Nevmekan Sahil’de bakır ve tombak ustası Kaya Kalaycı ile konuştuk

Nevmekan Sahil’de, “Madenin İhtişamı” sergisinde 70’ten fazla eserinin yer aldığı bakır ve tombak ustası Kaya Kalaycı, Osmanlı motiflerini madenle buluşturdu. Açılışını Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in yaptığı sergi, 18 Ekim’e kadar ziyaretçilerini bekliyor.

“Ben de bu işin içinde büyüdüğüm için bu işi yapmaya başladım.”

1959 doğumlu olan bakır ve tombak ustası Kaya Kalaycı, İstanbullu. Büyük dedesi ve babasının da bakır işiyle uğraştığını belirten Kalaycı, zamanla bulunduğu ortam içerisinde bu işe yöneldiğini belirtti. Saraylardaki ve kitaplardaki tombak eserlerini günümüze aktarabilmek için birebir aynısını yaptıklarını ifade ederken bu fikrin Çiğdem Simavi’ye ait olduğunu ve yabancı devlet büyüklerine hediye olarak verildiğini ifade ediyor. Şimdiki gençlerin bunları bilmediğini ve onlara da ithaf ettiklerini belirtiyor.

“Tombak, belli başlı bakır objelerin motiflerle altın amalgamla üstünün sıvanmasına verilen bir ad.”

Tombak hakkında detaylı bilgiler veren Kalaycı, aslında bunun biraz riskli olduğunu, bunun nedenini yapıştırma fiilini Osmanlı döneminde cıvayla yaptıkları için ustaların genç yaşta bundan etkilenip öldüklerini ve hatta daha sonra yasaklandığını belirtiyor.

”Benim amacım bu güzel eserleri yeni yapılan camilerimizde tarihi eser ve bazı restorasyon işlerinde kullanmak. Gelecek nesile aktarabilmek, o yüzden biz bu sergiyi açtık.”

Tombaklamanın sabır gerektiren bir iş olduğunu söyleyen Kalaycı, bu işlemi kızının yaptığını ifade ediyor. Bu işin sırrının altını ziyan etmeden yapmak olduğunu söylerken, kendisinin 10 ₺’ye mâl ederken kızının ise 5-6 ₺’ye mal ettiğini söylüyor.

Babam hiç istemedi dükkanda çalışmamı.

Alman Lisesinde okuyan Kalaycı, babasının dükkanda çalışmasını istemediğini belirtiyor. Okuldan sonra yine de dükkanlarına gittiğini ifade eden Kalaycı o zamanlarda turist yoğunluğunun fazla olduğunu belirterek turistlere satış yaptığını söylüyor. O zamandan beri bu mesleğin içinde olduğunu ve bu işi öğrendikten sonra sergi açmayı çok istediğini belirtiyor. Hayallerinin gerçekleştiğini söyleyen Kalaycı, cümlelerinde Çiğdem Simavi, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve danışmanı Gülsüm Hasbal İsmailoğlu’na yer vererek teşekkür ediyor.

Covid-19 sürecinde Üsküdar’daki kırtasiyecilerin durumu

Tüm dünyayı etkileyen koronavirüs pandemisi tüm hızıyla devam ediyor. Yeni eğitim yılının başlıyor olmasıyla akıllara ilk gelen kırtasiyeciler oldu. Üsküdar’daki kırtasiyecilere satış oranlarını ve bundan sonraki süreçte ne yapacaklarını sorduk.

Türkiye’de Mart ayında etkisini gösteren koronavirüs, herkesin eve kapanmasına sebep olarak birçok sektörü ekonomik zarara uğrattı. 2020-2021 yılı eğitim modelinin aşamalı yüz yüze eğitim şeklinde planlanmasının ardından akıllara kırtasiyeciler geldi. Peki kırtasiyeciler geçen seneye göre satış yapabiliyor mu? Üsküdar’daki kırtasiyecilere sorduk.

“Piyasa allak bullak oldu.”

Karantina döneminde satışlarının %80’e kadar düştüğünü ifade eden kırtasiyeciler, evlerinde kaldıklarını ve satış yapamadıklarını söylediler. Yaz aylarında zaten satışlarının etkilendiğini söylerken bu sene dip noktasını gördüklerini ve piyasının iyiye gitmediğini ifade ettiler.

“Siftahsız gün kapatıyoruz.”

Okulların belirsizliği kademeli eğitim olarak açıklanmışken, kırtasiyeciler bu durum karşısında satış yapamadıklarını dile getiriyor. Geçen senelere göre kazançları düşen kırtasiyeciler, siftah yapmadan dükkan kapattığı günler olduğunu söyledi.

Bizim şu an 30 TL’ye sattığımız ürünü markette 20 TL’ye satıyorlar. Geliş fiyatına bakıyorum; 25 TL. Ben nasıl bu fiyatlara yetişeceğim, hiç bilmiyorum.

Zarara uğrayan bazı esnaf gruplarının dükkan kapatmaya kadar gitmelerinin ardından durum kırtasiyecilerde de farklılık göstermiyor. Kimi kırtasiyeci emekli olduğunu ve bir iki sene daha yapıp köşesine çekileceğine söylerken, çoğunluk yeni mal tedarik edemediğini ve böyle giderse başka çareleri olmadığını belirtti.

Fuat Sevimay ile Üsküdar’ı konuştuk

Fuat Sevimay, sadece kaleme aldığı Kapalıçarşı, AnarŞık, Aynalı, Ara Nağme, Haydarpaşa’nın Evi gibi romanların yazarı değil, aynı zamanda usta bir çevirmen. ‘Benden/İz’ diye takdim ettiği James Joyce’la muhabbeti İrlandalı yazarı Üsküdar sokaklarında dolaştıracak kadar derin ve uzun. Biz de kendisiyle Üsküdar üzerine bir sohbet gerçekleştirdik: “Üsküdar’ın sınırı, Beşiktaş’tan bakıp Mihrimah’ı gördüğüm yerde başlar benim için.” diyor.  

Sait Faik, “Üsküdar, İstanbul’a Diyarbakır kadar uzaktır.” der. Size göre neresidir Üsküdar’ın hudutları?

Üsküdar, İstanbul’un ilçeleri içinde bir Anadolu kentinin çeşitliliğine ve sakinliğine en çok yaklaşan yerlerden birisidir. Sait Faik’in kastettiği belki de buydu. Beyoğlu’nun Fatih’in keşmekeşinden sonra bambaşka bir yer hissi. Bugün hâlen böyle mi? Sanmıyorum. Artık keşmekeş de sükunet de çok daha fazlasıyla iç içe. O nedenle Üsküdar’ın sınırı, Beşiktaş’tan bakıp Mihrimah’ı gördüğüm yerde başlar benim için.  

“Erenköy’de yaşarken Kadıköylüymüşüm. Üsküdar’da yaşamaya başladığımdan beri kendimi İstanbullu hissediyorum.”

Ne zamandan beri Üsküdar’ı yaşıyorsunuz?

Kastettiğimiz ikamet ise, beş yıldır Üsküdar’da oturuyorum. Ama daha önce de Erenköy’de yaşadığım için yolum hep Üsküdar’a düşerdi. Bu arada dostlar arasında çokça dile getirdiğim bir şeyi burada da tekrarlamak isterim. Erenköy’de yaşarken Kadıköylüymüşüm. Her nereye gidersem gideyim. Üsküdar’da yaşamaya başladığımdan beri ise kendimi daha çok İstanbullu hissediyorum. 

Bu şehirde, kendinizi en mutlu hissettiğiniz beş yer sayar mısınız?

İlk sıraya kesinlikle Kuzguncuk’u koymam gerekir. Sahilde küçücük bir park vardır. İsmet Baba’nın önündeki değil, köprüye doğru biraz daha ilerlediğimizde el kadar bir park var. Orada oturup Boğazın sularına dalarak düşünmek en sevdiğim şeylerden birisidir. Bu arada, bahsettiğim parkta kırık dökük üç beş bank vardı. Onları kaldırdılar. Her kim kaldırdıysa esefle kınıyorum. Sonra Valide Camii’nin arka sokaklarını, Uncular’ı çok severim. Fethi Paşa’da yürüyüş yapmaya bayılırım. Musahipzâde’de oyun seyretmek harikadır benim için. Ve son olarak Validebağ korusunu çok seviyorum. Kentin göbeğinde kentten bu kadar uzak hissedebilmek büyük keyif bence. 

Huzur’un Nuran’ı Üsküdar’ın vücut bulmuş halidir.”

Malum İstanbul değişiyor büyük bir hızla Üsküdar da soluyor bu keşmekeşte. İçinizi acıtan yer neresidir, hayallerinize veda ettiğiniz?

Çocukluğumda sık sık Çamlıca’ya pikniğe gelirdik. Hatta yaz mevsimine denk gelen Ramazanlarda babam, bizi iftar için yine Çamlıca’ya getirirdi ki biraz soluk alalım. Çamlıca halkın soluk aldığı yerdi, halkındı. Bugün Çamlıca insanlardan koparılmış gibi. Bu beni çok üzüyor. Bir de Selimiye’den bakınca, Sultanahmet ve Ayasofya siluetinin ardında, Zeytinburnu’ndaki çirkin mi çirkin gökdelenleri görmek beni kahrediyor. Bize göre karşı yakadan bakınca da Emaar, Akasya vesair kuleler görülüyordur herhalde. Daha ne kadar yukarı gideceğiz? Babil gibi tepemize bir şeylerin yıkılmasını mı bekliyoruz nedir? Bu daha yüksek, daha çok, daha fazla hırsını bir yana bıraksak da hepimiz soluk alsak biraz. 

Yaşadığınız şehri en güzel tasvir eden şair ve yazar/lar kimlerdir?

Şiir deyince Ahmet Haşim’in aşılamadığını düşünürüm. İstanbul’u Orhan Pamuk’un çok iyi ele aldığı aşikardır. Ama o biraz, bize göre karşının yazarı gibidir. Üsküdar söz konusu olduğunda Ahmet Hamdi’ye, Huzur’a bakmak gerek. Nuran, Üsküdar’ın vücut bulmuş halidir. Bir de Kemal Tahir’in Esir Şehir’deki Bağlarbaşı’sını çok severim. Gerçekten bağlarla çevrili olduğu zamanlar canlanır gözümde.

