Üsküdarlı Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline karşı sokağa çıkıyor

Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılması protesto edilmeye devam ediyor.

Kadın örgütlerinin sosyal medya üzerinden yaptığı çağrıya göre Üsküdarlı Kadınlar, 25 Mart Perşembe günü saat 18.30’da “İstanbul Sözleşmesi bizim, vazgeçmiyoruz!” diyerek Üsküdar İskelesi’nde toplanacak.

Ne olmuştu?

Türkiye, Resmi Gazete’de Cuma Gecesi yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini duyurmuştu.

Kararnamede, “Türkiye Cumhuriyeti adına 11/5/2011 tarihinde imzalanan ve 10/2/2012 tarihli ve 2012/2816 sayılı Bakanlar kurulu kararı ile onaylanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3’üncü maddesi gereği karar verilmiştir” ifadeleri yer almıştı.

Kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasının hemen ardından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sosyal medya hesabında kurum Başkanı Fahrettin Altun’un şu ifadelerine yer verilen bir paylaşım yapıldı: “Güçlü kadın ve aile, büyük Türkiye için vazgeçilmezdir. Kadınların sorunlarını çözecek çalışmalar hükümetimizin ana gündemi olmaya devam ediyor.”

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise #GüçlüKadınGüçlüTürkiye etiketiyle yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Kadın haklarının teminatı, Anayasamız başta olmak üzere, iç mevzuatımızdaki mevcut düzenlemelerdir. Hukuk sistemimiz ihtiyaca göre yeni düzenlemeleri hayata geçirebilecek kadar dinamik ve güçlüdür”.

İstanbul Sözleşmesi’nin kapsamı

Kısaca “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti bir insan hakkı sorunu olarak ele alıyor ve bu tür şiddete sıfır tolerans gösterilmesini hedefliyor.

Şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesi, sözleşmenin temel taşlarını oluşturuyor. Ev içi (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik) şiddet, kadınların sünnet edilmesi, zorla evlendirilme, cinsel taciz, cinsel şiddet, taciz amaçlı takip, kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama gibi olguların bir suç olarak düzenlenmesi ve cezalandırılmasını öngörüyor.

Sözleşme daha çok kadınlar için olsa da erkek ve çocukları da kapsıyor. Erkeklerin de aile içi şiddet ve zorla evlendirilme gibi bazı şiddet türlerine maruz kaldığını belirterek, taraf devletleri, sözleşme hükümlerini erkekler, çocuklar ve yaşlılar dahil olmak üzere, aile içi şiddetin tüm mağdurlarına uygulamaya davet ediyor.

Sözleşme, aynı cinsiyetten olan çiftlerin yasal olarak tanınması da dahil olmak üzere, toplumsal cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimle ilgili olarak yeni standartlar getirmiyor. Aile ve evlilik kavramları konusunda yeni tanımlar içermiyor.

Üsküdar’da 4 kişi, Kız Kulesi’nin karşısındaki ağaçları keserken yakalandı

Üsküdar’da 4 kişi, Kız Kulesi’nin hemen karşısında sahilde yer alan ağaçları keserken yakalandı. Şahıslar, ağaçları neden kestiğini söylemedi.

Üsküdar’da Kız Kulesi’nin hemen karşısında sahilde yer alan ağaçlar, gece saat 02.00 sıralarında 1’i kadın 4 kişi tarafından ellerindeki motorlu testerelerle kesildi. İhbar üzerine olay yerine zabıta ve polis ekipleri sevk edildi. Ekipler, ağaçları kesen kişileri ellerinde 3 motorlu testere ile yakaladı. Zabıta ekipleri tarafından haklarında tutanak tutulan kişiler, polise teslim edildi.  Şüphelilere, “sokağa çıkma kısıtlamasını ihlal” ve “kamu malına zarar vermekten” toplam 4 bin 27’şer lira para cezası kesildi. İfadeleri alınan 4 kişi hakkında soruşturmanın sürdüğü de kaydedildi.

“Niye kestiklerini söylemiyorlar.”

Üsküdar zabıta ekipleri ağaçların kesildiği yere gelerek inceleme yaptı. Kesilen ağaç dalları ve parçaları ekipler tarafından temizlendi. Üsküdar Zabıta Müdür Yardımcısı İbrahim Kocaoğlu, “Sabaha kadar olan nöbetçi ekiplerimiz var. İhbar geliyor, polis ile beraber müdahale ediyorlar hemen. Saat 02.00’da biri kadın toplam 4 kişi, ağaçları keserken ekiplerimizce yakalandı. Biz kişiler hakkında belediye uygulama yönetmeliğine göre zabıt tuttuk, para cezası da verilecek. Ayrıca bu kişiler karakola götürülüp adli işlem başlatıldı. Toplam ikisi büyük olmak üzere 6 tane ağaç kesmişler. Niye kestiklerini söylemiyorlar. Sonuç itibari ile adli soruşturma sonucunda belli olacak” diye konuştu.

“Bunu yapan insan olamaz.”

Olaya ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ise, “Gece 02.15’te Kız Kulesi’nin karşısında, 3 kişiyi ellerinde hızarlarla yakaladık. Maalesef 2 yetişkin ağacı kesmişler, diğerlerini kesemeden yakalandılar. Tutanak tuttuk, polise teslim ettik. Bunu yapan insan olamaz. Yenilerini dikecek, bu zorbalığın da peşini bırakmayacağız” dedi. 

