Üsküdar’daki Tarihi Mimar Sinan Çarşısı’nın geleceği belirsiz

gazete üsküdar mimar sinan

Tarihi Üsküdar Mimar Sinan Çarşısı 1583 yılında Nurbanu Valide Sultan tarafından yaptırılmasından sonra birçok kez farklı amaçlar için kullanılmış ve 1962 yılında sahibi Mehmet Bey tarafından çarşıya dönüştürülmüş. Mimar Sinan Çarşısı Üsküdar Meydanı düzenlemesi kapsamında 2017 yılında kamulaştırıldı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne verildi. Kamulaştırma kararının üzerine çarşı esnafı hukuki sürece başvurdu. Sürecin sonuçlanmaması üzerine 3 Eylül’de Mimar Sinan Çarşısı zabıta ekipleri ve vakıf yetkililerinin Çarşı’ya gelmesi ile boşaltıldı.

Mimar Sinan Çarşısı’nın tarihi altyapısı

Günümüzde Üsküdar Mimar Sinan Çarşısı olarak bilinen Mimar Sinan Hamamı, Sultan III. Murat’ın annesi Nurbanu Valide Sultan tarafından Atik Valide Külliyesi’ne gelir sağlamak için 1583 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmış. Hamam; Yeşil Direkli Hamam, Büyük Hamam ve Valide-i Atik Hamamı olarak da biliniyor. Yeşil Direkli Hamam olarak adlandırılmasının sebebi, önceden hamamın camekan kısmında ya da dış kapısının yanında bulunan yeşil direkler. Aynı zamanda Mimar Sinan Hamamı klasik Türk hamam ve mimarisinin izlerini taşıyor. 18.yy’da vakıf kullanımından çıkarak şahıs malı olduğu bilinen Hamam Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle kapatılmış. Tarihi hamam bu dönemden sonra tütün deposu, marangozhane gibi değişik amaçlar için kullanılmış ve oldukça zarar görmüş.

Hamam’ın satın alınması ve çarşı olarak kullanılmaya başlanması

1932 yılında Mehmet Bozkurt Bey Mimar Sinan Hamamı’nı satın alıp ilavelerini kaldırmış ve üç adet dükkan yaptırmış. 1958 yılında imar hareketleri kapsamında Mavi Köşe olarak bilinen bu dükkanlar ve camekan kısmı yıkılmış ve günümüze ulaşamamış. Hamam, 1962 yılında sahibi Mehmet Bey tarafından restore edilerek yine değişikliğe uğramış ve çarşı olarak kullanıma açılmış. Yeni adı ile Mimar Sinan Çarşısı Üsküdar’ın tarihi çarşılarından biri olarak sayılmaktadır.

Mimar Sinan Çarşısı’nın kamulaştırılması

2016 yılında kentsel dönüşüm kapsamında yenileme çalışmalarının başlaması planlanan Mimar Sinan Çarşısı’nın kamulaştırılmasına karar verildi. Çarşı esnafının kamulaştırma kararına olumsuz yaklaşması üzerine dükkan sahipleri mahkemeye başvurdu ve kamulaştırma kararı tartışılmaya başlandı. 2017 yılında Üsküdar Meydanı yenileme çalışmaları kapsamında Mimar Sinan Çarşısı kesin olarak kamulaştırıldı. Çarşı’nın kamulaştırılmasının ardından esnaf ‘acele kamulaştırma’ gerekçesi ile yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi talebinde bulundu. 2018 yılında ise esnafa Danıştay kararı beklenmeksizin tahliye tebligatları gönderilmeye başlandı.

Mimar Sinan Çarşısı kamulaştırılmasında esnafın Çarşı’yı tahliye edilmesi istendi fakat yürütme bir süre sonra durduruldu. 2019 yılında Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen Üsküdar Mimar Sinan Meydanı, Çarşısı ve Otopark düzenlemelerinin yıl içerisinde son bulacağını belirtmişti.

Mimar Sinan Çarşısı’nın tahliyesi ve esnafın durumu

Pandemi döneminde yeniden gündeme gelen konu ile tahliye işlemlerinin yapılması kararlaştırıldı. Twitter üzerinden yayınlanan haberlere göre Karantina döneminde dükkanları üç buçuk ay kapalı kalan esnaf, 1 Haziran’da yeniden dükkanlarının açılması ile kira ödemeleri ile karşı karşıya kaldı. 3 Eylül günü zabıta ekipleri ve vakıf yetkililerinin Çarşı’ya gelmesiyle beraber Çarşı boşaltıldı. Çeşitli kurumlara başvurduklarını belirten esnaf, cevap alamadıklarını ve dükkanları boşaltmak için istedikleri sürenin sağlanmadığını belirtti.

Bu süreç nasıl devam edecek? Bundan sonra ne olacak?

AK Parti Eski Üsküdar İlçe Başkanı Halit Hızır, Çarşı’nın kamulaştırıldığı dönemde bundan sonraki süreçte müze galeri olarak hizmet etmeye devam edeceğine dair açıklamalarda bulunmuştu. Üsküdar’da bulunan esnafın projeler hayata geçene kadar yerinden edilmeyeceğini belirten Hızır esnafın endişelenmemesi gerektiğini dile getirmişti.

Gazete Üsküdar olarak Vakıflar Genel Müdürlüğüne Mimar Sinan Çarşısı’nın durumu ile ilgili bilgi almak için yaptığımız başvuru olumsuz sonuçlandı. VGM önümüzdeki dönemde Çarşı’nın durumuna ilişkin bilgi veremeyeceklerini belirtti.

Onur Cingil: ‘Çarşı esnafı maddi ve manevi olarak çok yıprandı’

gazete üsküdar

Tarihi Mimar Sinan Çarşısı’nın kamulaştırılarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne verilmesinin ardından birçok insan mağduriyet yaşadı. Çarşı’da uzun yıllardır çalışan esnaf, bu kamulaşmanın ardından dükkanlarını terk etmek zorunda kaldılar. Hukuki süreçte avukatlıklarını yapan Onur Cingil ve gözü yaşlı esnaf Gazete Üsküdar’a yaşadıklarını anlattı.

Mimar Sinan Çarşısı’nın kamulaştırılma süreciyle ilgili Gazete Üsküdar’a konuşan Avukat Onur Cingil, sürecin vakıf-mülk ilişkisinden çıktığını şöyle aktardı: “Mimar Sinan Çarşısı vakıflara ait bir mülkken özel bir şahsa devredilmiştir ve bugün mağdur olan tüm çarşı esnafı da o tarihlerden bu yana en az 30-40 yıldır kiracılık ilişkisini sürdürmüştür. Daha sonra son yıllarda ihtilaf konusu olduğu şekliyle Vakıflar buradaki özel şahsa devri iptal etmek istediği davayı açmış ve bu dava çarşı esnafının mülk sahibi aile tarafından kaybedilmiştir.”