Üsküdar’ı benzettiğiniz şehir var mı, neden?

Belki biraz Budapeşte’nin Buda tarafı. Peşte’ye göre daha sakin olması, nehrin diğer yakasını kaplaması gibi nedenlerle. Ama yine de Üsküdar daha güzel.

“Joyce da bizler gibi Üsküdar’ı çok seviyor”

James Joyce’a Üsküdar’da nereleri gezdirirdiniz?

Bilenler vardır, İrlandalı yazar Joyce’un mezarından kalkıp günümüz İstanbul’una geldiği bir roman yazdım. Çevirmeniyle birlikte de İstanbul’un altını üstüne getiriyorlar. Romanın birkaç bölümü de Üsküdar sokaklarında geçiyor. Önce Çinili Hamamda yıkanıp, Cumapazarı’nın arka sokaklarından Bülbülderesi mezarlığına kadar geliyorlar. Bir başka bölümde Joyce, Boğaz vapuruyla Kuzguncuk’a gelip, Nail Kitabevinden Bostan Cafe’ye, Perihan Abla Sokağından İsmet Baba’ya kadar Kuzguncuk sokaklarını arşınlıyor. Sonra Üsküdar meydanında, gideceği yolu şaşırıp, belki de bugün artık yerinde olmayan Rufai Tekkesinden gelen hayali seslere kulak vererek, kendisini Zeynep Kamil yokuşuna vuruyor ve geceyi, hastane bahçesindeki bir banka kıvrılarak, Kamil Paşa ile sohbet ederek geçiriyor. Şu kadarını söyleyebilirim; Joyce da bizler gibi Üsküdar’ı çok seviyor. 

Üsküdarlılar İstanbul Sözleşmesi hakkında ne düşünüyor?

Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında kabul edilen İstanbul Sözleşmesi, son günlerin en çok tartışılan konuları arasında. Toplumun bir kesimi İstanbul Sözleşmesi’ni savunurken bir kesimi kaldırılmasını istiyor. Üsküdar meydanda vatandaşlara İstanbul sözleşmesi hakkında ne düşündüklerini sorduk.

Sokak röportajımızda üç farklı söylem öne çıkıyor. Bunlar; sözleşmeye dair bilgisini olmadığını belirtirtenler, bir kısım medya tarafından aktarılan olumsuz söylemler nedeniyle sözleşmeyi hoş karşılamadıklarını ifade edenler ve kadın haklarının tartışma konusu olamayacak kadar değerli olduğunu söyleyip sözleşmeyi destekleyenler olduğunu görüyoruz.

“Hiçbir fikrim yok.”

Üsküdar meydanında mikrofon uzattığımız ve konuşmayı kabul eden insanların çoğu sözleşme hakkında yeterli bilgisi olmadığını söyleyerek fikir beyan etmedi.

Çok hoş şeyler söylenmiyor.”

İstanbul Sözleşmesi hakkında konuştuğumuz bazı vatandaşlar, bir kısım medyanın ve televizyon yorumcularının söylemlerinin yansıttığı eşcinsellik olgusu nedeniyle sözleşmenin gereksiz olduğunu düşünüyor. Kadın cinayetleri ve ötekileştirme boyutunu sorduğumuz zaman ise; ”Bizim kültürümüz zaten kadına şiddete karşı.” söylemiyle sözleşmenin gereksiz olduğunu ifade ediyor.

Kadına Şiddete Hayır!”

Sözleşme hakkında sorularımızı cevaplamayı kabul eden ve İstanbul Sözleşmesi’ni destekleyen vatandaşlar, kadına şiddetin polemik haline getirilmeyecek bir konu olduğunu ifade ediyor. “Benim de başıma gelebilir” endişesi taşıyan bazı kadınlar, sözleşmeye karşı çıkanlara sitem ediyor. En çok öne çıkan söylem ise “Kadına şiddete hayır!” oluyor.

İstanbul Sözleşmesi nedir?

İstanbul Sözleşmesi 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi ismiyle yer alıyor.

Resmi Gazete’de 8 Mart 2012’de yayımlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi), Avrupa Konseyi üye devletleri ile bazı ülkeler tarafından imza altına alındı. Sözleşme, onay yeter sayısına (10) ulaştığı 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Sözleşme kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, kadınların her türlü şiddetten korunması, kadınlara yönelik şiddetin faillerinin kovuşturulması, yargılanması ve cezalandırılması için titizlikle hazırlanmış bir metin. Sözleşme çerçevesinde ev içi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun ya da olmasın mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddet edimini içerecek şekilde anlaşılıyor. Sözleşmenin getirdiği yükümlülükler o denli önemli ki; silahlı çatışma durumlarında bile geçerliliğini koruyor ve taraf devletlerin bunu garanti altına alması gerekiyor.

Pandemi Döneminde Sağlık Çalışanları ve Çocukları

Sağlık çalışanları koronavirüs döneminden en çok etkilenen meslek gruplarının başında geliyor. Koronavirüs salgını nedeniyle yoğun mesai harcayan, risk grubunda olan ve rutinleri değişen sağlık emekçilerinin çocuklarının bu süreçte nasıl etkilendiğini Üsküdar Bahçelievler Aile Sağlık Merkezi’nde çalışan Atike Hınçlıer, Yasemin Medeni ve onların çocuklarıyla konuştuk. Bu dönemde çocukların yaşayabilecekleri psikolojik sorunları ve bu sorunların en aza indirilmesi için yapılması gerekenleri de Klinik Psikolog Bahar Erdoğan ile ele aldık.

Atike Hınçlıer: Hemşire

Atike Hınçlıer 19 yıldır hemşire olarak görev yapıyor. 10 yıldır Çengelköy’de bulunan Bahçelievler Aile Sağlık Merkezi’nde çalışıyor. Atike hemşirenin Öykü ve Rana adında iki kızı var. Öykü 11 yaşında ve 4.sınıf öğrencisi, Rana ise 7 yaşında ve 1.sınıf öğrencisi.

Hemşire Atike Hınçlıer

Sağlık ocağında Atike hemşire ile buluşup çocuklarla konuşmak için yola koyuluyoruz. Evden içeri girdiğimizde çocuklar annelerine doğru büyük bir heyecanla koşuyor. Annelerinin hemen banyoya gittiğini gören çocukların yüzü düşüyor. Ellerinde bileklik ipleri ve boncuklar var. Aylardır evde oldukları için bir süreden sonra çok sıkılmışlar. Hobi olarak bilezik yapıp sattıklarını ve harçlıklarını çıkardıklarını öğreniyoruz. Yüzlerini asarak balkondaki oyun alanlarına geri dönüyorlar.

Karşımda keyifsiz oturan Öykü’ye neden üzgün olduğunu sorduğumda “Annemin işten gelmesini heyecanla beklediğimiz günlerin bir an önce bitmesini istiyorum. Annem eve geldiğinde ona koşup sarılma isteğimiz hiç değişmedi ama annemin bizi eliyle önce yıkanmam lazım diyerek durdurması beni en çok üzen şey oldu. Oysa ben her gün annem işten eve geldiğinde kucağına atlayıp onun boynunu koklamaya bayılıyorum. Annem banyo yaptıktan sonra bile, bizi çekinerek öpüyor. Bu durumun koronavirüsle alakalı olduğunu anlatsa bile sanki annem bizi eskisi gibi sevmiyor diye düşünüyorum.” ifadelerini kullanıyor.

Rana televizyonda sağlık çalışanlarının öldüğü haberlerini görünce annesinin de koronavirüse yakalanmasından çok endişelendiğini fakat onu üzmemek için bu endişesini belli etmemeye çalıştığını söylüyor. Vefat eden sağlık çalışanlarının çocuklarını görünce “Acaba ben de mi onlardan biri olacağım?” diye düşündüğünü belirtiyor.

Atike hemşirenin de bu durumdan negatif etkilendiğini görmek mümkün. Kendini kötü hissetiğini söylerken, hijyenine çok dikkat ettiğini ve elinden geldiğince önlem aldığını öğreniyoruz. Atike hemşire, çocuklarına onları korumak adına sarılamadığını ve dolayısıyla sevgisini gösteremediği için derinden etkilendiğini söylüyor. Ölmekten ziyade çocuklarını arkada bırakmaktan korktuğunu vurgulayarak “Çocuğa, bana bir şey olsa da babanız var desem de, bu bir teselli değil. Geçiştiriyorsun sadece. Ben sağlıkçıyım, kendime dikkat ediyorum, bana bir şey olmayacak diye onları teselli etmeye çalışıyorum.” diyor.

Gözüm yemek masasının üzerindeki yazı defterlerine ve 1.sınıf matematik kitaplarına takılıyor. Rana bunu fark edip hemen lafa atlıyor: “Bu sene tam uyum sağlayamadım da kendi kendime çalışıyorum.”
Koronavirüs yüzünden eğitimin online ortama taşınmasından Rana da oldukça kötü etkilenmiş. Anaokuldan ilkokula geçişin ilk adımı olan 1.sınıf çocuklar için eğitim hayatının temelini oluşturuyor. Bu sene 1.sınıfa başlayan Rana okulla tam olarak tanışamadan, uyum sağlayamadan bilgisayar başından eğitim almaya başlamış. Uzaktan okuma yazma öğrenmeye çalışmış ve online eğitime uyum sağlamakta zorlanmış. Rana uykusunun geldiğini söylemesiyle konuşmamıza ara veriyoruz. Oldukça uykulu görünüyor.

Öğlen vakti bu denli uykusunun gelmesine şaşırıyorum. Atike hemşire sürekli evde oldukları için çocukların günlük rutinlerinin değiştiğini açıklıyor. Uyku saatleri ve yemek saatlerindeki düzen bozulmuş. Normalde gece 21.00-22.00 gibi yatan çocuklar şimdi gece 23.00-24.00 hatta bazen 01.00’da yatağa gidiyorlarmış.