Kaynak: Evrensel

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar Çamlıca Kulesi’ni ziyaret etti

İSTANBUL (AA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çamlıca Kulesi’nde incelemelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun annesi Servet Soylu’nun Gaziosmanpaşa Merkez Camisi’nde kılınan cenaze namazına, ardından da Eyüpsultan Mezarlığı’ndaki defin törenine katıldı. 

Erdoğan, daha sonra Üsküdar’daki Çamlıca Kulesi’ne geçerek incelemelerde bulundu, yetkililerden bilgi aldı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da eşlik etti.

Erdoğan, kuleden İstanbul manzarasıyla fotoğraf da çektirdi.

Üsküdarlılar kütüphaneme dokunma diyor

Üsküdar, İstanbul’da en çok çocuk kütüphanesine sahip ilçeydi, artık değil. Çinili Çocuk Kütüphanesi’nden sonra Mihrimah Sultan Çocuk Kütüphanesi de Üsküdar Belediyesi’ne devredildi, kapılarıysa kilitli. Şimdilerde Selimiye Çocuk Kütüphanesi’nin de belediyeye devredileceği, gençlik merkezi ya da sıbyan mektebine dönüştürüleceği konuşuluyor.

Bahsi geçen bu devir işlemi gerçekleşirse Şemsipaşa İlçe Halk Kütüphanesi’ne bağlı Selimiye’nin çocuk kütüphanesi de tarihe karışacak gibi gözüküyor. Hatırlatmak gerekirse kütüphane, imparatorluğun reformist padişahı III. Selim tarafından 1801-1805 yılları arasında Sıbyan Mektebi olarak tasarlanmış. Daha sonraki süreçte Vakıflar İdaresi tarafından 1969 yılında çocuk kütüphanesi, 1976 yılında da halk kütüphanesi olarak kapılarını açmış. 2012’den bu yana Kültür Bakanlığı’nca çocuk kütüphanesi olarak hizmet veriyor. Selimiyeliler devir işlemine itiraz ediyor. Mahallenin muhtarı Haluk Yege, kütüphanenin eskisi gibi kalması için imza kampanyası başlattı. 

Mevzuata göre çocuk kütüphanesi; il veya ilçe halk kütüphanesine bağlı olarak on dört yaşına kadar olan çocuklara ayrı bir binada hizmet veren kütüphanelerdir. “Kütüphanelerin işlevi” başlığı altındaki maddeyi yeniden hatırlatalım, şayet böyle bir karar varsa umulur ki geri dönülsün: “Başta çocuklar olmak üzere, bölge halkında okuma kültürü ve kütüphane kullanma alışkanlığı yaratır ve güçlendirir.”

Son söz ise Selimiye’deki kütüphanenin “çocuk” kalacağını her fırsatta dile getiren Sayın Başkan Hilmi Türkmen’e. Sizi boyama kitabı, çocuk romanı ve resimli kitaplarla Selimiye Kütüphanesi’ne bekliyoruz…

Selimiye Çocuk Kütüphanesi’ni kapatmayın!

Esin İrlan: “Kütüphaneye asıl şimdi ihtiyaç var!

İstanbul’da örnek olan Selimiye Çocuk Kütüphanesi’nin kapanması çocuklara büyük haksızlık olur! Burada etkinlik yaptırdığım zamanlarda görüyordum ki, bu kütüphane onların özgürce var olabildikleri en önemli kültürel alan. Pandeminin açtığı yaraları sarmak için asıl şimdi Selimiye Çocuk Kütüphanesi’nin var olması gerekiyor. Benim kızımın da çok sevdiği Selimiye Çocuk Kütüphanesi’ni kapatmayın!

Burçak Öksüz Doğan: “Burası, çocuklar için kütüphaneden çok fazla anlam taşıyor.”

Altı yaşındaki kızım için kütüphaneden öte bir yer ve değer Selimiye Çocuk Kütüphanesi. Kızımın ilk üye olduğu ve sonrasında kitapları kendi seçip görevlilere giderek ‘kimlik beyanında’ bulunduğu, onun ve bizim adımıza özel bir mekân. Tarihi olmasının yanı sıra mahalle içerisinde kalması, yürüme mesafesinde olması kızımın eğlence ve bilgi hazinesine adımlarla ulaşması açısından oldukça değerli. Ayrıca yapılan etkinlerle çocuklar için kütüphaneden de öte. Giriş katındaki yap-bozlar, ahşap oyuncaklar kitap sevgisine geçiş anlamında güzel bir adımdı. Kışları çocukların gideceği yerlerin az olması düşünülürse sıcak ve kültürel bir eğlence mekânıydı. 

1969’da Vakıflar İdaresi’nce çocuk kütüphanesi olarak düzenlendi

9 Şubat 2020 tarihinde, Gazete Üsküdar’da yayımlanan bir yazı vardı: Bu kütüphanelerde hep çocuklar var! İlgili yazıdaki bölüm şöyleydi: Selimiye, imparatorluğun modern yüzü ki bu hâl bugün de kısmen devam ediyor. 26. Osmanlı sultanı III. Selim için inşa edilen ve onun adıyla anılan külliyede iki kütüphane var: İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphanesi ve Selimiye Çocuk Kütüphanesi. 1805’te sıbyan mektebi olarak tasarlanan yapı, 1969 yılında Vakıflar İdaresi’nce çocuk kütüphanesi olarak düzenlenmiş. 2012 yılı bu kütüphane için önemli bir tarih olur çünkü “Çocuk Kütüphanelerini İyileştirme Projesi” kapsamına alınır. Buna uygun olarak; iki kattan müteşekkil binanın giriş katı okul öncesi yaş grubu için düzenlenir, üst kat ise çocuk ve genç bölümleri yapılır. 13 bin kitap ve 12 adet süreli yayına sahiptir. Çeşitli çocuk etkinliklerinin yapıldığı kütüphane, resmî tatil günleri hariç her gün 09.00-19.30 arası sizleri bekliyor. 

