Uncular Esnafı: İki aydır ekmek yiyemiyorum

Üsküdar’ın gastronomi noktası olması planlanan Uncular Caddesi’nde aylardır süren yol ve altyapı çalışması halen devam ederken esnaf ve vatandaşlar caddenin şu anki halinden şikayetçi. Bir esnaf “iki aydır ekmek yiyemiyorum” derken engelli bir vatandaş ise yoldaki bozulmalardan dolayı yürümekte zorluk yaşadığını ifade etti.

Uncular Caddesi Üsküdar Belediyesi’nin Üsküdar’ın gastronomi noktası olarak adlandırdığı bir cadde. Üsküdar’ın merkezinde, Marmaray’ın dibinde yer alan bu cadde Üsküdarlıların buluşma ve sosyalleşme mekanı. Bunun yanında Üsküdar’ı gezmeye gelen turistlerin de dinlenme yeri.

Bu cadde aslında yıllardır İstanbul’un inşasına malzeme satan inşaat yapı firmalarının merkezi olarak biliniyor. Üsküdar Belediyesi’nin 2020 yılının sonunda duyurduğu bu yeni proje ile birlikte binaların dış cepheleri yenilendi, balkonlar yapay çiçeklerle süslendi. Sıra yolun düzeltilmesine geldi. İlk başta bu habere sevinen esnafın sevinci kursağında kaldı.

Yapımına yaklaşık iki ay önce başlanan yol çalışması ve altyapı güçlendirme çalışmasından hem esnaf hem de vatandaşlar dertli. Yollar toz, toprak içinde ve yer yer çukurlar var.

Tüm cadde boyu süren bu problem aylardır devam ediyor. Özellikle esnaf, gittiğim günü caddenin iyi hali olarak nitelendiriyor. Geçtiğimiz haftalarda yağan şiddetli yağmurlarda yol çamurdan yürünemez hale gelmiş.

Caddedeki lokantaya yemeğe geldiklerini söyleyen iki engelli vatandaş yoldaki bozulmalardan dolayı yürümekte zorlandıklarını ve lokantalardaki basamakların kaldırılmasından dolayı zor anlar yaşadıklarını ifade ettiler.

İki aydır ekmek yiyemiyorum

Esnaflar da bir an önce çalışmanın bitmesini bekliyor. Kapısının yanında büyük bir çukur açılan ve günlerdir kapatılmayan bir pizzacı derdini şöyle ifade ediyor: “Başıma gelmeyen şey kalmadı. Zaten 1.5 senenin yarısını kapalı geçirmişiz. Üç dükkanım vardı, birini kapatmak zorunda kaldım. Bu süreçte inanılmaz savaş verdim. Bu yol çalışması esnasında dükkanımın önüne hendek kazdılar, iki ay boyunca benim dükkanıma insan giremedi. Bir Allah’ın kulu sen ne yiyeceksin, ne içeceksin demedi. Beklemiyorum zaten. Belediyeden kimse senin zararın ne kadar biz bunu karşılayalım demedi. İşçiler kapımın önünde duran kanalizasyon borusunu patlattılar. İSKİ’yi aradım, biz eleman gönderdik ama işçiler geri gönderdi dediler. Sokakta üç kez doğalgaz borusunu patlattılar. Burada vatandaşlar doğalgaz borularının yanından geçiyor. Her yer toz toprak. İki aydır ekmek yiyemiyorum. Belediye başkanı geldi ve bu çalışmayı sizin için yapıyoruz dedi. Eğer bizim için yapıyorsanız bunun samimiyetini gösterecektiniz. Tam kapanma döneminde yapacaktınız bu çalışmayı ya da yolun başından trafiği kapatacaktınız. Araçlar girip çıktığı için ne vinç doğru düzgün çalışabildi ne de kepçe. “

Kapısının yanındaki çukurun bir an önce kapatılmasını isteyen ve iş güvenliğinden yana dert yanan pizzacı konuşmasını şöyle bitirdi: “İş yerimin dibinde bir aydır çukur var. Ben bu çalışma sırasında beş kere düştüm. İş güvenliği sıfır, çalışma sistemi sıfır. Bizim görüşlerimizi dinlemiyorlar. Kepçeler gelişigüzel çalışıyor, benim motorun aksını parçaladılar. Faturasını yetkililere götürdüm ama parasını ödemediler.”

Vatandaşlar buraya yağmurda çamurdan, güneşteyse tozdan ve topraktan gelemedi

Caddenin sonunda ise başka bir vinç çalışıyordu. Astımım olduğu için tozdan etkilenip bir süre çalışmanın bitmesini bekledim. Çalışmayı izleyen bir esnaf ile konuştum. O da çok ızdırap çektiğini belirtiyor ve yetersiz bir çalışma yapıldığına dikkat çekiyor. “Deneme yanılma usulü çalışılıyor. Geçenlerde doğalgaz patladıktan sonra yirmi dakika gaz fışkırdı. Düzenli çalışsalar yapılması gerekeni yapıyorlar ama düzensiz çalışıyorlar. Ellerinde bir proje yok. İşlerimiz azaldı. Vatandaşlar buraya yağmurda çamurdan, güneşteyse tozdan ve topraktan gelemedi. Siz olsanız gelir misiniz? Ben olsam ben de gelmem. Bu çalışmayı bir ayda bitirselerdi hiç olmazsa biraz teselli bulurdum. İş kaybım oldu ama dükkanımın değeri arttı, sokağımın değeri arttı diye sevinirdim. Kim bilir burada kaç esnaf iflas etme noktasındadır. Artık gerekenin yapılmasını istiyorum,” diyor.

Kuzguncuk sakinleri: Bostan’da para, plastik, politika istemiyoruz

Yıllardır onlarca tartışmaya konu olan Kuzguncuk Bostanı şu günlerde de yeni bir tartışmanın odağı haline geldi. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in sosyal medya hesaplarından duyurduğu Kuzguncuk Bostanı’nda Köy Pazarı kurulacağı haberi Kuzguncuk halkı tarafından tepkiyle karşılandı. Bu konuyu Kuzguncuk mahalle muhtarı Ali Faik Kaptan ve Kuzguncuklular Derneği başkanı Tülay Atabey ile konuştuk.

Kuzguncuk mahallesi muhtarı Ali Faik Kaptan: “Belediye bir şeyler yaparken bırakın vatandaşı muhtarlara bile sormuyor.”

Ali Faik Kaptan 1999 yılından beri Kuzguncuk mahallesinin muhtarlığını yapıyor. 65 yıldır Kuzguncukta yaşayan Kaptan, her Cumartesi Kuzguncuk Bostan’da kurulacak Köy Pazarı konusunda endişeli ve tepkili. “Biz de ucuz meyve sebze yemek isteriz. Bununla ilgili bir şikayetimiz yok. Ama bostan pazar yeri olursa yarın arkası da açılır. Bunun yanı sıra buraya insanlar gelecek alışveriş yapacak, çoğunluğu yaya gelmeyecek. Kuzguncuk zaten sıkışmış vaziyette. Hafta sonları Kuzguncuklular sokağa çıkmak dahi istemiyor. Biz Üsküdar Belediyesi ile 3-4 yıl önce bu konuda bir proje yapmıştık ve araştırmalarımız neticesinde Kuzguncuk’ta uygun bir pazar yeri olmadığına karar vermiştik” diyor.

“Belediye düşüncelerimize önem vermeli”

Belediye tarafından halkın iradesinin yok sayıldığını söyleyen Kaptan bu durumu “Belediye bir şeyler yaparken bırakın vatandaşı muhtarlara bile sormuyor. Biz kimiz? Biz vatandaşın temsilcisiyiz. Ben sıkıştıkları zaman muhtarım, onun dışında onların gözünde bir önemim yok. Kuzguncuk’ta pazar kurulacak benim haberim yok. Sosyal medyada bir pazar yeri yapılacağını gördüm ama buraya kurulacağını pankartlardan öğrendim. Belediye her istediğimi yaparım düşüncesiyle hareket etmemeli, gücünü halkı ezmek için kullanmamalı. Kuzguncuk halkı mutlu mu diye sormalı. Bizim düşüncelerimize önem vermeli. Bir örnek olarak anlatmak gerekirse ben başkana kafelerin işgalini ‘Kuzguncuk dışarıdan gelenler için çok güzel bir yer ama yerel halk için her gün daha çekilmez oluyor’ diye anlatınca ‘Haklısın muhtarım’ şeklinde bir cevap aldım. Sonra bir baktım kafelere şemsiyeler konulmuş. Başkanın da haberi vardı. Vatandaşlar yolda yürüyemiyor. Çadır kent mi burası? Düşüncelerimiz önemsenmiyor” diyerek aktarıyor.

“Burada yaşayan mı önemli yoksa günübirlik gelen mi?”