Öykü ve Rana dört ay boyunca evden dışarı çıkmamışlar, birinci derece yakınları dışında kimseyi görmemişler. Bazı arkadaşları birbiriyle buluşurken onlarla buluşmak istememişler, teklif dahi etmemişler. Annesinin risk grubunda olması yüzünden arkadaşları onları dışlamış ve bu davranışları onları incitmiş. Zaten onlar da artık parka gitmeyi, insanlarla görüşmeyi istemiyorlar. Öykü onu parka götürme teklifimi net bir biçimde reddediyor. Rana annesinin “Eğer koronavirüse yakalanırsanız hastanede tek kalmak zorundasınız, bizi bekletmezler.” uyarısını duyunca korktuklarını ve evde kalmanın daha güvenli olduğuna karar verdiklerini söylüyor.

Yasemin Medeni: Hemşire

Yasemin Medeni 20 yıldır hemşire olarak görev yapıyor. Yasemin hemşirenin Dila adında 16 yaşında bir kızı ve Deniz Ali adında 4 yaşında bir oğlu var.

Bize kapıyı Dila açıyor. Masada küçük kardeşi çizgi film izliyor. Dila bu süreçte kardeşine bakıyor. Bu nedenle okul tarafından online yapılan derslere katılmakta zorluk yaşadığını, derslerinden geri kaldığını söylerken bu durumdan şikayetçi olduğunu belirtiyor ve okulların bir an önce açılmasını istiyor.
Deniz Ali annesinin eve geldiğini görünce gözleri parlıyor. Uzaktan öpücük gönderiyor annesine. Normalleşme sürecinden önce annesinin onu koruma amaçlı uzak durmasına üzülmüş ama bir süre sonra o da öpmek istememiş. Dila’nın, annesinin çantasını ve masanın üstünde duran cep telefonunu antibakteriyel mendillerle sildiğini ve balkona çıkardığını görüyorum. Normalde de titiz olduğunu ama bu dönemde kardeşini de koruma amacıyla daha da özen gösterdiğini söylüyor.

Yasemin hemşire gün içinde birden fazla kez yıkanıyor. “Buradan mikrop götürüyor muyum? diye kaç kez endişe ettim. Kaç kez yıkansan bile emin olamıyorsun. Ellerim yıkanmaktan yara olmuş kanıyordu. Sürekli pismişsin gibi geliyor. Her an test yaptıramıyorsun ki!” diyerek endişesini dile getiriyor. Öykü ve Rana gibi, Dila ve Deniz Ali de aylardır evde. Deniz Ali tatil sürecini sabahtan akşama kadar televizyon izleyerek ve oyun oynayarak geçiriyor. Yaşı küçük olduğu için durumun pek farkında değil. Tatilin tadını çıkarıyor. Dila ise bu durumdan pek de hoşnut değil. Ona göre evde düzen kalmadı, otorite tamamen bitti. Yasemin hemşire “Sağlık çalışanları apartmanın giriş kapısını kullanmasın, arka kapısını kullansın.” diye kağıt asan apartman yöneticileri bile gördüm diye ekliyor konuşmasına. “Sağlık çalışanları ve onların çocukları dışlandılar.” diyor.

Deniz Ali yakında kreşe başlayacak. Yasemin hemşire “Mecburiyetten bakacak kimse olmadığı için göndereceğim. Bana kalsa göndermem. Çünkü orada hijyene dikkat edeceklerini düşünmüyorum” diyerek tedirginliğini dile getiriyor.

“PANDEMİ SIRASINDA RİSKLİ ALANLARDA GÖREV YAPAN SAĞLIK
ÇALIŞANLARI VE ÇOCUKLARI EN ÇOK ETKİLENEN TARAF OLDULAR

Klinik Psikolog Bahar Erdoğan

Salgın sırasında, sağlık çalışanlarının çocuklarında ne gibi bir psikolojik durum ortaya çıkarabilir?

Pandemi sırasında riskli alanlarda görev yapan sağlık çalışanları ve çocukları, en çok etkilenen taraf oldular. Bulaştırma riskine karşın ev dışında konaklamak zorunda kalan anne-babalar çocuklarına temas etmemek bir süre farklı ortamlarda barındılar.
Bu süreç, çocuklar açısından en zorlayan kısım oldu. Anne-babalarıyla temas edemeyen çocuklarda kaygı arttı. Çocukların bu süreçlerde düzenleri bozuldu ve yakın akrabalarında (amca, babaanne, teyze..) kaldılar. Bununla birlikte çocuklar dışında anne-babalar da kendi içinde psikolojik olarak oldukça yıprandılar ve çocuklarına uzaktan dahi olsa yeterli ilgiyi gösteremediler . Çocuklar ayrılık kaygısı dışında anne-babama bir şey olursa kaygısını da yoğun şekilde yaşamaya başladılar.

Bu kaygının en az seviyede yaşanması için ne yapılmalıdır?

Bu süreçte çocukların olumsuz etkilenmemesi için yapılması gereken, çocuklarda rutini bozmamak. Uyku saati, yemek saati, yattığı yatak ve evde oynadığı oyunlar gibi rutinlerine devam eden çocuklarda kaygının aza indiğini gözlemliyoruz. Bu süreçte gerek sağlık çalışanlarının çocukları gerekse tüm çocuk ve ebeyevenler için rutinler pandemi sürecinde
kaygı ve korkuları aza indirmektedir .

Çocuklar pandemi dolayısıyla aylardır evden dışarı çıkmıyor. Ebeveynler bu süreçte çocuklarını ne gibi aktivitelerle destekleyebilirler?

Bu süreçte özellikle çocukların olumsuz etkilenmemesi için yapılması gereken çocuklarda rutini bozmamak. Bu gözlemlerimizin sonucunda uyku saati, yemek saati, yattığı yatak ve evde oynadığı oyunlar gibi rutinlerine devam eden çocuklarda kaygının aza indiğini görüyoruz. Bu zaman diliminde gerek sağlık çalışanlarının çocukları gerekse tüm çocuk ve ebeveynler için periyodikliğin devamı pandemi sürecinde travma oluşturabilecek duygusal reaksiyonları önlüyor.

Pandemi sürecinde özellikle okul öncesi çocuklarda (0-5 yaş) erken çocukluğun en hızlı geliştiği dönem olduğu için, evde süreç yönetme konusunda aileler zorlandılar. Durumun böyle sağlıksız bir hâl alması, ebeveynlerde ardı arkası kesilmeyen sosyal medya etkinliklerine yol açtı. Birbirleriyle yarış haline giren ebeveynler böyle yaparak başta çocuğun ilgisini çekse de, etkinliklerden sıkılan çocukların ilgisi dağılmaya başladı. Ebeveynlerin çocuklarla fiziksel, duygusal, bilişsel ve dil gelişimini destekleyen etkinlikler dışında, serbest oyunlar oynamaları ve evin içindeki yaşama, çocuğu dahil etmeleri gerekir. Yaratıcılığı, hayal gücünü ve motor gelişimini de destekleyen ev yaşamına dahil olmak, hem çocukların sıkılmalarını engellemekte hem de birlikte yapıcı kısımlarına katkıda bulunmakta. Anne yemek yaparken çocuğun da mutfakta hamur yapıp oyalanması, çamaşır asarken çocuğun da anneye renklerini söyleyerek mandal vermesi, temizlik esnasında çocuğun kendi odasının tozunu alması gibi aktivitelerle çocuğu yaşama dahil edersek, çocuklar rutinlerini bozmadan kaliteli ve yapıcı olarak pandemi sürecini sağlıklı bir şekilde atlatacaklardır.

Kadim Sahaf ile Röportaj

Üsküdar Bağlarbaşı’nda yer alan Kadim Sahaf’ın sahibi Ömer Çakır ile Üsküdarlıların okuma alışkanlıkları üzerine konuştuk. Çakır, sahaf açma aşamasından bahsederken ”20 yıldır Üsküdar’da yaşıyorum ayrıca Üsküdar’ın insan profilinin kitaplar ile alakadar olduğunu düşünüyorum.” diyor.

Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

İsmim Ömer Çakır Sosyoloji bölümünü bitirdim şu anda da Yüksek lisans yapıyorum. Üsküdar Bağlarbaşı’nda Kadim Sahhaf’ı eşim Kübra Çakır ile birlikte işletiyoruz. 2017 yılında online olarak sosyal medya üzerinden Kadim Sahhaf’ı açtık. Ocak ayında ise bir mekan açma kararı aldık. 3 yıldır Sahhaflık yapmaktayım. Üsküdar’da açmamızın en önemli sebebi, uzun zamandır burada yaşıyor ve buradaki okuma potansiyelini biliyor olmamız.

Üsküdarlılar en çok ne tür kitapları tercih ediyorlar?

Genel olarak konuşmak oldukça iddialı olur benim için, fakat müşteri kitleme bakacak olursak eğer öğrencilerin daha çok roman, akademik kitaplar ve tarih kitaplara ilgisi var. Buraya gelen kişilere karşılık olarak nitelikli kitaplar bulmaya özen gösteriyorum çünkü müşterilerimin böyle bir talebi var.

Kitabı bilmek için kitaba emek vermek gerekir.

Ben Üsküdarlıların kitap okuma alışkanlığının olduğunu ve belli bir kaliteye sahip olduklarını düşünüyorum. Edebiyat anlamında okuyucular risk almıyorlar örneğin; Ahmet Hamdi Tanpınar Türk klasiklerini tercih ediyorlar. Sosyoloji bölümü okuduğum için kitaplar ile haşır neşir olmak zorunda kalıyordum, fakat her eğitim görmüş insan kitabı tanıyıp bilemez. Kitabı satarak öğrenirsin, kitabı paylaştığın zaman aldığın talebe göre anlarsın değerini. Kitaplar ile meşgul olmak lazım. Yazarlarına ve içeriğine dair bir bilgi sahibi olmak gerekiyor. Kitabı bilmek için ise kitaba emek vermek gerekir.

Kitabı kıymetli yapan şey nedir?

