Deneyimli gazeteci Rahmi Emeç: Demokrasi yerelde hayata geçer

Editörü, muhabiri, fotoğrafçısı, yazarı, sayfa tasarımcısı, kameramanı…
Ulusal medya kuruluşları hem okur bakımından hem de basım emekçileri bakımından cazip bir alan olmaktan çıkıyor.

Sansür, yönetim biçimi, çalışma koşullarıyla çalışanların nefes almakta zorlandığı ulusal medya kuruluşları “güvenilirlik” bakımından da okuyucuların tepkisini çekiyor.

Hal böyle olunca, Türkiye’de, okura hizmet edebilmek, hem de habercilik mesleğini “olması gerektiği” gibi yapabilmek için yerel gazetecilik cazip bir alan haline geliyor.

Yerel yönetimlerden kent haklarına ya da yerel yönetimlerden “mahalle sakinlerine” kadar bir köprü olmak isteyen Gazete Üsküdar geçtiğimiz günlerde yayın hayatına başladı.

Gazete kurulurken, “Yerel gazetecilik nasıl olmalıdır?” sorusunu çok kez tartıştık. Bu soruya yanıt ararken, çocukluğumun geçtiği Eskişehir’de çıkan yerel gazeteler bir anda aklımda canlandı.

İstikbal ve İki Eylül ve diğer gazeteler… Yerel basın Eskişehir’in en popüler yayın araçları… Öyle ki hala her eve mutlaka basılı bir yerel gazete giriyor…

Hatta “çarşı”da yeni sayısı her gün duvara asılan İstikbal gazetesini okumak için sıraya giren vatandaşlar bile hala var…

Tüm bunlardan yola çıkarak bugün sizi, Eskişehir’de gazeteci olmak isteyen her gencin mutlaka kapısını çaldığı, çoğu politik gelişmede kentin nabzını tutmak için aranan “yılların eskitemediği” Gazeteci Rahmi Emeç’le tanıştıracağım…

1984 yılında Eskişehir’de çıkan İstikbal gazetesinde “sanat sayfası” yapmakla gazeteciliğe başlayan Rahmi Emeç, Milliyet ve Hürriyet’in Eskişehir ofislerinde, Gerçek dergisi, Emek ve Evrensel gazetelerine gönüllü olarak çalışmış.

İstikbal gazetesini okumak için uzun kuyruklar oluşuyor…

Yerel basında çalışan gazetecilerin görevinin, “O yörede yaşayan insanları, onların yaşamlarını konu edinen yazılı- görsel malzemeler kullanarak onların seslerini duyurmaktır” sözleriyle tanımlıyor Emeç.

Emeç’e göre bu alanda çalışırken aynı zamanda, “Kentteki sermaye yapısı, sınıfsal şekillenmeler, örgütlülük durumu ve kentli olma bilincinin yeterince gelişip gelişmediği ve rant meselesinin nasıl seyir aldığı gibi konular” da önem kazanıyor.

Eskişehir’de yerel basının öneminin tarihsel olarak gelişimini de anlatıyor Emeç;
Eskişehir ilk ‘sosyalist gazete’nin yayınlandığı bir ildir. Böyle baktığımızda, köklü bir geçmişinin varlığından söz edebiliriz ve yaygın (ulusal) basının yanı sıra kendisine kent insanında yer bulmuş olmasının bu köklü geçmişten kaynaklandığı inancındayım.”

“SPOR DAHİL, HEMEN HER ALANDA HABER YAPTIM”

Çalışma yaşamına nasıl başladınız? Kaç senedir basın sektöründesiniz?