Editör notu: Bu haber-röportaj yayınlanmadan önce Üsküdar Belediyesi’ne iddialara ilişkin cevap hakları için iletişime geçtik. Kendileri konu ile ilgili tarafımıza dönüş yapacaklarını belirtseler de bir geri dönüş olmadı. Bu haber-röportaj yayımlandıktan sonra cevap vermek isterlerse, cevaplarını haberimize ekleyeceğimizi duyururuz. 

İBB Şemsi Paşa Camii önündeki kazıkları sökmek istedi, Koruma Kurulu engelledi

Şemsi paşa cami havadan görüntülendi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Üsküdar Şemsi Paşa Camii etrafına önceki İBB yönetimi döneminde çakılan kazıkları sökmek için Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul 6 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna başvurdu.

Koruma Kurulu İBB’nin talebini fore kazıklı betonarme dolgu alanlarının, kazıkların sökümü sırasında Şemsi Paşa Camii’ne zarar vereceğini gerekçe göstererek reddetti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin eski yönetimi tarafından 2016 yılında başlatılan fakat gelen tepkilerin ve caminin hasar gördüğünün tespit edilmesinin ardından durdurulan caminin zeminin genişletme projesinin yapımına geçtiğimiz aylarda yeniden başlanmıştı.

2017 yılında Kültür Bakanlığı Koruma Kurulları ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün onayı, dönemin İBB yönetiminin uygulaması ile Üsküdar kıyısında denize 12 bin metre kare dolgu yapılmış ve 960 kazık çakılmıştı.

Bu uygulamalar sırasında tarihi caminin bahçe duvarlarında ve bahçe zemininde çatlaklar meydana gelmiş, vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri bu projeyle caminin yalı camisi olma vasfının kaybolmasına itiraz etmişti.

Aradan geçen dört yılın ardından İBB  yönetimi değişmesine rağmen ocak ayında halk arasında “Kuşkonmaz Camii” olarak da bilinen tarihi caminin zemin genişletme çalışmaları yeniden başlatılmış, bu durum vatandaşlar tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Tartışmalar üzerine caminin önüne deniz önü seti yapan İBB önceki yönetim döneminde çakılmış fore kazıkların kaldırılması için Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul 6 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna itiraz dilekçesi verdi.

İBB’nin çalışması için uygulamanın durdurulmasını isteyen Vakıflar Genel Müdürlüğü temsilcisinin katılmadığı Koruma Kurulu toplantısından da ilginç bir karar çıktı. Kararda İBB’nin kazıkların kaldırılması itirazı, kazıkların kaldırılmasının camiye zarar vereceği gerekçesiyle reddedildi.

Karar metninde şu ifadeler yer aldı:

“İstanbul İli, Üsküdar  İlçesi, sit dışında kalan Üsküdar Meydanı ve Yakın Çevresi Dolgu Alanında, korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli 43. ada 3. parselde yer alan Şemsi Paşa Camii’nin deniz tarafında yapılan uygulamaların 11.06.2020 tarihli ve 6184 sayılı Kurul kararı ile uygun bulunan projeye göre ve tescilli yapılara zarar vermeyecek şekilde sürdürülmesine, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı Kültür Varlıkları ve Projeler Müdürlüğünün 12.01 .202I tarihli ve 94.8405 sayılı yazısı ile kaldırılması talep edilen fore kazıklı betonarme dolgu alanlarının, kazıkların sökümü sırasında korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli cami-külliye yapılarının zarar göreceği gerekçesi ile yerinde muhafaza edilmesine, uygulama sonrası fotoğrafların Kurulumuza iletilmesine karar verildi.”

Kaynak: Serbestiyet

8 Mart Kadınlar Günü: Üsküdar’ın Sembol Kadınları

İstanbul’un tarihi ve kendine has ruhuyla gözde semtlerinden olan Üsküdar sembolik yapılarıyla da dikkat çeker. Pelin Batu’nun +90 kanalıyla yaptığı “Semt bizim: Pelin Batu ile Üsküdar gezisi | ‘Güçlü kadınların mekanı'” adlı röportajda dikkat çektiği gibi Üsküdar kadın figürleriyle öne çıkar. 8 mart Dünya Kadınlar Günü haftasında, Üsküdar tarihindeki önemli kadın figürleri sizin için derledik.

Florence Nightingale

Üsküdar, Harem’de bulunan Selimiye Kışlası, Kuzey-Batı kulesinde Florence Nightingale müzesine ev sahipliği yapmaktadır. Nightingale, 1854 yılında Osmanlı ve İngiliz ordularının Rusya’ya karşı savaştığı Kırım Savaşı sırasında askeri hastane olarak kullanılan Selimiye Kışlası’nda bulunmuştur. Hemşirelerin yöneticisi olarak görev almış, yaralı askerleri tedavi etmiştir. O dönemden kalma pek çok eşya, Florence Nightingale’e ait el yazmaları ve mektuplar müzede halen sergilenmektedir.

