hem yürüyüp, hem koşup, hem bisiklete binmeye çalıştıklarının farkındalar mı? Gördünüz ya Üsküdar deyince soruların, sorunların sonu gelmiyor. Her biri uzun uzun yazılabilecek ve acilen çözüm aranması gereken problemlerden bahsediyorum. Üsküdar’ın yüzlerce yılda oluşmuş kimliği, çok kısa bir süre içinde büyük değişim geçirdi. Anneannemin hatta annemin gençliğinin geçtiği Üsküdar’ı bırakın benim çocukluğumun, gençliğimin Üsküdar’ı bile yok oldu … Üsküdar Meydanı, taşla, betonla kaplandı, ağaçlar artık saksılarda, yaz güneşinin altında ya da kışın sert günlerinde bir ucundan diğerine yürümek bir çileye dönüştü. Bu meydan, dinleneceğimiz, keyif alacağımız şekilde, ruhsal ve fiziksel rahatımızı sağlayacak biçimde tasarlanmadı. Hiç değilse elimizde kalanlara sahip çıkalım ve Üsküdar’ın kalan parçalarını insanların mutlu olacağı, denizle, doğayla ilişki kurabileceği, özgürce yürüyeceği, spor yapabileceği, yaşadığını hissedeceği şekilde tasarlayıp korumanın yollarını bulalım. Gölgesine sığınabileceğimiz ağaçların altında, sırtımızı Üsküdar’ın yüzlerce yıllık anıtlarına yaslayıp Boğaziçi’ni izlemek neden hayal olsun?Lütfen Şemsi Paşa’yı rahat bırakın. Şemsi Paşa’yı beton dolu uzay boşluğuna göndermeyin, bizimle Üsküdar’da kalsın.

Üsküdar Tekel Sahnesi “Bir Nefes Dede Korkut” oyunu ile buluşuyor

Dede Korkut Masallarının yer aldığı oyun, Gökçe Kurt Elitez’in yönetmenliğinde Üsküdar Tekel Sahnesi’nde seyircilerle buluşmaya hazırlanıyor.

Oyun yönetmeni Gökçe Kurt Elitez’in derlediği oyun, 15-17-19-22-24 ve 26 Eylül 20.00 tarihlerinde Üsküdar Tekel Sahnesi’nde seyircilerle buluşacak. 1 perdenin 1 saat 10 dakikadan oluştuğu oyun, Dede Korkut Masallarını barındırıyor. Oyunda aynı zamanda Ziya Serkan Doğan, Fuat Yıldız ve Bahri Çakır da yer alıyor.

7. Art Ordo Uluslararası Tiyatro Festivali’nde En İyi 3. Oyun ödülünü kazanan sahneye bilet bulmak pek mümkün değilken, pandemi dolasıyla şu an çok kolay bilet bulunuyor.

Bilet ve iletişim bilgileri için http://www.devtiyatro.gov.tr/DevletTiyatro/tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

Mustafa Düzgünman’ın doğumunun 100. yılı

Necmeddin Ebrusunu geliştirerek daha estetik bir boyuta taşıyan ve papatya motifi ekleyen Mustafa Düzgünman Türkiye’de ebru sanatının önünü açan isimlerden biri. Doğumunun 100. yılı vesilesiyle Kubbealtı Neşriyat, onun hayatını anlatan Ahmed Yüksel Özemre’nin “Üsküdar’da Bir Attâr Dükkânı” adlı eserini, özel bir baskı ile yeniden okuyucularla buluşturdu.

Üsküdar Sultantepe Mahallesi’nde 9 Şubat 1920’de dünyaya geldi

Abdülbaki Efendi ve Aziz Mahmud Hüdayi camilerinin imamlığını yapan Saim Efendi ile Şükriye Hanım’ın ikinci çocuğu olan Düzgünman, Üsküdar Sultantepe Mahallesi’nde 9 Şubat 1920’de dünyaya geldi. Usta sanatçı, ilkokulu Ayazma Mektebinde okuduktan sonra babasının yanında aktarlık yapmaya başladı. Aktar dükkanında, dönemin meşhur sanatkarları, arif ve sufileriyle tanışma imkanı bulan sanatçı ayrıca Prof. Dr. Ali Alpaslan, Uğur Derman, Nezih Uzel, Ahmed Yüksel Özemre ile babası Hafız Nurullah Bey ile de Üsküdar‘daki aktar dükkanındaki sohbetlerde bir araya geldi. Bir taraftan ciltçilikle de ilgilenen Düzgünman, hocası Necmeddin Okyay’ın himayesiyle 1938’de Güzel Sanatlar Akademisi’nin Türk Tezyini Sanatları Bölümü’ne kaydoldu. Sanatçı, Okyay’dan eski tarz cilt ve ebru öğrendi. Daha sonrasında savaş şartları yüzünden okulu bırakan Düzgünman, baba mesleği olan aktarlığa geri döndü.

TRT’ye verdiği bir röportajda çocukluğunu şu sözlerle anlatmıştı:

“Babam Üsküdar‘da Aziz Mahmud Efendi Cami imamı ve hatibiydi. Tabii biz de o muhitte yetiştiğimiz için, camide musiki muhakkak lazımdır. Oradan bir merak oluştu. Ezan okumak, müezzinlik etmek filan derken, dini musikiyi çok merak ettim. O zaman Mızıkalı Hafız Muhiddin Efendi vardı Üsküdar’da. Ondan ve Çarşamba Tekkesi Şeyhi Hayrullah Efendi’den dini eserler geçtim. Mevlid tevşihleri, ramazan ve devran ilahileri… Bu şekilde epey yol almış olduk.” ifadelerini kullanmıştı.