Avukat Onur Cingil hukuki süreçte gönüllü olarak esnafın yanında olduğunu belirtirken mahkeme döneminde kiracıların mekanları terk etmesi için fahiş derece kiraların arttığını da belirtti. Bu zor sürecin esnafı maddi ve manevi açıdan mağdur ederek ilerlediğini belirten Cingil, tahliyeyi önlemek için açılan davada alınan yürütmenin durdurulmasını, kararının son kertede siyasi baskıyla kaldırıldığını ve esnafların işletmelerini göz yaşlarıyla terk ettiğini anlattı. Mahkemenin şu anki süreci hakkında idare mahkemesinde tahliyenin hukuksuz olduğuna ilişkin davanın hala devam ettiğini ve kesinleşen bir şey olmadığını belirten Cingil, Mimar Sinan Çarşısı’nın durumunu şöyle değerlendirdi: “Vakıflar burada bir müzeden bahsediyor. Üsküdar Belediye Başkanı 2019 adaylık sürecinde burada kütüphane ve kültür merkezinden bahsetti. Vakıflara ait Vakıf Katılım Bankası’nın burada bir şubesi olacağı elimize geçen projelerde mevcut. Bu anlatılanların hepsinin yapılması mümkün değil. Bunların yanında projelerde Kalyon İnşaatın adı geçiyor. Ne olacağı belli değil fakat süreci takipteyiz. Etrafı sarılmış durumda çarşının içeride ne yapılıyor bilinmiyor. Kamuoyuna açıklanan bir şey halen yok. Halkı dikkate alan bir birim de yok.”

Emre Gülener: ‘Biz çarşıya gözümüz gibi baktık senelerce’

30 yıldır esnaflık yapan Emre Gülener, bu mesleği babasından devraldığını ve 50 yıla yakın bir süredir ailecek çarşı esnaflığı yaptıklarını belirtti. Çarşı’dan tahliye edilmeleriyle başlayan süreci anlatan Emre Gülener, geçen süreçte başka bir dükkan açıp açmadıklarına ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Benim başka bir yerim vardı yine orada işime devam etmeye çalışıyorum. Fakat bu süreçte kamulaştırmanın yapılmasından sonra bizlere işgal parası yazdılar ve hepimizin şu an çok fazla borcu var. Bizlere herhangi bir yardımda bulunulmadı. Orada olduğun gibi olamaz hiçbir yer. Binaya yapılan tadilatları esnaflar da karşıladı, bizim çarşıda çok emeğimiz var. Biz çarşıya gözümüz gibi baktık senelerce. Hiçbir yer 50 yıllık dükkanımız gibi olamaz.

‘Mağduriyetin boyutlarını sizlere anlatamam orada bir geçmiş var, hem maddi hem manevi olarak çok yıprandık’

Mahkeme sürecine ilgin konuşan esnaf Gülener, VGM’den bilgi alamayınca CİMER’e başvurduklarını, CİMER’in ise tekrar VGM’ye yönlendirdiğini belirtti. Çok kısa sürede boşaltma talimatı verilmesinin ardından bütün esnafın mağdur olduğunu belirten Gülener “ Mağduriyetin boyutlarını sizlere anlatamam orada bir geçmiş var, hem maddi hem manevi olarak çok yıprandık. Ben kiracı olduğumdan Çarşı’nın Vakıf Katılım Bankasına 25 yıllığına restorasyon karşılığı verildiği bilgisi iletildi fakat ne olacağını tam olarak bilmiyoruz.” şeklinde konuştu.

Neşe Yalçın: ‘Eşyalarımı almadan çıkmak zorunda kaldım’

40 yıldır Mimar Sinan Çarşısı’nda esnaflık yapan Neşe Yalçın, Şafak Modaevi’nin işletmeciliğini yapıyordu. Burada varlıkları Çarşı’ya ve Üsküdar’a değer katarak devam ettiren esnaf Yalçın, buranın kamulaştırılıp VGM’ye verilmesinin ardından büyük mağduriyet yaşadığını belirtti. Buraya yerleştikleri dönemde Çarşı’ya yatırım yaptıklarını ifade ederken kamulaşma sürecinin ardından borçlu çıktıklarını belirtti. Tahliye sürecini sabahın altısında yapmak zorunda kaldıklarını belirten Yalçın durumu şöyle özetledi: “Eşyalarımı alamadan çarşıdan çıkmak zorunda kaldım. Çok üzgünüm. Devletime saygılıyım devletime saygımdan ses çıkaramadım. Çok üzgünüm ve mağdurum.

‘Ben emekliyim, ödemelerimi şu an yapamıyorum. Bize maddi bir yardımda bulunulmadı’

Yeni bir dükkan açma süreci hakkında konuşan esnaf, kamulaşma sürecinin ardından maddi durumlarının çok kötü olduğunu belirtti. Maddi hiçbir yardımda bulunulmadığını belirtirken CİMER’e yazı yazdıklarını fakat seslerini duyuramadıklarını da belirtti.

Mahkeme sürecine ilişkin konuşan Yalçın, 65 yaş üzerinde olduğunu ve aylardır çalışamadığını belirtti. Bu durumun esnaf adına zaman tanılarak yapılsa dahi iyi olacağını söylerken süreç hakkında bilgi alamadığını belirtti.

Meryem Özden ve Ali Özden: “Günlük kazanan insanlardık biz, birikimimiz yoktu”

2000’den beri Çarşı’da çalışan Meryem ve Ali Özden esnaflığa önce kuyumculukla başladılar. 7 sene kuyumculuk yaptıktan sonra kafe işletmeciliği yapmaya başladılar. Çarşı’nın kamulaştırılmasının ardından herhangi bir yerde çalışmayan Özden çifti, bu durumun öncesinde de pandemi nedeniyle kapalı olduklarını belirtti. Tahliye sürecini anlatan Özden çifti şu ifadeleri kullandı: “Oradan apar topar çıkarılınca yer bulamadık, biz dükkanımız için hâlâ yer arıyoruz. Günlük kazanan insanlardık biz, birikimimiz yoktu. Şu an Çarşı’nın en mağdur insanlarından biriyiz sanırım. Kiralar çok pahalı o yüzden hala yeniden dükkanımı açamadım. Şu an maddi olarak tüketmiş bulunmaktayız. Bizlerle maddi-manevi ilgilenilmedi. Biz sizi buradan çıkarıyoruz, mağdur olmayın denilmedi. Bize dükkanımızı yeniden açmak için bir yer gösterilmedi.”

Mahkeme sürecine ilişkin, oradan çıkarıldıktan sonra mahkeme sürecinin bir şey ifade etmediğini belirten çift, geriye alınacak bir şey olmadığını belirtti.

Nail Kitabevi: Güzel kahve eşliğinde, güzel semtte, güzel edebiyat

Nail Kitabevi, Kuzguncuk’un müstesna bir köşesi. Semtin ruhuyla uyumlu bir çatı altında kitap ve kahve kokusu el ele. Nail’in sahibi Erhan Nailoğlu, kitabeviyle ilgili “Önündeki çınar ağacı eskiden insanların buluşma noktasıymış.” diyor.

Kuzguncuk’a göre yeni ama Kuzguncuk denince akla gelen ilk yerlerdensiniz. Bize biraz Nail’in tarihini anlatır mısınız?

19. yüzyıl sonlarında inşa edilen Çırağan Sarayı’nın yapımıyla aynı dönemle denk gelen binamızın Balyan ailesinin baş ustalarından biri tarafından yapıldığı düşünülüyor. Binamızın şu an kitabevi/kafe olarak işletilen zemin katı uzun süre Kuzguncuk’un meşhur sakinlerinden Berber Muzaffer’in dükkânı olarak hizmet vermiş. Muzaffer’in çayı içilmeden güne başlanmaz, akşam selamını almadan da eve gidilmezmiş. Yani Facebook’tan yıllar evvel bu sevimli dükkân sayesinde insanlar birbirlerine bağlanır, sohbet eder, güzel zaman geçirirlermiş. İşte biz de bu güzel geleneği keyifle sürdürmeyi amaçlıyoruz.

