Nail Kitabevi: Güzel kahve eşliğinde, güzel semtte, güzel edebiyat

Nail Kitabevi, Kuzguncuk’un müstesna bir köşesi. Semtin ruhuyla uyumlu bir çatı altında kitap ve kahve kokusu el ele. Nail’in sahibi Erhan Nailoğlu, kitabeviyle ilgili “Önündeki çınar ağacı eskiden insanların buluşma noktasıymış.” diyor.

Kuzguncuk’a göre yeni ama Kuzguncuk denince akla gelen ilk yerlerdensiniz. Bize biraz Nail’in tarihini anlatır mısınız?

19. yüzyıl sonlarında inşa edilen Çırağan Sarayı’nın yapımıyla aynı dönemle denk gelen binamızın Balyan ailesinin baş ustalarından biri tarafından yapıldığı düşünülüyor. Binamızın şu an kitabevi/kafe olarak işletilen zemin katı uzun süre Kuzguncuk’un meşhur sakinlerinden Berber Muzaffer’in dükkânı olarak hizmet vermiş. Muzaffer’in çayı içilmeden güne başlanmaz, akşam selamını almadan da eve gidilmezmiş. Yani Facebook’tan yıllar evvel bu sevimli dükkân sayesinde insanlar birbirlerine bağlanır, sohbet eder, güzel zaman geçirirlermiş. İşte biz de bu güzel geleneği keyifle sürdürmeyi amaçlıyoruz.

Kitap-Kahve konseptini başarılı bir şekilde uyguluyorsunuz. Bu fikir nereden çıktı?

Nail Kitabevi bir ticari proje ya da rant yatırımı değil. Tamamıyla sosyal sorumluluk tarafı baskın, kültürel bir proje. Yayınladığımız kitapların içerikleri, düzenlediğimiz etkinliklerin çerçevesi bu düşünceyle doğru orantılı. İçeride kaliteli kahve satan bir kafenin bulunması çağımızın beğenilerine ve eğilimlerine hitap edebilmek için kurgulandı. Sürükleyici bir romanın sayfalarını, keyifli bir cumbada çevirirken yanında içimizi ısıtacak sıcacık bir içecek iyi gider diye düşündük. Hatta bizim çok sevdiğimiz sloganımız zannedersem bu bakış açımızı dile getiriyor: “Güzel semtte, güzel edebiyat, güzel kahve eşliğinde!”

Böylesi tarihî bir binaya kitap-kahve açma süreci nasıl gelişti?

Kitabevi ve yayınevi projesi benim için aslında bir çocukluk hayaliydi. İstanbul’da çocuk ve gençken sık sık uğradığım Kuzguncuk’taki tarihi doku beni çok etkilerdi. Gelip gittiğim zamanlarda kimi binalardan esinlenir ve onların hikayelerini düşünürdüm. İleride bir kitapçı/kitabevi kurabilmek en büyük isteklerimden biriydi. İşte yine böyle bir Kuzguncuk gününde şu anki Nail Kitabevi’ni kurduğumuz binayı gördüm. Metruk hâldeydi. Başlamış ama yarım kalmış bir restorasyon projesiydi. Sonradan Berber Muzaffer’in dükkânı olarak anıldığını öğrendiğim bu güzel yapı, her yönüyle çok farklı ve ilgi çekiciydi. Mimari tasarımını ve zemine oturuşunu, ana caddeyle ve çevresiyle kurduğu mekân ilişkisini çok sevdim. Ardından da bir kitap ve sanatsever olarak hayallerini kurduğum mekânı bulduğumu hissettim.

“Kitabevinin önündeki çınar ağacı eskiden insanların buluşma noktasıymış”

Önündeki çınar ağacı size ne söylüyor peki?

Mahalle kültürünün devam ettiği, kozmopolit, kilise, cami ve sinagogun iç içe olduğu bir semt olan Kuzguncuk’ta Nail Kitabevi’nin önündeki çınar ağacı eskiden insanların buluşma noktasıymış.Çınar ağacı sağlamlığı, yıllar geçtikçe daha da büyümeyi ve güçlenmeyi simgeler bir yönüyle de. Biz de kitabevimize gelirken çınar ağacımızın yanından her geçişimizde kitabevimiz ve yayınevimizin çınar gibi uzun ömürlü olmasını ve yaş aldıkça büyüyüp güzelleşmesini diliyoruz.

Yazar etkinlikleriniz de kahveniz kadar meşhur. Bugüne kadar hangi yazarları ağırladınız, unutamadığınız bir anınız var mı? Bir de kahvenizin hikâyesini dinlemek isteriz?

Canan Karatay, Refika Birgül, Mario Levi, Mutlu Tönbekici, Tülin Kılıç, İsmail Aksoy, Selçuk Aydemir, Perihan Mağden, Noa Shabtai, Pierre Mejlak ve daha ismini hatırlayamadığım birçok yazar misafirimiz oldu. Gerek söyleşi- imza günü etkinlikleri gerek fotoğraf/resim sergilerimiz keyifli geçmekte, ziyaretçilerimiz de beğenilerini dile getirmektedirler. Etkinlikler arasında ilk aklımıza gelen Canan Karatay’ın imza günü etkinliğinde kendisiyle yüz yüze tanışmayıp kitapları sayesinde zayıflayan okurlarının deneyimlerini anlatmalarından bahsedebiliriz. Kahvelerimize gelince, İtalya’dan getirilen özel kahve makinesiyle yapılıyor. Çekirdekler ise son dönemde epey moda olan Avusturya’nın ünlü markası Julius Meinl. Latte’den Americano’ya, Espresso’dan Mocha’ya, Cortado’dan Flat White’a kadar farklı çeşitleri tadabilirsiniz.