Kitabı kıymetli yapan şey, kitabın içeriği, yazarı veya hikayesidir. Bunlar kitabı kıymetli yapabiliyor. Benim için kitabı kıymetli yapan şey yazarı ve içeriğidir.

Sizi şaşırtan keşifler oluyor mu?

Bir Sahhaf’ın kitaba hakimiyeti çok yüksek olmalı. Öbür türlü baktığımızda bir eskiciden farkınız kalmıyor. Kitabı bilmenin verdiği avantajlar da var. Mümkünse Türkçe, İngilizce, Osmanlıca, Arapça gibi diller keşfedilmeli. Kitabı bilmek Sahhaf için de iyi bir şey, belki kitabın kıymetini bulabilecek şekilde satabilir.

Değerli dediğim bir kitap elime ulaşmıştı, fakat bir arkadaşa o kitabı satmıştım. Kitabın adı Walt Whitman’nın Leaves of Grass 1900 Amerika baskısı, ve Türkçeye çevrilmemiş hali elime geçmişti. Şimdilerde ise değerli olarak gördüğüm İsmet Özel’in Bir Yusuf Masalı var elimde.

Bir kahveden daha fazlası: Tebessüm Kahvesi

Üsküdar Altunizade’de 2016 yılında 21 Mart Down Sendromlular Günü’nde açılan Tebessüm Kahvesi down sendromlu bireylerin toplumsal yaşama katılmasını amaçlıyor. Projede onların gündelik sosyal yaşama ayak uydurmalarına ve toplumda da sorumluluk bilincinin gelişmesine katkı sağlanması bekleniyor. Tebessüm Kahvesi’nin hikayesini ve down sendromlu bireylerin eğitim süreçlerini Tebessüm Kahvesi Proje Koordinatörü Şermin Çoban anlattı.

Biz, downlu arkadaşlarımızın hayatın içinde var olduklarını herkesin görmesini istedik ’’


– Projenin ortaya çıkış hikayesinden bahseder misiniz?


Tebessüm kahvesi, Üsküdar Belediyesi sosyal işler biriminin bir sosyal sorumluluk projesi,  hedef olarak biz, downlu arkadaşlarımızın hayatın içinde var olduklarını herkesin görmesini istedik.Onlara bir fırsat verelim istedik ,fırsat verildiğinde neler yapabildiklerini gösterelim istedik.Burada bizim, on tane arkadaşımız var sabah beş arkadaşımız sabah grubunda beş  arkadaşımız ise öğleden sonra olmak üzere vardiyalı olarak altı saat çalışıyorlar.Tebessüm kahvesi okul gibi düşünülmüş bir proje burada ki on arkadaşımızı eğitip hizmet sektöründe nasıl davranmaları gerektiğini öğretip farklı işletmelerde onların istihdamlarını sağlayacağız ki yeni arkadaşlarımıza yer açılsın istiyoruz.

Projenin ilk faaliyete geçtiği zamanlarda insanların gösterdiği tutumla şimdi sergilenen tutumlar arasında bir değişiklik var mı ?


Buraya çok bilinçli bir profil geliyor ama ilk başlarda buraya gelen misafirlerimiz sanki bebek sever gibi daha insancıl duygularla yaklaşıyorlardı. Arkadaşlarımıza ” canım cicim”, ”hadi gelin oynayalım” şeklinde bir hitap tarzları vardı ama bizim amacımız down sendromlu arkadaşlarımızın toplumun içinde bir birey olarak var olmaları, müşteri profilimizden beklentimiz bana nasıl davranıyorsanız burada ki Cem arkadaşımıza da Emrah arkadaşımıza da aynı şekilde davranılması.. Burada hitap şekillerimizde öyle zaten iş yerinde Cem Bey, Emre Bey gibi hitap şekilleri kullanıyoruz.

Projenin girişim aşamasında karşılaştığınız olumsuzluklardan biraz bahseder misiniz?


Tebessüm kahvesi Üsküdar Belediyesi’nin bir projesi dediğim gibi Belediye Başkanımız Hilmi Türkmen projeyi her anlamda çok sahiplendi. Siz de görmüşsünüzdür zaten çok nezih çok güzel bir yer Üsküdar’ın en değerli yerlerinden Burhan Felek köşkünün bahçesinde bir mekan. Hiçbir zorlukla karşılaşmadık, hep kolaylıklarla karşılaştık.


– Kafede kaç çalışanınız var?

Kafede şu an profesyonel olarak garson olan üç arkadaşımız var. Mutfakta iki personelimiz var Down sendromlu arkadaşlarımız ise on kişiler ve sadece servis kısmında varlar.Garson arkadaşlarımız onlara nasıl servis yapacaklarını nasıl davranmaları gerektiğini nasıl dükkan açılır, nasıl kapatılır gibi öğretileri öğretiyorlar.

Burası bir okul, sıfırdan geliyorlar buraya ve burada eğitim alıyorlar’’


– İşe başlamadan önce herhangi bir eğitimden geçiyorlar mı ?

Başta da değindiğim gibi burası bir okul,sıfırdan geliyorlar buraya ve burada eğitim alıyorlar. On arkadaşımız var. Hepsi farklı, birinin yapabildiğini diğeri yapamıyor o yüzden hep en bildiklerinden başladık. Bu özel eğitimde özgüvenlerini kaybetmemeleri açısından bu önemli bir şey. Mıntıka yapıyordur, mıntıka yaparak başlar. Daha sonra mendilleri doldurmayı yağdanlıkları doldurmayı öğrenir. Bu şekilde servise girme aşamasına kadar getirdik birçok arkadaşımızı.

– İnsanlar burada olmayı sizce neden tercih ediyorlar ?

Burası çok pozitif bir yer. Manen insanlar burada çok mutlu ve huzur doluyorlar. Bu da projenin amaçlarından biriydi zaten. Yine yeniliyorum ama müşteri profilimizin de bu arkadaşlarımıza fırsat verildiğinde neler yapabildiğini görmesini istedik. Geçmişte, ‘‘yapabilirler mi?’’ düşüncesi vardı insanlarda. Bu arkadaşlarımıza fırsat tanınmıyor. Oysaki benden hiçbir farkları yok. Onlar da bir birey ama tabii ki de özeller duygusal iniş çıkışları fazla biliyoruz ama yaptıkları işi çok güzel sahipleniyorlar.

– Benzer bir girişimde bulunmak isteyenlere öneriniz var mı ?

Bu, insanı çok iyileştiren bir şey mesela kendimden örnek vereyim; İyi niyetiniz inanılmaz gelişiyor. Çünkü karşınızda hep iyi insanlar var hiç kötülük gütmüyorlar. Dünya’ya gelmiş melekler, biz burada on tane melekle çalışıyoruz. Herkesin elini taşın altına sokması lazım belki zor bir iş olduğu düşünülüyordur ama asla değil nasıl baktığınıza bağlı. Onlar paralarını kazanıyorlar, çok mutlular, değer görüyorlar. Bu bir gerçek siz maddi olarak tatmin olduğunuzda çevrenizdeki insanları da tatmin ettiğinizde pek çok şey sizin için kolaylaşabiliyor fırsat verilsin böyle arkadaşlarımıza onlar çünkü her şeyi en iyi şekilde yapıyorlar.

– Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı ?

Sadece Downlu değil tüm engel gruplarındaki arkadaşlarımıza fırsat verilmeli çünkü fırsat verildiğinde doğru ellerde, doğru kimliklerle buluştuklarında gerçekten güzel işler yapıyorlar.




Kültür Envanteri Atlası Üsküdar’daki 400 kültür varlığını haritada tanımladı

Bilirsek koruruz” söylemiyle hareket eden Kültür Envanteri Atlası, Üsküdar’daki 400 kültür varlığını, isim, konum ve mahalleleriyle haritada tanımladı. Platformun kurucularından Caner Cangül’le hem proje hakkında konuştuk hem de Üsküdar özelinde değerlendirmelerini aldık. Cangül’e göre Üsküdar, kültür varlıklarını inceleyen kitapları bakımından oldukça zengin olaması itibariyle diğer ilçelere göre çok daha şanslı.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Ben Caner Cangül, Endüstri Mühendisiyim. Yedi yıldır Ukrayna, Kiev’de yaşıyorum. Öncesinde İstanbul ve Ankara’da yaşadım.

Caner Cangül

Bilmeyenler için bize Kültür Envanteri Atlası’nı anlatır mısınız?

Türkiye ve yakın coğrafyada, Türkiye dışındaysa Osmanlı, Selçuklu ve Karahanlı gibi Türk dünyasını ilgilendiren kültür varlıklarının harita üzerinde işaretlenmesi ve hakkındaki bilgilerin paylaşılmasını amaçlıyoruz.

İnternet sitemizde detaylı arama imkanı sağlıyoruz. Öncelikle, anasayfadaki harita bölümünden bölge, ilçe gibi alt başlıklara gidiliyor. Türkiye, Marmara bölgesi, İstanbul, Üsküdar ve hatta mahalle bazına kadar inebiliyoruz. Uzun açıklamalardansa yapının kimin tarafından yaptırıldığı, ne olduğu, kaçıncı yüzyıla ait olduğu, ne zaman onarıldığı gibi bilgilere kolaylıkla ulaşılmasını istiyoruz. “Etrafta” bölümümüzden konum bazlı olarak bulunduğunuz yerde ve çevresinde neler olduğunu görebiliyorsunuz. Kilometreyi artırıp daha geniş kapsamlı da inceleyebilirsiniz. Örneğin Üsküdar’dan Sarıyer’e gitmek isterseniz orada bir noktayı belirleyerek ne gibi eserler olduğunu önceden görebilirsiniz. Aynı işlemi Türkiye içinde herhangi bir noktada, Balkanlar ve İran’da da yapabilirsiniz. Tamamı olmasa da İran’daki Türk eserlerini de işaretlemeye başladık. 

Proje nasıl ortaya çıktı?