Geceleri de ara vermeden gaz lambası ışığında askerleri tedavi ettiği için Lady with the Lamp yani “Lambalı Kadın” olarak da bilinir. Viktorya Dönemi’ne de damgasını vurmuş, kültürel bir simge haline gelmiştir. 

Modern hemşireliğin kurucusu olarak bilinen Florence Nightingale 12 mayıs 1820’de, Floransa’da dünyaya gelmiştir. 1860 yılında ilk modern sivil hemşirelik okulu St. Thomas Hospital’ı kuran Florence Nightingale böylece profesyonel hemşirelik vakfının da temellerini atmıştır. Doğum günü her yıl “Uluslararası Hemşireler Günü” olarak kutlanmaktadır.

Kız Kulesi

İstanbul’un, hatta Türkiye’nin simgelerinden biri haline gelmiş olan Kız Kulesi, Boğaz’ın en göz alıcı noktalarından Salacak açıklarında bulunuyor. Kız Kulesi, Roma’dan Bizans’a, Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine kadar tarihe şahitlik etmiş, masallara konu olmuş bir yapı. Üzerinde bulunduğu kaya parçasının tarihinin M.Ö. 410’a kadar uzandığı bilinmekte. 2000 yılında yapılan restorasyonun ardından ziyarete açılan yapı pek çok efsaneye de ev sahipliği yapıyor.

Kız Kulesi denince akla gelen efsanelerden biri şüphesiz Hero ve Leandros’un hikayesidir. Hero, Üsküdar’da yer alan Tanrıça Afrodit’in tapınağındaki rahibelerdendir. Her yıl baharın gelişini kutlamak için törenler yapılır, aşkı arayanlar hayallerine kavuşmak için Afrodit’e yakarır. Karşı kıyıda yaşayan Leandros da kutlamalara katılmak için tapınağa gelir ve Hero’yu görür. İlk görüşte aşık olurlar. Bir rahibe olan Hero’nun evlenmesi yasak olmasına rağmen iki aşık kavuşmak için ellerinden geleni yapar. Kız Kulesi’nin tepesinde yanan ışığı gören Leandros, durgun deniz ve ay ışığının da yardımıyla, Boğaz’ın sularını aşmak üzere denize atlar. İki sevgili o gece nihayet kavuşur ve sonrasında da gizlice buluşmaya devam ederler. 

Fırtınalı bir gece yine aşkına kavuşmak üzere sulara atılır Leandros. Hero her zamanki gibi sevgilisine yol göstermek için meşalesiyle kulenin tepesinde beklemektedir ancak rüzgarın etkisi meşaleyi söndürmeye yeter. Yolunu kaybeden Leandros güçten de düşünce dayanamaz ve karanlık sularda gözden kaybolur. Sabaha kadar sevgilisini bekleyen Hero karşı kıyıda Leandros’un cansız bedenini görür ve duyduğu acıya dayanamaz, kendini kulenin tepesinden Boğaz’ın sularına bırakır. Hero ve Leandros’un hikayesiyse kuleyle birlikte ölümsüzlüğünü korumaya devam eder.

Mihrimah Sultan Camii

Üsküdar Meydanı’nda yer alan Mihrimah Sultan Camii aynı zamanda İskele Camii olarak da bilinmektedir. Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın kızı Mihrimah Sultan için Mimar Sinan tarafından yapılan camidir. Mimar Sinan’ın erken dönem eserlerinden olan caminin yapımına 1540 yılında başlanıp 1548 yılında tamamlanmıştır. Caminin aynı zamanda Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkının bir temsili olduğu da söylenmektedir. 

1522 yılında doğan Mihrimah Sultan’ın ismi Farsça’da güneş ve ay anlamına gelir. Rivayete göre evlilik yaşı gelen Mihrimah Sultan’ın taliplerinden biri Rüstem Paşa diğeri ise Mimar Sinandır. Evililiğin Rüstem Paşa’yla olmasına karar verilince Mimar Sinan aşkını sanatına aktarmıştır. Diğer Mihrimah Sultan Camii Edirnekapı’dadır ve yine rivayete göre 21 mart günü Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ayın doğuşu, Edirnekapı’daysa güneşin batışı izlenebilmektedir. 

Pek çok tutarsızlık barındırmasına rağmen bu hikaye, Kız Kulesi efsanelerinde olduğu gibi tarihe işlemiş, nesilden nesile aktarılmıştır.

Üsküdar’ın kadın esnafları: Kadınlar isterse her şeyi başarabilir

Üsküdar’da esnaflık yapan kadınların hikâyelerini dinledik. Esnaf olmanın zorluklarını ve bu işe nasıl başladıklarını anlattılar. Hikayelerini anlatan esnaf kadınlar, diğer kadınlara tavsiyeler verirken kadınların aslında her işi yapabileceklerine de değindiler. Üsküdar’da sanat merkezi olarak bilinen Aşağı Yukarı Sanat’ın kurucularıyla da görüştük. Üsküdar’ın sanat anlayışını sorduğumuzda ”Burada geleneksel sanat anlayışı var, bizlerin de var olduğunu göstermek istedik.” dediler.