Kuzguncuk’u üç kelimeyle anlatır mısınız?

Çok kültürlülük, mahalle, komşuluk.

Bu Boğaziçi köyünün hangi köşesi sizin için özel?

Tarihî dokusuyla birçok kişinin ortak buluşma noktası olan kitabevimizin bulunduğu binamız.

Erhan Nailoğlu bize biraz kendinden bahsedebilir mi?

Ben uzun yıllar tekstil sektöründe hem üretim hem de yurtiçi ve yurtdışı ticaret alanlarında çalışmış ve hâlâ da bu işi sürdüren biriyim. Nail Kitabevi&Yayınevi&Kafe ise benim hayallerimin gerçekleştiği nokta.

‘Gülistan Sitesi sakinleri kış günü ve pandemi koşullarında evlerinden tahliye edildi’

gazete üsküdar gülistan sitesi

Kentsel dönüşüm projesi kapsamında yıkılacak olan Acıbadem Gülistan Sitesi’nde dün tahliye işlemleri başladı. Alınan karara tepki gösteren site sakinleri tahliye için zaman tanınmaması nedeniyle büyük mağduriyet yaşadığını” söyledi.

Üsküdar’ın Acıbadem semti Gülistan Sitesi sakinleri, güne ‘tahliye’ kararıyla başladı. Kış aylarında ve pandemi döneminde ellerine geçen tahliye kararıyla büyük mağduriyet yaşayan site sakinleri, evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Kimi sakinler son dakika ayarladıkları nakliye firmalarıyla eşyalarını kurtarmaya çalışırken kimileri de salgın nedeniyle evde kalması gerekenler için geçici yer aramaya çalıştı.
Gülistan Sitesi sakinleri Avukatı Onur Cingil, nihai tahliye kararının verilmemesine rağmen uygulamaya geçilmesine tepki gösterdi.

“KIŞ GÜNÜ İNSANLAR ZORLA EVLERİNDEN ÇIKARILDI

‘Üsküdar Belediyesi’nin site sakinlerini mağdur ettiğine’ vurgu yapan Cingil sabah saatlerinde yaşananları şöyle anlattı;

“Dün tahliyesi yapılan binanın yürütmeyi durdurma kararı kaldırıldı. Yargı süreci devam ederken, Üsküdar Belediyesi sabahın beş buçuğunda kış ve pandemi koşullarında vatandaşlara yer göstermeden, insanları zorla evlerinden çıkardı. Ertesi gün taşınacak insanları bile beklemediler. Nihai karar daha verilmedi. Bugün binanın yarısını yıktılar, içerde insanlar da vardı. Diğer blokların davaları devam ediyor. Bu tamamen insanları mağdur etmek için yapıldı. Kaldı ki biz sadece tahliyenin yapılıp yıkım yapılmamasını talep etmiştik. Müteahhit mağduriyetinden sonra şimdi de Üsküdar Belediyesi kaynaklı bir problem var. Normalde belediye böyle bir şey olsa bile maddi ya da manevi yardım yapar, insanları mağdur edecek şartlarda bırakmaz.”

“İNSANLARI KAPININ ÖNÜNE KOYMAK ÇÖZÜM DEĞİLDİR

‘İnsanları kapının önene koymak rant değildir’ diyen Avukat Cingil “Üsküdar Belediyesi bugün gözümüzün önünde insanların kombilerini peteklerini para karşılığında sattı. Bizim hukuki süreç anlamında mücadelemiz devam edecek. Yeni müteahhitlerle görüşmeler yapıyoruz, bu insanların evlerine kavuşması için elimizden geleni yapacağız. İnsanları kapının önüne koymak bir dönüşüm değildir.” diye konuştu.
Avukat Onur Cingil mahkeme sürecine ilişkin şu bilgileri de paylaştı;
“2014 yılından beri burada bir kentsel dönüşüm projesi var, önce iptal edildi olmadı sonrasında 2017 yılında tekrar müteahhit bir sözleşme daha imzalattı. Burada 2019 sonlarında doğru Üsküdar Belediyesi tarafından sorunu çözme üzerine, TOKİ’nin sağlaması vb. durumlar gibi müteahhitin önünü açar şekilde oldu. Bu alan, terk edilmiş alan olarak belirlendi. O tarihte sorun kangrenleşti ve insanlar binalarının yıkılması sebebiyle mağduriyet yaşarken aynı zamanda arsaya döndürülmesiyle de bir mağduriyet yaşayacaklardı.”

Avukat Onur Cingil mahkeme sürecine ilişkin şunları da söyledi: “Tahliye kararı Üsküdar Belediyesi’nin 1 yıl önceki tahliye ve yıkım kararına istinaden yürütmenin durdurulması kararı kalkınca dün işlemler yapıldı. Mahkeme süreci tamamlanmadı. İdare mahkemesinde işlemlerin karara kadar durması için yürütmenin durdurulması kararı verilebiliyor. Bizim de 1 yıldır kararımız vardı. 11 bloktan burada karar kalktığı için buraya yıkıma geldiler. Daha yargılama sürüyor. Yargılama sürerken bu yıkımın yapılması hukuksuz zira mahkeme belki de yıkım yapılmamalı diyecek ama artık bir blok yok.”

Mağduriyet yaşayan site sakinlerinden Saadet Aksun, yaşadıklarını Gazete Üsküdar’a anlattı.