Kitap-Kahve konseptini başarılı bir şekilde uyguluyorsunuz. Bu fikir nereden çıktı?

Nail Kitabevi bir ticari proje ya da rant yatırımı değil. Tamamıyla sosyal sorumluluk tarafı baskın, kültürel bir proje. Yayınladığımız kitapların içerikleri, düzenlediğimiz etkinliklerin çerçevesi bu düşünceyle doğru orantılı. İçeride kaliteli kahve satan bir kafenin bulunması çağımızın beğenilerine ve eğilimlerine hitap edebilmek için kurgulandı. Sürükleyici bir romanın sayfalarını, keyifli bir cumbada çevirirken yanında içimizi ısıtacak sıcacık bir içecek iyi gider diye düşündük. Hatta bizim çok sevdiğimiz sloganımız zannedersem bu bakış açımızı dile getiriyor: “Güzel semtte, güzel edebiyat, güzel kahve eşliğinde!”

Böylesi tarihî bir binaya kitap-kahve açma süreci nasıl gelişti?

Kitabevi ve yayınevi projesi benim için aslında bir çocukluk hayaliydi. İstanbul’da çocuk ve gençken sık sık uğradığım Kuzguncuk’taki tarihi doku beni çok etkilerdi. Gelip gittiğim zamanlarda kimi binalardan esinlenir ve onların hikayelerini düşünürdüm. İleride bir kitapçı/kitabevi kurabilmek en büyük isteklerimden biriydi. İşte yine böyle bir Kuzguncuk gününde şu anki Nail Kitabevi’ni kurduğumuz binayı gördüm. Metruk hâldeydi. Başlamış ama yarım kalmış bir restorasyon projesiydi. Sonradan Berber Muzaffer’in dükkânı olarak anıldığını öğrendiğim bu güzel yapı, her yönüyle çok farklı ve ilgi çekiciydi. Mimari tasarımını ve zemine oturuşunu, ana caddeyle ve çevresiyle kurduğu mekân ilişkisini çok sevdim. Ardından da bir kitap ve sanatsever olarak hayallerini kurduğum mekânı bulduğumu hissettim.

“Kitabevinin önündeki çınar ağacı eskiden insanların buluşma noktasıymış”

Önündeki çınar ağacı size ne söylüyor peki?

Mahalle kültürünün devam ettiği, kozmopolit, kilise, cami ve sinagogun iç içe olduğu bir semt olan Kuzguncuk’ta Nail Kitabevi’nin önündeki çınar ağacı eskiden insanların buluşma noktasıymış.Çınar ağacı sağlamlığı, yıllar geçtikçe daha da büyümeyi ve güçlenmeyi simgeler bir yönüyle de. Biz de kitabevimize gelirken çınar ağacımızın yanından her geçişimizde kitabevimiz ve yayınevimizin çınar gibi uzun ömürlü olmasını ve yaş aldıkça büyüyüp güzelleşmesini diliyoruz.

Yazar etkinlikleriniz de kahveniz kadar meşhur. Bugüne kadar hangi yazarları ağırladınız, unutamadığınız bir anınız var mı? Bir de kahvenizin hikâyesini dinlemek isteriz?

Canan Karatay, Refika Birgül, Mario Levi, Mutlu Tönbekici, Tülin Kılıç, İsmail Aksoy, Selçuk Aydemir, Perihan Mağden, Noa Shabtai, Pierre Mejlak ve daha ismini hatırlayamadığım birçok yazar misafirimiz oldu. Gerek söyleşi- imza günü etkinlikleri gerek fotoğraf/resim sergilerimiz keyifli geçmekte, ziyaretçilerimiz de beğenilerini dile getirmektedirler. Etkinlikler arasında ilk aklımıza gelen Canan Karatay’ın imza günü etkinliğinde kendisiyle yüz yüze tanışmayıp kitapları sayesinde zayıflayan okurlarının deneyimlerini anlatmalarından bahsedebiliriz. Kahvelerimize gelince, İtalya’dan getirilen özel kahve makinesiyle yapılıyor. Çekirdekler ise son dönemde epey moda olan Avusturya’nın ünlü markası Julius Meinl. Latte’den Americano’ya, Espresso’dan Mocha’ya, Cortado’dan Flat White’a kadar farklı çeşitleri tadabilirsiniz.

Kuzguncuk’u üç kelimeyle anlatır mısınız?

Çok kültürlülük, mahalle, komşuluk.

Bu Boğaziçi köyünün hangi köşesi sizin için özel?

Tarihî dokusuyla birçok kişinin ortak buluşma noktası olan kitabevimizin bulunduğu binamız.

Erhan Nailoğlu bize biraz kendinden bahsedebilir mi?

Ben uzun yıllar tekstil sektöründe hem üretim hem de yurtiçi ve yurtdışı ticaret alanlarında çalışmış ve hâlâ da bu işi sürdüren biriyim. Nail Kitabevi&Yayınevi&Kafe ise benim hayallerimin gerçekleştiği nokta.

Palamuttan levreğe merak edilenleri balıkçılara sorduk

gazete üsküdar balık

Geçtiğimiz haftalarda tezgaha konulan balıklar, geçen seneye göre fiyat değişikliğine uğrayarak satışa sunuldu. Üsküdar Balıkçılar Çarşısı’nda değişen balık fiyatlarının güncel durumunu ve balık türlerini sorduk.

Balık sezonunun açılmasıyla Palamut, levrek, hamsi ve daha birçok çeşit tezgahlarda yerini buldu. Vatandaş geçtiğimiz günlerde palamutun az olmasından isyan ederken aynı zamanda fiyatların da arttığını söylemişti. Peki balıkçılar için durum ne? Fiyatlar ve balık ticareti hakkında onlar ne düşünüyor?

“Palamut var”

Palamudun, sezonun ilk açılışında az olduğunu belirten balıkçılar, bu durumda değişen hava koşullarının etkili olduğunu belirttiler. Ekim ortası itibariyle palamut mevsiminin geldiğini ve bu konuda bolluk yaşandığını ifade ederken, kimi balıkçılar durumun değişerek hamside azlık yaşandığını söyledi.

“Bu sene balık bol diyorduk ama umduğumuz gibi olmadı. Bundan sonra olması şansı da az”

Palamudun giderek artış göstermesi ve hamsinin az olmasını ekosisteme bağlayan balıkçılar durumu şöyle ifade etti: “Hamsi bu sene satışa çıkmayabilir çünkü yok. Sebebiyse artan palamut balığının hamsi balığını yiyerek türevi azaltması.” . Balık bolluğunu genel değerlendirme altında yorumlayan bazı balıkçılar, bu seneden umutlu olduklarını fakat durumun bekledikleri gibi sonuçlanmadığını söyledi. İşin kötüsü ise durum böyle giderse, bu sürecin devam edeceğini belirttiler.

Balık fiyatları düşecek mi?

Vatandaşın en çok merak ettiği soru ise fiyatlar düşecek mi? Üsküdar Balıkçılar Çarşısı’nda mikrofon uzattığımız çoğu balıkçı, fiyatların havalar soğudukça düşeceğini belirtirken özellikle hamsinin az olmasıyla fiyatının oldukça arttığını belirtiler. Geçtiğimiz senelere oranla fiyatlarda artış olduğunu dile getiren balıkçılar, palamudun bu sene bol olmasıyla geçen seneden daha ucuz olduğunu da ifade ederek balık fiyatlarında hava durumunun etkili olduğunu belirttiler.