Ben ve benim gibilerin ihtiyaçlarından dolayı ortaya çıktı diyebiliriz. Gideceğiniz ya da bulunduğunuz bölgede hangi tür kültür varlıkları ya da tarihi eser bulunuyor sorusunun cevabı her zaman yanıtsızdı. Son yıllarda tabelalar eklense de çoğu zaman “Bu nedir?” sorusunun cevabı yok ya da yeterli değil. Bunu özellikle İstanbul’da yaşarken çok hissediyordum. Projenin başlangıcı da o döneme, on küsür sene öncesine dayanıyor. Bir çeşme gördüğünüzde adını, kimin çeşmesi olduğunu, kitabesinde ne yazdığını bilmek güç olabiliyor. Süleymaniye Camii gibi temel yerler için böyle değil elbette ama özellikle Anadolu’da gezerken ne olduğuna dair fikrinizin olmadığı tarihi kalıntılar var. Belki sanat tarihçileri gibi eğitimli kişiler sorun yaşamayacaktır ama bu projede bizim gibi normal vatandaşı hedefliyoruz. 

Daha detaylı anlatacak olursam, çalışmamız harita konumunu temel alıyor. İlk olarak grup parametresi var, sivil yapı mı askeri yapı mı, antik yapı mı bunu ayırıyor. Daha sonra türler var; çeşme, camii, medrese, antik tiyatro, heykeller… Sürekli olarak yeni türler eklenmeye devam ediyor. Sonrasında kültür dönemleri var; Hitit, Memlük, Osmanlı, Selçuklu gibi. Bunları konum ve “Mimar Sinan Eserleri”, “Çanakkale 1915” gibi tematik haritalar takip ediyor. Mimar Sinan eserlerinin oluşturduğu gezi yolu, Üsküdar merkezde Mihrimah Sultan Külliyesi’yle başlayıp sahilden Şemsi Paşa Külliyesi’ne doğru devam ediyor. Yeniden Üsküdar içine girerek tekrar Valide-i Atik Camii’nin orada bitiyor. Böylece toplamda yaklaşık 20 Mimar Sinan eserini görmüş oluyoruz. Valide-i Atik’e ilk gittiğimde içerisindeki yapıları gördüm ama ne olduğunu bilmiyordum. Şimdiyse külliyenin imaret, medrese, tekke, darüşşifa, gibi yapılarını tanımlamak da mümkün.

Üsküdar için farklı gezi yolları da hazırlamak isteriz. Bunun için kültür elçilerinin çalışmalarını ya da Üsküdar Belediyesi’nin hazır gezi yollarını da kullanabiliriz. Haritaya işlediğimiz zaman konumunuza göre hangi yöne gideceğinizi görebiliyorsunuz. Yol boyunca karşılaşacağınız eserler hakkında bilgi de alabiliyorsunuz.

Kaç kişilik bir ekipsiniz?

Aslında başlangıçta iki kişiydik. İlk açıldığımızda yaklaşık yedi bin nokta, çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere, zaten işaretliydi. Projenin çıkış noktası da İstanbul’du.

Kültür elçileri diye tanımladığımız bir grubumuz var, bize katılmak isteyen herkesi içimize katıyoruz. Şu ana kadar ellinin üzerinde kişiye yetki verdik. Beklentimiz her katılımcının daima aktif olması değil elbette. Mümkün oldukça her türlü güncellemeyi yapabilirler. 

Siteyi aralık ayında açtık, üzerinden yaklaşık yedi ay geçti. Ayda ortalama bin tane yeni varlık tanımlaması yaptık. Bununla birlikte mevcut varlıklar üzerinde sık sık güncelleme oluyor. Fotoğraflar ekleniyor. Elbette noktaların tespit edilip doğru fotoğrafların bulunması yorucu olabiliyor. Bu yüzden kültür elçilerimizin zaman ayırabilecek kişiler olması da önemli.

Üsküdar Kültür Envanteri haritası için tıklayınız.

Biraz Üsküdar’dan konuşalım istiyoruz. Üsküdar Kültür Envanteri Atlası hakkında neler söylersiniz?

Üsküdar’da halen eksiğimiz çok fazla ama yavaş yavaş tamamlamaya devam ediyoruz. İstanbul’da ağırlıklı olarak Tarihi Yarımada’yı çalıştık. Geçmişte benim çalışmalarım da bu yönde olmuştu. Şu anda Üsküdar’da yaklaşık bin tane kültür varlığı vardır diye düşünüyorum. “Üsküdar” olarak arattığımızda 418 tane kültür varlığı işaretli gözüküyor. Ayrıca Acıbadem, Ahmediye, Aziz Mahmud Hüdayi gibi mahalle bazında da görüntüleyebiliyoruz. Elbette eksiklerimiz var, özellikle mahalle kısmında. Bu noktada da kültür elçileri devreye giriyor. Örnek verecek olursak, Şehzade Seyfettin Çeşmesi, Üsküdar’da Mimar Sinan Mahallesi’nde ve Osmanlı dönemine ait. Şimdilik elimizdeki tek bilgi bu. Daha detaylı bilgiyi başka biri sağlayabilir. Aynı şekilde hatalı bir bilgiye rastlanırsa bunun düzeltmesi de yapılabilir.

Zaten en önem verdiğimiz nokta enlem boylam olarak konumun belirlenmesi çünkü konumun aksine sokak, mahalle bilgisi çok değişken. Üsküdar’da da mahalle değişikliği yaşandı. Eski bir kaynakta aradığınız mahalleyi artık bulamayabilirsiniz. O yüzden şu an güncel, Büyükşehir ya da Üsküdar Belediyesi’nin sınırlarını çizdiği mahalle isimlerini kullanıyoruz.

Emetullah Gülnuş Valide Sultan Çeşmesi
(3. Ahmet Çeşmesi)
Ali Osman Dilekoğlu/2019

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Türkiye içinde ve dışında her türlü kültür varlığını ve kaybolan eserleri işaretliyoruz. Örneğin İstanbul’da 208 tane kaybolan eser var. Üsküdar’daysa kayıtlı 5 tane gözüküyor. Bu eserleri işaretlerken genelde eski fotoğraflarını da ekliyoruz. Geçmişte ve günümüzde mevcut olanların hepsini işaretlemek istiyoruz. “Bilirsek koruruz!” diyoruz, sloganımız bu. Özellikle daha genç kuşakların çevresinde ne olduğunu öğrenmesini istiyoruz. İnsanlar isimlendiremedikleri şeyi korumuyor. Bu merak duygusunu kaşımak ve daha detaylı bilgiye ulaşmanın yolunu açmak istiyoruz. Çıkış noktamız da çabuk ulaşılıp fayda sağlamaktı. Amacımız sitede fazla ziyaretçi olmasından ziyade kişilerin ihtiyacının karşılanması. Elbette başka kanallardan, ansiklopedilerden bu bilgilere ulaşılabilir ama günümüzde telefon kullanmayan neredeyse kalmadı. Anlık bilginin kitaba ulaşamayacağımız zamanlarda da bulunmasını istiyoruz. Bir yapıyı internette araştırabilmek için önce yapının ne olduğunu bilmek gerekiyor. Bunu sağlamak istiyoruz. 

Üsküdar kültür varlıklarını inceleyen kitaplar bakımından zengin, ulaşılabilecek pek çok kaynak mevcut. Bizim isteğimiz Üsküdar’daki eksik kültür varlıklarının da nokta nokta tanımlanması. 

Kültür Elçileri sayımızı olabildiğince artırmayı, hatta mümkünse yıl sonuna kadar iki yüz kişiye ulaşmayı umuyoruz. Eksik parametre kalmadan, geçmişten günümüze dek fotoğraflarla birlikte tamamlamak istiyoruz. Uzun soluklu bir proje. Yanlış bilgiye sebebiyet vermemek adına bilgi girişi halka açık değil ama kültür elçisi olmak isteyen herkes destek olabilir. Özellikle Üsküdar’ı bilen arkadaşların bize katılmasını isteriz. Bize ulaşırlarsa Üsküdar Belediyesi’yle de ortak çalışabiliriz. 

Koronavirüs: Üsküdar esnafı kaygılı, toparlanamadık şu anda zararına çalışıyoruz

Korona virüs salgını tedbirleri kapsamında 16 Mart’ta işyerleri kapatılan sonra normalleşme adımları ile yeniden dükkanlarını açan Üsküdar esnafı, “Toparlanamadık, şu anda zararına çalışıyoruz.” diyor

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta görüldü. 16 Mart’ta kapanan kafe ve restoranlar normalleşme süreci ile 1 Haziran’da açıldı. Pandemi sürecinden en çok etkilenen sektörlerin başında yeme-içme sektörü geliyor. Vatandaşlar, kafe, restoran ve lokantaların açılmasından dolayı şüpheli ve tedirgin. Mekan sahipleriyse gerekli tedbirleri aldıklarını ve maddi olarak zorluk çektiklerini ifade ediyor. 

Peki kafe ve restoranlara salgın süresince tedirgin olmadan gidilebilir mi? Mekan sahipleri ne gibi zorluklarla karşılaştılar ve bu süreçle nasıl baş ettiler? Vatandaşlar bu mekanları güvenli buluyor mu? Psikologlar, vatandaşların yeni normale adaptasyon süreci hakkında ne düşünüyor ve ne gibi tavsiyelerde bulunuyor? Bu soruların cevaplarını uzmanlarla ve ilçe sakinlerimizle aradık. 

Ozan Çankaya – Münire: Ekonomik olarak bir hayli yorulduk

MÜNİRE, eskici, kahveci, gazozcu. Çengelköy’ün yeni ama bir o kadar da tanıdık mekanı. Bu mekanda İzmir’de harmanlanmış kahve, pikaptan çalan güzel müzikler eşliğinde kırkın üzerinde yerel gazozla buluşuyor. Münire, İstanbul karşı yakadan, şehir dışından gelen müdavimlerini anne evi sıcaklığıyla karşılıyor.

Münire’nin sahibi Ozan Çankaya üç aylık ara sürecinde çocuklarıyla daha yakından vakit geçirdiğini, evde olma halinin ona iyi geldiğini söylüyor. Fakat ekonomik olarak bir hayli yorulduğunu ve normalleşme süreciyle birlikte mekanın açılmasının kaygılarını devam ettirdiğini belirtiyor.