“BURASI METRUK DEĞİL, BURADA BİR YAŞAM VAR

‘Karar verilen alanın metruk gösterildiğini söyleyen’ Aksun şöyle devam etti; “2014 yılında özel bir firma buraya gelerek insanlarla sözleşme imzaladı fakat kanuna uygun değildi. Altı yıldır hiçbir şey yapılmadı, her aradığımızda 15 gün sonra diyerek ertelediler durumu. Tabii bu sırada buradan temsilciler seçti kendilerine, bu sayede karotlar alındı. En son imar kanunun 39. maddesine göre burayı meçru olarak nitelendirdiler fakat burası metruk değil burada yaşam var. Biz mahkemeye giderek buranın meşru olmadığını tescilledik. 12 Ağustos tarihinde yürütmenin durdurulması kararı çıktı. Bu karar UYAP’a düşmeden sabah 07.00 saatinde gelerek burayı kırdılar. Sonrasında saat 09.00 civarlarında bu karar UYAP’a düştü fakat burayı kırarak metruk hale getirdiler.”

“SOKAĞA ÇIKMASI YASAK OLAN İNSANLAR EVDEN ATTILAR

‘Evlerin boşaltılmadan yıkılmaya çalışıldığını söylen Aksu, ‘Pandemi nedeniyle sokağa çıkması yasaklananlar var, onlar nasıl ev arasın’ dedi.

Aksu, ‘İnsanların üzerine tuğlalar düşüyordu’ diyerek şöyle devam etti;

“O binada 80 yaşında insanlar var, yürüyemeyen insanlar var. Biz yardımcı olup onlara da ev baktık, çünkü 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı vardı. O insanlar varken binaları yıkmaya çalıştılar. Biz zar zor evlere gidip büyüklerimize yardım ederken az önce bahsettiğimiz 80 yaşındaki insanın tepesinden tuğlalar düşüyordu. Nakliyatçılar geliyor ev taşımak için, bu insanlar işini yapamıyor. Daha sonra burada hurdalar toplandı, kapı, pencere, kalorifer petekleri vs. gibi şeyleri sökerek hurdacıya verdiler. Biz de bunları istedik en azından taşınma paramızı çıkartırız diye. Fakat izin vermediler.”

Yığınlardan çıkan pencere gibi eşyaları Üsküdar Belediyesi ekiplerinin aldığını ve onların sattığını söyleyen Aksu belediyeye de tepki gösterdi.

Üsküdar’ı sevmek için harika bir neden: İhsaniye

İhsaniye’nin muhteşem manzaralarla süslü, sükunet dolu sokaklarında hayran hayran dolaşırken döndüğünüz her köşe başında karşınıza çıkan tarihi yapılar dağarcığınıza kent tarihine dair yeni öyküler kazandırır. Hele sokaklarından biri vardır ki Harem Korusu sırtlarından, asırlık ağaçların arasından görünen şahane Sarayburnu manzarasıyla yamaçlarından bakan gözlere yüzyıllar öncesinin İstanbul’unu gösterir. Buradan kente bakarken ne kenti saran betonu ne siluete giren kuleleri görürsünüz.

Üsküdar’ı çok seviyorum. Üsküdar’a dair yazdıkça, güzelliğine methiyeler düzdükçe maalesef sıklıkla olumsuz ve benzer cümleler ile ifade edilen tepkiler alıyorum: Nesini seviyorsun Üsküdar’ın? İnsanların sızlandıkları şeyler ortak, betonla kaplı Üsküdar Meydanı’ndan bir yerden bir yere gitmek için geçenler kalabalık ve keşmekeşten haliyle şikayet ediyorlar. Deniz ulaşımı, metro, otobüs, dolmuş ve elbette Marmaray için adeta bir terminale dönüşen, her gün milyonlarca insanın telaşla içinden geçtiği Üsküdar’ın kötü tasarlanmış bir meydandan ibaret görülmesi üzücü ama haksız değil. Üsküdar deyince insanların akıllarında artık tek ve gri bir resim var. 

Üsküdar’da büyük bir değişim yaşandığını ve bu değişimin en çok merkezde hissedildiğini yadsımak mümkün değil. Geniş insan grupları için Üsküdar bir geçiş noktası olmaktan ibaret. Üsküdar, fiziksel, sosyo-ekonomik ve kültürel olarak değişti. Çarşısı, pasajları, yeme içme ve alışveriş mekanları ve kültürü dönüşüme uğradı. Rant temelli kentsel dönüşümden payına düşeni bolca aldı, almaya da devam ediyor. Üsküdar’ın güzelliğinden bahsederken Üsküdar’a karşı işlenen tüm bu suçların elbette farkındayım. İflah olmaz bir romantik değilim, hatta epey gerçekçi olduğumu söyleyebilirim. Ama işte Üsküdar uzun geçmişiyle tüm bunlara rağmen hâlâ güzel, görülmeye, keşfedilmeye değer bir yer. En çok da kaybedilenlere yas tutmak yerine var olanı, hâlâ ayakta kalanları ve sürdürülebilecekleri farketmek ve layığınca koruyabilmek için. 

Üsküdar’da yürümek ve düşünmek

Üsküdar’da uzun yıllardır yürüyorum. Üsküdar’da yürüdükçe her biri kendine özgü karaktere haiz semtlerini dolandıkça, mekânı tanıdıkça neyin korunması gerektiğini farklı açılardan düşünmeye başladım. Yürümek, kentin geçmişi, değişimi ve dönüşümü ile olan ilişkiyi ve bugünü etraflıca düşünme fırsatı veriyor. Sokakları keşfettikçe kendi şehrimizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirebileceğimize, geleceğe daha doğru bir bakış yakalayabileceğimize, şehirliliğimizi dönüştürebileceğimize ve üretilen politikalara yön verebileceğimize inanıyorum. İşte bugün sizlere tam da bu nedenle güzelliğiyle sokaklarından geçenlere çeşit çeşit ihsanda bulunan bir Üsküdar semti İhsaniye’den söz etmek istiyorum. İhsaniye, Üsküdar’ın nice tarihi semtlerinden sadece bir tanesi. Üsküdar’ın nesini seviyorsun sorusuna verebileceğim cevapların da en güzellerinden biri. 