Palamut nasıl pişirilmeli?

Palamudun hem sağlıklı hem de lezzetli pişirme tekniklerini anlatan balıkçılar, iki yöntem belirtti; palamudun bu sene yağlı olması sebebiyle fırında yapılmasının sağlık açısından daha faydalı olacağını belirten balıkçılar, lezzet konusuna önem veren müşteriler için kızmamış yağda sallayarak kızartılmasının lezzetli olacağını ifade etti.

İnsan Hikayeleri: Üsküdar’da yorgancı olmak – Saffet Uzun

gazete üsküdar yorgancı

Üsküdar Bağlarbaşı’nda uzun yıllardır yorgancılık yapan Saffet Uzun ile mesleğini ve yorgancılığa bakış açısını konuştuk. Yaptığı işten yorgan türlerine kadar birçok konuyu anlattı.

Bağlarbaşı’nda yorgancı dükkanı olan Saffet Uzun, mesleğinin geçmişte ve şu an nasıl olduğunu anlatırken insanların yorgancılığa bakış açısını, kimlerin alışveriş yaptıklarını ve kaybolmakta olan mesleklerine dair pek çok konuyu anlattı.

“Sanatımız teknolojik çağa yenik düştü”

Mesleğinin aile gelenekleri nedeniyle devam ettiren Saffet Uzun, bu alışkanlığın yeni nesilde artık kalmadığını da söylüyor. Çırak-kalfa ilişkisinin giderek azaldığını ve en önemlisi yorgancılığın giderek değer yitirdiğini ifade eden Uzun, durumu şöyle özetliyor: “Sanatımız teknolojik çağa yenik düştü.”

Neden Üsküdar?

Üsküdar İstanbul’un tarihinde en eski yerlerden biri olma özelliğini taşırken birçok meslek grubu geçmişten geliyor. Saffet Uzun’a “Neden Üsküdar’ı tercih ettiniz?” sorusunu yönelttiğimizde: “Üsküdar zaten ikamet ettiğimiz ilçe, burası benim eski bir akrabamındı fakat yaşlanıp bırakacağını söyleyince ben devraldım. Ben 12 yıldır buradayım ama burası eski bir dükkan.” şeklinde cevaplıyor.

“Kafadan yapılan bir şey değil”

Saffet Uzun, yorgan yapım teknikleri hakkında bilgi verirken öncelikle pamuk ve kumaşın bilinmesi gerektiğini ifade ediyor. Pamuk ve kumaşın dikilmesiyle oluşan yorganın bilinmeden yapılacak bir iş olmadığını “Kafadan yapılan bir şey değil.” şeklinde ifade ediyor. Eski zamanlarda çok sık kullanılan yün, elyaf ve benzer türlere göre çok daha sağlıklı olarak nitelendiriyor. Eskiden insanların ağrılarını kesmesi için yün kullandığını belirten Uzun, pamuk ve yünün sararıyor olmasını şu şekilde açıklıyor: “Yün ve pamuk sağlıklı bir araçtır ve zamanla sararır çünkü naylon ya da elyaf gibi değildir, sizin terinizi çektiği için zamanla rengi değişir.”

Bu konu hakkında insanların bir algısı olduğunu söyleyen Saffet Uzun, yorganların geçmişteki gibi kalın ve ağır olmadığını da belirtiyor. Kaliteli yorganların 250-300 ₺ olduğunu ve 20-30 sene kullanıldığını ifade eden yorgancı Saffet Uzun, aslında bunun dayanıklık süresine göre pahalı olmadığını ifade ediyor.

“Bir elin parmağını geçmeyecek kadar yorgancı kaldı”

Yorgancıların değersizleştiğini belirtirken sözlerini şu şekilde devam ettiriyor: “Yorgancı deyip geçmemek lazım tabi. Kala kala bir elin parmağını geçmeyecek kadar kaldık şurada. Müşterilerimizin sahip çıkmasını bekliyoruz. Bir yorgan yaptırdığı zaman sadece ürüne değil esnafa da sahip çıkmış oluyorlar aslında. Bu teknolojik çağın altında eziliyoruz ama yapacak bir şey yok.”

Üsküdar Üniversitesinde yeni eğitim yılı başladı. Peki süreç nasıl ilerleyecek?

gazete üsküdar

Mart ayından beri kapalı olan üniversiteler bazı kararlar doğrultusunda eğitime başladı. Çoğu üniversite hibrit eğitim uygulayacağını bildirirken bazı üniversiteler ise süreci tamamen online devam ettireceğini bildirdi. Üsküdar Üniversitesi Gazetecelik bölümü başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan ve Üsküdar Üniversitesi öğrencilerine süreçle ilgili sorular sorduk.

Prof. Dr. Süleyman İrvan, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Gazetecilik Bölümü başkanı. Ağırlıklı olarak gazetecilik alanında eğitim veren İrvan, gazeteci etiği, gazetecilik ve haberciliğin her türüyle ilgileniyor.

Yeni eğitim yılında çoğu üniversitesi hibrit eğitim kararı aldı. Uygulamalı olan derslerin okuldan yapılacak olmasını riskli buluyor musunuz?

Üniversiteler farklı kararlar aldı. Bazıları online eğitime geçti bazıları da bizim gibi karma olarak devam etti. Hem karma hem de dijital eğitim veriyoruz. Açıkçası bu tartışılacak bir konu. Geleceği öngöremediğimiz için mevcut konuma göre konuşuyoruz. Hayat bir şeklide devam ediyor. İnsanlar işlerine gidiyorlar. Hayatın bir şekilde aksamadan sürmesi gerekiyor. Üniversitelerin de ona göre bir orta yol bulmaları gerekiyordu. Biz bütün öğrencileri aynı anda sınıfa sokmuyoruz. Belli kriterler çerçevesinde okula alıyoruz. Her sınıf için belirlenmiş kapasiteler var. Kaldı ki üniversite sadece ders değil, bunun içinde sosyalleşme de var bir araya gelip sohbet etme de var. Sokağa çıktığımız her an risk var. Bu süreci belli kurallar çerçevesinde yürütmeye çalışacağız. İleride vakalar artarsa farklı tedbirler alınması gerekebilir. Öğrenciye okula hiç gelme demek de bana doğru gelmiyor. Dolayısıyla böyle bir orta yol bulduk.

Bazı eğitimciler bu durumu bir neslin kaybolması olarak değerlendiriyor. Siz de mi öyle düşünüyorsunuz yoksa üniversitelerde uzaktan eğitim etkili oluyor mu?

Nereden baktığınıza bağlı olarak değişir. Şu anda belki de yüz yılda bir yaşanacak bir olay yaşanıyor. Her şeyin artıları ve eksileri var. Birazcık artılarından da bakmak lazım. İnsan koşullara çabuk uyum sağlayabilen bir canlı. Biz hocalar olarak ne yapacağımızı bilemiyorduk. Aslında bizim için de bir tazeleme oldu. Teknoloji kullanıyormuşuz gibi geliyordu ama aslında kullanmıyormuşuz. Şimdi her şeyi bilmen gerekiyor. Biz bu pandemiyi otuz sene önce yaşamış olsaydık yani internet öncesi dönemde yaşamış olsaydık muhtemelen okulları kapatmış olacaktık çünkü öğrenci fiziksel olarak okula gelemiyor internet de yok. Aslında biz her koşulda ders yapabilecek durumdayız. Tek sahip olmanız gereken internet ve cep telefonu ya da bilgisayarınız olacak. Yaşam boyu öğrenmeyi şu anda aslında biz deneyimliyoruz. Öğrenci bir yandan çalışıyor diğer yandan dersi takip ediyor.

