“Kentsel” değil sınıfsal bir dönüşüm hikayesi: Kirazlıtepeliler bu manzarayı görecek mi?

gazete üsküdar1

Bugün İstanbul boğaz öngörünümü için çok önemli bir konuma sahip olan ve Çamlıca Camii yakınlarında bulunan Üsküdar’a bağlı Kirazlıtepe Mahallesindeyiz. 2015 yılında mahalle için çıkan kentsel dönüşüm projesi, vatandaşları mağdur ederek birçok sorun yaşamalarına sebep oldu.

2015 yılında çıkan kentsel dönüşüm projesi kararının ardından, Kirazlıtepe Mahallesi’nde sıkıntılar başladı. Sayılmayacak hukuksuzluğa uğrayan vatandaşlar başta insan hakları mevzuatına aykırı olacak şekilde yaşadıkları sorunları mahkemeye götürdüler. Mahkemenin verdiği “durdurma kararı” sonrasında devam eden proje süreci, Kirazlıtepeliler için hiç de kolay olmadı. Moloz yığınları arasında kalan, elektrik su ve doğalgazsız yaşamaya mecbur bırakılan mahalleli neler söyledi? Başta hukuki süreci takip eden ve Kirazlıtepe Mahallesi davasında avukat olan Onur Cingil ve vatandaşlar ile görüşerek, Kirazlıtepe’nin güncel durumunu öğrendik.

“Burası bir hazine arazisi değil burada herkesin tapusu var”

Olayın uzun süredir takipçisi olan Avukat Onur Cingil, belediyenin sadece Kirazlıtepe Mahallesi’ne değil bütün İstanbula zarar verecek asbes salınımı hakkında açıklamalar yaparken olayın bilinmeyen tarafını şunları söylerek aydınlattı: ” Burada 5 yıl önce Üsküdar belediyesi, Belediye Kanunu çerçevesinde bir dönüşüm yapmak istedi. 2017 yılında riskli alan ilan edilen Kirazlıtepe Mahallesi’nin eteğine çok kısa bir zaman önce yapılan Çamlıca Camii var. O caminin buraya yapıldığı düşünülünce, zeminin ne kadar sağlam olduğunu tahmin etmek mümkün. E tabii daha sonrasında bir torba yasa çıkarılarak: “Zeminde değil, binalarda imar mevzuatına aykırılık varsa orası da riskli alandır.” dediler. Burada 3 yıldır ciddi bir psikolojik baskı var. İmza atarak evlerini terk eden insanların evlerini yıktılar fakat o molozları kaldırmadılar. Bu molozlar kaldırılmaması insanları sadece psikolojik değil sağlık açısından da oldukça etkileyecek. Lağımlar, oksitlenen demirler ve inşaat kalıntılarından kalan salınım olması, teknik rapora göre kanser riskinin çok yüksek olduğunu saptadı. Bu risk sadece Üsküdar için değil, İstanbul ve Üsküdar’ın bacası yüksek olarak düşünüldüğünde buradan bütün İstanbul’a ciddi bir asbes salınımı olduğunun kanıtı oldu. Kanunsuzluk ve hukuksuzlukla bu insanları evlerinden çıkarmaya çalıştılar. Birçok defa buraya otobüslerle çevik kuvvet geldi fakat bu hukuksuz olduğu için geri gittiler. Burada 7 parsel vardı, her bir parselden ikişer üçer parsel çıkardılar. Bunu kamu yararına yapmadılar. Neden yaptılar biliyor musunuz? Parseli küçültürseniz hak sahibi sayısı azalır, her parsel küçültmede bir miktarı kamuya terk edilir. Terk edilen kısım Toki’ye verilir. Belediye tarafından oluşturulan “Kirazlıtepeliler kentsel dönüşüm istemiyor mu?” algısı tamamen yanlıştır. İstiyorlar, ilk günden beri istiyorlar fakat hukuki bir şekilde. Tek istedikleri; benim evim şurada olacak garantisi. Belediye ve bakanlık bunu garanti eden hiçbir sözleşmeyi imzalamadı ve bu da bölge halkını ciddi derecede mağdur ederek endişeye sürükledi. Burada muazzam bir manzara var soruyorum; Bu manzarayı Kirazlıtepeliler görecek mi?