Ebru dersi verdi

Mustafa Düzgünaman bir röportajında şunları söylemişti: “Ebru, tükenmeyen bir hazinedir. Bu kendi içinde, kendi kendini karakterini hiç bozmadan zaten tekamül ediyor. Bunun haricinde, modernizasyon gibi bir şey olamaz. Çünkü bu ecdat yadigarını, bunun tarihini yaşatmak mecburiyetindeyiz. Niye modernizasyon olsun? Bu nihayeti olmayan bir renk cümbüşü. Güzelliği tükenmiyor ki yeniden bir şeyler icad edilsin. Şimdi, zamanımızda resme kayan bir ebru tavrı görüyoruz. Onlara bakıldığı zaman bir yağlıboya manzarası, tablosu gibi bir şey oluyor, yani ebrunun dışına çıkılıyor. Aslında onlar da ebrudan yapıyorlar ama bakıldığı zaman yağlıboya manzarası izlenimini veriyor. Biz buna pek Türk Ebrusu filan diyemeyiz. ‘Çağdaş Ebru’ diyebilirler. Bizim ebrumuz karakterini bozmamalıdır hiç.” Düzgünman, Alparslan Babaoğlu, Fuat Başar, Aydın Gülan ve Sabri Mandıracı’nın da aralarında bulunduğu pek çok isme, ebru dersleri verdi. Ebru sanatında klasik anlayışa bağlı kalan sanatçı ayrıca “Tarz-ı Kadim” cildin örneklerini verdi, tesbihçiliğe, fotoğrafçılığa merak sardı ve dini musiki meşk etti.

Düzgüman çok sayıda şiir kaleme aldı

Düzgünman, bir kısmının güftesi kendisine ait olmak üzere farklı makamlarda yirmi kadar ilahi besteledi. Klasik ebruyu “Ebruname” adlı 20 kıtalık bir şiirle nazma aktaran Düzgünman, yazdığı bir mihrabiyede Aziz Mahmud Hüdayi’ye olan sevgisini şu dizelerle dile getirdi:

“Kıble-i mihrabımızdır, Hazret-i Pir Hüdai;

Sinede mehtabımızdır, Hazret-i Pir Hüdai;

Canda cananımızdır, hem dilde de imanımız,

Gönlümüzde sultanımız, Hazret-i Pir Hüdai”

Düzgünman ile hatıralarını “Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı” adlı kitapta topladı.

Ahmed Yüksel Özemre 1996 yılında, 53 yıllık dostu Düzgünman ile hatıralarını “Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı” adlı kitapta topladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. “Geleneksel Sanatlar Serisi” kapsamında “Mustafa Esat Düzgünman ve Ebru” adlı prestij kitabı 2007’de okurların beğenisine sundu. Mustafa Düzgünman’ın doğumunun 100. yılı vesilesiyle Kubbealtı Neşriyat, onun hayatını anlatan Ahmed Yüksel Özemre’nin “Üsküdar’da Bir Attâr Dükkânı” adlı eserini, özel bir baskı ile yeniden okuyucularla buluşturdu.

Sürreal bir tasarımda Kuşkonmaz Camii

Grafik tasarımcı Yasin Yaman, sürreal tasarımları ile İstanbul’u ve simgesel yapıları konu alan tasarımlar yapıyor. Tasarımları ile dikkat çeken Yaman, 1580 yılında Şemsi Ahmet Paşa tarafından yaptırılan, Üsküdar’da sahil şeridinde bulunan Şemşi Paşa Camii’ni (Kuşkonmaz Camii) sürrealist bir şekilde tasarlayarak dikkat çekici hale getirdi.

Yasin Yaman, daha önce NTV’ye verdiği röportajda:”Çoğu insan diğer illeri yapmamı istiyor. Doğru söylüyorlar. Türkiye’nin her yeri sonuçta tarih. İzmir’i yapar mısınız, Adıyaman’ı yapar mısınız, Sivas’ta şu var onu yapar mısınız?.. Gerçekten yapmak isterim, çok da güzel olur ama ben İstanbul’da doğdum büyüdüm. Buranın tarihini çok iyi biliyorum. Burası benim evim, o yüzden biraz daha işim var gibi. Ondan sonra oralara geçeceğim.” demişti.

Yaman’ın Instagram hesabında İstanbul’a dair birçok dikkat çekici paylaşımı bulunuyor.

Üsküdar’a e-spor merkezi açılıyor

Üsküdar Belediyesi gençlerin artan e-spor ilgisi üzerine Çavuşdere Spor Sarayı’nda E-spor Merkezi açma kararı aldı.

Üsküdar Belediyesi geçtiğimiz yıl Türkiye genelinde bir çok e-sporcunun katıldığı bir e-spor festivali düzenlemişti. Bu festival aynı zamanda Türkiye’de bir kamu kurumu tarafından düzenlenen ilk e-spor festivali olma özelliğini de taşıyordu. Gelecek dönemde bir E-spor takımı ve E-spor merkezinin kurulması yönünde projelerden bahsedilmişti.


Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen Çavuşdere Spor Sarayı’nda yer alacak E-Spor Merkezi’nin bilgisini Twitter üzerinden verdi. E-spor Merkezi bir belediye tarafından kurulan ilk merkez olacak. Hilmi Türkmen attığı tweette e-spora gençlerin ilgisinin giderek arttığını vurgulayarak merkeze dair görsellerle beraber e-spor turnuvalarının da düzenleneceğini belirtti.