Emine Balcı ve Ailesi

Emine Balcı, 43 yaşındayım. Lise mezunu üç çocuk annesiyim. Bir kızım iki oğlum var. Kızım üniversiteyi bitirdi. Ortanca oğlum bu yıl üniversiteye başlayacak.  En küçük oğlum ise 8. sınıfa geçti. 2 yıldır açık olan bir işletmeye sahibiz. Açılışımıza Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’de geldi. Burayı açarken KOSGEB’den Kadın Girişimci Desteği aldım.

“Tam olarak hikayeniz nasıl başladı, kadın esnaf olmak nasıl?” sorusuna Emine Balcı şöyle cevap veriyor:

“Eşim eskiden taksiciydi, çok sıkıldığı için başka bir iş yapmak istedi. Ben de ona destek oldum ve burayı açtık. Aslında benim bu yola çıkmaktaki amacım organik ürünler satmaktı. Biraz piyasa araştırması yaptım ve bu araştırma sonucunda o işten para kazanılmayacağını düşündüm. Bu yüzden küçük küçük ev yemekleri yapmaya karar verdim. Kadın esnaf olmanın aslında çok bir zorluğu yok.  Belki de ben eşim ile birlikte çalıştığım için bana öyle geliyor.”

Çevrenizden herhangi bir tepki aldınız mı?

“Komşularımdan herhangi bir tepki almadım aksine beni bu işe girerken tadilat ve açılış aşamalarında desteklediler. 25 yıldır bu mahallede yaşadığım için tüm esnafları tanıyorum bu yüzden de hiç kötü bir tepki almadım. Akrabalarımdan bahsedecek olursam ‘yapamazsın, bu erkek işi’ gibi cümlelere maruz kaldım fakat insanların ne dediği benim için çok önemli değil. Bu yaşıma kadar yapabileceğimin en iyisini yapmaya gayret ettim. Eşim çok destek oldu burayı açarken bana ‘bu işin üstesinden biz kalkarız.’ dedi. Eşimin desteği ile burayı açtık.”

Çocuklarınız ile yeteri kadar ilgilenebiliyor musunuz?

“Benim çocuklarımın hepsi büyük olduğu için herhangi bir sorun yaşamadım. En küçüğü 14 yaşında bu yüzden onlar kendi başlarının çaresine bakabiliyorlar. Çocuklar küçük olsa gerçekten çok zor olurdu benim için. Şu anda ben çocuklarımla yeteri kadar ilgilenebiliyorum aslında sürekli benim yanımdalar sabah okula gidiyorlar gelince de burada yemeklerini yiyorlar. Depo kısmında da çocukların ders çalışabilmesi için bir alan var. Sonra da akşam hep birlikte eve gidiyoruz böylelikle aile bağlarımız kopmamış oluyor.”

’’Kadınlar eğer isterlerse her şeyi başarabilirler’’

Emine Balcı, Aşikar Kafe’nin sahibi

Pandemi sürecinde oldukça zorluk çektik’’

Çalışmak size ve hayatınıza ne kazandırdı, sorusuna Balcı şöyle açıklıyor:

“Ben aslında hobi maksatlı çalışmak istiyordum. Şu anda ise işler buraya kadar geldi. Çok yoruluyoruz, ek bir elemanımız yok, maddiyattan ötürü yeni birini de alamıyoruz. Kız kardeşim ile birlikte yemekleri yapıyoruz. Eşim de servis, bulaşık ve alışveriş gibi işlerde bizlere yardım ediyor. Bana kattığı şey ise ‘her zorluğun arkasında bir kolaylık vardır’ düşüncesi. Mücadele etmeyi öğretti. Sabırlı bir insandım bu iş sayesinde daha çok sabırlı olmayı öğrendim. Yeni insanlar tanımak çok güzel. Ben insanlara yardımcı olmayı çok severim. Hiç pişman olmadım iyi ki de bu işe girmişiz diyorum. Kadınlar eğer isterlerse her şeyi başarabilirler. Kimsenin ne dediğine bakmadan kendi doğrularında ilerlesinler. Ben şanslıyım çünkü benim eşim beni her konuda destekledi. Bizler dışarıda çok yemek yiyen bir aile değiliz. Evde biz nasılsak burada da aynıyız. Hatta daha çok özen gösteriyoruz çünkü başka insanlara hizmet veriyoruz. Evde sadece eşinden ve çocuklarından sorumlusun burada ise herkesten.’’

Özlem Teker, Labella Butiğin sahibi

Özlem Teker, 38 yaşındayım. Butiği 5 senedir işletiyorum. Bekarım ve 11 yaşında bir oğlum var. Oğlumla beraber yaşıyorum. Daha öncesinde ise kurumsal firmalarda çalıştım. Şu anda da kendi işimi yapıyorum. Kendi birikimimle ve ailemin desteği ile burayı açtım.

Özlem Teker’e yaşadığı zorlukları sorduğumuzda yaşadığı zorlukları şöyle açıklıyor:

“Tadilat gibi erkeğin yapacağı bazı işlerde zorluk çekebiliyorsunuz ama kadınlar da erkekler gibi aslında her işi yapabilir. Burası benim babamın yeriydi. Babam artık işletmek istemediğini söyleyince ben bu dükkanı devralarak butiğe çevirmeye karar verdim. Ailem butiği açma kararını alınca beni destekledi. Onların desteği ve kendi birikimim de sayesinde burayı açtım. Şu anda da her işi kendim yapıyorum. Bir gün mal almaya gidiyorum, diğer gün bankaya gidip işlerimi hallediyorum.”