1984 yılının sonlarında, Eskişehir’de günlük olarak çıkan ve yayın hayatını sürdürmekte olan İstikbal Gazetesi’nde başladım. Bir grup arkadaşımla birlikte sanat sayfası hazırlıyorduk, sayfayı da ben yönetiyordum. Bu çalışmamızın maddi bir karşılığı yoktu. 1985’in şubat ayıydı yanılmıyorsam, sigortam yapıldı. Spor dahil, hemen her alanda haber yaptım. Sonraki yıllarda yerel gazetelerde, Sakarya, İki Eylül, Sonhaber gibi gazetelerde çalıştım. O dönemin ajansları Milliyet Haber Ajansı ve Hürriyet Haber Ajansı Eskişehir ofislerinde çalıştım. Gerçek dergisi, Emek ve Evrensel gazetelerine gönüllü muhabirlik yaptım.

“ESKİŞEHİR İLK “SOSYALİST GAZETE”NİN YAYINLANDIĞI BİR İLDİR

Eskişehir’de yerel basın ulusal basına göre oldukça popüler, bunun nedeni nedir?

Eskişehir’de 30 Ağustos 1920 tarihinde İslami referansları da olan ve kendisini sosyalist olarak tanımlayan “Seyyare’i Yeni Dünya” adıyla bir gazete yayın hayatına başlamıştır. Gazetenin yayıncısı Arif Oruç’tur. Gazetenin başlığındaki “Yeni Dünya”, üç yıl önce devrimle kurulan Sovyetler Birliği’ni simgeliyordu ve aynı zamanda Mustafa Suphi önderliğindeki Türkiye Komünist Partisi’nin yayın organı olan “Yeni Dünya”dan esinlenmişti. “Seyyare” adı ise, Çerkes Ethem’in liderliğindeki Kuvva-i Seyyare’den gelmekteydi. Çerkes Ethem, gazetenin yayını için ciddi destek vermiş ve yönetimi Arif Oruç’a teslim etmişti. Gazete başlığının altında, Dünya’nın Fukara-i Kasibesi Birleşiniz! (“Bütün Dünya Proleterleri, Birleşiniz!) sloganı vardır. Yani, Bolşevik görünümlüdür. Diğer yandan gazetenin bir de İslami yönü vardı ki, “Bolşevik Müslüman” denilen Yeşil Ordu çizgisindedir. Şunu söylemeye çalışıyorum: Eskişehir ilk “sosyalist gazete”nin yayınlandığı bir ildir. Böyle baktığımızda, köklü bir geçmişinin varlığından söz edebiliriz ve yaygın (ulusal) basının yansıra kendisine kent insanında yer bulmuş olmasının bu köklü geçmişten kaynaklandığı inancındayım.

Rahmi Emeç

“DEMOKRASİ YERELDE HAYATA GEÇER”

Son zamanlarda, hem mesleğe yeni başlayanlar için hem de medyada yeni mecra arayanlar için “yerel medya”da çalışmak oldukça tercih edilir bir hale geldi, bunun nedeni nedir?

Yaygın (ulusal) basının iktidar olanın sözcüsü olduğu, muhalif gazete tv, radyo, internet haber sitelerinin baskı altında tutulduğu (kapatma, yargılama, ağır para cezaları, resmi ilan kıskacı gibi…) gazete, tv vs. sahipliğinin de bunun yaşaması için gerekli altyapıyı hazırladığı bir ortamdayız. Kısmen de olsa “özgür ve bağımsız basının” varlığını yerelde arama çabası olabilir mi? Demokrasilerde çok sesliliği tesis etmek, düşünce açıklama özgürlüğünün varlığı ile mümkündür. Yönetenlerin de halk tarafından denetlenmesi esastır ve basın da bu “denetlemede” önemli rol oynar, oynamalıdır. Demokrasi yerelde hayata geçer. Yerel yönetimleri demokrasinin temeli olarak da görmek boşuna değildir. Demokrasi bilincinin aşağıdan yukarıya doğru şekillendiğini düşünürsek, yerel basının önemini de anlamış oluruz. Kuşkusuz ki; kentin ekonomik olanakları, rant durumu, bölgenin sermaye yapısı, sınıfsal şekillenmeler yerel basının hangi yönde geliştiğini- gelişeceğini belirleyen şeylerdir. Merkez medya, yaygın medya veya sizin tanımladığınız gibi ulusal medyada oluşan ve yukarıda belirttiğim “tıkanma” bu tercihte rol sahibi olabilir.