Önümüzdeki yıllarda üniversitelerde “eski eğitim düzeninin” değişerek şu anki(hibrit) hali alması ihtimaller dahilinde mi?

YÖK bu sene şöyle bir karar aldı: Mevcut eğitimlerinizi %30 olacak şekilde online hazırlayın dedi daha sonra bu oranı %40’a kadar çıkardı. YÖK uzun vadeli öngörüyor. Normal koşulara geçtiğimizde gene bu eski düzene dönülmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğitimi sadece ders olarak düşünmemek lazım. Üniversite tam bir sosyalleşme alanı. Öğrenciler yeni ve farklı kültürlerden arkadaşlar edinecek, hocalar ile sohbet edecek. Ders araları çok kıymetli o aralarda arkadaşları ile bir arada olacak. İnsanların en fazla anlattığı şeyler üniversite yıllarıdır. Normal koşullara geçildiğinde üniversite binada olmalı. Öğrenci bunu tatmalı bir arada hüzünlenmeli bir arada eğlenmeli.

Öğrenciler ne düşünüyor? Pandemi onları nasıl etkiledi?

Üsküdar Üniversitesin Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünde okuyan üç farklı sosyal şartlara sahip öğrenciye koronavirüs sürecini nasıl geçirdiklerini ve şu anki beklentilerini sorduk.

Mart ayından sonra üniversitelilerin eğitime ara vermesiyle birçok öğrenci memleketine döndü. Yeni eğitim yılında alınan kararlar doğrultusunda çoğu üniversiteli ailelerin yanında kalmayı tercih etti. Siz uygulamalı dersler için mi geldiniz yoksa bu sürece bir şekilde ayak uydurmak için mi?

İlayda Savaş: Bu eğitim yılı başladığında okula gelip gelmeme konusunda endişelerim vardı. Hem maddi açıdan hem de sağlık açısından. Sonra ailemle konuşup Antalya’da onlarla kalmamın daha mantıklı olacağına karar verdik. Çünkü vakalar bahsedilenden daha fazla ve virüs de tehlikeliydi. Uygulamalı derslerim için de hocalarıma durumu izah edip online yürütmemin sorun olup olmadığını sordum onlar da bir sorun olmayacağını söyleyince ben de ailemle kaldım.

Hatice Ural: İstanbul’da yaşadığım için ailemle kalmak gibi ya da sürece ayak uydurmayla ilgili bir tercihte bulunmam gerekmedi.

İrem Özcan: Ben zaten İstanbul’da yaşıyordum hem de okuluma yürüme mesafesindeyim o yüzden benim için bir şey değişmedi.

İlkokulların ve meslek liselerinin bir kısmı eğitime başladı. Ardından üniversite öğrencileri sosyal medyada günlerce gündemden düşmeyen başlıklar oluşturdu. Bu, eğitim endişesi yüzünden mi yoksa düzen endişesi mi?

İlayda Savaş: İlkokul ve lise düzeyinde eğitimlerin başlaması da bence korkutucu. Devlet gerekli önemi ve güveni vermiyor. İstanbul’a gelirsem KYK yurdunda veya eve çıkmam gerekiyordu tabi bunlar da hep masraf bu dönemde çok çeşitli ihtiyaçlarım ortaya çıktı o yüzden hepsine karşı biraz endişe duyuyorum.

İrem Özcan: Birçoğunun sadece aile evinden uzaklaşmak istediği için böyle yaptığını düşünüyorum. Birçoğunun da okuduğu bölümler uzaktan eğitimden verim alınacak bölümler olmadığı için böyle yaptığını düşünüyorum yani %40’ı falan eğitim içindir.

Hatice Ural: Üniversite öğrencileri eğitim endişesi taşıdıkları için süreçle ilgili sosyal medya hesaplarında sayısız başlıklar oluşturdu.

Kayıt dondurma gibi bir seçeneği düşündünüz mü?

İlayda Savaş: Bu durumu son güne kadar çok sık düşündüm. Eğitimimi düzgün koşullarda yüz yüze almak istiyordum ama bazı kaygılarım vardı. Üniversitede tam burslu okuyorum. Başta bu burs kesilir mi diye düşündüm sonrasında ÇAP başvurum olumlu sonuçlandı ve böyle bir şeye cesaret etmedim.

Hatice Ural: Hayır düşünmedim çünkü kaybedecek zamanım yok. Seneye virüsün biteceğinin garantisi yok.

İrem Özcan: Hayır, tam tersi Çift anadal yapmayı düşündüm. Psikoloji veya çocuk gelişimi istiyorum.

Üniversitelerin açılma süreci uzarsa ne yapacaksınız?

İlayda Savaş: Yapabileceğim hiçbir şey yok. Online şekilde mezun olma korkum giderek artacak. Üniversite hayatımda güzel vakit geçirip eğlenebileceğim zamanlara özlem duyacağım.

İrem Özcan: Stajımı erkenden yapmayı düşünüyorum. Okulların açılması uzarsa online eğitim alırken bir yandan çalışabileceğim bir işe girmeyi düşünüyorum.

Hatice Ural: Üniversitelerin açılma süreci uzarsa beklemekten başka yapabileceğim bir şey yok. Okulumu seviyorum.

Üsküdar pazarında enflasyonun izini sürdük

gazete üsküdar

Mart ayından itibaren Türkiye’yi etkisi altına alan koronavirüsle birlikte, birçok sektör ve kurum büyük zarara uğradı. Her geçen gün değişen döviz kurları ve artan fiyatlar gıdada nasıl etki gösterdi? Üsküdar semt pazarında vatandaşa ve pazarcıya fiyatları sorduk.

“Türkiye bitik durumda”

Pazarcılara yönelttiğimiz satışlarının nasıl gittiği ve insanların alım gücüyle ilgili gözlemlerine dayalı aldığımız cevaplar, pek farklılık göstermiyor. Semt pazarında satış yapan bir pazarcı durumu şöyle ifade ediyor: “Her şey pahalı, insanlar da maalesef alışveriş yapamıyor. Türkiye, bitik durumda.” Esnaf, yükselen fiyatları ülke ekonomisine bağlarken pandemi nedeniyle de insanların eskisi kadar pazar alışveriş yapmadığını dile getiriyor. Geçimlerini “günlük” kazançlarıyla devam ettirmeye çalıştıklarını söyleyen pazarcılar, bireysel yatırım ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını, ancak günü çıkartabildiklerini ifade ediyor. Farklılık gösteren cevaplar arasında yer alan bir başka düşünce ise; pazarda patates, üzüm, limon gibi gıdaların uygun fiyatta satıldığı yönünde oluyor. Gıda yelpazesinde et, peynir ve şampuan gibi ihtiyaçların çok daha pahalı olduğunu ifade eden bir pazarcı, satış yapmak için harcadıkları vergi ve benzin tutarlarının sadece zarar olduğunu ifade ediyor.