“Bu devleti affetmiyorum”

Mahalle sakinlerinden Kadriye Onat, imza attıklarını fakat bunu içlerinden gelerek değil tebligatların elektrik su ve doğalgaz kesintilerinin ardından zorla yaptıklarını söylerken şu cümleleri söyledi: Tebligat bize de geldi. Biz gittik dilekçe verdik ve iki hafta müsade ettiler. Bugün bu zorlamaya rağmen gidip imzayı attık, içim çok dolu söyleyecek çok şeyim var ama bir şey diyemiyorum. Sadece bu devleti affetmiyorum, hakkımı da helal etmiyorum.

“Tehdit etmek için geldiler buraya bizi korkutmak için çabuk çıkın kağıt var dediler

Mahalle sakinlerinden ismini vermeyen başka bir vatandaş da kiraya çıktığını ifade ederken diğer bütün mahalleli gibi şunları söyledi: “1.500 ₺ kira yardımı yapıyorlar. Kira 3.500-2.500, e cebimden ödeyeceğim çünkü sadece emekli maaşım var. Ama benim burada 250 m² yerim var, üç daire verip 110 bin ₺ borçlandırıyorlar. Adamlar buraya geldiler daha önce, neden geldiler? Çabuk çıkın, elimizde kağıt var diyerek tehdit etmek için.

“Elektriksiz susuz yaşıyorum”

Kirazlıtepe Mahallesi hakkında haberlerde ve özellikle sosyal medyada gündeme gelen bir başka konu ise vatandaşların elektrik su ve doğalgazlarının kesildiğiydi. Mahalle sakinlerinden Hakkı Akgül, bu insanlardan biri olduğunu söylerken durumunu şöyle ifade etti: “Benim elektriğim, suyum, doğalgazım üçü de birden kesildi. Araştırdım niye yapıyorsunuz? dedim. Haberleri yok. “Sizin elektriğiniz var görünüyor.” dediler. Sonra üçünü de kökten kestiler, biz de evi vermek zorunda kaldık.

“Kendi yağımızda kavrulup yaşamımızı sürdürüyorduk.”

İki engelli oğlu için, yıllar önce tamamen oğullarının ihtiyaçlarına ve gündelik yaşamına göre ev yapan bir başka vatandaşın oğlu ise şunları söyledi: “Kentsel dönüşüme kadar burada kendi halimizdeydik, kendi yağımızda kavrulup yaşamımızı sürdürüyorduk. Kentsel dönüşüm meselesinden sonra sıkıntılar başladı. Yasal haklarımız yeterince tanınmadı, daha sonrasında çevremizdeki insanlar imza atarak gitmeye başladı. Biz bu süreci istemiyorduk fakat bu sürece katılmak zorunda kaldık.

“Bize hakkımızı versinler.”

Mahalle sakinlerinden Ali Osman Bayram, Necla Güncüm ve Miran İynem de mağduriyetlerinin diğer mahalleliyle aynı olduğunu ifade etti. Tek isteklerinin hem birbirlerinden kopmamak hem de maddi zorluğa düşmemek olduğunu ifade eden Bayram, Güncüm ve İynem “Bize senin yerinde şurada olacak deyip imzalı hukuki bir teklif getirsinler. Tamam diyelim. Hakkımızı vermiyorlar.” ifadelerini kullandı. Bu durumun rezillik olduğunu söyleyen Necla Güncüm: Niye bu rezillik? Bize hakkımızı versinler gideceğiz. Hepsi onların olsun, istemiyoruz.” dedi.

Mahalle’nin avukatı Onur Cingil durum hakkında yaptığı açıklamalarının ardından kamuoyu vicdanına seslenerek şunları söyledi: Buraya, bakan bakan yardımcısı ve kentsel dönüşüm daire başkanı geldi. Herkese sordular: “Bize güvenmiyor musunuz?” diye ve buradaki herkes “Size güvenmiyoruz” dedi. Burada kimse imza atmaya güle oynaya gitmiyor, lanet okuyarak gidiyor. Bu dönüşüm de dönüşüm değil o yüzden. Dönüşüm insan odaklı olmalı, rant değil. Rant kimin olacak? Buraya “Çakaltepe” denildiği zamanda gelen, mahallenin ilk muhtarı Şaban amcanın mı olacak? Yoksa Koah hastanın Avni amcanın, makinesini bağlayacağı elektriği kesenler mi olacak? Bunu da kentsel dönüşüm tarihinde kara bir leke olarak göreceğiz.