Yerel medyada ve kent hakları ilişkisi sizce nasıl olmalıdır?
Yerel basını tanımlarken, onun sınırlı bir yörede yayın yapan ve o yörede yaşayan insanları, onların yaşamlarını konu edinen yazılı- görsel malzemeler kullanarak onların seslerini duyurandır demek doğru olacaktır. Kentteki sermaye yapısı, sınıfsal şekillenmeler, örgütlülük durumu ve kentli olma bilincinin yeterince gelişip gelişmediği ve rant meselesinin nasıl seyir aldığı gibi konular önemlidir. Kent insanı, o kentteki olumlu veya olumsuz gelişmeleri birinci derecede duyar, hisseder. Örneğin, yakın geçmişte Eskişehir’de termik santral konusunun gündeme geldiğini ve kent insanının verdiği tepkiyi hatırlayalım. Yaygın basında beklenen veya istenen ilgiyi görmese de, yerel basında konu çok daha fazla tartışma konusu olmuş ve genel olarak kent insanının sesini duyurabildiği bir mecra haline dönüşmüştür. Elbette bu her ilde aynı şekilde olur demek değildir. Bazen yerel basın, kendisine alan bulduğu yerde, rantın bir aracı haline de dönüşebilir.

Yerelde çalışmak isteyen gazetecilere önerileriniz nelerdir?

Kamunun çıkarına haber yapmak, emekten yana olmak, düşünce özgürlüğünü savunmak…

Özlem TEMENA

Bir dizi platosu olarak Üsküdar

Üsküdar, İstanbul’un en güzide ve gözde ilçelerinden biri. Üsküdar, daima merak edilen, insanların gezmek, görmek, tanımak istediği, farklı düşünce ve dünya görüşlerine sahip insanları biraraya getiren bir yer aynı zamanda. Bu merakı besleyen, Üsküdar’ın geçmişini bugüne taşıyan; sokaklarını, tarihi yapılarını, eski evlerini ve nice güzelliklerini görme arzusu yaratan sebeplerden biri de televizyon dizileri… Üsküdar ve semtleri, çok uzun yıllardır televizyon ekranlarına diziler aracılığı ile yansımıştır ve yansımaya devam etmektedir. Üsküdar’ı mekân edinen diziler arasında hemen hepimizin aklına ilk gelecek olanlar Ekmek Teknesi, Perihan Abla, Kurtlar Vadisi, Deli Yürek, Yaprak Dökümü, Kuzey Güney, Süper Baba gibi ses getiren, bir zamanların en çok izlenen yapımları.

Süper Baba

90’lı yılların efsane televizyon dizisi Süper Baba anlattığı sıcak aile hikâyesi ve gündelik hayata yakın gerçekliği ile çok sevilmişti. Dizi, başrolündeki Şevket Altuğ’un canlandırdığı Fiko karakteri, çocukları ve sevdiği kadın arasında geçen olay örgüsü ve zengin yan karakterleri ile dikkatleri üstüne çeken bir yapım olmuştu. Hem öyküsünün sahiciliği hem de başarılı oyunculukları ile dönemin efsane yapımlarından biri olan dizinin ve müziklerinin etkisi bugün dahi sürüyor. Çekim yeri Üsküdar olan dizide hikâye yoğun olarak Çengelköy’de geçiyordu. Çengelköy’ün samimi mahalle havası dizinin karakterine işlemişti.

Ekmek Teknesi

2002’de Atv’de yayınlanmaya başlayan dizi, dönemin en çok izlenen yapımlarından biriydi. Fırıncı Nusret Usta ve ailesi etrafında şekillenen yapım, mahalle sakinlerinin öyküleriyle çeşitlenen senaryosuyla samimi bir aile dizisiydi. Yapımcılar, diziye set olarak Kuzguncuk’u seçmişti. Ekmek Teknesi ismi, halen Kuzguncuk’ta bir mekânda yaşıyor.