İhsaniye’nin muhteşem manzaralarla süslü, sükunet dolu sokaklarında hayran hayran dolaşırken döndüğünüz her köşe başında karşınıza çıkan tarihi yapılar dağarcığınıza kent tarihine dair yeni öyküler kazandırır. Hele sokaklarından biri vardır ki Harem Korusu sırtlarından, asırlık ağaçların arasından görünen şahane Sarayburnu manzarasıyla yamaçlarından bakan gözlere yüzyıllar öncesinin İstanbul’unu gösterir. Buradan kente bakarken ne kenti saran betonu ne siluete giren kuleleri görürsünüz. Size yaşadığınız zamanı unutturan bu sokağın adı İhsaniye İskele Sokağı’dır ve bir zamanlar burada evler değil Sultan Süleyman’ın inşa ettirdiği Üsküdar Sarayı’nın yapıları, bahçeleri yükseliyordu. İnşa edildiği 16. yüzyıldan, III.Osman’ın tahta geçtiği 1754 yılına dek harap olan Üsküdar Sarayı, yeni sultanın iradesiyle yıktırıldı ve açılan alan ile saray bahçeleri halka “ihsan” edildi. İşte semtin adı da bu “ihsan”dan geldi, oldu “İhsaniye”. 

III.Osman, üç yıllık kısacık saltanatında bu muhiti halka ihsan etmekle kalmamış, İhsaniye’ye iki de cami yaptırmış. Fakat semtin etraflıca imarına ömrü vefa etmemiş ve bu iş halefi III. Mustafa’ya kalmış. 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren burada kurulan mahalle, günümüzde varlığını kısmen sürdürmekte ve dahası İstanbul’un ruhunu kaybetmemiş özel muhitlerinden biri olarak yaşıyor. Gelin İhsaniye semtinin sokaklarına uzanalım, belli başlı anıtlarına, korularında, bahçelerinde İstanbul’daki biyoçeşitliliği hâlâ yaşatan güzeller güzeli doğasına yakından bakalım. 

İhsaniye Camii

Sultan III.Osman’ın yaptırdığı İhsaniye Camii, küçük, ölçülü, sevimli bir mahalle camii. Yapının üzerinde gördüğümüz tamir kitabesi bize caminin bir zamanlar ahşap olarak inşa edildiğini, sonra yanıp harap olduğunu, Sultan Abdülaziz devrinde kâgir olarak ihya edildiğini anlatıyor. Mermer bir mihrabı, ahşap bir minberi var, öyle iddialı, gösterişli bir yapı değil ama büyük ağaçların gölgelediği huzurlu avlusundan geçmek, içindeki tarihi eserlere göz atmak insana daima iyi geliyor.   

Küçük İhsaniye Camii

 Küçük İhsaniye Camii ya da İhsaniye Mescidi olarak bilinen bu küçük ibadethane III.Osman’ın İhsaniye semtinde inşa ettirdiği camilerin ikincisi. Günümüze ulaşamayan yapı, en son yakın sayılabilecek bir zamanda ihya edilip, ibadete açılmış, tarihi niteliğini maalesef yitirmiş. 

İhsaniye İskele Sokağı

İhsaniye İskele Sokağı, İstanbul’un en güzel sokaklarından biridir dersem mübalağa etmiş olmam. Buradan göreceğiniz manzara dünyanın sayılı manzaralarından bir tanesi. İskele Sokağı’na geldiğinizde, İstanbul şehrinin en güzel siluetlerinden birini karşınızda buluyorsunuz. Sokağı baştan başa yürürken küçücük bir kulübe göreceksiniz. Kaynaklarda bu küçük yapının bir zamanlar aşağıda yer alan İhsaniye İskele’sine inen yolcuların biletlerinin kontrol edildiği kulübe olduğu geçiyor, doğru ise sokağın geçmişteki konumunu ve adının nereden geldiğini hatırlatan yegane bina gibi görünüyor. Burada dikkat çeken bir diğer yapı ise III. Mehmed dönemi Darüssaade Ağaları’ndan Gazanfer Ağa’nın ruhu için yine bir Darüssaade Ağası Hafız İsa Ağa’nın yaptırdığı güzeller güzeli çeşme. Gazanfer Ağa, Saraçhane’deki meşhur Gazanfer Ağa Medresesi’nin bânisi ve  Ayasofya’nın kuzeyindeki Soğukkuyu Sokağı ile Alemdar Caddesi arasındaki dik yamaç üzerinde Mimar Sinan’a kendi adını taşıyan medreseyi yaptıran Cafer Ağa’nın kardeşi. Hatta bu sokaktaki çeşmeye adını veren Gazanfer Ağa, Cafer Ağa’nın 1557’deki ölümünün ardından medresenin inşaatını takip eden ve tamamlayan kişidir. Sokaktan Ayasofya’nın harika görünümlerinden birini izlerken hemen yanıbaşındaki Sinan yapısı medrese ile böyle bir bağını keşfetmek ne hoş değil mi? İstanbul’da en çok bu türden parçaları birleştirmeyi ve keyfini sürmeyi seviyorum. İhsaniye İskele Sokağı’ndan ağır adımlarla geçerken gözünüz sadece manzarada da olmasın, yılların yorduğu ama zerafetleriyle hâlâ göz dolduran eski ahşap konutları gözden kaçırmayın. Ahşap malzemesi Boğaziçi’nin nice kışının rüzgârlarından yorgun, İstanbul yazının güneşinde solmuş bu geleneksel evlerin görünümü insana arka planda yer alan, betondan inşa edilmiş yeni mahalleleri bir süreliğine unutturuyor. İstanbul’un yerel mimarisini, evlerini başka bir gözle görmek, düşünmek, gelenekleri güncelleştirmek üzerine kafa yormak ve dönemin zevksizliğine bir kez daha öfkelenmek için ideal bir yer burası.     