“Pazardan 1 ₺ ile geri dönüyorum

Üsküdar semt pazarında vatandaşa yönelttiğimiz fiyat ve bütçe ilişkisinde çoğunluk zar zor geçindiğini ve tutumlu olmaya çalıştığını ifade ediyor. 150-200 ₺ ile haftalık pazar alışveriş yapan vatandaşlar, istedikleri her şeyi değil daha çok ihtiyaç temelli ilerlediklerini vurguluyor. Üsküdar pazarında mikrofon uzattığımız başka bir vatandaş ise: “Çok pahalı, geçinemiyoruz. Emekli maaşı yetmiyor, zor şartlarda yaşıyoruz. Beş liranın altında hiçbir şey yok. Domates salatalık bile pahalı, eve 1₺ ile geri dönüyorum.” şeklinde cevap veriyor. Durumun ülke gelir düzeyini açık eden başka bir boyutu ise kimi vatandaşın zorlanmadan alışveriş yapabildiği oluyor. Fiyatlarda herhangi bir yükseklik görmeyen vatandaşlardan bazıları, ekonominin iyi olduğunu vurguluyor.

Cengiz Özdemir: Üsküdar insanların zihninde artık bir Instagram cornerdır

Cengiz Özdemir, sosyal medyadaki ismiyle söylersek; Kültürİstanbul, bilhassa İstanbul’un kültürel ve mimarî geçmişi ile ilgili yaptığı paylaşımlar, kaleme aldığı yazılarla tanınıyor. Kendisiyle yaşadığı şehir Üsküdar’ı konuştuk, diyor ki: “Üsküdar, İstanbul’un herhangi bir yerine denk düşmez, biz onu muhayyilemizde bir yere denk düşürmeye çalışırız.”

Şair Ömer Erdem, “Üsküdar Asya’dır Çin’e kadar” diyerek şehrin imgesini imler bir bakıma. Üsküdar, İstanbul’un neresine denk düşer size göre?

Geçmiş için Ömer Erdem’in söylemi bir gerçeği yansıtıyor olabilir. Günümüz küresel şehirlerinin “kendilerine ait” bir kimliklerinin kaldığına inanmıyorum. Bu kimlikler daha çok kendi ideolojik muhayyilemizde kaldı. Üsküdar’a hususiyet kazandıran her şey küresel kentin ezici hegemonyası altında yok olup gidiyor. Bu açıdan Üsküdar’ın Beyoğlu’ndan, Beyoğlu’nun Sancaktepe’den, Sancektepe’nin Kadıköy’den çok bir farkı kalmamaya başladı. Bu kimlikler ayrıca çok tartışmalıdır. Peyami Safa, Fatih-Harbiye’yi yazarken bu ezberler üzerinden bir karşıtlık kurmuştu; ama biz biliyoruz ki İstanbul’un en yoksul kesimleri yakın zamana kadar Beyoğlu’nun arka sokaklarında yaşadılar yahut Harbiye’nin aşağısındaki Dolapdere’de. Aynı kaderdaşlık içinde Fatih’in en yoksulları da Sulukule’de ya da Zeytinburnu’nda ikamet ederdi. Sonra küresel kent kanunları işledi ve herkes yerinden yurdundan edildi. Ne Fatih ne Harbiye ne Üsküdar artık kendine ait bir kimliğin taşıyıcısı değildir. Dolayısıyla Üsküdar İstanbul’un herhangi bir yerine denk düşmez, biz onu muhayyilemizde bir yere denk düşürmeye çalışırız sadece. 

Son senelerde şantiye alanına dönüşen bir Üsküdar var. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

İlk paragrafta bahsettim tekrara düşmeyi göze alarak söyleyeyim. Küresel kent mekaniği 150 senedir bu şehirde sistematik olarak yerel ve otantik olan ne varsa süpürüyor. Geriye nostalji corner köşeleri kalıyor. Günümüzde bunlar Instagram corner oldu. Hayran olduğumuz şey aslında o köşelerin bize sunduğu sadece güzel bir backround imkânı. Önüne geçip fotoğrafı çekip unutuyoruz. Üsküdar da bu süreçten nasibini aldı. Üsküdar’ın şantiye olması muhafazakâr görünümlü modern ya da modern görünümlü belediyecilik anlayışı için zaten olması gereken bir şey. Bundan elbette rahatsızlık duyalım ama öncelikle kendimize karşı dürüst olalım. Kapitalizme bu kadar entegre olup asrı saadet hülyaları kurmak düpedüz iki yüzlülüktür. 

Fuat Sevimay; Orhan Pamuk’u ‘karşı’nın, Tanpınar’ı ise Üsküdar’ın yazarı olarak anar. Sizce Üsküdar’ı anlatan en iyi şair-romancı kimdir?

Bizler yazarları, şairleri, edebiyatçıları, hep bir mahalleye ve coğrafyaya, muhite havale etmeyi seviyoruz. ‘Karşı kim?’, ‘Biz neyiz?’ sorusuna cevap veremediğimiz sürece de bu 300 yıllık itiş kakış sürer gider. Orhan Pamuk bence Türk edebiyatında Tanpınar’ı en iyi anlamış ve ondan epeyce beslenmiş bir yazar. Tanpınar da yaşasaydı Pamuk’u okumaktan ve onunla sohbet etmekten büyük keyif alırdı. Tanpınar’ın muhiti de yıllarca tartışıldı. Tanpınar sağcı mı solcu mu, muhafazakâr mı modern mi? Bu tartışma meleklerin cinsiyeti tartışmasına benzer. Tanpınar da Pamuk da iyi romancıdırlar ve kendi muhitlerinden, o muhitlerin güdük zihniyetinden bağımsız olarak, o muhitlere rağmen iyi romancıdırlar. Bu nedenle onları ait oldukları muhitin bir marifeti olarak iyi romancı görmek gösterdikleri olağanüstü çabaya saygısızlıktır. “Üsküdar’ı en iyi anlatan şair-romancı kimdir?” bilmem ama “bir ex-ressam olarak Üsküdar’ı en iyi çizen ressam Hoca Ali Rızadır.” derim. 

“En güzel gün batımı Salacak’tadır”

Üsküdar’ın en sevdiğiniz muhiti neresi size göre?

Çiçekçi ve Salacak taraflarını severim. Yıllarca oralarda oturdum, lebiderya bir evim oldu. En güzel gün batımı buradadır. Ayrıca çiçekçi İhsaniye taraflarında kendimi hep çok rahat hissettim. İhsaniye’nin ara sokaklarından Çürüksulu yalısının yanından aşağıya inen yokuş ve merdivenler, o sokaklar şahanedir. 

Beylerbeyi’nde yaşıyorsunuz. Buranın özel köşeleri nereleri?

Beylerbeyi’nde yeniyim. İskele ve önündeki çınarı çok severim. Yukarıya doğru Bedevî tekkesinin bulunduğu sokaklar, Küplüce mezarlığına çıkan ölümcül yokuşlarda manzara çok güzeldir. Sahili dardır, ama Hamid-i Evvel Camii, iskele önü meyhaneleri, Mehmet Akif Köşkü, Beylerbeyi Sarayı’nın yanındaki park görülmeye değer köşelerdir. 

“Kız Kulesi sadece kendisiyle meşgul olduğundan bencil gelmiştir bana”

Üsküdar bir kadın olsaydı ona ne söylerdiniz?

“Makyajını sil öyle gel.” derdim. 

Kız Kulesi mi, Çamlıca mı?