Perihan Abla

Üsküdar’da çekilen dizilerden bir diğeri başrollerini Perran Kutman, Şevket Altuğ ve Cihat Tamer’in oynadığı, Türk televizyonculuğunun efsane yapımlarından Perihan Abla idi. Bir mahalle komedisi olan Perihan Abla, Perihan ve Şakir’in aşkını, mahallede geçen ilginç olaylar eşliğinde sıcak ve samimi bir dille anlatıyordu. Kuzguncuk’ta çekilen dizi, o kadar çok sevilmişti ki Perihan Abla’nın oturduğu evin bulunduğu sokağa diziden ilhamla Perihan Abla Sokağı adı verildi. 1986-88 yılları arasında çekilen dizi, hâlâ unutulmadı ve Perihan Abla Sokağı hâlâ ziyaret edilen, fotoğrafı çekilen bir Üsküdar mekânı haline haline geldi.

Deli Yürek

Bir dönemin ses getiren yapımlarından Deli Yürek de Üsküdar’da çekilen dizilerden biriydi. Başrollerini Kenan İmirzalıoğlu ve Zeynep Tokuş’un paylaştığı yapımın çekim mekânları Üsküdar’dan seçilmişti. Miroğlu karakterinin oturduğu evin yerinde bugün bir apartman yükselse de karakterin adı halkın talebi üzerine Atik Valide Mahallesi’nde bir sokağa  verildi ve dizi o çevrede hâlâ yaşıyor.

Kuzey Güney

Başrollerinde Kıvanç Tatlıtuğ ve Buğra Gülsoy’un yer aldığı, iki kardeşin iktidar çatışmasını konu edinen Kuzey Güney dizisi de Üsküdar’ı mekân olarak seçen dizilerden.

Hikâyenin merkezinde yer alan Tekinoğlu ailesinin evi ve fırını Üsküdar, Doğancılar’da bulunuyor. Daha sonra senaryo gereği fırının ikinci şubesi açılınca çekimler Kışla Caddesi’ne taşınıyor. Harem civarı da yine diziye mekân olarak seçilen yerlerden.

Kurtlar Vadisi

Bir dönemin büyük yapımlarından olan, yayınlandığı saatlerde sokakların boşaldığı dizi olarak ünlenen Kurtlar Vadisi, Üsküdar’ı mekân edinen dizilerden.

Dizide konsey toplantılarının yapıldığı boğaz manzaralı salon, Üsküdar’daki Sözbir Otel’de çekiliyordu. Dizi karakterlerinden Mehmet Karahanlı ve konsey üyelerinin sık sık bir araya geldiği otel Üsküdar’ın merkezinden Kuzguncuk’a doğru ilerlerken sağ tarafta kalır. Dizinin kahve sahneleri, Emmi’nin ve Seyfo Dayı’nın mekânı olan Üsküdar sahilindeki Korcan Aile Çay Bahçesi’nde kayda alınıyordu.

Yaprak Dökümü

Reşat Nuri Güntekin’in aynı isimli romanından uyarlanan Yaprak Dökümü, yayınlandığı dönemde başarılı bir performans göstererek en çok izlenen diziler arasında yer aldı. Yaprak Dökümü denince ilk akla gelen ve diziyle adeta bütünleşen köşk İstanbul Beylerbeyi’nde bulunuyor. Köşk dışında Üsküdar’ın farklı semt ve mahallerini de dizide görmek mümkündü.

Bunların dışında Yedi Numara, İşler Güçler, Aynalı Tahir, Eşkiya Dünyaya Hükümdar olmaz da Üsküdar’da çekimleri yapılmış ve  Üsküdar’ı mekan edinmiş diğer yapımlar.