Kaptan, Kuzguncuk’un huzurunun bozulmaya başladığını ifade ediyor ve “Kuzguncuk bizim evimiz, aşkımız. Ben Kuzguncuk’tan başka bir yerde yaşayabileceğimi düşünmüyorum. Kuzguncuk’un dokusunu kaybettikten sonra bir daha geri kazanılabilir miyiz? Ben bunları Kuzguncuk’u bozma projeleri olarak düşünüyorum. Halkın mutlu olmadığı bir şeyi belediye niye yapsın? Burada yaşayan mı önemli yoksa günübirlik gelen mi? Tek istediğimiz huzurumuzun bozulmaması. Yaşadığımız, sevdalandığımız yerin huzuru bozulmasın yeter. Bugünler de inşallah geçecek diye düşünüyoruz” diyerek düşüncelerini dile getiriyor.

Kuzguncuklular Derneği Başkanı Tülay Atabey: “Kuzguncuk Bostanı kimlik kaybına uğruyor.”

1987 yılından bu yana Kuzguncuk’ta ikamet eden Tülay Atabey İTÜ Mimarlık fakültesi mezunu. Kuzguncuk İlya’nın Bostanı Projesinin müelliflerinden biri, 3 dönemdir de Kuzguncuklular Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı yapıyor.

Tülay Atabey’in de Köy Pazarı konusuna bazı itirazları var. Atabey bu itirazları şu sözlerle dile getiriyor: “Kuzguncuk tarihi, kent ve boğaz kimliği olan bir semt. Buraya yapılacak bütün faaliyetlerin bu özellikleri göz önünde bulundurularak yapılması, bu özelliklerin kaybetmeden herkesin Kuzguncuk’un sahip olduğu değerleri fark etmesini ve kullanmasını sağlar. Oysa bizim görebildiğimiz kadarıyla şu ana kadar genel çalışmalar ve bakış açısı Kuzguncuk’u herhangi bir günlük turizm alanı gibi kullanmak üzerine. O nedenle de biz bütün etkinliklerin buranın temel yapısını sarstığını düşünüyoruz.”

Konunun sadece bostan olmadığını söyleyen Atabey’e göre bostan Kuzguncuk’un sadece önemli bir parçası aynı zamanda da Kuzguncuk için önemli bir kavram. Kendisinin bostan düzeyinde ve Kuzguncuk düzeyinde olmak üzere iki düzeyde itirazı var. İtirazlarını şöyle ifade ediyor:

“Bostan düzeyinde itirazım şu: Kuzguncuk bostanı çok eski bir bostan. Boğazda kalmış ender bostanlardan bir tanesi. Kültürel, tarihsel bir birikiminin zedelenmeden gelecek nesillere aktırabilmesi için bu karakteriyle de korunması lazım. Oysa sıradanlaştırılan ve herhangi bir yerde yapılabilecek etkinlikler için kullanılan bir bostan kimlik kaybına, kimlik zaafiyetine uğruyor. Bizim altını kalın yaldızla çizmemiz gereken kimliği git gide sıradan ve unutulan bir şeye dönüşüyor.

Bostan bostandır, koru korudur. Biz bu prensiplere bütünüyle riayet etmek istiyoruz. Biz korunun da parka dönüştürülemeyeceği bir bostanın da parka ya da pazar alanına dönüştürülemeyeceğini söylüyoruz ve söylemeye devam edeceğiz. Bu inadımız, bu netliğimiz olmasaydı şu anda Kuzguncuk Bostanı diye bir yer olmayacaktı. Ya sıradan bir yapay çimle döşenmiş bankları ve içinde çay bahçesi olan sıradan bir yere dönüşecekti ya da üzerine bir bina yapılacaktı. Oysa şu anda bir değer olarak orada duruyor. O değeri borçlu olduğumuz kimlikleri unutmamak gerekiyor. Üsküdar Belediyesi Kuzguncuk Bostanını Kuzguncuk halkına ve derneğimize borçludur. Bu gerçeğin akılda tutulması lazım. Kuzguncukla ilgili kararlar alınırken, tıpkı herhangi bir şehirde en ufak kararlar alınırken olması gerektiği gibi o şehrin toprak parçasının bileşenlerine danışılması gereklidir.”

Kuzguncuk halkının istekleri ve şikayetleri göz ardı edildi.”

Kuzguncuk’un sınırları çoktan aşılmış bir günübirlik turizm yükü olduğunu söyleyen Atabey bu durumun Kuzguncuk halkına yansımalarını şu sözlerle açıklıyor: “Kuzguncuk’ta sokağa çıktığımızda çoluk çocuğun dahi fark edip tuhaf bulacağı dozda insan, taşıt ve araç yükü var. O mahallede yaşayan insanların kendi ihtiyaçlarını karşılamasını engelleyecek kadar yoğun bir trafik var. Bu bile tek başına oraya yeni bir sosyal aktivite getirmemek için yeterli. Gerekli koşullar göz ardı edildi ayrıca Kuzguncuk halkının istekleri ve şikayetleri göz ardı edildi.”

Atabey konuşmasını “Kuzguncuk Bostanının önündeki sokakta yıllardır pazar kuruluyor. İlla bir etkinlik istiyorlarsa Çarşamba günleri kurulan pazarın ucuna köy pazarını ilave edersiniz. Ama bostanı ucunda para olan bir etkinlik için kullanmama anlaşması yaptığımız halde bu şekilde kullanamazlar. Çok basit talepler bunlar. Kavramsal düzeyden gündelik hayat düzeyine kadar her kademede bunun neler yapılmaması gerektiğinin cevabı var. Bu cevaplar hepimizin gözünün önünde. Buna rağmen bu etkinliğin yapılıyor olmasını kınıyor ve kesinlikle karşı olduğumuzu şiddetle söylüyoruz” diyerek bitiriyor.

Selime’ye sakinlerinin yaz kabusu: Gürültü kirliliği

Üsküdar Selimiye’de denetimden uzak yapılaşmalar can güvenliğini tehdit ederken yarattığı gürültü kirliliği nedeniyle de mahalle sakinlerinin kâbusu haline geldi.

İki yıldır devam eden koronavirüs salgınıyla birlikte yaygınlaşan evden çalışma modeli birçok sektörde kalıcı hale geldi. Ancak bu model evden çalışanlar için yeni sorunlar doğurdu. Gürültü kirliliği de bunlardan biri…

Yaz aylarının da gelmesiyle birlikte İstanbul’un hemen her köşesinde başlayan ve denetime tabi tutulmayan inşaat gürültüsü sosyal yaşantıyı olduğu kadar çalışma hayatını da tehdit eder hale geldi. Müşteriyle yapılan bir görüşme sırasında arkadan gelen bir hilti sesi ya da bir makalenin ortasındayken konsantrasyonunuzu bozan bir matkap, çalışanlar için kabusa dönüştü. 

Yaşam alanlarında daha fazla yeşil alan ve sakin bir mahalle yaşantısı arayanların tercih ettiği Üsküdar’ın Selimiye Mahallesi sakinlerinin de en çok şikâyet ettiği konuların başında geliyor gürültü kirliliği.

Dar sokaklarda yapımı süren inşaatlar gürültü kirliliğinin yanında çevreye de zarar verirken mahalle sakinleri Üsküdar Belediyesi’nin bir çözüm bulmasını bekliyor. 

Gazete Üsküdar’a konuşan Özge Arabacı ve Samim Kerem Sayın, “gürültü nedeniyle çalışma hayatlarının zora girdiklerini” söylerken, yerel yönetimlerin acil önlem bulmasını talep ediyor.

Yine aynı mahallede yaşayan ve yüksek lisansını İstanbul’da mekânsal damgalamanın haritalandırılması üzerine yapan Mimar Hürşah Utku Kaya ise, “Sabah erken saatlerde kamu yararına özel bir izin bulunmadığı sürece gürültülü iş kollarına izin verilmemeli ve iş programları bu şekilde planlanmalıdır,” önerisinde bulundu.

“Bazen müşterilerin sesini duyamıyorum”

Reklam sektöründe görev alan ve yaklaşık iki yıldır evden çalışan Özge Arabacı sokağında devam eden inşaat nedeniyle çalışamadığını söylüyor. Mesaisinin büyük bir bölümünü online görüşmelerle geçiren Arabacı, “gün geliyor bazen müşterinin sesini duyamıyorum. Yaz nedeniyle camı dahi açamıyorum. Bu gürültüde evden çalışmak için büyük efor sarf ediyorum,” diyor.

Üsküdar Belediyesi’nin bir an önce önlem alması gerektiğini ifade eden Arabacı sözlerini şöyle tamamlıyor: “Her köşe başında beliren inşaat seslerinden dolayı çalışmak mümkün olmuyor. Kimi zaman geliyor telefon görüşmesi yaparken araya inşaat sesleri giriyor. Online toplantılarda bazen müşterinin sesini dahi duyamıyorum. Evlerimiz çok sıcak olmasına rağmen cam bile açamıyoruz. Belediyenin bir an önce gürültü sorununu kontrol altına almasını talep ediyorum.” 