Harem Korusu

 İhsaniye İskele Sokağı’nı deniz tarafından sınırlayan ve Selimiye semtine doğru uzayan Harem Korusu, sarp ve eğimli bir arazi üzerinde yer alan nice asırlık ağaçlardan oluşuyor. Yaklaşık 38 bin metrakarelik bir alana yayılan koruda anıt niteliğinde, koruma altına alınmış çeşitli türlerde çok sayıda ağaç bulunuyor. Hele içlerinde yaklaşık 350 yaşında anıt bir sakız ağacı (pistacia atlantica) var ki, o İstanbul’un en güzel ağaçlarından bir tanesi. Yolunuz İhsaniye’ye düşerse sakın ama sakın görmeden geçmeyin. Evvela tarihi ağaçlarıyla dikkatinizi çekecek olan bu mekân, İstanbul ekolojisinin nadir ve zengin biyoçeşitliliğini yansıtıyor. Gerçekten çok etkileyici ve maalesef sahipsiz. Bu muhteşem doğa parçası, insanı şehirde tabiatın korunmasının önemini düşünmeye sevk ediyor. Bir de diyeceğim var, koru civarında vakit geçirenler giderken çöplerini yanlarına alsa, ağaçların etrafına atmasa ve korunun bitimine yerleşmiş kafeler kaldırılsa çok iyi olacak. Alanın kentlinin yararına düzenlenmesi sahiden şahane olur. 

İhsaniye Çeşmesi İhsaniye’nin sokaklarında gezmeye gelenlere ihsan ettiği güzelliklerden bir diğeri çeşmeler. İhsaniye sokaklarında dolanırken irili ufaklı çok sayıda çeşme ile karşılaşacaksınız. Bunların içinde biri var ki muhitin adını taşıyor: İhsaniye Çeşmesi. İstanbul’un özel su yapılarından biriyle karşı karşıya olduğunuzu bir bakışta anlayacaksınız. Kitabesinin hattından mimarisine, kalem işi süslemelerinden yerleşimine, sıra dışı bir çeşme. Çeşme hakkında 1824 yılında yapıldığını bilmek dışında bir malumata sahip değiliz. Aynı sokakta ilerlemeye devam ettiğinizde karşınıza bir çeşme daha çıkacak, Ahmet Şakir Efendi  Çeşmesi. Zaten, 1907 tarihli bu çeşmeyi geçerken farketmemeniz imkânsız. Su değilse de çeşmeden hayata akan güzelliği hemen göreceksiniz. Dilerim, İhsaniye sokaklarında dolaşmak zihninizdeki Üsküdar imajını biraz olsun değiştirir. Üsküdar’ı yakından tanımak için yürümeniz, sokaklarla, insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle, mahalleleri, semtleri oluşturan çevreyle ilişki kurmanız ve biraz yorulmanız gerekiyor. Ama emin olun buna değecek. Şehri tanımak vakit alan, ayrı ayrı parçalarında yoğun zaman geçirilmesini talep eden bir süreç ve ancak böylelikle şehri daha derinden ve çok seviyorsunuz. “Oranın nesini seviyorsun?” sorusuna verecek bol bol cevabınız da oluyor.  

Kuzguncuklular her geçen gün artan kafe sayısı ve insan yoğunluğundan rahatsız

Üsküdar Kuzguncuk uzun zamandır set ve kafe mekanı haline dönüşmüş durumda. Durumdan şikayetçi olan mahalle sakinleri change.org’da ”Kuzguncuk’ta mahallelinin yaşam alanlarının uzun saatler işgaline bir dur de.” diyerek kampanya başlattı.

Gazete Üsküdar olarak change.org’da kampanyayayı başlatan Gül Büyükbay, Kuzguncuklular Derneği Başkanı Tülay Atabey ve Kuzguncuk Mahalle Muhtarı Ali Faik Kaptan‘a şikayetlerini sorduk.

Change.org’da kampanyayı başlatan Gül Büyükbay: On iki yılda ivmelenen insan ve araç trafiği inanılmaz boyutta.

11 yıldır Üsküdar’da yaşayan Gül Büyükbay, sessizliği ve yeşil havası için Kuzguncuk’ta oturmayı tercih ettiğini, fakat giderek artan insan trafiğinin bu ortamı bozduğunu belirttiyor.

Gül Büyükbay, Kuzguncuk’un kalabalıkla birlikte değişen halini şu şekilde özetliyor: “Eşim ağır bir rahatsızlık geçirdi. Gerek hastalık sırasında arabamızla sokağımıza ulaşamamız, gerekse bağışıklığının düşük olduğu dönemlerde COVID 19 riski sebebiyle sokağa çıkamamamız bizi o iyileştikten sonra da mahalle halkı ile empati yapmaya itti. Tüm bunların dışında Kuzguncuk elbette ziyaret edilecek bir yer fakat son iki yılda ivmelenen insan ve araç trafiği inanılmaz boyutta. Kuzguncuk halkı dışarıya çıkamıyor kaldırımda yürüyemiyor. Sokaklara trafikten ulaşılamıyor. Buna en büyük katkıyı kontrolsüzce ve aslında ruhsat şartlarına da pek uygun olduğunu düşünmediğimiz hızla çoğalan kafe çay ocağı vb işletmeler yapıyor. Kafelerin kapanış saati Üsküdar Belediye meclisi kararıyla saat gece 12’den  2’ ye kadar uzatıldı. Aslında imza kampanyamızdaki yorumlarda da insanların nasıl çaresiz olduğunu görebilirsiniz. Kuzguncuk nüfusu 4000 ve 3000’ e yakın insan imzaladı ki internet erişimi olmayanlar var.”