Özlem Teker’in Bağlarbaşı’ndaki Butiği

Bulunduğunuz çevre tarafından nasıl karşılanıyorsunuz?” diye sorduğumuzda ise şöyle açıklama yapıyor:

“Kadın esnaf olduğumuz için erkeklerin bakış açısı bazen değişebiliyor ama verdiğiniz tepki ile bu değişebilir tabii ki. Esnaf olmak çok iyi bir şey birinin başı sıkışsa diğer esnaflar ona koşuyor. Bağlarbaşı’nın esnaflık anlayışını bu yüzden seviyorum.”

Çocuğunuzla yeteri kadar ilgilenme fırsatınız oluyor mu?

“Ben ilgili bir anneyim her şeyi plan ve program çerçevesinde yürüttüğüm için oğlum ile bir sıkıntı yaşamadım. Daha önce yönetici asistanlığı yaptığım için oradan gelen bir disiplin alışkanlığı var.”

“Hür ve özgür hissediyorum

 “Başkasının işinde çalıştığın zaman belli saatleri var. Ve o saatlerde çalışmak zorunda kalıyorsun. Sevmediğin bir ortamda çalışmak zorunda kalabilirsin veya yöneticini sevmeyebilirsin ama çalışmak zorundasındır. Kendi işine ise severek geliyorsun saat 8.30 da işte olacağım diye bir kural yok çünkü kendi işin. Bu yüzden de kendimi hür ve özgür hissediyorum. Herkes kendi işini kendi imkânları doğrultusunda yapmalı. Ufaktan da olsa bir yerden başlamalı.” sözlerini ifade ediyor.

Pandemi süreciniz nasıl geçti, ne gibi sorunlar yaşadınız ve insanların pandemi sürecinde alışveriş etme oranı ne düzeyde arttı veya azaldı? Kısaca anlatabilir misiniz?

 “Pandemi sürecinden dolayı 17 Mart’ta mağazayı kapattım. 2 Haziran’da açtım. Yasaklar bitince o süreçte maddi ve manevi olarak zor geçti. Alışveriş olarak Instagram’dan satış yaptık tabii ki. Ödemeler konusunda sıkıntı yaşadık ama bir şekilde atlattım. Esnaf kredisi ile biraz daha rahatladık.”

Milli Sporcu Seda Kaya

Selin Kaya, 29 yaşındayım. İstanbul Okan Üniversitesi’nde Mimarlık ve Turizm işletmecilik okudum. İstanbul’da tek yaşıyorum. Ailem ise İzmir’de yaşıyor. 14 aydır burayı işletiyorum. Milli sporcuyum, satranç oynuyorum.

 “Benim burayı açmamdaki temel sebep tecrübe edinmekti.
Selin Kaya’ya kadın esnaf olmak nasıl?” diye sorduğumuzda aldığımız cevap şöyle oluyor:

“Kadın esnaf olmanın artıları da var eksileri de var. O da bu yolda rastladığınız insanlara bağlı. İyi tarafı kadın olduğunuz için bazı noktalarda yardımcı olmak isteyenler oluyor. Bir dükkân açtığınızda her gün aslında farklı bir sıkıntı ile karşı karşıya kalırsınız örneğin bir gün elaman kaçar ya da dükkânı su basar gibi… Kadın olarak ve tek başına bir yer işletmek zor. Onun dışında çok cinsiyetçi bir yaklaşımda bulunmuyorum. Herkes her şeyi yapabilir düşüncesindeyim.”

“Kadınların daha temiz ticaret yaptığını düşünüyorum

Kadın esnaf olmak ile erkek esnaf olmanın farkları nedir?” sorusuna şöyle diyor:

“Benim burayı açmamdaki temel sebep tecrübe edinmekti. Kendimi denemek istedim.  Çok büyük sorumluluklarım olmadığı için bu güç bende vardı. İşin içine sorumluk girince işler değişiyor tabii ki. Benim bir korkum yok çünkü herhangi bir sorumluluğum yok. Aslında benim buradaki amacım ticaret ile uğraşmak. Bence bunun kadını erkeği olmaz ve erkeklere göre daha iyi idari edebildiğimizi düşünüyorum. Genelde erkek esnafların kadın esnaflara göre daha çok borcu olur. Kadınların ise daha sistemli çalıştıklarını düşünüyorum. Kadınların beyin ve işleyiş yapısı erkeklere göre farklı. Kadın olarak daha titiz ticaret yaptığımızı düşünüyorum.”

Seda Kaya, Üsküdar’daki bi’boyoz’un sahibi

Esnaflık yaparken yaşadığınız herhangi bir zorluk var mı?

“Konuşmak için ya da iki muhabbet etmek için gelen gidenler zamanında oluyordu. Bunun gibi şeyler oldu ama hiçbiri ciddi bir boyuta taşınmadı. İlk zamanlar daha çok oluyordu şimdiler de ise burada artık belli bir arkadaş çevrem olduğu için yaşamıyorum.” sözlerini ifade etti.

Diğer kadınlara tavsiye olarak ne söylemek istersiniz?