“Yaz aylarında gürültü nedeniyle camları dahi açamıyoruz”

Selimiye sakinlerinden bir diğeri ise Samim Kerem Sayın. Online olarak eğitimini sürdüren Kerem Sayın, gün boyu devam eden inşaat ve gürültü nedeniyle derslerine konsantre olamamaktan şikayetçi. Kimi zaman sınavlar esnasında yüksek sese maruz kaldığını belirten Sayın sözlerini şöyle sürdürdü:

“Plansız yapılan kentsel dönüşüm, her köşe başına verilen inşaat izni nedeniyle, çok büyük bir gürültü kirliliğinin içindeyim. Köşe başlarında bitiveren inşaatlar gürültü kirliliği yarattığı gibi aynı zamanda da çevre güvenliğini tehdit ediyor. Üsküdar Belediyesi ile defalarca görüşmemize rağmen bir çözüm sağlanamadı. Yerel yönetimin bir an önce, inşaata değil yaşam alanlarına öncelik vermesi gerekiyor.”

“Sürekli olarak huzursuz kentler yaratılıyor”

Kendisi de Selimiye’de yaşayan Mimar Hürşah Utku Kaya ise “sokak aralarında çok sayıda devam eden inşaatların ‘konut sorununu çözmeye yönelik’ olmadığının” altını çiziyor. 

“Türkiye’de ekonomik gidişat çok uzun zamandır sadece inşaat sektörü üzerinden sağlandığı için haliyle her köşe başında yeni başlayan bir inşaatla karşılaşıyoruz. Sürdürülebilir bir ekonomik sistemin olmaması ve yaratılmaması da bu durumu tetikliyor. Gerçekleşen inşaat çalışmaların çok büyük bir kısmı esasen konut problemini çözmeye yönelik değil. Çünkü bu çalışmalar toplumsal ve sosyo ekonomik olarak ele alınıp ve bunun üzerinden bir planlama ile yürütülmüyor. Ayrıca büyük kentler hızla göç almaya devam ediyor. Üniversitelerin açılması ve veya kentlerde oluşturulan yeni iş alanları da genel bir planlama ile değerlendirilmiyor. Bu da sürekli bir kentsel dolaşım ve huzursuz kentler yaratıyor.”

“Denetimden uzak, iş güvenliğini hiçe sayan yapılaşma…”

Planlama olmadan yapılan konutların sorunu çözmediğini, aksine kentsel sorunlar yarattığını belirten Kaya, inşaat çalışmalarının çoğunun denetimden uzak olduğunun altını çiziyor:

“Sürekli yeni bir konut ihtiyacı, yeni işletme ve sürekli bir tadilat hali var ülkede. Günü kurtarmanın ötesine de geçilemiyor haliyle. Genel bir ekonomik, kültürel planlama da olmadığı için bu durumu kontrol edebilecek bir mekanizma da bulunmuyor. Yerel ve merkezi yönetimlerin, gerekli bakanlık ve gerek daire başkanlıkları aracılığıyla bu alanlarda denetimi stabil ve kontrol edilebilir bir hale getirmesi gerekiyor. Ucuz iş gücünden tutun da güvencesiz çalışma ile yürütülen bu çalışmaların büyük çoğunluğunda aslında yasal gereklilikler hiçe sayılarak yapılıyor. Eldeki mevcut yasalar dahi görmezden geliniyor”

“İnşaatın çalışma saatleri kamusal alana göre ayarlanmalı”

Yerel yönetimlerin kent sakinlerinin yaşam alanlarında güvenliğini sağlaması ve denetlemesi gerektiğinin altını çizen Kaya, önerileriniyse şöyle sıralıyor:

“Bu konuda yerel yönetimler öncelikle çalışanın ve kent sakinlerinin güvenliğini sağlamaya yönelik tedbirleri almalı. Aynı zamanda hesap sorulabilir bir kayıtlı çalışmayla hem çalışanın hem de hakları korunacaktır hem de şikayet edilen bu keşmekeş düzen ortadan kalkacaktır. Böylece şikayetçi olduğunuz zaman karşınızda bir muhatap ve bir yaptırım de bulunacak. 

Bir diğer nokta ise çalışma saatlerinin denetlenmesi. Sabah erken saatlerde kamu yararına özel bir izin bulunmadığı sürece gürültülü iş kollarına izin verilmemeli ve iş programları bu şekilde planlanmalıdır. Bu tabi ki gürültü dışındaki yaratılan bu durum inşaat kirliliği için de geçerli. 

Aynı şekilde hafta sonları ve özellikle pazar günleri şantiyelerin ve tadilatların herhangi bir şekilde gürültü yaratacak uygulamalara, kamu yararına özel bir sebep olmadığı sürece izin verilmemeli. Yerel yönetimler bu konularda ısrarcı olur ve yaptırım uygularlarsa bu zaten herkes için daha yararlı ve sürdürülebilir bir kültür olarak devam edecektir. Merkezi yönetimlerin ve yerel yönetimlerin elbette bu çalışmaları ortak bir omurga üzerinden inşa etmesi ve el birliğiyle çalışması da gerekiyor. Fakat bizde bu iki yönetim birbirinden bihaber ve hatta birbirinden saklanarak çalışıyor. Aslında bu sorunu bir bütün olarak değerlendirmek uzun vadede daha iyi sonuçlar verecektir.”

Sedat Anar: “Üsküdar, Her Zaman Nihavent Makamındadır!”

Sedat Anar her ne kadar santurla anılsa da hemen her enstrümanı çalıyor, besteler yapıyor. Kendisiyle ‘yeni memleket’i Üsküdar’ı konuştuk: “Benim sığınağım Doğancılar Parkı karşısındaki Üsküdarlı Muhammed Nasuhi Efendi Cami arkasında yer alan saklı bahçedir. Her gittiğimde çok güzel bir sessizlik ile huzur buluyorum.”

Birçok enstrüman çalıyorsunuz ama santur sizinle özdeşleşmiş gibi… Üsküdar’ın hangi köşesinde santur duyuyorsunuz?

Türkiye’de icracısı çok az olduğu için ve ilk solo santur albümlerini yaptığım için santur benimle özdeşleşti. Google’a bile santur yazınca benim görselim ya da videom çıkıyor. Santurun unutulmaya yüz tutmuş yanıyla mücadele ettim. Albümler yaptım ve santur hakkında Türkiye’de tek kitap olan Santurnâme’yi yazdım. Bütün bunlar beni mutlu eden şeyler. Üsküdar’da daha doğrusu Üsküdarlılara santur sesini duyurmak beni çok mutlu etti. 2015 yılından beri -kafelerde ve kültür merkezi salonlarında- Üsküdar’da toplam 30 konser yapmışım. Bu konserlerin güzel tarafı her zaman tıklım tıklım dinleyiciler olmasıydı. Üsküdar’ın her tarafında santur duyulsun istiyorum ama konser için yeterli imkanlar sağlanmıyor. Bir sponsor bulsam kendim küçük ses sistemi ile birkaç eşlikçi müzisyen dostumu da yanıma alarak Üsküdar’ın tüm sokaklarında santur çalarım. 

Üsküdar, tarih boyunca sanatçılarıyla da meşhur olmuş bir şehir. Siz de Selimiye’de yaşıyorsunuz. Şehrin melodik duygularını tarif eder misiniz?

Ben 2016 yılının mart ayından itibaren İstanbul’da yani Üsküdar’da yaşıyorum. Bu altı yılın ilk üç yılını Çamlıca’da yaşadım. Üç yıldır da Selimiye’de yaşıyorum. Kendim Ankara’da sekiz yıl boyunca sokak müzisyenliği yaptığım için doğal olarak İstanbul denince aklıma ilk sokakları geliyor. Bir sokağa girince ilk düşündüğüm şey “santur sesi bu sokağın neresinde daha güzel tınlar” oluyor. Gürültü ve uğultular içinde güzel bir melodi bırakmak bir başarı işidir. Santurun kendiliğinden akustik olarak yüksek volümlü bir enstrüman olmasından ötürü bu başarı iyi bir icrayla başarılı bir şekilde sağlanıyor. Yani bir süre sonra kalabalık insan sesleri ve gürültüler bu şehrin yani İstanbul’un melodik duyguları olarak geliyor. 

Üsküdar’ın en özel köşesi neresi size göre, nerelerde vakit geçirmekten hoşlanıyorsunuz?

Benim sığınağım Doğancılar Parkı karşısındaki Üsküdarlı Muhammed Nasuhi Efendi Cami arkasında yer alan saklı bahçe. Her gittiğimde çok güzel bir sessizlik ile huzur buluyorum. Orada hissettiğim manevi duygulardan ötürü Nasuhi Efendi’nin şiirlerine beste yaptım. Bunu yaparken de inanılmaz keyif aldım. Tabii bir de Selimiye’yi yani mahallemi çok seviyorum. Zamanımın çoğu evde olduğu kadar Selimiye Camii avlusunda da geçiyor. Tıpkı saklı bahçe kafesinde hissettiğim duyguları Selimiye camii avlusunda da hissediyorum 

Üsküdar bir makam olsaydı, ne derdiniz?

Kesinlikle Nihavent derdim. Çünkü nihavent makamı her yanında neşve dolu bir lezzet bırakıyor kulağa

Son olarak bestelerinize yön veren Üsküdarlılar kimlerdir?