“Üsküdar Belediyesinin bizi duymak istemediğini düşünüyorum artık.”

Gül Büyükbay başlattığı kampanyanın gelişim sürecini şöyle anlatıyor: ” Bu aslında kollektif bir haykırıştan doğdu. Komşularımla konuştukça bu konuda herkesin sıkıntı yaşadığını gördüm ve sesimizi duyurmak için bu meseleyi dijtal ortama taşıdık. Bu biraz duygusal bir başlangıç oldu fakat işin devamında belediye ile gerekli görüşmeleri yaptık. Üsküdar Belediyesinin bizi duymak istemediğini düşünüyorum artık. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bizi bir toplantıda dinledi ancak ben Üsküdar Belediyesi tarafından da anlaşılmayı bekliyorum yoksa bir değer göz göre göre yitip gidiyor.”

Mahalle sakini olarak Kuzguncukluların saygı istediğini belirttiyor. Kimi zaman kaldırımda yürümekte dahi zorlanan yerliler kafe oranının azalmasını ve daha fazla kafe açılmamasını istiyor. Kuzguncuk’un işletme ruhuyla ilgili yorum yapan Büyükbay: “Mahallede elbette benim de severek gittiğim, yemek yediğim yerler var fakat mahalle kültürüne saygısı olan, on metrekarelik yeri için tüm kaldırımı 50 m kaplayanlar değil. Her şeyin bir ölçüsü kuralı olmalı.” diyor.

Kuzguncuklular Derneği başkanı Tülay Atabey: “Kuzguncuk günübirlik turizme kurban ediliyor.”

1987 yılından bu yana Kuzguncuk’ta ikamet eden Tülay Atabey İTÜ Mimarlık fakültesi mezunu. Atabey Kuzguncuk İlya’nın Bostanı Projesinin müelliflerinden biri, 3 dönemdir de Kuzguncuklular Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı yapıyor. Derneğin 1997 yılında Bostan mücadelesinde daha etkin olabilmek için kurulduğunu belirtiyor.

Kuzguncuk’ta hızla artan kafe işletmeciliği konusunu yorumlayan dernek başkanı Tülay Atabey: Bu artışın son 5 yılda olduğunu söyleyebiliriz. Bu artış bir mahallenin kimliğini bozmakla birlikte Kuzguncuk’un günübirlik turizme kurban edilmesine yol açıyor. Sosyal, kültürel, kentsel ve tarihi özellikleri, kimliği yok sayılıyor. Sadece kedi, kapı, kafe, gelin-damat, sosyal medya kelimelerinin içinde var olabildiği geçici bir dekor gibi davranılıyor buraya.”

Dernek başkanlığı kimliğinin dışında da bu durumu mahalle sakini olarak değerlendiren Tülay Atabey Kuzguncuk’a herkesin gelebileceğini, sadece mahalle sakinine ait olmadığını ifade ederken tek istediklerinin saygı olduğunu belirtiyor.

Kuzguncuk mahalle muhtarı Ali Faik Kaptan: “Kuzguncuk’un dokusunu bozan hiçbir şeye müsade etmeyeceğiz

Ali Faik Kaptan 1999 yılından beri Kuzguncuk mahallesinin muhtarlığını yapıyor.

Mahalle muhtarı olarak Kuzguncuk’un değersizleştirilmesini yorumlayan Ali Faik Kaptan özellikle kafe işletmeciliği hakkında durumu şöyle değerlendiriyor: “Kafelerde masa ve sandalye artışı son iki senedir çok fazla; caddelerin genişlemesi çok söz konusu değil, biz caddeler için alanı yapısal olarak düşürdük ve bu daralmayı biraz önledik. Ama tabii kafelere kamusal alan verilmesi çok yanlış, bu yanlışla ilgili belediye ile görüş halindeyiz. Kuzguncuk’un dokusunu bozan hiçbir şeye müsade etmeyeceğiz. Aynı zamanda buraya gelen insanlar için hiçbir zaman gelmesinler gibi bir görüşümüz olmadı. Tabii ki gelsinler fakat bu mahalle dokusuna zarar vermesinler. Kuzguncuk neden değerli? Çünkü tarihi yapısını koruyor. Biz de bunun herhangi bir şekilde değişmesine, zarar verilmesine müsade etmeyeceğiz.”

Kuzguncuk’un geçmişte birçok düğün fotoğrafçısı tarafından kullanılmasını değerlendiren mahalle muhtarı: “Bu durum da bir şekilde ticarete kapı açarak Kuzguncuk’un tabiatının bozulmasına yol açacaktı fakat biz bunu bir şekilde çözdük.” diyor.

Palamuttan levreğe merak edilenleri balıkçılara sorduk

gazete üsküdar balık

Geçtiğimiz haftalarda tezgaha konulan balıklar, geçen seneye göre fiyat değişikliğine uğrayarak satışa sunuldu. Üsküdar Balıkçılar Çarşısı’nda değişen balık fiyatlarının güncel durumunu ve balık türlerini sorduk.

Balık sezonunun açılmasıyla Palamut, levrek, hamsi ve daha birçok çeşit tezgahlarda yerini buldu. Vatandaş geçtiğimiz günlerde palamutun az olmasından isyan ederken aynı zamanda fiyatların da arttığını söylemişti. Peki balıkçılar için durum ne? Fiyatlar ve balık ticareti hakkında onlar ne düşünüyor?