Fotoğraf galerisi için:

Üsküdarlıların maske kullanım alışkanlıkları

Pandemi döneminde gündeme gelen yasal değişikliklerle birlikte, maske kullanmak hayatımızın bir parçası haline geldi. Uzmanların üstünde defalarca kez konuştuğu maske ve maske kullanım alışkanlıkları hakkında Üsküdarlılar ne düşünüyor?

“Maskeyi ne kadar hijyenik kullanabiliyoruz?”

Üsküdar Meydanda vatandaşlara “Maske kullanımını faydalı buluyor musunuz?” sorusunu yönelttiğimizde aldığımız birçok cevap olumlu ve gerekli olduğu yönünde. Kimi bireyler maskenin yanlış kullanımına değinirken bunun sağlıksız bir hâl alabileceğini de belirtiyor. Maske kullanımı hakkında sorduğumuz sorulara gelen bir başka yanıt ise; işlevsel kullanılmadığı yönünde. Maskenin çene altı ya da burun altında kaldığında işlevini yitirdiğini söyleyen vatandaşlar, doğru maske kullanımına dikkat çekiyor.

“Açık alanda olmaması lazım, kapalı mekanlar daha tehlikeli”

Kontrollü sosyal hayata geçişte birçok uzmanın yaptığı açıklama, açık havada da maske kullanımın devam etmesi yönünde oluyor. Vatandaşlara bunun gerekliliğiyle ilgili yönelttiğimiz sorularda öksürük, hapşırık gibi durumlarda takılması gerektiğini savunurken, kimileri virüs tehlikesi geçse dahi maske kullanımının sürdürülmesi gerektiğini savunuyor. Açık havada bolca vakit geçiren vatandaşlardan bazıları ise, kapalı mekanların daha riskli olduğunu vurgulayarak açık havada takılmaması gerektiğini söylüyor.

“Sık değiştirmiyorum çünkü maddi gücüm yok”

Maske değişimi hakkında uzmanlar en fazla dört saat kullanılmalı derken, kimi vatandaş maske temininde maddi zorluk yaşıyor. Sorularımızı cevaplayan vatandaşlar genellikle günlük değiştirdiğini ifade ederken, kimi bireyler günde üç dört kez maske değiştirdiğini vurguluyor.

“Pandemi bize temizliği öğretti”

Maske kullanımı kadar konuşulan bir başka konu ise dezenfektan kullanımı. Özellikle alkol bazlı dezenfektanların kullanımı hakkında yapılan kamu uyarılarının ardından toplu taşıma araçlarının hepsine dezenfektan yerleştirildi. Peki bunlar ne sıklıkla kullanılıyor? Vatandaşların çoğunluğu yanında ıslak mendil ya da kolonya benzeri ürünler taşırken, özellikle toplu taşıma ve ATM’lerin büyük risk kaynağı olduğu düşünülüyor. El yıkama alışkanlığı değişen bireyler ise, koronavirüsün insanlara temizlik anlayışı aşıladığını vurguluyor.

Nevmekan Sahil’de bakır ve tombak ustası Kaya Kalaycı ile konuştuk

Nevmekan Sahil’de, “Madenin İhtişamı” sergisinde 70’ten fazla eserinin yer aldığı bakır ve tombak ustası Kaya Kalaycı, Osmanlı motiflerini madenle buluşturdu. Açılışını Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in yaptığı sergi, 18 Ekim’e kadar ziyaretçilerini bekliyor.

“Ben de bu işin içinde büyüdüğüm için bu işi yapmaya başladım.”

1959 doğumlu olan bakır ve tombak ustası Kaya Kalaycı, İstanbullu. Büyük dedesi ve babasının da bakır işiyle uğraştığını belirten Kalaycı, zamanla bulunduğu ortam içerisinde bu işe yöneldiğini belirtti. Saraylardaki ve kitaplardaki tombak eserlerini günümüze aktarabilmek için birebir aynısını yaptıklarını ifade ederken bu fikrin Çiğdem Simavi’ye ait olduğunu ve yabancı devlet büyüklerine hediye olarak verildiğini ifade ediyor. Şimdiki gençlerin bunları bilmediğini ve onlara da ithaf ettiklerini belirtiyor.