İlk başta dediğim Üsküdarlı Muhammed Nasuhi Efendi. Sonra divanını her okuduğumda bana farklı bir bakış açısı sunan Aziz Mahmud Hüdayi. Sonra bir milyon tıklanan bestemin müellifi olan Yaman Dede. Mezarı evime 700 metre uzaklıkta. Her gün gidip Fatiha okuyorum başında. Sonra da kimselerin bilmediği Seyyid Haşim Baba.

Süleyman Faruk Göncüoğlu: Üsküdar’a yeni anlamlar yüklendikçe Üsküdar’da bir kimlik sorunu oluştu

Süleyman Faruk Göncüoğlu, İstanbul üzerine kaleme aldığı monografilerle tanınan bir sanat tarihçisi. Kentlilik bilincini her zaman vurgulayan Göncüoğlu, “Restorasyon; geri dönüşü olmayan bir yoldur. Bir eseri ihya edeceğiz derken; şehrin kültür hatırasını ortadan kaldırmanız işten bile olmayabilir.” diyor.

Üsküdar, bilhassa son zamanlarda restorasyon yanlışlıklarıyla da gündemde. Bir sanat tarihçisi olarak bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Restorasyon mevzuu esasında bir kültürel mevzu ama bir o kadar da fizikî bir gerçeklik. Onarımın kültürel yönü şudur: Bir aidiyet duygusu hissedersiniz. Ancak bu duyguyu tıpkı binalarda olduğu gibi tahrip etmemek gerekir. Şemsipaşa, halk dilindeki ifadesiyle Kuşkonmaz Camii önündeki yaya yolu meselesini örnek verelim. İstanbul’da uzun yıllar belediye başkanlığı yapmış çok büyük katkıları olan Mimar Kadir Topbaş dönemde yapılan bu proje, maalesef kötü bir uygulama olmuştur. Olaya sadece bir mühendislik olarak bakıldığı için de bugün Şemsipaşa Camii’nde yaşananlar bir şehircilik kargaşasıdır. Tekrar edeyim: Restorasyon; o bölgede o eserin geçmişi ile alakalı duygusal bağını, tarihini, coğrafyasını çok iyi bakmak demek aslında. Bugün maalesef, onarım dendiğinde sadece eski fotoğraflar baz alınıp; ‘o dönemin özellikleridir’ ön kabulü ile işe girişiliyor. Şunu da unutmamak gerekir: Restorasyon; geri dönüşü olmayan bir yoldur. Bir eseri ihya edeceğiz derken; şehrin kültür hatırasını ortadan kaldırmanız işten bile olmayabilir.

Üsküdar; Marmaray, Metro ve çokça otobüs durakları ulaşılabilir ve epey kalabalık bir meydana sahip oldu. Bu yoğunluk şehrin dokusunu örseliyor mu?

Üsküdar, tarih boyunca Anadolu’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Anadolu’ya açılan bir kapı olmuştur. Dolayısıyla bu ‘altın şehir’ her zaman yoğun ve kalabalık olmuştur. Evet, geçmiş dönemlerde bir Üsküdar meydanından bahsedemeyiz ama şehir her daim kalabalığın ayak sesleriyle yoğrulmuştur. Üsküdar bölgesi, İstanbul’un en zengin esnaf çarşısında olduğu yerdi eskiden. Hatta çok yakın tarihlere kadar Kadıköy’den Üsküdar çarşısı alışverişe gelinirdi ama bugün maalesef Üsküdar çarşısı çökmüş vaziyette. Nüfus yoğunluğu, eski kaliteyi, gelenekselliği büyük oranda ortadan kaldırdı. Günümüzde o geleneksel Üsküdar çarşısı ve Üsküdar esnafının tarzı, yerini düşük profile terk etmiş durumda. Yoğunluk, belki Üsküdar’a bir hareket getirdi, iş merkezlerini canlandırdı ama eski doku, eski örf, eski âdetler örselenmiş oldu. Olaya bu yönden bakarsak; Üsküdar büyük bir kayıp yaşıyor.

Eski Üsküdar ile Yeni Üsküdar arasında sadece zaman ve mekân farkı yok. Sizin Üsküdar’ınız nereye denk düşüyor?

Bence Üsküdar üç yerle tarif olunur: Mihrimah Sultan Külliyesi, Yeni Valide Külliyesi ve Üsküdar çarşısı. Üsküdar meydanı dediğimiz alan bu üç temel üzerine kurulmuştur. Ama şehre bütün olarak bakacak olursak Atik Valide Külliyesi’ni pekâlâ dâhil edebiliriz bu şemaya. Üsküdar; bugün değişiyor, görece gelişiyor ve hâliyle bozluyor. Ama bu saydığım yerler ayakta olduğu müddetçe Üsküdar, bir şekilde var olacaktır. Fakat Üsküdar’a yeni anlamlar yüklemeye çalışırken bu esaslar dikkate alınmadığı için Üsküdar’da yavaş yavaş bir kimlik sorunu oluştuğunu da ifade etmek isterim.

Ara Başlık: “Üsküdar; İstanbul’un Anadolu’ya Anadolu’nun İstanbul’a açılan kapısıdır.”

İstanbul’un İlkleri kitabınızdan hareketle Üsküdar’da kaybolan en değerli hatıra neydi?

Üsküdar, pek çok ilklere ev sahipliği yapmış bir şehir. Bunun sebebi de başta ifade ettiğim üzere İstanbul’un Anadolu’ya Anadolu’nun İstanbul’a açılan kapısı olmasıdır. Bilhassa sosyal donatı olan külliyeler bölgesi bu ilklerin başını çeker. Bence Üsküdar’ın İstanbul’a en güzel hediyesi ‘Üsküdar tavrı’ denilen ezan musikisidir. Bu özellik şimdilerde tekrardan canlılık buluyor ki bu yerinde bir gelişmedir. Bir de Yahya Kemal’in ifadesiyle Üsküdar; İstanbul’un fethini seyreden semttir. Yine burası, esasında kesintisiz olarak Mekke-Medine’ye bağlanan noktanın başına teşkil ettiği için Kâbe toprağı olarak da tarif edilmiştir, Osmanlı boyunca. İlk İslam ordularının İstanbul’u seyrettiği yerdir Üsküdar. İstanbul’un ilk Türk mezarlığı addedilen Karacaahmet’in teşekkül ettiği yerdir yine. İstanbul’un simgelerinden olan Kız Kulesi bir Üsküdar güzelidir. Belki paradoks olacak ama Çamlıca Tepesi’ne yapılan yeni kule de İstanbul’un yeni sembolü olarak gündeme geldi.

İcadiye’de ikamet ediyorsunuz… Tanpınar aynı adlı şiirinde şöyle der: Bir gün İcadiye’de veya Sultantepe’de/Bir beste kanatlanır, birden olduğun yerde/Bir kâinat açılır, geniş, sonsuz, büyülü/Bugünün rüzgarında yıkanan mazi gülü…” Peki, siz mahallenizi nasıl tarif edersiniz?  

Benim mahallem bir zaman tüneli gibi. Bugün çarpık yapılaşmaya feda edilmiş İstanbul’da, İstanbul dokusunu muhafaza eden yerlerin başında İcadiye- Kuzguncuk hattı yer alır. 19. Yüzyıl başlarında yavaş yavaş uygulamaya koyulan ızgara planlı şehir sisteminin İcadiye’de görürüz. Smet, bu yapısını hâlâ, bir şekilde koruyor, inşallah da bozulmaz. Klasik anlamda Üsküdar esnafı dediğimiz profille gene İcadiye hudutlarında karşılarsınız. Bana kalırsa İcadiye; Üsküdar-Bağlarbaşı-Altunizade arasında transit geçiş noktasında yer aldığından dolayı fazla dikkat çekmemiş ve fazla tahrip edilmemiş bir muhit. Hiç kuşku yok ki İcadiye-Kuzguncuk, çok renkli kozmopolit İstanbul’un en güzel ve anlamlı yerlerin başında geliyor. Mesela bu özel sınırlar içine Çengelköy’ü dâhil edemiyorum; çünkü Çengelköy artık bir yok oluşun sonucudur.

Bu semtte, hâlâ ‘ikinci zaman’ı hissettiğiniz yerler neresi?

İstanbul’un bugün günübirlik turizm güzergâhlarının başında Kuzguncuk geliyor. Kuzguncuk, bir tarih sergisi gibi. Eski İstanbul sokak dokularını hâlen kendi bünyesinde yaşayan güzide ve müstesna bir semt. Sivil mimari örnekleri görebileceğiniz, çok sesliliği muhafaza eden, Boğaziçi’nin bu eski köyü, benim için ‘ikinci zaman’ı hissettiğim yerdir, diyebilirim. Çünkü İstanbul’da semt denince benim aklıma önce Kuzguncuk geliyor.

İBB ve Üsküdar Belediyesi arasında Kadın Emeği Pazarı gerginliği

İstanbul Gönüllüleri’nin Üsküdar sahilinde açacağı Kadın Emeği Pazarı, Üsküdar Belediyesi’nin girişimiyle Üsküdar Kaymakamlığı tarafından pandemi gerekçesiyle engellendi.