Kız Kulesi çok bencil gelir bana, sadece kendisiyle meşguldür, kendisini gösterir ve bir anlamda dominanttır da. Çamlıca ise size her yeri ve gerçeği gösterir, hükmetmez. Kendisini değil olanı gösterir. Bu yüzden ‘Çamlıca’ derim. 

“Kentsel” değil sınıfsal bir dönüşüm hikayesi: Kirazlıtepeliler bu manzarayı görecek mi?

gazete üsküdar1

Bugün İstanbul boğaz öngörünümü için çok önemli bir konuma sahip olan ve Çamlıca Camii yakınlarında bulunan Üsküdar’a bağlı Kirazlıtepe Mahallesindeyiz. 2015 yılında mahalle için çıkan kentsel dönüşüm projesi, vatandaşları mağdur ederek birçok sorun yaşamalarına sebep oldu.

2015 yılında çıkan kentsel dönüşüm projesi kararının ardından, Kirazlıtepe Mahallesi’nde sıkıntılar başladı. Sayılmayacak hukuksuzluğa uğrayan vatandaşlar başta insan hakları mevzuatına aykırı olacak şekilde yaşadıkları sorunları mahkemeye götürdüler. Mahkemenin verdiği “durdurma kararı” sonrasında devam eden proje süreci, Kirazlıtepeliler için hiç de kolay olmadı. Moloz yığınları arasında kalan, elektrik su ve doğalgazsız yaşamaya mecbur bırakılan mahalleli neler söyledi? Başta hukuki süreci takip eden ve Kirazlıtepe Mahallesi davasında avukat olan Onur Cingil ve vatandaşlar ile görüşerek, Kirazlıtepe’nin güncel durumunu öğrendik.

“Burası bir hazine arazisi değil burada herkesin tapusu var”

Olayın uzun süredir takipçisi olan Avukat Onur Cingil, belediyenin sadece Kirazlıtepe Mahallesi’ne değil bütün İstanbula zarar verecek asbes salınımı hakkında açıklamalar yaparken olayın bilinmeyen tarafını şunları söylerek aydınlattı: ” Burada 5 yıl önce Üsküdar belediyesi, Belediye Kanunu çerçevesinde bir dönüşüm yapmak istedi. 2017 yılında riskli alan ilan edilen Kirazlıtepe Mahallesi’nin eteğine çok kısa bir zaman önce yapılan Çamlıca Camii var. O caminin buraya yapıldığı düşünülünce, zeminin ne kadar sağlam olduğunu tahmin etmek mümkün. E tabii daha sonrasında bir torba yasa çıkarılarak: “Zeminde değil, binalarda imar mevzuatına aykırılık varsa orası da riskli alandır.” dediler. Burada 3 yıldır ciddi bir psikolojik baskı var. İmza atarak evlerini terk eden insanların evlerini yıktılar fakat o molozları kaldırmadılar. Bu molozlar kaldırılmaması insanları sadece psikolojik değil sağlık açısından da oldukça etkileyecek. Lağımlar, oksitlenen demirler ve inşaat kalıntılarından kalan salınım olması, teknik rapora göre kanser riskinin çok yüksek olduğunu saptadı. Bu risk sadece Üsküdar için değil, İstanbul ve Üsküdar’ın bacası yüksek olarak düşünüldüğünde buradan bütün İstanbul’a ciddi bir asbes salınımı olduğunun kanıtı oldu. Kanunsuzluk ve hukuksuzlukla bu insanları evlerinden çıkarmaya çalıştılar. Birçok defa buraya otobüslerle çevik kuvvet geldi fakat bu hukuksuz olduğu için geri gittiler. Burada 7 parsel vardı, her bir parselden ikişer üçer parsel çıkardılar. Bunu kamu yararına yapmadılar. Neden yaptılar biliyor musunuz? Parseli küçültürseniz hak sahibi sayısı azalır, her parsel küçültmede bir miktarı kamuya terk edilir. Terk edilen kısım Toki’ye verilir. Belediye tarafından oluşturulan “Kirazlıtepeliler kentsel dönüşüm istemiyor mu?” algısı tamamen yanlıştır. İstiyorlar, ilk günden beri istiyorlar fakat hukuki bir şekilde. Tek istedikleri; benim evim şurada olacak garantisi. Belediye ve bakanlık bunu garanti eden hiçbir sözleşmeyi imzalamadı ve bu da bölge halkını ciddi derecede mağdur ederek endişeye sürükledi. Burada muazzam bir manzara var soruyorum; Bu manzarayı Kirazlıtepeliler görecek mi?

“Bu devleti affetmiyorum”

Mahalle sakinlerinden Kadriye Onat, imza attıklarını fakat bunu içlerinden gelerek değil tebligatların elektrik su ve doğalgaz kesintilerinin ardından zorla yaptıklarını söylerken şu cümleleri söyledi: Tebligat bize de geldi. Biz gittik dilekçe verdik ve iki hafta müsade ettiler. Bugün bu zorlamaya rağmen gidip imzayı attık, içim çok dolu söyleyecek çok şeyim var ama bir şey diyemiyorum. Sadece bu devleti affetmiyorum, hakkımı da helal etmiyorum.

“Tehdit etmek için geldiler buraya bizi korkutmak için çabuk çıkın kağıt var dediler

Mahalle sakinlerinden ismini vermeyen başka bir vatandaş da kiraya çıktığını ifade ederken diğer bütün mahalleli gibi şunları söyledi: “1.500 ₺ kira yardımı yapıyorlar. Kira 3.500-2.500, e cebimden ödeyeceğim çünkü sadece emekli maaşım var. Ama benim burada 250 m² yerim var, üç daire verip 110 bin ₺ borçlandırıyorlar. Adamlar buraya geldiler daha önce, neden geldiler? Çabuk çıkın, elimizde kağıt var diyerek tehdit etmek için.

“Elektriksiz susuz yaşıyorum”

Kirazlıtepe Mahallesi hakkında haberlerde ve özellikle sosyal medyada gündeme gelen bir başka konu ise vatandaşların elektrik su ve doğalgazlarının kesildiğiydi. Mahalle sakinlerinden Hakkı Akgül, bu insanlardan biri olduğunu söylerken durumunu şöyle ifade etti: “Benim elektriğim, suyum, doğalgazım üçü de birden kesildi. Araştırdım niye yapıyorsunuz? dedim. Haberleri yok. “Sizin elektriğiniz var görünüyor.” dediler. Sonra üçünü de kökten kestiler, biz de evi vermek zorunda kaldık.

“Kendi yağımızda kavrulup yaşamımızı sürdürüyorduk.”

İki engelli oğlu için, yıllar önce tamamen oğullarının ihtiyaçlarına ve gündelik yaşamına göre ev yapan bir başka vatandaşın oğlu ise şunları söyledi: “Kentsel dönüşüme kadar burada kendi halimizdeydik, kendi yağımızda kavrulup yaşamımızı sürdürüyorduk. Kentsel dönüşüm meselesinden sonra sıkıntılar başladı. Yasal haklarımız yeterince tanınmadı, daha sonrasında çevremizdeki insanlar imza atarak gitmeye başladı. Biz bu süreci istemiyorduk fakat bu sürece katılmak zorunda kaldık.

“Bize hakkımızı versinler.”