“Tombak, belli başlı bakır objelerin motiflerle altın amalgamla üstünün sıvanmasına verilen bir ad.”

Tombak hakkında detaylı bilgiler veren Kalaycı, aslında bunun biraz riskli olduğunu, bunun nedenini yapıştırma fiilini Osmanlı döneminde cıvayla yaptıkları için ustaların genç yaşta bundan etkilenip öldüklerini ve hatta daha sonra yasaklandığını belirtiyor.

”Benim amacım bu güzel eserleri yeni yapılan camilerimizde tarihi eser ve bazı restorasyon işlerinde kullanmak. Gelecek nesile aktarabilmek, o yüzden biz bu sergiyi açtık.”

Tombaklamanın sabır gerektiren bir iş olduğunu söyleyen Kalaycı, bu işlemi kızının yaptığını ifade ediyor. Bu işin sırrının altını ziyan etmeden yapmak olduğunu söylerken, kendisinin 10 ₺’ye mâl ederken kızının ise 5-6 ₺’ye mal ettiğini söylüyor.

Babam hiç istemedi dükkanda çalışmamı.

Alman Lisesinde okuyan Kalaycı, babasının dükkanda çalışmasını istemediğini belirtiyor. Okuldan sonra yine de dükkanlarına gittiğini ifade eden Kalaycı o zamanlarda turist yoğunluğunun fazla olduğunu belirterek turistlere satış yaptığını söylüyor. O zamandan beri bu mesleğin içinde olduğunu ve bu işi öğrendikten sonra sergi açmayı çok istediğini belirtiyor. Hayallerinin gerçekleştiğini söyleyen Kalaycı, cümlelerinde Çiğdem Simavi, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve danışmanı Gülsüm Hasbal İsmailoğlu’na yer vererek teşekkür ediyor.

Covid-19 sürecinde Üsküdar’daki kırtasiyecilerin durumu

Tüm dünyayı etkileyen koronavirüs pandemisi tüm hızıyla devam ediyor. Yeni eğitim yılının başlıyor olmasıyla akıllara ilk gelen kırtasiyeciler oldu. Üsküdar’daki kırtasiyecilere satış oranlarını ve bundan sonraki süreçte ne yapacaklarını sorduk.

Türkiye’de Mart ayında etkisini gösteren koronavirüs, herkesin eve kapanmasına sebep olarak birçok sektörü ekonomik zarara uğrattı. 2020-2021 yılı eğitim modelinin aşamalı yüz yüze eğitim şeklinde planlanmasının ardından akıllara kırtasiyeciler geldi. Peki kırtasiyeciler geçen seneye göre satış yapabiliyor mu? Üsküdar’daki kırtasiyecilere sorduk.

“Piyasa allak bullak oldu.”

Karantina döneminde satışlarının %80’e kadar düştüğünü ifade eden kırtasiyeciler, evlerinde kaldıklarını ve satış yapamadıklarını söylediler. Yaz aylarında zaten satışlarının etkilendiğini söylerken bu sene dip noktasını gördüklerini ve piyasının iyiye gitmediğini ifade ettiler.

“Siftahsız gün kapatıyoruz.”

Okulların belirsizliği kademeli eğitim olarak açıklanmışken, kırtasiyeciler bu durum karşısında satış yapamadıklarını dile getiriyor. Geçen senelere göre kazançları düşen kırtasiyeciler, siftah yapmadan dükkan kapattığı günler olduğunu söyledi.

Bizim şu an 30 TL’ye sattığımız ürünü markette 20 TL’ye satıyorlar. Geliş fiyatına bakıyorum; 25 TL. Ben nasıl bu fiyatlara yetişeceğim, hiç bilmiyorum.

Zarara uğrayan bazı esnaf gruplarının dükkan kapatmaya kadar gitmelerinin ardından durum kırtasiyecilerde de farklılık göstermiyor. Kimi kırtasiyeci emekli olduğunu ve bir iki sene daha yapıp köşesine çekileceğine söylerken, çoğunluk yeni mal tedarik edemediğini ve böyle giderse başka çareleri olmadığını belirtti.

Üsküdarlılar İstanbul Sözleşmesi hakkında ne düşünüyor?

Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında kabul edilen İstanbul Sözleşmesi, son günlerin en çok tartışılan konuları arasında. Toplumun bir kesimi İstanbul Sözleşmesi’ni savunurken bir kesimi kaldırılmasını istiyor. Üsküdar meydanda vatandaşlara İstanbul sözleşmesi hakkında ne düşündüklerini sorduk.