İstanbul Gönüllüleri tarafından Üsküdar sahilinde  bugün başlaması planlanan Kadın Emeği Pazarı, Üsküdar Kaymakamlığı’nın gece yarısı yaptığı tebliğ ile engellendi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı zabıtalar ile Üsküdar Belediyesi’ne bağlı zabıtaları karşı karşıya getiren kararın gerekçesi olarak koronavirüs pandemisi gösterildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yetki alanında bulunan Üsküdar Sahili’ndeki bu etkinliğin kaymakamlık tarafından engellenmesinin ardında Üsküdar Belediyesi’nin bulunduğu iddia edildi. 

İstanbul Gönüllüleri tarafından bugün başlaması plananlan Kadın Emeği Pazarı, Üsküdar Kaymakamlığı tarafından yapılan gece yarısı tebligatıyla engellendi. 

Pazar yerinin kurulmuş olmasına ve duyuruların yapılmış olmasına rağmen son anda yapılan bu tebligata gerekçe olarak koronavirüs pandemisi gösterildi.

İstanbul Gönüllüleri tarafından yapılan duyuruda, “İBB’ye ait Üsküdar Meydanı’nda bugün başlayacak olan Kadın Emeği Pazarı etkinliğimiz Üsküdar Kaymakamlığı’nın gece yarısı (07.06.2021 tarihli) yaptığı tebligat ile İBB birimlerinin tüm çabasına rağmen pandemi gerekçesiyle maalesef engellenmiştir. İstanbullu emekçi kadınların el emeği ürünlerini satarak ev ekonomilerine katkı saklaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz,” ifadesi kullanıldı.

Daha önce Beşiktaş, Kadıköy gibi ilçelerde düzenlenen Kadın Emeği Pazarı, İstanbullu kadınların kendi üretimleri olan eserleri satması aracılığıyla kuruluyordu. 

İstanbul Gönüllüleri tarafından, İBB’nin yetki alanı içerisinde bulunan Üsküdar Sahili’nde kurulan pazar yerinde kaymakamlık genelgesiyle satış yapılmasının ve tezgah kurulmasının engellenmesinin arkasında Üsküdar Belediyesi’nin bulunduğu iddia edildi.

Yapılan girişimler sonucunda, pazarın yarın itibariyle yerinin değiştirilerek açılmasına karar verildi.

Neler yaşandı?

Kurulması engellenen Kadın Emeği Pazarı’nda kendi ürettiği el işlerini satmayı planlayan İstanbul Gönüllüleri üyesi emekli bankacı  Ayşe Nilüfer Erdendoğdu yaşananları Gazete Üsküdar’a anlattı:

“Emekli olduktan sonra fotoğraf çekip el işleri yapmaya başladım. Kendime ait ufak bir atölyem var. Burada yaptığım ürünleri sergi, kermes, organizasyon gibi yerlerde satıyorum. Malum pandemi şartlarında biz çok uzun zamandır evlerdeyiz ve kısıtlı bütçelerimiz ile birtakım ürünler ürettik. Bu ürünlerin de pazara çıkması için birtakım girişimlerimiz oldu, başvurularımız oldu. İstanbul Gönüllülerinin desteği ile oluşan bu Kadın Emeği Pazarı’mızda önceki etkinlikleri kaçırdım fakat Üsküdar’da bu organizasyona katılma fırsatım oldu. Pazartesi ve salı günü yani bugün ve yarın ben de yaptığım el ürünlerini burada sergileyip satışını yapacaktım. Günlerdir bunun hazırlığını yapıp, eksikleri tamamlıyordum. Dün gece saat 2 buçuk 3 sıralarında bir mesaj geldi ve bu pazarın kurulmasının engellendiği, iptal edildiği söylendi. Tabii çok üzüldüm, çok şaşırdım. Çünkü ben günlerdir bu etkinliğin hazırlığı içerisindeydim hem maddi hem manevi olarak. Böyle bir olayla karşılaşınca çok üzüldüm.”

“Ben daha sonra pazarın kurulduğu alana gittim sabah erken saatlerde. Orası inanılmaz derecede zabıtalar ile doluydu. Hem İBB zabıtaları hem Üsküdar Belediyesi zabıtaları resmen barikatlar kurmuşlar. Böyle bir kaos ortamı vardı. Dün akşamdan beri nöbet tutan arkadaşlar da oradaydı İstanbul Gönüllüleri’nden ve tezgah açmak isteyen katılımcılardan. Küçük bir gruptuk önce, daha sonra biraz daha büyüdük.”

“Ardından emniyet amiri bir bey geldi, buranın bir an önce kaldırılması gerektiğine ilişkin bir şeyler söyledi. Hatta ben de dedim ki ‘Neden burası kaldırılıyor, biz buraya emek verdik. Burada işlem yapmayı düşünüyorduk’ diye. Bunun bir kaymakamlık kararı olduğunu ve emirle verildiğini söyledi. O gitti, arkasından CHP İlçe Başkanı ziyaretimize geldi. Bu esnada İBB’den büyük bir kadro bu durumun düzelmesi için çalışma ve görüşmeler yürüttü. Biz de orada beklemeye başladık çünkü kurulmuştu pazar alanı. Biz ürünümüzü alıp gelip satışımızı yapacakken böyle saçma sapan bir şeyle karşılaştık. Tabii çok üzgünüz.”

“Saat 2’ye kadar bekledik. Çeşitli iletişimler kurulmaya çalışıldı yetkili kişilerle ve sonuç olarak da bulunduğumuz yerde yani Üsküdar sahilde değil, Marmaray’ın Aziz Mahmut Hüdayi çıkışı tarafında bir alan bize verileceği söylenildi. Bize söylenen şey pandemi sebebiyle bu pazara izin verilmeyeceğiydi. Madem pandemi sebebiyle engellendi, NEV Çarşı Alışveriş Merkezi’nde sergiler açılıyor hemen Kaymakamlığın yanında, kaymakamlığın karşısında bir saat kulesi vardır orada bir resim sergisi açılmış, Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde şu anda bir kermes var ve kapalı alanda yeme içme organizasyonu var. Pandemi gerekçesi ile bizim pazarımız engellendiyse oradaki işlerin de engellenmesi gerekir. Bu eşitliğe aykırı bir dur um. Bir tarafta siz pandemiyi hiçe sayıp etkinlikler yapabiliyorsunuz. Burada açık alan, hijyen kuralları son derece uygun, birbirine mesafeli olan bir platform olmasına rağmen engelleniyor.”

“Burada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Üsküdar Belediyesi arasında bir çatışma, bir anlaşmazlık söz konusu. Dün gece bu olaylar yaşanırken, orada değildim ama öğrendiğime göre bir arbede olmuş. İBB’nin zabıtaları ile Üsküdar Belediyesi’nin zabıtaları arasında bir sorun yaşanmış. Arkadaşlarım orada baya sıkıntı yaşamışlar hoş olmayan. Üsküdar Belediyesi burada bir pazar yeri açılmasını istememiş ve gerekçe olarak da pandemiyi göstermiş. Ama buna yetkisi olmadığı için, bu pazar yerini kaymakamlık aracılığı ile engelliyor. Bu alan İBB’ye ait bir alan ve biz de bu organizasyonu İBB aracılığıyla gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla bizim burada ciddi bir sıkıntımız oldu.”

pastedGraphic_5.png

“Ben bugün ve yarın burada iki gün tezgah açıp satış yapacaktım. Hakkım olan bu etkinlik engellendi. Bugün bitti zaten, yarın da diğer tarafa taşınacak. Ben burada mağdurum. Benim gibi onlarca kişi mağdur. Kurulmuş olan platformlar sökülecek, diğer tarafa taşınacak. Hem emek hem de zaman israfı olacak. Orada çalışan bu işlemleri yapan arkadaşlar için de bir kayıp. Ne gerek vardı bunlara, madem açacaktınız bu pazarı? Açtırsaydınız o zaman. Baştan orayı gösterselerdi madem. Bu kadar zor şeyler değil bunları yapmak. Gerçekten çok üzgünüz.” 

ÜSMEK’i kursiyerler anlatıyor

ÜSMEK, yaşam boyu eğitim faaliyetleri kapsamında bireyin bilgi ve yetkinliklerinin geliştirilmesine katkı sağlamak, kişisel birikimlerini artırmak, mesleki ve sanatsal bilgilerini geliştirmek, istihdam edilebilirliklerini yükseltmek, gelir elde edebilmelerine fayda sağlamak amaçlı Üsküdarlıların hayatlarına dokunmak üzere dizayn edilmiş patentli bir yetişkin eğitim projesi. 19 Ekim 2020 tarihinde derslere başlayan ÜSMEK pandemi nedeniyle eğitimlere bir süre ara verdikten sonra tam kapanma kıstılmamalarının sona ermesiyle tekrardan kapılarını kursiyerlere açtı.