“Allahtan eşim evden çalışmaya başladı, onun maaşıyla evi geçindirdik. Pandemi döneminde iki bankadan kredi almaya başladık. Tüm giderlerimi aldığım kredilerle karşılıyorum ve belli bir miktar zarara girmiş durumdayım. Vergilerimi, kiramı, elektriğimi ödediğim zaman elime bir şey geçmiyor,” diyor.

Münire’nin sahibi Ozan Çankaya

“Kısa Çalışma Ödeneği yeterli olmadı”

Ozan Bey’e devletten yeterli desteği gördünüz mü, diye soruyorum. Devletin yeterli destek vermediğini söylerek durumu şöyle açıklıyor: “ Çalışan bir personelim var, onu işten çıkarmadım. Devlet, ‘Kısa Çalışma Ödeneği’ni 15 Nisan’da Resmi Gazete’de yayınladı. O yüzden devletten bir ay yarım, bir ay tam olmak üzere toplamda 1500 lira yardım aldık. Haziran ayında dükkanımızı açmamızla birlikte ödeneği almaya devam etmedik.”

Koronavirüs’ün Çengelköy’e etkisi ağır oldu

Çengelköy’ün her mevsimde çok ziyaret edilen, rağbet gören bir semt olduğunu ve kendisi dahil olmak üzere birçok esnafın olumsuz etkilendiğini söyleyen Çankaya, “Çengelköy gece-gündüz yaşayan bir semttir. Pandemi olmasaydı ben şu anda çok para kazanıyordum. Bahar aylarında bahçemi değerlendiremedim. Şu anda her gün Instagram üzerinden tanıtıma çıkıyorum. Yaklaşık üç bin takipçim var. Fakat şu anda üçte bir performansla çalışıyoruz. Şunu belirtmeliyim, üçte bir dediğiniz zaman, ki bu tarz işlerde aslında bu oran kar olarak alınır, üçte iki ise giderlere harcanır. Şu anda zarara çalışıyoruz. Ama yapacak bir şey yok. Bu bizim ekmek paramız. Her gün işyerine bu sefer çok müşteri olacak umuduyla geliyoruz. Bir ümit bekliyoruz,” diyerek durumu gözler önüne seriyor.

“Elimizden gelen önlemi aldık”

Çankaya, aldığı önlemleri şöyle sıralıyor: “Her gelen müşterinin masasına küçük bir dezenfektan bırakıyoruz. Maskesiz müşteri kesinlikle almıyoruz. Şüphelendiğimiz kişilerin ateşini ölçüyoruz. Üç günde bir cihazla dezenfektan yapıyoruz. Bu normalde ayda bir yapılması gereken bir ilaç fakat risk almak istemiyoruz. Müşterinin isteğine göre karton çatal, bıçak, bardak kullanıyoruz. Maskesiz personel çalıştırmıyoruz.”

“Gerekli tedbirleri alan vatandaşlar dışarıda yeme içmeden çekinmesinler”

Ozan Bey bir işletme sahibi olarak vatandaşlara “Gerekli tedbirleri alan herkes istediği zaman istediği yere gidebilir. Otobüse, metroya binebiliyorlarsa gelip arkadaşlarıyla burada oturabilirler. Bunun hiçbir zararı yok. Tedbirli olarak mekanlara güvensinler,” diyerek onları mesafeli yaklaşımla rahatlıkla oturabileceklerini söylüyor ve negatif düşüncelerini kırmaya çağırıyor.

Safa Morgül – Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi: Gafil avlandık

Tarih boyunca çınar ağaçlarının altları sohbet ortamlarının simgesi haline gelmiştir. Tarihi ÇINARALTI Çay Bahçesi bu geleneği sürdüren, her gün yurdumuzun farklı yerlerinden binlerce misafir ağırlayan meşhur bir çay bahçesi. Aynı zamanda bir aile işletmesi. Dededen toruna kalan bu tarihi mekan yeni neslin de uğrak noktası haline gelmiş.

Mekanın yeni nesil sahibi Safa Morgül “17 Mart’tan 1 Haziran’a kadar kapalıydık. Gafil avlandık. İşsiz kaldık. Dükkanımızın kapalı oluşunun sıkıntısını çok yaşadık. Bir anda dükkanının kapanması ölüm gibi bir şey. Dükkan kapalı, gelirin yok, ailenle görüşemiyorsun. Bu bizi psikolojik olarak da zorladı. Biz yine de bir biçimde kendi hayatımızı sürmeye devam ederiz fakat seksen kişi çalıştırıyoruz. Onlar için neler yapabiliriz diye düşündük. Kısa çalışma ödeneği bize çok yardımcı oldu. Burada zaten emekliler dışında kimseyi asgari ücret ile çalıştırmıyoruz. Emeklilere ayrı bir maaş ödüyoruz. Dolayısıyla tüm personelin maaşlarının %60’ını devlet bize ödedi,” diyerek biraz da olsa hafiflediğini anlatıyor. 

Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi’nin sahibi Safa Morgül

“İş hayatında bir dayanışma oldu”

Esnaf arasında dayanışmasının olduğunu söyleyen Morgül “Mart ayının yarısında kapandık. Esnafa, tedarikçilere olan borçlarımız kaldı. Genelde kurumsal yerlere çalışıyoruz. Büyüklüklerini gösterdiler. Kimse beş kuruş almadı. Biz de aynı şekilde kiracılarımızdan para istemedik. Bu dönem bir şekilde atlatıldı,”dedi.

“Masaların %50’si kaldırıldı!”

“Bakanlığın koyduğu kuralları işletmemize uygulayarak masalarımızın %50’sini kaldırdık. İşlerimiz de ona göre. Durmaktansa çalışıyoruz. Yüksek miktarda maddi kaybımız var. Etrafımızdan bulup personel maaşlarını ödedik. Toparlanamadık. Zaten toparlanmak da kolay değil. Belli bir seviyenin üstündeki mekanlar kendi kendine masraf üretiyor. Bununla baş etmek kolay değil.”

 “Temizlik alışkanlıkları değişti”

Eskiden temizliğe çok detaylı dikkat edemediklerini söyleyen Morgül bunu şöyle açıklıyor. “Bu dükkan eskiden 24 saat açıktı. Sürekli sirkülasyon olduğu için sadece yüzeysel temizlik yapıyorduk. Şu anda hizmet saatlerimiz daha düzenli ve kısa olduğu için detaylı temizliğe vaktimiz oluyor.”

“Her mekan bizim kadar tedbirli değil…”

“Biz gelen misafirlerimizin ateşini ölçüyoruz. Maskeniz var mı diye soruyoruz. Maskesi yoksa hemen temin ediyoruz. Şu ana kadar 38 derecenin üstünde ateşle kimse gelmedi. Gelse de içeri alınmaz zaten. Her müşteri gittikten sonra masaları Borel ile siliyoruz. Biz zaten 2000’li yıllardan beri endüstriyel bulaşık makineleri kullanıyoruz. Kaliteli deterjan kullanmaya özen gösteriyoruz. Günde maddi olarak zararımız oluyor ama yeter ki bir sorun olmasın. Bazı mekanlar sadece bardakları çalkalıyor. Bu tarz mekanları da biliyoruz ama biz öyle değiliz,” diyerek titiz ve disiplinli tutumunu ortaya koyuyor.

“Çalışanlarımızın sağlığına önem veriyoruz”

Çalışanların sağlığına önem verdiklerini ve onları sürekli teftiş ettiklerini söylüyor: “Maalesef elemanlar siperlikleri çok zor taktılar. Biz sadece müşterinin değil sizin de sağlığınız için gerekli diyerek ikna ettik. Elemanları sürekli teftiş ediyoruz. Örneğin, birinin eşinde korona şüphesi çıktı. Kendisi ise negatif ama biz yine de 14 gün gelme dedik. İşe başlarken de tekrardan test yapmasını istedik,” diyor.

Vatandaşlar yeme içme mekanlarına mesafeli

Lokanta ve kafelerin açılmasına vatandaşlar mesafeli bir tutum sergiliyor. Birçok ilçe sakinimiz durumdan tedirgin ve artık lokanta ve kafelerin güvenli olmadığını düşünüyor. İşte Üsküdar sakinlerimizin gözlemleri ve görüşleri:

Atilla Katlar: Yeme-içme mekanlarına genel olarak hiç güvenmiyorum. Günlük hayatta bu tür yerlere gitmeyi tercih eden biri değilim. Eşim ve kızımın isteği üzerine arada gidiyorum. Korona sonrası bu mekanlara karşı güvenim sıfırlandı diyebilirim. Bunun nedeni ise gittiğim mekanlarda yaptığım izlenimler. Koronavirüs döneminde gittiğim mekanlarda şu gözlemlerde bulundum:

*Lokantada kullanılan çatal, kaşık, bardak, tabakların temizliğinden emin olamıyorum. Esnafın yarısı bulaşığı elle yıkıyor. Bu mikrop elle durulanınca yok olup gidiyor mu?

*Pizza, börek, tost gibi yiyeceklerin sunumunda kullanılan tahta servis tabakları yıkanmıyor. İnsanlar ağzını silip peçetesini bunun üzerine atıyor. Bir süre sonra gelen müşteriye aynı tabaktan servis veriliyor.

*Kurumsal mekanlar dışında çoğu lokantada, kafede, restoranda ateş ölçülmüyor. Şunu da belirtmek istiyorum ki uzmanlar ateş olmayan vakalar olabilir diyor. Ağzın kapalı yemek yiyebiliyor musun? 

*Yan yana masalarda insanlar yemek yiyor. Bulaşma riski oldukça yüksek. 

*Çengelköyde bazı çay bahçelerinde verilen bardaklar elle yıkanıp servise veriliyor ve denetimi yapılmıyor.

*Masalarda servis örtüsü yok. Talep edilmediği takdirde masalar silinmiyor. Benden önceki kişi koronalı ise oraya bulaş olma ihtimalini göz ardı etmemek gerek.

*Çoğu mekanda tuvaletlerde havalandırma yok. İnsanlar aynı havayı teneffüs ediyor.