Sokak röportajımızda üç farklı söylem öne çıkıyor. Bunlar; sözleşmeye dair bilgisini olmadığını belirtirtenler, bir kısım medya tarafından aktarılan olumsuz söylemler nedeniyle sözleşmeyi hoş karşılamadıklarını ifade edenler ve kadın haklarının tartışma konusu olamayacak kadar değerli olduğunu söyleyip sözleşmeyi destekleyenler olduğunu görüyoruz.

“Hiçbir fikrim yok.”

Üsküdar meydanında mikrofon uzattığımız ve konuşmayı kabul eden insanların çoğu sözleşme hakkında yeterli bilgisi olmadığını söyleyerek fikir beyan etmedi.

” Çok hoş şeyler söylenmiyor.”

İstanbul Sözleşmesi hakkında konuştuğumuz bazı vatandaşlar, bir kısım medyanın ve televizyon yorumcularının söylemlerinin yansıttığı eşcinsellik olgusu nedeniyle sözleşmenin gereksiz olduğunu düşünüyor. Kadın cinayetleri ve ötekileştirme boyutunu sorduğumuz zaman ise; ”Bizim kültürümüz zaten kadına şiddete karşı.” söylemiyle sözleşmenin gereksiz olduğunu ifade ediyor.

” Kadına Şiddete Hayır! “

Sözleşme hakkında sorularımızı cevaplamayı kabul eden ve İstanbul Sözleşmesi’ni destekleyen vatandaşlar, kadına şiddetin polemik haline getirilmeyecek bir konu olduğunu ifade ediyor. “Benim de başıma gelebilir” endişesi taşıyan bazı kadınlar, sözleşmeye karşı çıkanlara sitem ediyor. En çok öne çıkan söylem ise “Kadına şiddete hayır!” oluyor.

İstanbul Sözleşmesi nedir?

İstanbul Sözleşmesi 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi ismiyle yer alıyor.

Resmi Gazete’de 8 Mart 2012’de yayımlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi), Avrupa Konseyi üye devletleri ile bazı ülkeler tarafından imza altına alındı. Sözleşme, onay yeter sayısına (10) ulaştığı 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Sözleşme kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, kadınların her türlü şiddetten korunması, kadınlara yönelik şiddetin faillerinin kovuşturulması, yargılanması ve cezalandırılması için titizlikle hazırlanmış bir metin. Sözleşme çerçevesinde ev içi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun ya da olmasın mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddet edimini içerecek şekilde anlaşılıyor. Sözleşmenin getirdiği yükümlülükler o denli önemli ki; silahlı çatışma durumlarında bile geçerliliğini koruyor ve taraf devletlerin bunu garanti altına alması gerekiyor.

Kadim Sahaf ile Röportaj

Üsküdar Bağlarbaşı’nda yer alan Kadim Sahaf’ın sahibi Ömer Çakır ile Üsküdarlıların okuma alışkanlıkları üzerine konuştuk. Çakır, sahaf açma aşamasından bahsederken ”20 yıldır Üsküdar’da yaşıyorum ayrıca Üsküdar’ın insan profilinin kitaplar ile alakadar olduğunu düşünüyorum.” diyor.

Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

İsmim Ömer Çakır Sosyoloji bölümünü bitirdim şu anda da Yüksek lisans yapıyorum. Üsküdar Bağlarbaşı’nda Kadim Sahhaf’ı eşim Kübra Çakır ile birlikte işletiyoruz. 2017 yılında online olarak sosyal medya üzerinden Kadim Sahhaf’ı açtık. Ocak ayında ise bir mekan açma kararı aldık. 3 yıldır Sahhaflık yapmaktayım. Üsküdar’da açmamızın en önemli sebebi, uzun zamandır burada yaşıyor ve buradaki okuma potansiyelini biliyor olmamız.

Üsküdarlılar en çok ne tür kitapları tercih ediyorlar?

Genel olarak konuşmak oldukça iddialı olur benim için, fakat müşteri kitleme bakacak olursak eğer öğrencilerin daha çok roman, akademik kitaplar ve tarih kitaplara ilgisi var. Buraya gelen kişilere karşılık olarak nitelikli kitaplar bulmaya özen gösteriyorum çünkü müşterilerimin böyle bir talebi var.