“İnsanlık ölmedi

“Bir insan bir şeyler yapmak ve denemek istiyorsa mutlaka denemeli çünkü hayat kısa. Kadınların korkusu yersiz bir korku aslında bakarsanız esnaflıkta çok güzel dostluklar da kurabilirsiniz. Türkiye’de kadın cinayetleri artmış olabilir ama bu olaylar bir şeyleri yapmaya engel değil. İnsanlık henüz ölmedi.”

Pandemi sürecinde ne gibi sıkıntılar yaşadınız?

“2 ay kapalıydık. Bu yüzden sıkıntı çektik Devletten’de gerekli desteği görmedim. 1 Haziran tarihinde burayı tekrar açtık. İnsanların açıldığımızı anlaması temmuzun sonuna doğru oldu.”

Hayrunnisa İstekli

Hayrunnisa İstekli, 52 yaşındayım. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. 4 çocuk annesiyim. Acıbadem’de yaşıyorum. Üsküdar’da ise Sahhaf dükkanım var. Burayı 2 senedir işletiyorum.

Burayı açmaya nasıl karar verdiniz, kadın esnaf olmak nasıl?

“Çocukluk hayalimdi’’

“Benim eşim Sahaf neredeyse 30 yıllık mazisi var. Eşimin Sahaf olmasının verdiği bir cesaretle hem de kitapları çok sevmemin verdiği cesaret ile burayı açtım. Kitapları çocukluğumdan bu yana hep çok sevmişimdir. Sahhaflar’daki o büyülü dünya beni bir hayli cezbederdi. Kadın esnaf olmak veya kadın girişimci olmak gözüyle bakmadım bu olaya benim neslimin tabiri ile biz buna daha çok, ekmek parasının peşinde ve çocukluk hayalini birleştirip böyle bir işe cesaret etmiş olan insan diyoruz.”

Hayrunnisa İstekli, Üsküdar’daki Hezarfen Sahaf’ın sahibi

Çevreniz Sahaf olmanızı nasıl karşılıyor, dediğimizde şunları dedi:

“Hiç olumsuz bir tepki almadım her şey olması gerektiği gibi. Aksine ‘Ne hoş kadın bir sahaf ile karşılaşmak’ gibi güzel tepkiler aldım. Benim çocuklarım büyüdüğü ve kendi başlarının çaresine bakabildikleri için burayı açmamda hiçbir engel yoktu. Eğer tavsiye vermem gerekecekse çocukları ihmal etmek pahasına bir yer açılmasını doğru bulmuyorum. Ben şu anda yaptığım işi çocuklarım küçükken yapmak istemezdim netice itibariyle bana ihtiyaçları vardı. Çocuklarım belli bir mecraya girdiler bağımlılık oranı da ortadan kalktı.”

Çocuklarınız bu durumu nasıl karşılıyor?

“Kadınlara tavsiyem kaliteli kitaplar okusunlar

“Çocuklarım da oldukça memnunlar annelerinin böyle bir yeri işletiyor olmasından. Çocuklarım için burası onları geliştirmek açısından büyük önem taşıyor. Kadınlara tavsiyem kaliteli kitaplar okusunlar kendini geliştirsinler.”

Pandemi süreciniz nasıl geçti, ne gibi sorunlar yaşadınız ve insanların pandemi sürecinde kitaplara olan ilgisi arttı mı, biraz anlatabilir misiniz?

“Karantina süresince dükkanı açamadım. Hatta tedbir amaçlı yasak kalktığında da açmadım. Yani mart ortasından haziran ortasına kadar 3 ay kapalıydık. Sonra ilk zamanlar birkaç saatliğine açtım, şimdi de öğleden akşam yediye kadar açıyorum dükkanı. Dolayısıyla elden satış imkanı olmadı ama İnternet üzerinden önceki dönemlere kıyasla daha fazla satış yaptım. Çok tatmin edici oranda olmasa da evde kalan insanımız bir nebze daha fazla kitaba yöneldi diye düşünüyorum.”

Aşağı Yukarı Sanat Ekibi

Birazcık kendinizden bahseder misiniz?

Deniz Aslan, 36 yaşındayım Görsel iletişim Tasarımı mezunuyum. 20 yıldır resim yapıyorum. Çocuk kitaplarının resimlerini çiziyorum. Aşağı Yukarı Sanat kurucularından bir tanesiyim. Burayı arkadaşım ile birlikte kurduk.

Aşağı Yukarı Sanatı nasıl kurdunuz, burada neler yapıyorsunuz, Üsküdar’ı terci etme sebepleriniz nedir açıklayabilir misiniz?

Deniz Aslan

“Biz burayı geçen yıl Ağustos ayında kurduk. Buranın amacı farklı alanlarda olsan insanlar ile bir şeyler yapabilmek, üretmek ve paylaşmaktı. Burası bu şekilde kuruldu. Tiyatro, sineme, psikoloji, el sanatları, geleneksel sanatlar, müzik gibi farklı alanlarda burada çalışmalar yaptık. Burada çocuklar için de çalışmalar yapmaktayız. Bizler Üsküdarlıyız bu yüzden Üsküdar’ı tercih ettik. Ben 2008 yılında ilk atölyemi Üsküdar’da açtım.”

Kadın olarak bir zorluk yaşıyor musunuz sorusuna:

“Bir kadın olarak herhangi bir zorluk yaşamıyorum.”