*Maske takmayan garsonlar gördüm. Sadece ağzını kapatıp burnunu kapatmayan garsonlar da var. Güven vermiyor. 

Sağlık Bakanlığı tarafından restoran sahip ve çalışanlarına yönelik test uygulanıp bir belge verilmiyor. Şu güne kadar bir yeme-içme mekanında koronalı çalışan yoktur ibaresi görmedim. Bu uygulamanın yürürlüğe girmesini istiyorum.

Zeynep Bölükbaşı: Pandemi dönemi başlangıcında dışarıda yeme içmeyi kestim. Normalleşme süresine girildiğinde bildiğim yerlere sadece çay içmek ve teftiş etmek için gittim. Masalar ilk günler uygundu ama on gün sonra eski tas eski hamam. Eğer işletme vatandaşa örnek olmazsa bu problemi nasıl aşarız? Ekonomik olarak problem yaşayan kuruluşlar maalesef kurallara uymuyor. Devlet mekan girişlerinde dezenfektan olmalı diye kural koymuş. Ne zaman gitsem yeni bitti deniyor. Yani dezenfektan yok. Bundan anladığım kadarıyla halka ve kendimize saygımız yok. Bunları gördükten sonra tekrar aynı yere gitmek yanlış olur. Ben ikaz ederim mutlaka. Yaşça olgun olduğumdan dolayı dinliyorlar ve uyguluyorlar genelde. Bir de masaları silerlerken çok rahatsız oluyorum. Yan masayı sildiği bez masa masa dolaşıyor, ben hijyenden ne anladım o zaman. Kurallar yönetmeliğinde sandalye arası 60 cm mesafe olması gerekli denilmiş, aile gelmiş masaya ölçerek mi oturacak? Kim itiraz edecek? Küçük bir kafe düşünün zaten en fazla 3-4 masası var. Mesafe kuralı ile bu sayı 1’e iniyor. Şimdi bu işletme kurala uyacak mı? Tabi ki hayır. Kısacası kendi kendinden sorumlusun. Hava almak için tedbir sende olmalı. Benim anladığım bu… Bu arada tam kurallı işletmeleri de kutlarım, şahit olduklarım var.

Dila Günhan: Açıkçası bu süreçte ortak kullanılan hiçbir yeri güvenli bulmuyorum. Her ne kadar kafe vb. yerlere girişte ateş ölçülse ve dezenfektanlar her masada bulunsa da bu önlemlerin virüsün yayılmasını engellemeyeceği aşikar. Örnek vermek gerekirse ben çalıştığım kafeye gitmek için en az üç farklı vasıtaya binmek zorundayım, trafiğin en yoğun olduğu zamanlarda toplu taşıma araçlarına binmek zorunda kalıyoruz. Haliyle o kalabalıkta hiç kimse sosyal mesafeye dikkat edemiyor maalesef. Bu şekilde kalabalık ortamlara girdikten sonra ateş ölçülmesi veya elleri dezenfekte etmenin bir anlamı kalmıyor bence. Sırf ekonomi daha kötü duruma gitmesin diye ve devletin vatandaşlarına karantinada yeterli desteği verememesi yüzünden bu kadar erken normalleşmeye gidilmesinin yanlış bir karar olduğunu düşünüyorum.

Zehra Ekinci : Zorunlu bir durum yoksa kafeye veya benzeri yerlere gitmeyi tercih etmiyorum çünkü bu gibi yerlerin mutfak çalışanları da insan ve yiyecekleri hazırlarken veya çalışırken maske ve eldiven takıp takmadıklarını göremiyoruz.

Klinik Psikolog Bahar Erdoğan

“Pandemi sonrası adaptasyon süreci kolay olmayacak”

Klinik Psikolog Bahar Erdoğan, salgın sonrasında adaptasyon sürecinin kolay olmayacağını söyledi.

Erdoğan “Küresel pandemi salgını sonrasında toplumsal davranışlar, sosyal hayat ve adaptasyon süreci elbette kolay olmayacaktır. Bu salgın, insanlığı hiç alışık olmadığı zorunlu sosyal izolasyon sürecine sokarak, hayatımızın kendi insiyatifimizin dışına çıkmasına neden oldu. Böylesi potansiyel değişimlere paralel olarak, bu sürecin ortaya çıkarmış olduğu durum yaşamın her alanında sosyal ilişkilerin yeniden düzenlenmesini gerektirdi. Bu durumda sosyal hayatımızı gerekli tedbirlilerle kontrollü bir şekilde yönetmemizi gerektiren bir sürece dönüştürdü,” ifadelerini kullandı.

Dikkat etmemiz gereken en önemli iki faktör hijyen ve izolasyon


Erdoğan, “Pandemi sürecinde dikkat etmemiz gereken en önemli faktör hijyen ve izolasyon,” diyerek tedbir almanın önemini vurguladı. “Salgın nedeniyle kapanan ve kontrollü normalleşme süreciyle tekrar aktif hale gelen restoran ve kafelere gerekmedikçe gitmemek, mesafeyi korumak ve gerekli hijyen tedbirlerini hassasiyetle alan mekanları tercih etmek daha güvenli bir sosyallik olacaktır. Sosyalleşmek için kapalı mekanlar yerine açık alanlar ve az sayıda insanların olduğu yerleri tercih ederek virüse karşı önlem almış ve psikolojik sağlamlığımızı arttırmış oluruz,” dedi.

Üsküdar ve olası deprem senaryoları

Yıllardır dillendirilen ve beklenen büyük İstanbul depremi, bölgenin jeolojik yapısına ve deprem riskine göre depreme karşı önlem almamız konusunda bizi uyarıyor. Biz de Üsküdar’ı olası bir İstanbul depreminde nelerin beklediğini Jeolog/akademisyen Prof. Dr. Okan Tüysüz ile konuştuk.

Tüysüz; İstanbul Avrupa yakasına oranla daha sağlam olarak addedilen Anadolu yakasında yer alan ilçemiz Üsküdar’ın jeolojik olarak sağlam bir bölgede konumlandığını söylüyor ve ekliyor: “Üsküdar İstanbulun güneyinde yer alması nedeniyle Marmara Denizi içerisinde bulunan ve olası büyük İstanbul depreminin kaynağı olan Kuzey Anadolu Fayı’na en yakın ilçelerden biri.”

“İlçe sınırları içerisinde yumuşak zeminler son derece sınırlı.”


Jeolojik yapı olarak Üsküdar büyük ölçüde “İstanbul Paleozoyik İstifi” adı ile bilinen kayalar üzerinde oturuyor. İlçe sınırları içerisinde yumuşak zeminler son derece sınırlı. Bu nedenle bir deprem durumunda önemli bir heyelan ya da zemin sıvılaşması beklenmemekte. İlçe içerisinde aktif bir fay yok. İlçede sadece Istavroz Deresi, Bekar Deresi ve ilçenin Beykoz ile sınırını oluşturan Küçüksu deresi vadileri boyunda sınırlı alanda alüvyonlar bulunuyor.”

Jeolojik yapının önemi kadar aktif faylara yakınlığın da deprem riski hususunda büyük önem arz ettiğine değinen Tüysüz, Üsküdar’ın Kuzey Anadolu fayına ne kadar yakın olduğunu şekiller ile gösteriyor: “Bilindiği gibi kaya ortamları deprem dalgalarını özümsemekte ve hızını yavaşlatmakta, buna karşılık alüvyon gibi gevşek ve gözeneklerinde su olan zeminler deprem dalgalarını büyütmekte ve yüzeydeki sarsıntısının artmasına neden olmakta. Tüm bu olumlu durumlara rağmen Üsküdar İstanbulun güneyinde yer alması nedeniyle Marmara Denizi içerisinde bulunan ve olası büyük İstanbul depreminin kaynağı olan Kuzey Anadolu Fayı’na en yakın ilçelerden biri. İlçenin Kuzey Anadolu Fayı’na olan uzaklığı 17 ile 27 km civarında değişmekte. 

Solda-Üsküdar İlçesi kaya ve yumuşak zemin haritası: Kahverengi alanlar kaya, sarı alanlar ise yumuşak zemin (alüvyon) üzerinde oturmaktadır. Sağda- Marmara Denizi içerisinde Kuzey Anadolu Fayı’nın Üsküdara en yakın parçası olan Adalar segmenti.”

7.5 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşmesi durumunda Üsküdar için senaryo: 95 can kaybı, 42 ağır yaralı”

Büyük İstanbul depreminin neredeyse kaçınılmaz olduğunu belirten Tüysüz, depremin şiddetinin ve zamanlamasının tam olarak kestirilemediğini fakat hazırlık senaryolarının en kötü ihtimal olarak kabul edilen 7,5 şiddetinde bir depreme göre oluşturulduğunu belirtiyor ve Üsküdar için ortaya çıkan sonuçları bizimle paylaşıyor: “İstanbulda büyük bir deprem olasılığı olduğu bilim camiasında yıllardır bilinir, ancak bu olasılık 17 Ağustos 1999 depreminden sonra kamuoyunda da yakından takip edilmektedir. Bazı farklı görüşler olsa da Marmara Denizi içerisinde 7den büyük bir deprem olma olasılığı oldukça fazladır. Her ne kadar zamanı konusunda güvenilir bir yaklaşımda bulunmak mümkün değilse de bu olasılığın gerçekleşmesi durumunda nerelerin ne şiddetle sarsılacağı ve bu sarsıntı durumunda ne tür hasarların meydana geleceği konusunda oldukça çok araştırma ve rapor bulunmaktadır. En kötüye hazır olmak gerektiğinden İstanbul ve Marmara çevresini etkilemesi olası depremin büyüklüğü M=7.5 olarak kabul edilmekte ve hazırlık senaryoları buna göre yapılmaktadır. Bunlardan en son senaryo Haziran 2020 de İBB Deprem ve Zemin Araştırma Birimi (DEZİM) tarafından ilçe bazında yayınlanmıştır. Her ne kadar senaryo depremi büyüklükleri aynı olsa da bu rapor kayıplar açısından 2002 de Japon International Cooperation Agency (JICA) tarafından hazırlanan çalışmaya göre çok daha iyimser bir senaryo içermektedir.