Kitabı bilmek için kitaba emek vermek gerekir.

Ben Üsküdarlıların kitap okuma alışkanlığının olduğunu ve belli bir kaliteye sahip olduklarını düşünüyorum. Edebiyat anlamında okuyucular risk almıyorlar örneğin; Ahmet Hamdi Tanpınar Türk klasiklerini tercih ediyorlar. Sosyoloji bölümü okuduğum için kitaplar ile haşır neşir olmak zorunda kalıyordum, fakat her eğitim görmüş insan kitabı tanıyıp bilemez. Kitabı satarak öğrenirsin, kitabı paylaştığın zaman aldığın talebe göre anlarsın değerini. Kitaplar ile meşgul olmak lazım. Yazarlarına ve içeriğine dair bir bilgi sahibi olmak gerekiyor. Kitabı bilmek için ise kitaba emek vermek gerekir.

Kitabı kıymetli yapan şey nedir?

Kitabı kıymetli yapan şey, kitabın içeriği, yazarı veya hikayesidir. Bunlar kitabı kıymetli yapabiliyor. Benim için kitabı kıymetli yapan şey yazarı ve içeriğidir.

Sizi şaşırtan keşifler oluyor mu?

Bir Sahhaf’ın kitaba hakimiyeti çok yüksek olmalı. Öbür türlü baktığımızda bir eskiciden farkınız kalmıyor. Kitabı bilmenin verdiği avantajlar da var. Mümkünse Türkçe, İngilizce, Osmanlıca, Arapça gibi diller keşfedilmeli. Kitabı bilmek Sahhaf için de iyi bir şey, belki kitabın kıymetini bulabilecek şekilde satabilir.

Değerli dediğim bir kitap elime ulaşmıştı, fakat bir arkadaşa o kitabı satmıştım. Kitabın adı Walt Whitman’nın Leaves of Grass 1900 Amerika baskısı, ve Türkçeye çevrilmemiş hali elime geçmişti. Şimdilerde ise değerli olarak gördüğüm İsmet Özel’in Bir Yusuf Masalı var elimde.

Acıbadem Gülistan Sitesi sakinleri: Kentsel dönüşümü rantsal dönüşüme çevirdiler

Üsküdar Acıbadem’de kentsel dönüşümle ilgili davaları devam eden ve hakkında yürütmenin durdurulması kararı bulunan Gülistan Sitesi sakinleriyle Üsküdar Belediyesi zabıtaları arasında gündüz saatlerinde arbede yaşandı. Site sakinleri akşam düzenledikleri basın açıklamasıyla seslerini duyurmaya çalıştı.

Kentsel dönüşüm mağduru olduklarını ifade eden site sakinlerine göre kentsel dönüşüm rantsal dönüşüme çevirilmiş durumda. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’e site ile ilgili davalar sonuçlanıncaya kadar yıkım kararından vazgeçme çağrısında bulunan vatandaşlar çadır kurarak nöbet tutmaya başladılar.

Alanda konuşma yapan CHP Üsküdar İlçe Başkanı ve Acıbadem Mahalle Sakini Suat Özçağdaş:
”Üsküdar’da yine kamu yararına olmayan bir mesele ile karşı karşıyayız. Acıbadem’in tam merkezinde yer alan bu konutta 1500’den fazla insan 225 daire bulunmakta. Sabah saatlerinde buraya baskın ile gelindi, savaş koşullarında bile olmayacak bir durum. Buradaki birçok insan darp edildi. Bunu, bu halka neden reva görüyorlar? Kentsel dönüşüm burada yaşayan herkesin isteği, insanlar da sağlıklı koşullarda yaşamak istiyorlar. Burada yapılan şey kentsel dönüşüm değil, alanı gasp etmek.” dedi.

Acıbadem Gülistan Sitesi Sakini Neval Cansever ise:
”Biz bu sitede 30 yıldır yaşayan ev sahipleriyiz. Sabah saat 6-7 gibi kapılarımıza dayandılar ve neye uğradığımızı şaşırdık. Düşmana saldırır gibi buraya geldiler ve evlerimizi bu hale getirdiler. Annelerimiz, babalarımız bu evleri ne emekler ile yaptılar. Bizim amacımız evlerimizi yaptırmamak değil, doğru koşullarda bizlerin haklarını da koruyarak evlerimizi yaptırmak ama amaç bu değil, büyük bir rant içindeyiz. Bu yapılanlar korkunç. Bizim gayemiz evlerimizi yaptırıp tüm site sakinleri ile birlikte tekrardan buralarda oturmak.” dedi.