“Palamut var”

Palamudun, sezonun ilk açılışında az olduğunu belirten balıkçılar, bu durumda değişen hava koşullarının etkili olduğunu belirttiler. Ekim ortası itibariyle palamut mevsiminin geldiğini ve bu konuda bolluk yaşandığını ifade ederken, kimi balıkçılar durumun değişerek hamside azlık yaşandığını söyledi.

“Bu sene balık bol diyorduk ama umduğumuz gibi olmadı. Bundan sonra olması şansı da az”

Palamudun giderek artış göstermesi ve hamsinin az olmasını ekosisteme bağlayan balıkçılar durumu şöyle ifade etti: “Hamsi bu sene satışa çıkmayabilir çünkü yok. Sebebiyse artan palamut balığının hamsi balığını yiyerek türevi azaltması.” . Balık bolluğunu genel değerlendirme altında yorumlayan bazı balıkçılar, bu seneden umutlu olduklarını fakat durumun bekledikleri gibi sonuçlanmadığını söyledi. İşin kötüsü ise durum böyle giderse, bu sürecin devam edeceğini belirttiler.

Balık fiyatları düşecek mi?

Vatandaşın en çok merak ettiği soru ise fiyatlar düşecek mi? Üsküdar Balıkçılar Çarşısı’nda mikrofon uzattığımız çoğu balıkçı, fiyatların havalar soğudukça düşeceğini belirtirken özellikle hamsinin az olmasıyla fiyatının oldukça arttığını belirtiler. Geçtiğimiz senelere oranla fiyatlarda artış olduğunu dile getiren balıkçılar, palamudun bu sene bol olmasıyla geçen seneden daha ucuz olduğunu da ifade ederek balık fiyatlarında hava durumunun etkili olduğunu belirttiler.

Palamut nasıl pişirilmeli?

Palamudun hem sağlıklı hem de lezzetli pişirme tekniklerini anlatan balıkçılar, iki yöntem belirtti; palamudun bu sene yağlı olması sebebiyle fırında yapılmasının sağlık açısından daha faydalı olacağını belirten balıkçılar, lezzet konusuna önem veren müşteriler için kızmamış yağda sallayarak kızartılmasının lezzetli olacağını ifade etti.

Üsküdar Küçüksu Mahallesi’ne çocuk köyü yapılıyor

gazete üsküdar

Üsküdar Belediyesi tarafından Küçüksu Mahallesi’nde yapılması planlanan Çocuk Köyü projesi, Üsküdar’da çocukların doğal hayatı tanımasını hedefliyor.

81 dönümlük arazi üzerine yapılması planlanan Çocuk Köyü’nde, tarlalardan küçük ve büyükbaş hayvana kadar birçok unsurun bulundurulması planlanıyor. Meyve sebze ağaçları ile desteklenen proje çocukların şehir hayatından bir nebze olsun uzaklaşıp köy yaşamına dair bilgiler edinmesini hedefliyor. Tamamen kendi emekleriyle yaptıkları eylemlerin karşılığını almaları, çocukların eğitim ve özgüveni için yararlı olacağı düşünülüyor.

Sosyal medya hesaplarından projenin ilk taslak görsellerini paylaşan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, “Küçüksu Mahallemizde 81 dönümlük büyük bir arazi üzerine kuracağımız Çocuk Köyü’nün ilk taslak proje görsellerini Dünya Çocuk Günü’nde paylaşalım istedim. Şu kadarını söyleyeyim; dünyada eşi benzeri olmayan bir proje üzerine çalışıyoruz. Çocuklarımıza rüya gibi bir yer yapacağız.” diyerek projenin ilerleme kaydettiğini paylaştı.

Üsküdar’a minik dostlarımız için mama düzenekleri yerleştirilecek

gazete üsküdar

Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, sosyal medya üzerinden paylaştığı bir tweet ile Üsküdar’a kedi ve köpeklerin su ile mama ihtiyaçlarını karşılayacak düzenekler yerleştirileceğini bildirdi.

Daha öncede kurulan düzenekler; Marmaray Üsküdar, Zeynep Kamil Parkı, Kirazlıtepe Şenlik Parkı, ve Ünalan gibi yerlere konulmuştu. Mama ve su haznesi bulunan düzenekler, belirli aralıklarla takviye yaparak küçük dostların beslenmesini sağlıyor.

Hilmi Türkmen, Üsküdar’da mümkün olan yerlere düzenek konulacağını belirtirken, paylaştığı tweet’in altına vatandaşlar adres vererek ihtiyaç olduğunu bildirdi.

Üsküdar için yağış uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü İstanbul için yağış uyarısında bulundu. Özellikle Üsküdar Çamlıca ve çevre ilçelerde etkili olması beklenen sağanak yağışın yer yer dolu şeklinde görülmesi öngörülüyor.

Üsküdar’da geçtiğimiz günlerde aniden bastıran sağanak yağış, kimi yerlerde yağmur kimi yerlerde dolu olarak etkisini göstermişti. Vatandaşa zor anlar yaşatan hava durumu, sosyal medyada gündeme gelerek dolu tanelerinin araba camlarını kırdığı belirtilmişti.

Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklığın ardından, yağış uyarısında bulunan Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 8-9 ve 10 Ekim tarihleri için sağanak yağış beklediklerini açıkladı. Hafta sonu 32°’ye kadar çıkan hava durumunun yağış sonrasında mevsim normallerinde seyredeceği biliniyor.