İBBnin bu raporuna göre (https://depremzemin.ibb.istanbul/calismalarimiz/tamamlanmis-calismalar/istanbul-ili-olasi-deprem-kayip-tahminlerinin-guncellenmesi-projesi/) İstanbul için en kötü senaryo olarak bilinen 7.5 büyüklüğünde bir deprem olması durumunda en çok sarsılması beklenen yerler ilçenin güney yarısında yer alır. Aşağıdaki harita böyle bir depremde beklenir en yüksek yer ivmesi dağılımını göstermektedir (ivme ne kadar büyük ise depremin yaratacağı sarsıntı da o kadar büyük olacaktır, ivmenin yer çekimi ile eşit olması durumunda ise (~1 g) taş üstünde taş kalmaz, nesneler havada uçar.” 

Bina ve altyapı durumu

İlçenin kentleşme karakterine bakıldığında, Üsküdar’da yapıların büyük oranda 1-4 kat aralığında yer aldığı görülmektedir. Bunda ilçenin çok eski yerleşim yerlerinden olması rol oynamaktadır. Yapı yaşları baz alındığında ise yapıların %85’inin 2000 ve öncesi yıllarda inşa edildiği tespit edilmiştir. Deprem kaynaklı riskin azaltılmasına yönelik eylemlerde, önceliğin bu yapı grupları olması gerektiği düşünülmektedir.



Kentlerde depremler; sadece can kaybına ya da bina, köprü vb. üstyapıda hasarlara neden olmazlar. Olası büyük depremler kentlerde kritik öneme sahip doğal gaz, içme suyu ve atık su şebekeleri gibi altyapıda da hasar oluşturma potansiyeline sahiptirler. 

İstanbul İGDAŞ doğal gaz şebekesi, İSKİ içme suyu ve atık su şebekelerinde senaryo depremi sonucu beklenen hasarların tahmini, bu şebekelerin, coğrafi ölçekte noktasal (dağıtım istasyonları) veya yayılan/uzayan (boru hatları) unsurları için başlıca iki grupta yapılmıştır. 

İGDAŞ boru hatlarında, Üsküdar ilçesinde 6 noktada onarım ihtiyacının oluşabileceği tahmin edilmektedir. Bu rakam, doğalgaz boru hatlarında meydana gelecek tekil sızıntı veya kırılma vakalarının sayısından ziyade hücre başına hesaplanan onarım ihtiyacı sayılarının toplamını ifade etmektedir. 3.980 civarında orta ve daha üst seviyedeki hasarlı binalarda bulunan doğal gaz servis kutusunu devre dışı kalması olasılık dahilindedir. İSKİ içme suyu şebekesinde senaryo depreminde 6 noktada, atık su şebekesinde ise 15 noktada onarım ihtiyacının oluşabileceği hesaplanmıştır. Bu değerler, içme suyu veya atık su boru hatlarında meydana gelecek tekil sızıntı veya kırılma vakalarının sayısından ziyade hücre başına hesaplanan onarım ihtiyacı sayılarının toplamını ifade etmektedir.

“Üsküdar’da yaşayanlar görece şanslı

“Aynı raporda M=7.5 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşmesi durumunda Üsküdar için tahmin edilen senaryo ise şöyle: 146 çok ağır hasarlı, 493 ağır hasarlı, 3341 orta hasarlı, 9610 hafif hasarlı bina; 95 can kaybı, 42 ağır yaralı, 365 hastanede tedaviye muhtaç, 849 hafif yaralı; 15.087 hane için geçici barınma ihtiyacı. Bu tahminler 2002 tarihli JICA raporunda ise 1301 ağır hasarlı bina, 3477 Ağır-Orta hasarlı bina, 10361 Hafif-Orta hasarlı bina, 1803 Ölü, 3516 ağır yaralı olarak verilmişti.” 

Prof. Dr. Okan Tüysüz yorumlarına bakılırsa büyük İstanbul depreminin kaçınılmaz olduğunu, Üsküdar’da yaşayanların görece şanslı olduğunu fakat bu muhtemel deprem için hazırlıklı olmamız gerektiğini görüyoruz. Bu hususta olası bir deprem senaryosunda Üsküdar bölgesindeki toplanma alanlarını, tahliye planlarını ve çadır alanlarını göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Üsküdar toplanma alanları

İBB tarafından hazırlanan Üsküdar Olası Deprem Kayıp Tahminleri Kitapçığı’na göre olası bir 7,5 şiddetinde depremde ortaya birçok sebepten dolayı barınma ihtiyacı çıkacaktır: “Deprem nedeni ile meydana gelen bina hasarlarının önemli bir etkisi de binaların barındırma özelliğini kaybetmesidir. Acil barınma ihtiyacının belirlenerek, bunun karşılanması için gerekli ön planlama ve çalışmaların yapılması, özellikle yoğun yapılaşmaya maruz metropol alanlarda beklenen depremler için kritik önemdedir. Deprem sonrası insanların, hasarlı olmasa da binalara girmeyip bir süre dışarda olmayı tercih etmeleri de genel resmi ağırlaştıran bir durumdur. Üsküdar’da Mw=7.5 senaryo depremi sonrasında yaklaşık 15.087 hanelik acil barınma ihtiyacının ortaya çıkacağı tahmin edilebilir. Hane başına 3 kişilik nüfus kabulüyle, yaklaşık 45.261 kişinin acil barınma ihtiyacı olacağı beklenmektedir. Bu tahminlerde de depremin oluş şekline göre, hasarlarda gördüğümüze benzer belirsizlikler bulunmakta olup, deprem sonrası gerçekleşen acil barınma ihtiyacı içindeki nüfus verilen değerin altında ya da üstünde gerçekleşebilir.” Bu gibi miktarlar göz önüne alındığında Üsküdar’daki toplanma/barınma alanlarının ne durumda olduğunu değerlendirmemiz gerekiyor. Bu doğrultuda 2019 yılı sonlarında Üsküdar Belediyesi tarafından belirtildiği üzere tam 203 adet toplanma/çadır alanı mevcut. Toplanma alanlarının detaylı listesi aşağıdaki gibi: 

Olası tsunami riski ve tahliye planı

Marmara Denizi’nde sismik aktiviteye bağlı oluşabilecek bir tsunaminin Üsküdar İlçe sahillerindeki etkisinin genel olarak sınırlı kalacağı ancak deniz altı heyelan etkisine bağlı bir tsunamide farklı miktarda da olsa tüm sahil şeridinin etkilenebileceği hesaplanmıştır. Bununla birlikte ilçede tsunamiden etkileneceği hesaplanan alanların arazi kullanım türüne bakıldığında yalılar bölgesi ve sahil yolu kullanımı olmak üzere iki özellik ön plana çıkmaktadır.

Üsküdar Meydanı dahil olmak üzere Hacıbaba Parkı’ndan başlayarak Harem Otogarı’na kadar olan bölgeyi birbirine bağlayan tüm kıyı şeridi Harem Sahil Yolu Caddesi’nden oluşmaktadır. Bu bölgede, Salacak Balıkçı Barınağı ile Harem Otogar arası, Kız Kulesi önündeki burun, Üsküdar Evlendirme Dairesi önünden başlayarak Hacıbaba Parkı’na kadar olan alan ve özellikle Üsküdar Meydanı’nın tsunami etkisine maruz kalacağı hesaplanmıştır. Bununla birlikte karadaki su basma alanlarının sınırlı olacağı düşünüldüğünde riskin azaltılması için alınabilecek etkin ve öncelikli önlemlerden biri tehlike öncesinde kıyı şeridinin hızlıca tahliyesi olacaktır.

Üsküdar İlçesi sahilinin kuzey kesimini Küçüksu Deresi’nden başlayarak Hacıbaba Parkı’na kadar bu bölge oluşturmaktadır. Bu bölgeyi güney sahilinden ayıran önemli bir özellik tüm kıyı şeridinin devam eden yalılar, köşk ve saraylardan oluşuyor olmasıdır. Dolayısıyla bu bölgede gerçekleştirilecek tüm uygulamalarda özgün koşullara uygun yapısal önlemler geliştirilebileceği gibi, işletme sahipleri ve sorumlu kurum/kuruluşlar ile birlikte acil durumlarda alanı kullanan kişilerin güvenli bölgeye yönlendirilmeleri konusunda gerekli planlamaların yapılması sağlanmalıdır. Yine bu bölgede yer alan parklarda da uygulanabilecek en uygun ve pratik önlem tahliye çalışması olacaktır. Tüm parklar için güvenli bölge sınırı ve tahliye alanı parklara erişimin sağlandığı sahil yolu caddesi ve bu caddeye dik açılan tüm yollardır.

Her iki bölgede de başarılı bir tahliye için öncelikle bölgeyi kullanan kişilerin farkındalık düzeylerini arttırıcı bilgilendirmelerin yapılması, daha sonra ise belirli aralıklar ile bölgede tatbikatların düzenlenmesi gerekecektir. Farkındalık düzeyinin arttırılması için etkili yöntemlerden birisi uyarıcı, yönlendirici ve bilgilendirici amaçlar ile hazırlanmış tabelaların bölgede uygun alanlara yerleştirilmesidir. Sahil yolu üzerine ve park alanlarına uygun aralıklar ile bu tabela ve işaretçiler konulmalıdır. Bilgilendirici ve farkındalık sağlaması amaçlanan tabelalarda, olası tsunami riski hakkında bilgiler verilirken hangi durumlarda harekete geçileceği ve bölgenin hangi yollar kullanılarak hızlıca terk edilmesi gerektiği aktarılmalıdır. Oluşabilecek panik ortamı düşünülerek en yakın tahliye koridoruna doğru yönlendirici tabelalar yerleştirilmeli, tahliye koridorları üzerine güvenli bölgeye erişildiğini gösteren işaretler konulmalıdır.

***İstanbul Üsküdar İlçesi Tsunami Risk Analizi ve Eylem Planı Kitapçığı’ndan alıntılanmıştır.