Bir başka site sakini Saadet Aksu :
”Buraya gelen dolandırıcı müteahhit maalesef bizleri oyalayarak kandırdı. 2014 yılından beri süren bir kentsel dönüşüm süreci var. Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’i biz bu konu ile alakalı ziyaret ettik. Türkmen, bizlere yardım edeceğini iddia etti. Bizlere destek değil köstek oluyorlar, 6 yıl sonra geldiğimiz duruma bak! ‘’Benim görevim yıkmak. ‘’ sözlerini biz site sakinlerine söyledi. Bizzat şahit oldum, buraya polisler ile gelip bizleri merdivenden sürüklediler.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi


Pelin Batu “Güçlü kadınların mekanı” Üsküdar’ı anlattı

Youtube kanalı +90’ın “Semt bizim” başlığı altında, Pelin Batu ile yaptığı Üsküdar videosu, Üsküdar’ın herkes tarafından bilinmeyen yönelerine dikkat çekiyor. Duygu Demirbağ’ın hazırladığı videoda Pelin Batu, Üsküdar’ı “Güçlü kadınların mekanı” olarak nitelendiriyor.

Demirdağ’ın Pelin Batu ile Üsküdar’ı gezdiği videoda, Mimar Sinan’ın nadide eseri Mihrimah Sultan Camii, Kız Kulesi ve Selimiye Kışlası tarihte iz bırakan kadınları hatırlamamız açısından uğranılması gereken esas duraklar. Bunun sebebi, söylentiye göre Mihrimah Sultan Camii’nin Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkının bir göstergesi olması, Kız Kulesi’nin bir kadın hikayesini anlatması ve Selimiye Kışlası’nın modern hemşireliği başlatan Florence Nightingale’in tıp tarihini değiştirmesine ev sahipliği yapması.

Üsküdar; tutucu, konservatif ve kapalı bir yer değil

17 yıllık Üsküdarlı olan Pelin Batu, Üsküdar’ın güçlü kadınlar ile hatırlanması gerektiğine dikkat çekiyor ve “zaten tarihte doğru dürüst kadın yok, olanları da silme teşebbüsü var” diyerek, tarihten kadınların silinme çabasını eleştiriyor. Pelin Batu, bir kadın olarak kendi Üsküdar deneyimini şu ifadelerle anlatıyor: “Üsküdar’ı her zaman daha tutucu, daha konservatif ve daha böyle kapalı bir yer olarak hep adandırılırdı ama ben hayatım boyunca burada hiç bir problem yaşamadım.”

Evliya Çelebi’den Karacaahmet’e, Hazerfen Çelebi’den Kırkambar Sahaf’a kadar Üsküdar’la ilgili pek çok bilgiyi bulabileceğiniz videoyu Üsküdar’la ilgilenenlere tavsiye ederiz.

Üsküdar’da denize atlayan kişi viral oldu

Üsküdar Sahili’nde bir kişinin tekbir getirerek denize atladığı video kısa sürede sosyal medyada viral oldu. Olayın arka planını videoyu çeken Buket Kara ile konuştuk.

10 Haziran Çarşamba günü saat 13.00 civarında işten eve dönerken Üsküdar Sahili’nde bir kişinin denize atlamaya çalıştığını fark ettiğini söyleyen Kara: ”Atlayan kişiyi tanımıyorum. Sebebini de bilmiyorum ama akli dengesi yerinde olmayabilir ya da sadece serinlemek istemiş olabilir. Atlayınca önce suya kapandı ve kıpırdamadı sonra bi süre boğuluyor gibi yaptı, insanlar toplandı o sırada. Sonra Allah diyerek yüzmeye başladı. Biraz daha başında bekledikten sonra ben ayrıldım çünkü sağlığıyla ilgili bir tehdit görünmüyordu. 10 sn civarı bir video çekebildim ancak adama bakmaktan videonun devamını çekmeyi dahi unutmuşum. 1600 takipçili küçük bi hesabım var, ilginç geldiği için orada paylaştım ama bir anda viral oldu.” dedi.

Haber Merkezi