İstanbul Masal Okulu Üsküdar Validebağ Korusu’nda faaliyetlerine çevrim içi olarak devam ediyor

Koronavirüs salgını nedeniyle çocuklarla yüz yüze bir araya gelemeyen masal okulu öğretmenleri, Üsküdar Validebağ Korusu’nda faaliyetlerine çevrim içi olarak devam ediyor. İstanbul İl Eğitim Müdürlüğü Masal Okulu Koordinatörü Özgür Aras Tüfek, pandemi sürecinde çocuklarla girdikleri etkileşimleri anlattı.

Koronavirüs salgını nedeniyle çocuklarla yüz yüze bir araya gelemeyen masal okulu öğretmenleri, öğrencilere canlı yayında masal anlatarak onlarla hayal dünyasına yolculuk yapıyor, birlikte şarkılar söyleyerek eğlenceli vakit geçiriyor.  

İki yıl önce İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 2023 vizyon projelerinden olan “Kütüphanede Hayat Var Projesi” ile hayat bulan İstanbul Masal Okulu, Üsküdar Validebağ Korusu’nda faaliyetlerine çevrim içi olarak devam ediyor. 

İstanbul İl Eğitim Müdürlüğü Masal Okulu Koordinatörü Özgür Aras Tüfek, pandemi dönemine ilişkin yaptığı açıklamalarda Pandeminin ilk haftası masallarımızı kayıt altına alarak, bunları yayınladık. Şimdi de canlı yayınlarla masallarımızı çocuklarımıza ulaştırıyoruz.” ifadelerine yer verdi.

Aynı zamanda masal anlatıcılığının sekteye uğramasıyla ilgili açıklamalar yapan Tüfek “Filmler, televizyon, bilgisayar, internet derken masallardan koptuk. Amacımız öğretmenler vasıtasıyla masalların tekrar gündeme gelmesi ve tekrar çocuklara ulaşması. O nedenle biz anlatıcı öğretmenler yetiştirerek, bu kültürün, bu geleneğin devam etmesini istiyoruz. Masalı bir şans, her şeyin mümkün olduğu bir dünya olarak görüyoruz. Çocukların tekrar o dünyaya davet edilmesi için öğretmenlerle yola devam ediyoruz.” şeklinde belirtti.

İstanbul’un duygu atlası çıkarıldı: En romantik yer Kız Kulesi, en hüzünlü yer Karacaahmet

Ruh Sağlığı Derneği tarafından geliştirilen “Checkfeel” isimli uygulama sayesinde İstanbul’un duygu atlası çıkarıldı. 10 bine yakın kullanıcısı bulunan uygulamada şimdiye kadar 150 bini aşkın mekânda duygu paylaşımı yapıldı ve bunlar kullanılarak derlenen verilere göre İstanbul’un duygu haritası oluşturuldu. Mekânlara dair kullanıcı hissiyatları titizlikle işlendi ve Üsküdar sınırları içindeki iki mekân, İstanbul’un pek çok noktasını geride bırakarak listede en romantik ve en hüzünlü mekânlar olarak zirveye oturdu: Kız Kulesi ve Karacahmet Mezarlığı.

“DUYGU ATLASI” 2017 YILINDA GELİŞTİRİLDİ

Merkezi Üsküdar’da bulunan Ruh Sağlığı Derneği tarafından 2017 yılında geliştirilen Checkfeel uygulaması üzerinden kullanıcılar hem bulundukları yere dair bildirim yapabiliyor hem de bulundukları yerin kendilerine ne hissettirdiğini aktarabiliyorlar. Kullanıcıların ziyaret ettikleri yerlerde ne hissettiklerini, duygusal durumlarını anlık olarak aktarabildikleri uygulama üzerinden elde edilen veriler kategorize ediliyor.

Uygulamayı kullanmak gayet basit. GPS üzerinden konum bilgisini otomatik bulan uygulama, kullanıcıya duygu seçenekleri sunuyor. Kişi o an ne hissettiğini ve hangi şiddette hissettiğini seçiyor. Bu seçimle beraber bir duygu imleci bulunduğu lokasyona ekleniyor. Söz konusu konumda zaman içinde binlerce duygu imleci birikiyor. İçlerinde hangisi en baskın duygu olursa, hangisi sayısal olarak ön plana çıkarsa, söz konusu mekanın birincil duygusu olarak kabul ediliyor. Böylelikle derlenen veriler neticesinde Karacaahmet Mezarlığı’nda hüzün ağır basarken, havalimanında heyecan ve vuslat, sık yenilen bir takımın stadyumunda hayal kırıklığı gibi duygular belirginleşiyor.

Uygulama ayrıca kullanıcıya hissettiği duyguya göre mekân önerisinde bulunuyor. Yani kişi o gün çok duygusal ve hüzünlü ise ve acaba nereye gitsem diye düşünüyorsa uygulama ona iki seçenek sunuyor. Hüznünden kurtulmak arzusunda ise uygulama onu daha eğlenceli bir ortama yönlendiriyor. Hüznünü, kederini yaşamak istiyorsa bu defa uygulama ona çevresindeki en hüzünlü ortamı öneriyor ve duygudaşlarıyla buluşturuyor.

EN ROMANTİK YER KIZ KULESİ, EN HÜZÜNLÜ YER KARACAAHMET

Elde edilen verilere göre; İstanbul’un duygu haritasında Üsküdar tüm ilçeler arasında ön sıralara yerleşmiş görünüyor. Kullanıcılara göre İstanbul’un en romantik yeri Kız Kulesi olarak belirlenirken, en hüzünlü yeri ise Karacaahmet Mezarlığı seçildi. Uygulamadan elde edilen verilere göre İstanbul’un en huzurlu yeri Eyüp Sultan, en heyecanlı yeri ise havalimanı çıktı. Daha fazlası için Checkfeel uygulamasını indirebilir, kendi duygusal deneyimlerinizi aktarırken, şehrin duygusal haritasına göz atabilirsiniz.