ÜSMEK Fıstıkağacı Kurs Merkezi Koordinatörü İlknur Özdemir ile merkezin kuruluş hikâyesini, pandemi sürecindeki durumunu, yeni gelişmeleri ve kursiyerleri konuştuk. Kağıt Çiçek Yapımı, Yağlı Boya Resim ve Tezhip kurslarına misafir olduk. Usta öğretici ve kursiyerleri dinledik.

11 ayrı merkez, 18 alanda 356 programla çalışmalar devam ediyor

İlknur Hanım’a ÜSMEK’in kuruluş hikâyesini soruyorum ve ondan merkez hakkında bilgi vermesini rica ediyorum.

Hayat Boyu Öğrenme, Türkiye çapında çok önemli bir şey ve İstanbul ölçeğinde de İSMEK ile çok büyümüş, yer bulmuş ve alışkanlık haline gelmiş bir sistem. İSMEK’lerin büyük oranda azaltılması ve mevcutlar ile de kurslara devam edilmemesiyle Üsküdar’daki boşluk daha da büyüdü. Başkanımız Üsküdar’daki boşluğun farkında olduğu için bu yönde aksiyon aldı. Biz de 2 ay içerisinde gece gündüz çalışarak 11 merkezimizi kurduk. Şu anda 11 ayrı merkezimiz,18 alanda 356 programla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yeni branşlar eklemeye devam edeceğiz. Şu anda 4000 kayıtlı kursiyerimiz var. Kursumuzda sadece hanımları değil beyefendileri de ağırlıyoruz ama oran olarak düşük. Onlar daha çok akşam ve hafta sonu gruplarına katılıyor. Kurslarımıza kabul yaşımız 16 yaş ve üzeri. Tüm gruplarda gençlerimiz var ama gençlere özel bir kursumuz yok. 16-25 yaş için Üsküdar Belediyesi’nin gençlik merkezleri var. Toplamda 6 bin civarı talep söz konusu fakat biz kurs kayıtları için Üsküdar’da ikamet şartı arıyoruz. Veri tabanımızda kaç kişi başvurmak isteyip başvuramamış kontrol ediyoruz. 2500 öğrenci farklı ilçelerden başvurmak istemiş ama ikamet farklı ilçelerden olduğu için gerçekleştirememiş. İnsanlar pandemiden dolayı da dersler nasıl olur diye önce çekindiler. Kursiyerlerimiz derslerimize geldikten sonra sınıfların dizaynını, öğretmenlerin hassasiyetini ve kurallara uyulduğunu görünce ikna oldular ve derslere devam ettiler.

Kursiyerler pandemi sürecinde ÜSMEK’in dışarıdan daha güvenli olduğunu söylüyor

Pandemi sürecinde ne gibi önlemler aldınız? Şu ana kadar Covid-19 testi pozitif çıkan bir öğrenciniz oldu mu?

Merkezimizin açıldığı ilk günden beri hiçbir sorun yaşamadık. Biz koronavirüs konusunda oldukça hassas ve titiz davranıyoruz. Bakanlık makamınca paylaşılan kurallara harfiyen uyduk, uymaya devam ediyoruz. Normalde bizim sınıf kontenjanlarımız en az 20 kişi ve sınıflarımız bu sayıya çok müsait. Biz bu süreçte kontenjanı 12’de sabitledik. Tüm personel ve öğretmenlerimizi bilgilendirdik. Kursiyerlerimiz kayıt sayfasına HES kodlarını kayıt ederek ilerleyebiliyor ve biz de bu şekilde düzenli kontrollerimizi sağlıyoruz. Öğrencilerimiz de çok tedbirli. En ufak bir burun akıntısında bile derse gelemiyorum diye haber veriyorlar. Kursiyerlerimizin bir çekincesi yok. Hatta buranın daha güvenli olduğunu söylüyorlar. Bir hanımefendinin “Canım sıkıldığında dışarıya çıkıp daha çok temas halinde olacağıma burada belirli bir sosyal mesafe düzeninde derse devam edip en azından bir ürün ortaya çıkartıyorum,” dediğini hatırlıyorum. Bu süreçte kursiyerlerimizin kursta ürettikleri ürünlerle aile bütçelerine katkı sağladıklarını duymak bizi daha da mutlu ediyor.

Uzaktan eğitim verilmeyecek

Covid-19 nedeniyle evlerinden çıkmayan ama kurslara katılmayı isteyen çok sayıda Üsküdarlı var. Uzaktan eğitim vermeyi düşünüyor musunuz?

Uzaktan eğitimi Hayat Boyu Öğrenme Müdürlüğü ile görüştük. Biz uzaktan öğretime geçebiliriz, altyapımız buna uygun dedik. Ama onaylanmadı.

ÜSMEK mağazası kurulacak

Kursiyerlerin ürettikleri ürünleri satabileceği bir platform kurmayı düşünüyor musunuz?

Butik bir ÜSMEK mağazası açmak gibi bir niyetimiz, isteğimiz var. Kursiyerlerimizin belli bir konsept çerçevesinde ürünlerini sergileyip satışa sunabilecekleri bir platformda yakınlarına el yapımı ve özel bir ürün hediye etmek isteyen kişiler için ÜSMEK Mağazamız ilk akla gelen alternatiflerden biri olsun istiyoruz. Henüz proje aşamasında.

“Kurslara hobi gözüyle bakmıyoruz, meslek edindirme kursu diyoruz”

Kursiyerleri edindiği becerileri mesleğe dönüştürmesi için teşvik ediyor musunuz?

Biz kurslarımıza hobi gözüyle bakmıyoruz. Meslek edindirme kursu ya da meslek eğitimi diyoruz.

Eğitim sonunda başarılı olan kursiyerlerimize Millî Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika veriyoruz. Evet belki önce hobi olarak başlayan kursiyer birkaç yıl sonra ben bu alanda kendimi geliştirdim ve öğretmenlik yapmak istiyorum dediğinde sahip olduğu sertifikaları birleştirip Mesleki Eğitim Merkezi’ ne sunduktan sonra gerekli şartları olgunlaştığında usta öğreticilik belgesi alarak öğretmenlik yapabiliyor. Bu da bizim için çok değerli. Şu anda takı tasarım, kağıt çiçek yapımı gibi kurslardan Ekim-Mart arası dönemde eğitim alıp ürettikleri ürünlerle kendi e-işletmesini açan kursiyerlerimiz var.

ÜSMEK sadece kursiyerlerin hayatlarına dokunmuyor, çevresine de dokunuyor

Kursiyerlerin çevresi de bu durumdan etkileniyor. Bununla ilgili bir anınız var mı?

ÜSMEK ayrıca sadece kayıtlı kursiyerlerimizin hayatlarına dokunmuyor, kursiyerlerimizin çevrelerine de güzel dokunuşlarda bulunuyor. Kursiyerler kurslarda sadece meslek ve beceri edinmiyor aynı zamanda da sosyalleşiyorlar.

ÜSMEK kursiyerimiz bir hanımefendi “Evde o kadar bunalmıştım ki eşim ve çocuklarıma hiç de kendim olmayan hareketlerde bulunuyordum. Buraya geldim ve artık kendimi çok daha iyi hissediyorum, eşim sizlere teşekkür ediyor,” demişti.

Yine ÜSMEK kursiyerimiz emekli bir beyefendide derslerimizdeki memnuniyetini ifade ederek değerli teşekkürlerini gönderdi.

Bir başka ÜSMEK kursiyerimizse yakın bir zamanda çocuğunu bir kazada kaybetmiş ve diğer çocuğu kardeşinin vefatından sonra yas sürecinden çıkamamış. Hanımefendi bir gün merkezimizin önünden geçerken bir yakınının teşvikiyle merkezimize girip kaydını yaptırmış. Diğer çocuğu yaşadıkları bu acı durumdan sonra üniversite eğitimini tamamlamış donanımlı biri olmasına rağmen evden dışarı çıkamıyor ve çalışamıyormuş. Bir süre sonra annesi bakmış ki çocuğu da bir şeyler üretmek istiyor. Kurslarımıza başlayan annesini görerek etkilenmiş ve annesiyle birlikte yeni şeyler üretmek için heveslenmiş. Şimdi annesiyle birlikte tasarımlar yapıyorlar. Aslında kızı kursiyerimiz değildi ama onun da hayatına annesi vasıtasıyla dokunmuş olduk. Umarız bundan sonra sağlıklı ve mutlu olurlar. Acılarını bir nebze de olsa hafifletebildik ve yeni bir pencere açabildiysek ne mutlu bize.

KAĞIT ÇİÇEK YAPIMI SINIFI

KAĞIT ÇİÇEK YAPIMI HOCASI GÜRAT ÖZTÜRK:

“Bu kursta kursiyerle beraber kağıttan çiçekler yapıp onlardan çeşitli tasarımlar üretiyoruz. Profesyonel üretilmiş kağıtlardan çiçekler yapmak hem yeteneklerini geliştirmeleri açısından hem de belki ilerleyen dönemlerde satışa sunup kazanç sağlamaları açısından önemli. Kursiyerler burada öğrendiklerini geliştirip çalışırlarsa hepsi bir takım mesleklere dönüştürebilirler. Kağıttan yapılan çiçekler ölçülerine göre düğünlerde dekoratif amaçlı kullanılabiliyor. Herkes eve kapanmışken çiçek yapımı yalnızca hobi olarak görünse de rehabilitasyon etkisi de var.”