Mahalle sakinlerinden Ali Osman Bayram, Necla Güncüm ve Miran İynem de mağduriyetlerinin diğer mahalleliyle aynı olduğunu ifade etti. Tek isteklerinin hem birbirlerinden kopmamak hem de maddi zorluğa düşmemek olduğunu ifade eden Bayram, Güncüm ve İynem “Bize senin yerinde şurada olacak deyip imzalı hukuki bir teklif getirsinler. Tamam diyelim. Hakkımızı vermiyorlar.” ifadelerini kullandı. Bu durumun rezillik olduğunu söyleyen Necla Güncüm: Niye bu rezillik? Bize hakkımızı versinler gideceğiz. Hepsi onların olsun, istemiyoruz.” dedi.

Mahalle’nin avukatı Onur Cingil durum hakkında yaptığı açıklamalarının ardından kamuoyu vicdanına seslenerek şunları söyledi: Buraya, bakan bakan yardımcısı ve kentsel dönüşüm daire başkanı geldi. Herkese sordular: “Bize güvenmiyor musunuz?” diye ve buradaki herkes “Size güvenmiyoruz” dedi. Burada kimse imza atmaya güle oynaya gitmiyor, lanet okuyarak gidiyor. Bu dönüşüm de dönüşüm değil o yüzden. Dönüşüm insan odaklı olmalı, rant değil. Rant kimin olacak? Buraya “Çakaltepe” denildiği zamanda gelen, mahallenin ilk muhtarı Şaban amcanın mı olacak? Yoksa Koah hastanın Avni amcanın, makinesini bağlayacağı elektriği kesenler mi olacak? Bunu da kentsel dönüşüm tarihinde kara bir leke olarak göreceğiz.

Fotoğraf galerisi için:

Üsküdarlıların maske kullanım alışkanlıkları

Pandemi döneminde gündeme gelen yasal değişikliklerle birlikte, maske kullanmak hayatımızın bir parçası haline geldi. Uzmanların üstünde defalarca kez konuştuğu maske ve maske kullanım alışkanlıkları hakkında Üsküdarlılar ne düşünüyor?

“Maskeyi ne kadar hijyenik kullanabiliyoruz?”

Üsküdar Meydanda vatandaşlara “Maske kullanımını faydalı buluyor musunuz?” sorusunu yönelttiğimizde aldığımız birçok cevap olumlu ve gerekli olduğu yönünde. Kimi bireyler maskenin yanlış kullanımına değinirken bunun sağlıksız bir hâl alabileceğini de belirtiyor. Maske kullanımı hakkında sorduğumuz sorulara gelen bir başka yanıt ise; işlevsel kullanılmadığı yönünde. Maskenin çene altı ya da burun altında kaldığında işlevini yitirdiğini söyleyen vatandaşlar, doğru maske kullanımına dikkat çekiyor.

“Açık alanda olmaması lazım, kapalı mekanlar daha tehlikeli”

Kontrollü sosyal hayata geçişte birçok uzmanın yaptığı açıklama, açık havada da maske kullanımın devam etmesi yönünde oluyor. Vatandaşlara bunun gerekliliğiyle ilgili yönelttiğimiz sorularda öksürük, hapşırık gibi durumlarda takılması gerektiğini savunurken, kimileri virüs tehlikesi geçse dahi maske kullanımının sürdürülmesi gerektiğini savunuyor. Açık havada bolca vakit geçiren vatandaşlardan bazıları ise, kapalı mekanların daha riskli olduğunu vurgulayarak açık havada takılmaması gerektiğini söylüyor.

“Sık değiştirmiyorum çünkü maddi gücüm yok”

Maske değişimi hakkında uzmanlar en fazla dört saat kullanılmalı derken, kimi vatandaş maske temininde maddi zorluk yaşıyor. Sorularımızı cevaplayan vatandaşlar genellikle günlük değiştirdiğini ifade ederken, kimi bireyler günde üç dört kez maske değiştirdiğini vurguluyor.

“Pandemi bize temizliği öğretti”

Maske kullanımı kadar konuşulan bir başka konu ise dezenfektan kullanımı. Özellikle alkol bazlı dezenfektanların kullanımı hakkında yapılan kamu uyarılarının ardından toplu taşıma araçlarının hepsine dezenfektan yerleştirildi. Peki bunlar ne sıklıkla kullanılıyor? Vatandaşların çoğunluğu yanında ıslak mendil ya da kolonya benzeri ürünler taşırken, özellikle toplu taşıma ve ATM’lerin büyük risk kaynağı olduğu düşünülüyor. El yıkama alışkanlığı değişen bireyler ise, koronavirüsün insanlara temizlik anlayışı aşıladığını vurguluyor.

Nevmekan Sahil’de bakır ve tombak ustası Kaya Kalaycı ile konuştuk

Nevmekan Sahil’de, “Madenin İhtişamı” sergisinde 70’ten fazla eserinin yer aldığı bakır ve tombak ustası Kaya Kalaycı, Osmanlı motiflerini madenle buluşturdu. Açılışını Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in yaptığı sergi, 18 Ekim’e kadar ziyaretçilerini bekliyor.

“Ben de bu işin içinde büyüdüğüm için bu işi yapmaya başladım.”

1959 doğumlu olan bakır ve tombak ustası Kaya Kalaycı, İstanbullu. Büyük dedesi ve babasının da bakır işiyle uğraştığını belirten Kalaycı, zamanla bulunduğu ortam içerisinde bu işe yöneldiğini belirtti. Saraylardaki ve kitaplardaki tombak eserlerini günümüze aktarabilmek için birebir aynısını yaptıklarını ifade ederken bu fikrin Çiğdem Simavi’ye ait olduğunu ve yabancı devlet büyüklerine hediye olarak verildiğini ifade ediyor. Şimdiki gençlerin bunları bilmediğini ve onlara da ithaf ettiklerini belirtiyor.

“Tombak, belli başlı bakır objelerin motiflerle altın amalgamla üstünün sıvanmasına verilen bir ad.”

Tombak hakkında detaylı bilgiler veren Kalaycı, aslında bunun biraz riskli olduğunu, bunun nedenini yapıştırma fiilini Osmanlı döneminde cıvayla yaptıkları için ustaların genç yaşta bundan etkilenip öldüklerini ve hatta daha sonra yasaklandığını belirtiyor.

”Benim amacım bu güzel eserleri yeni yapılan camilerimizde tarihi eser ve bazı restorasyon işlerinde kullanmak. Gelecek nesile aktarabilmek, o yüzden biz bu sergiyi açtık.”

Tombaklamanın sabır gerektiren bir iş olduğunu söyleyen Kalaycı, bu işlemi kızının yaptığını ifade ediyor. Bu işin sırrının altını ziyan etmeden yapmak olduğunu söylerken, kendisinin 10 ₺’ye mâl ederken kızının ise 5-6 ₺’ye mal ettiğini söylüyor.

Babam hiç istemedi dükkanda çalışmamı.

Alman Lisesinde okuyan Kalaycı, babasının dükkanda çalışmasını istemediğini belirtiyor. Okuldan sonra yine de dükkanlarına gittiğini ifade eden Kalaycı o zamanlarda turist yoğunluğunun fazla olduğunu belirterek turistlere satış yaptığını söylüyor. O zamandan beri bu mesleğin içinde olduğunu ve bu işi öğrendikten sonra sergi açmayı çok istediğini belirtiyor. Hayallerinin gerçekleştiğini söyleyen Kalaycı, cümlelerinde Çiğdem Simavi, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve danışmanı Gülsüm Hasbal İsmailoğlu’na yer vererek teşekkür ediyor.