SEDA KARAAĞAÇLI: “8 yıldır sürdürdüğüm bankacılık mesleğini çocuktan sonra bırakmıştım ve bir daha bankacı olmamaya karar vermiştim. Hayatımın bundan sonraki sürecinde birinin yanında çalışmak yerine kendi işimin patronu olmak istiyordum ama ne yapacağımı bilmiyordum. Pandemi sürecinde ne yapabilirim diye düşünürken tesadüfen ÜSMEK karşıma çıktı. Kağıt çiçek yapımına hiç ilgim yoktu doğrusu. Daha doğrusu bilgim yoktu. Pandemi sürecinde evdeki objeleri geri dönüşüme soktum, her şeyi boyadım. Bir şeyler vardı ama ne olduğunu anlamadım, adını koyamadım. Demek ki buymuş. Tamamen tesadüf. Aklımda olmayan bir şeydi ama şu anda bu kurs beni bambaşka bir yola sevk etti. Hobi olarak başlayan çiçek yapımı şu anda benim için meslek haline gelmeye başladı. Instagram’da kursta yaptığım çiçekleri değişik tasarımlara dönüştürerek @sedamadeflowers adında bir satış sayfası açtım ve ürettiğim ürünleri bu sayfada satmaya başladım. “

AYLİN ÇANKAYA: “Emekliyim ve haftada 3 gün çalışıyorum. Amacım iş hayatını tamamen bıraktıktan sonra kağıttan çiçekler yapabilmek. Kursta ürettiğim çiçekleri arkadaşlarımla paylaşıyorum, hediye olarak veriyorum. Hepsi çok beğeniyor. ÜSMEK bana şu anda hobi olan ama ileride mesleğe dönüşecek bir beceri kazandırdı.”

YAĞLI BOYA SINIFI

YAĞLI BOYA HOCASI MEHMET ŞAH:

“Aynı alanda çalışan babamın yönlendirmesiyle Adıyaman Güzel Sanatlar Lisesi’nde resim bölümü okudum, akabinde Marmara Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliğini bitirdim. Şu anda tecrübelerimi Üsküdar halkına aktarmaya çalışıyorum. Pandemi döneminden dolayı psikolojik sıkıntılar yaşıyoruz ve sanat dallarında eğitim almak öğrencilerimizde terapi etkisi yaratıyor. Öğrencilerden de geri dönüş alıyoruz. Evde de meşguliyet sahibi olmaları için ödevler veriyoruz. Kursları ödevlerle destekleyerek pandeminin vermiş olduğu etkiyi minimuma düşürmeye çalışıyoruz.”

ELİF ÖZKAN: “Hukuk öğrencisiyim. Okullar online olunca bir hobi arayışına düştüm. Resme ilgim vardı ve buraya geldim. Pandemi sürecinde kursların devam etmesi çok iyi oldu, bir süre sonra sıkıntıdan patladık. Şu anda kendi resmimi yapıyorum. Bu benim ilk yağlıboya çalışmam. ÜSMEK’in içimdeki yeteneği ortaya çıkardığını düşünüyorum. Evde olsa oturup resim yapmazdım. Şu anda çizim yeteneğimin baya geliştiğini düşünüyorum. İnsan kitaplarda boğulunca böyle şeylerle rahatlayabiliyor. Ara verdiğimizde oturup sohbet ediyoruz, ortam çok güzel.”

GAMZE YANIKCI: “Lise zamanlarımdan beri resmi çok seviyorum. Buraya içimde bir yetenek var mı öğrenmeye geldim. Daha önce hiç resim dersi almadım. Eskiden doğaçlama yapıyordum şimdiyse bilinçli bir şekilde yapmaya çalışıyorum. Buradan mezun olduktan sonra başarılı bir şekilde resim yapmayı öğrenebilirim diye düşünüyorum. O zaman mesleğe bile çevirebilirim. Burada insanlar zamanlarını kaliteli bir biçimde değerlendiriyor. Hocamız çok iyi. Belki ücret ödeyerek bir kursa katılmış olsak bu kadar iyi şartlarda olmazdık diye düşünüyorum.”

TEZHİP SINIFI

TEZHİP HOCASI HANİFİ DURSUN:

“Ben İSMEK’lerde 14 yıl hocalık yaptım. Tezhip kursları bazında bir iki kurs hariç diğer kursların hemen hepsi kapatıldı. 40 tezhip hocasından 4 kişi kurs vermeye devam etti. Yani tam zamanlı çalışanlar kaldı, yarı zamanlı çalışanlar gitti. ÜSMEK açılınca buraya müracaat ettik. Tezhip sanatı Osmanlı Dönemi’nden beri özellikle 15 ve 16. yüzyıllarda zirve yapmış bir sanat. Cumhuriyet döneminde bir gerileme dönemi olmuş ama şu anda çok iyi bir dönemde. Tezhip başta sabrı öğretiyor. Burada yeteneklerini keşfetmiş oluyorlar. Biz de onların yeteneklerini görüyoruz. Hocaların da yönlendirmesiyle bazıları gerçekten meslek edinme konusunda adım atmış oluyor. Bazıları fakültede öğrenci olmak istiyor. Bazıları atölye usulünde çalışıyor. Üsküdar bizim geleneksel sanatlarımız için merkez oldu. Üsküdar’da hem hat hem tezhip konusunda birçok atölye var. Hattat ve müzehip var. ÜSMEK’ler de bu hocaların tanınmasına vesile oluyor. Buraya gelen öğrenci en üst seviyeyi tanımış oluyor.”

HATİCE ZİYA: “Tezhip sadece emekliler için değil gençler için de çok güzel bir alan. Genç kişileri odaklanma, konsantrasyon, meditasyon çalışması için hem de klasik dönemi tanımak hem de geleneksel el sanatlarını devam ettirmek için çok güzel bir faaliyet fırsatı. 6 sene İSMEK minyatüre devam ettim. ÜSMEK burayı açınca hemen kayıt oldum. Mahalleme çok yakın, çok güzel bir fırsat. Bana sabırlı ve disiplinli olmayı öğretti. Bence burası sadece bir kurs değil aynı zamanda bir araştırma-geliştirme aşaması. Araştırmalar yapıyorsunuz, bir araştırma zevki de getiriyor insana. Geliştirmeye çalışıyorsunuz, geliştirdikçe daha iyisini yapmaya çalışıyorsunuz. Belediyemizin de bunları düşünmesi çok güzel. Kursiyerlerin de bir beklentisi var. Malzemeler çok pahalı ve buraya konulan vaktin bir değeri var. Belki Üsküdar Belediyesi kursta üretilen eserleri talep edebilir, bir geri dönüşüm sağlanabilir.”

Üsküdar esnafı Ramazan’da da umduğunu bulamadı

Türkiye’de artan koronavirüs vakalarına karşı bu sene Üsküdar esnafı Ramazan’da da aradığını bulamadı. Ramazan heyecanı pandeminin gölgesinde kaldı. Esnaf dört gözle normalleşmeyi bekliyor.

Koronavirüs vakalarının Türkiye’de görülmesinin ardından ülke genelinde bugüne kadar tüm kafe, kıraathane ve lokantalar 188 gün kapalı kaldı.  Barlar ve gece kulüpleri ise 16 Mart 2020’den bu yana kapalı durumda.

Ticaret Bakanlığı rakamlarına göre koronavirüs tedbirleriyle yaklaşık 2 milyon esnaf ve milyonlarca aile etkilendi. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Sicil Gazetesi rakamlarına göre 2020 yılında en az 99 bin 588 esnaf kepenk kapattı.

Ramazan ayı boyunca lokanta ve kafelerin sadece paket servisle faaliyet göstermesine müsaade edilmesi kararı çıktıktan sonra, 4 ay aranın ardından kısıtlamalarla açılan Üsküdarlı esnaf sahipleri yeniden başlayacak olan tam kapanma kararı ile kara kara düşünüyorlar.  

“ESKİ RAMAZANLARI ARIYORUZ”

Üsküdar’da berber olan Ferit Kılınç: “Tam kapanma ile beraber geçimimiz daha da zorlaşıyor. Her sene bir önceki seneyi aratıyor. Bu yıl koronavirüs ile beraber tek umudumuz Ramazan ayıydı. Şimdi eski Ramazanları arar olduk. Biz geçimimizi işimizle geçiriyoruz. İş yerine, eve kira ödüyoruz. Kapalı olduğumuz zaman vergimizi vermeye devam ediyoruz. Biz devletten stopajın kaldırılmasını bekliyorken kaldırılmadı. Esnafa verilen basit usul destek şartlarımız uymadığından verilmedi. Kaldı ki İstanbul’da basit usul esnaf neredeyse kalmadı. 

Pandemi başında beri çalışmadığımız günlerde vergilerimizi vermeye devam ederken, bir sefer verilen 2,250 TL’lik destek haricinde hiçbir destek alamadık,” diye konuştu.

“22 YILLIK ESNAFIM, İLK DEFA VERESİYE TRAŞ YAPTIM”

22 yıldır esnaf olduğunu belirten Kılınç, “Ramazanlarda çoluk çocuk traş olmaya gelirdi. Artık çocukları geçtim eskisi kimse gelip traş olmuyor. Ramazan ayı heyecanı bu sene hiç yok. Yıllardır müşterim olan adam gelip benden veresiye traş istedi. Ben 22 yıldır esnafım ilk defa böyle bir şeyle karşılaştım. Sadece o değil bu yıl birçok kişi gelip benden veresiye traş istedi,” diyen işletmeci Ferit Kılınç, sözlerini şöyle tamamladı:

Biz stopajların kaldırılmasını beklerken geçen ay 600 TL sürpriz bir stopaj ücreti çıktı bana. Ben şok oldum. Hiç beklemediğim bir şeydi. Gram altınım vardı onu bozdurdum öyle ödedim. Küçük esnaftan alınan stopaj ücretlerini kaldırılmasını istiyoruz. Faturalarım kadar stopaj ödüyorum. 

“SATIŞLARIMIZ YÜZDE 80 DÜŞTÜ”

Kasım ayından mart ayına kadar 4 ay kapalı olduklarını söyleyen Üsküdar’da dönerci olan Cihan Bavruk: “Ramazan ayı çok kötü geçiyor. Satışlarımız yüzde 80 düştü. Açtığımız süre zarfında sadece kiramızı ödeyebildik. 4 aydır doğalgaz, elektrik, su ödeyemiyoruz. Evimize zor geçindiriyoruz. Kiralarımızı ödeyemiyoruz. Tekrar tam kapanma ile ne yapacağımızı bilmiyoruz.

Devletten yeterli desteği göremedik. Ramazan ayında en azından işler biraz düzelir umuduyla bekledik ama bu sene Ramazan pandemi nedeniyle çok kötü geçiyor,” diyen işletmeci Cihan Bavruk, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bizde tam kapanma olmasını istiyoruz. Ama bizimde geçimimizi sağlamamız gerek. Her ay düzenli olarak faturalarımızı ödüyoruz. Birçok giderimiz var ama gelirimiz yok. Bizim istediğimiz yeterli bir destek görmek. Ramazan ayında tam kapanma ile ne yapacağız bilmiyoruz. Bir an önce aşılar tamamlansın, ülke eski günlerine dönsün. Başka da bir şey istemiyoruz.”

“ÖDEMELERİMİZİ NASIL YAPACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUZ”

Yetkililerin esnafın borçlarını karşılaması gerektiğini dile getiren Üsküdar’lı esnaf Akif Yavaş: “Ramazan ayında akşam 17.00-18.00 olunca dükkanı kapatmak durumundayız. Ramazan’da akşam pandemi tedbirleri var, gündüz de pek kimse gelmiyor. Tam kapanmayla Ramazan boyunca kapalı olacağız. Yetkilliler gelip en azından giderlerimizi karşılasınlar. Bu şekilde biz dükkanı kapatmaya razıyız. Çalışanlar mağdur oluyor. Biz faturalarımızı ödemekte güçlük çekiyoruz,” şeklinde konuştu.

Kısıtlamaların sadece esnafa geldiğini belirten Yavaş, “Ramazan ayının gelmesiyle beraber hazırlık yaptık. Faturalarımızı nasıl ödeyeceğimizi düşünüyoruz. Kısıtlamalar en çok bizi vurdu.  Ramazan ayı için malları getirttik ama elimizde kaldı. Devletin esnafa destek vermesini istiyoruz. En azından pandemi süresince kira desteği verilsin ya da kira vergisi alınmasın. Ramazan ayı gelince akşam 20.30’da iftar yapıyoruz. Saat 21.00’de de kısıtlama var,” diye konuştu.

Küçüksu’da baz istasyonu gerilimi

Üsküdar Küçüksu’da belediyenin izni doğrultusunda başlanan baz istasyonu yapım çalışmalarına mahalle sakinlerinden tepki geldi. Mahalle sakinlerinin kalabalık bir şekilde toplanarak engel olduğu baz istasyonu yapım çalışmalarına şimdilik ara verildi.

Üsküdar Belediyesi’ne bağlı Küçüksu Mahallesi’nde edinilen bilgilere göre Turkcell’e ait bir baz istasyonu yapımı mahalle sakinleri tarafından engellendi. Zabıta ve polisin de olay yerine geldiğini belirten mahalle sakini Şule Akansu, olayı Gazete Üsküdar’a anlattı.

“Belediyeden henüz ses yok”

Daha öncede aynı yere baz istasyonu için gelindiğini belirten Şule Akansu, mahalle sakinlerinin tepkisi sonucunda baz istasyonunun iptal olduğunu hatırlattı.  İBB’den herhangi bir izin alınmadığını söyleyen Akansu, “Üsküdar Belediyesi’nin onayı var deniyor. Şimdi zabıta geldi durdu ama belediyeden bir ses yok. Bütün mahalleli olarak kaldırımın üstüne ve yerleşim bölgesinin içine yapılan bu baz istasyonunu istemediğimizi belirttik. Biz burada vatandaşlar olarak duruyoruz. Onlar da çalışmaları durdurdular ama başında bekliyorlar,” dedi.

Baz istasyonu yapım çalışması

Mahalle sakinleri teyakkuzda

Üsküdar Belediyesi yetkililerine ulaşamadığını söyleyen Şule Akansu:  “İBB’den şu anda gelen yok, sadece Üsküdar Belediyesi’nin zabıtaları ve polis var,” derken, toplamda 20 kişi kadar mahalle sakinin süreci yakından takip ettiğini aktardı. Sokağa çıkma yasağına bu çalışmanın denk getirilmesine değinen Akansu: “Hatta dün gece sabaha karşı gelmişler. Bizim siteden arkadaşlar görüp durdurmuşlar. Şu anda insanlar fark etmesin, gelmesin diye sokağa çıkma yasaklarından istifade ediyorlar. Çıkanlara da polis yasak var diyerek ikaz ediyor,” dedi.

Son olarak baz istasyonu için kaldırımda açılan çukurun geri kapatılmadığını söyleyen Akansu:“Üsküdar Belediyesi’ndeki yetkililere ulaşamıyoruz. Mahallemizden arkadaşlar İBB’den yetkilileri aramışlar fakat bilgimiz yok demişler. Zabıtalar siz gidin diyor. Daha sonra burası yapıldıktan sonra itirazınızı bildirirsiniz diyorlar… Mantık mı bu?” şeklinde sitem etti.  

Olay yerine zabıta ve polis ekipleri de geldi.

Peki yasal mevzuat nedir?

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK), baz istasyonlarının kurulumu için “Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve Denetimi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uyulması kaydıyla kapsama ve kapasite artışı sağlanması gereken yerlerde kurulabilmektedir,” diyor.

Osman Çerezci ve Selim Şeker’in 2014 yılında yazdıkları “Baz İstasyonları Nerelere ve Nasıl Kurulmalıdır?” isimli makalede konuyla ilgili mevzuatın teknik eksikliklerini incelenmiş. Makalede sağlık açısından dikkat çeken bir tespitte var. Bu durum şöyle açıklanmış: “Uzmanlar son yıllarda şehir için artan radyasyon nedeniyle baz istasyonlarının son derece dikkatli ve güvenli bir şekilde yapılmasını söylüyor. Elektromanyetik Alanlar Güvenlik Komisyonu’nun (ICEMS) 22-24 Şubat 2006 tarihinde İtalya’nın Benevento kentinde ‘Elektromanyetik Alanlara İhtiyatlı Yaklaşım: Mantıksal Temel, Yasal Düzenlemeler ve Uygulama’ başlığında düzenlediği toplantı ışık tutar niteliktedir. Bildirgede, elektromanyetik alanların olumsuz sağlık etkilerine yönelik kanıtların arttığı, bu kanıtların halk sağlığı sorunu olarak ele alınması ve incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bildirgede elektromanyetik alanların biyolojik sistemleri etkilemediği görüşünün bilimsel düşünceyi temsil etmediği belirtilmektedir.”

Baz istasyonu konusunda kazanılan bir dava var

2010 yılında Sabit Yalçın’ın, evinin karşısında bir çatıya konulan baz istasyonuna karşı 3,5 yıl boyunca tek başına verdiği hukuk mücadelesi sonucunda mahkeme tarafından baz istasyonunun sökülmesine karar verilmişti ve baz istasyonu sökülmüştü.

Bolununsesi.com’dan edindiğimiz bilgilere göre Yargıtay 4 mart tarihinde verdiği kararda; “…Baz istasyonunun yaydığı radyasyonun referans değerlerinin altında olsa bile, zaman içinde bölgede radyasyon yoğunlaşması ve buna bağlı olarak hastalıklara yol açacağına…” hükmederek Sabit Yalçın’ı haklı bulmuştu.