Fatma Yücel

Fatma Yücel, 30 yaşındayım 22 yaşından bu yana Üsküdar’da esnaflık yapmaktayım. Arkadaşım Deniz ile birlikte kendi markamızı yarattık.

Buraya ağırlık olarak hangi kesim geliyor sorusuna şöyle söylüyor:

“Ağırlık olarak buraya genç kesim geliyor. Üniversite ve lise ağırlıklı, fakat 40-45 yaş kesimimiz de mevcut.”

Fatma Yücel ise Kadın olarak bir zorluk yaşıyor musunuz sorusuna:

“Kadın olarak avantajlarımız ve dezavantajlarımız var. Biz buraya gelirken belli eşit şartlarda geliyoruz, fakat eve gidince yemek yapmak gibi sorumluluklarımız var.”

Sizce neden Üsküdar sorusuna da şöyle diyor:

“Üsküdar’da çok köklü bir gelenek var. Üsküdar zor bir yer ve Üsküdar’ın çok fazla kodu var. Geleneksel anlayışını yıkmak için biz de burada olduğumuzu belirtik bu çalışmayla. Burada yaşadığımız için yatırımı kendi mahallemize yapmak istedik.”

Pandemi sürecini nasıl geçirdiniz, eğitimlere devam edebildiniz mi?

“İlk hastanın açıklandığında biz hızlı bir toplantı yaptık ve yüz yüze faaliyetlerini durdurma kararı aldık. Modelimizi değiştirdik ve online geçiş yaptık.”

Ebrar Kılınç

Ebrar Kılınç, 25 yaşındayım Felsefe mezunuyum. Fotoğrafçıyım ve müzik ile uğraşıyorum. Aşağı yukarı sanatta 2 haftadır çalışıyorum.

Bu proje hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Üsküdar’da böyle bir merkez olduğunu duyunca buraya eğitimleri almaya geldim. Daha sonrasında ise burada çalışma fırsatını elde ettim. Üsküdar’da bu merkezin olması çok kıymetli çünkü geleneksel sanat anlayışı var. Alternatif bir sanat üretilemez gibi bir algı söz konusu.”


Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi’nde çıkan yangın söndürüldü

Üsküdar Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bir binasında çıkan yangın söndürülürken, hastalar başka binaya nakledildi. 

Alınan bilgiye göre, Üsküdar’da bulunan hastanenin bir binasında elektrik kablolarında henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı.

Durumun bildirilmesi üzerine itfaiye ve polis ekipleri olay yerine sevk edildi.

Hastalar başka bir binaya nakledildi.

Yangını söndüren itfaiye ekiplerinin duman tahliyesi çalışmaları sürüyor.

Kaynak: AA

Yapılaşma tehdidi altındaki Validebağ Korusu için çözüm ne?

Validebağ Korusu’nun yapılaşmaya açılma tehdidine karşı uzun süredir hem mücadele eden hem de çeşitli kampanyalar örgütleyen Validebağ Savunması ile düzenledikleri çevrimiçi seminerler dizisi üzerine konuştuk.

Validebağ Savunması, bu seminerle ne hedefliyor? Seminerlerin konusu ve hedefini Validebağ Savunması’ndan Yüksel Demirtaş’la konuştuk.

Demirtaş, seminerlerin hedefini şöyle anlattı:

“Bu seminerlerle ‘Koru’da ne yapılmalı, nasıl yapılmalı, Koru’da ne yapılmamalı, niye yapılmamalı?’ sorularının yanıtını farklı disiplinlerden akademisyen ve uzmanların vereceği bilgiler ışığında arıyoruz. Akademik bilgiye, havzanın on yılları bulan doğa ve yaşam savunuculuk deneyimini de katarak ortak akılla fikrimizi, söylemimizi büyütmeyi ve güçlendirmeyi hedefliyoruz.”

Üsküdar Belediyesinin “Millet Bahçesi Peyzaj Projesi” kapsamında ağaç kesim ve budama hakkına sahip olacağını dikkat çeken Yüksel Demirtaş şu bilgileri verdi:

“Bugünlerde Üsküdar Belediyesi tarafından Validebağ Korusu’ndaki kurumuş ağaçları alandan uzaklaştırma çalışmaları yapıldı. Bu çalışmanın 19.09.2018 tarihli Millet Bahçesi Peyzaj Projesi kapsamında yapıldığı kendilerinin sunduğu ağaç kesim budama izin belgesinde ifade edilmektedir. Gündemde olan proje Yüksek Mimar Deniz Alkan’ın raporu ve Prof. Dr. Doğan Kantarcı’nın 7.12.2018 tarihli değerlendirme raporuyla 11877 m2 koşu, yürüyüş yolu ve bisiklet yolu, 10 tane açık hava fitness spor alanı, çocuk oyun alanları, futbol sahası, beton basamaklı seyir yeri, 2736 m2 otopark, mevcut sert zeminlerin yenilenmesi, şehir mobilyaları konması, 300 adet elektrik direği dikilmesi ve 3000 metre elektrik tesisatı için kanal açılması, yüzey sularının açılması için kanal açılmasını kapsamakta olduğu ortaya konmuştur. Raporda bu imalatların yapılması sonucunda korunun 37.577 m2’sinin taş ve beton ile kaplanacağı, 76.857 m2’sine hafriyat sonucu çıkacak materyalin serileceği, 140.000 m2’sinin ise makine ve kamyonla çiğneneceği ortaya konmuştur. Sonuç olarak 354.076 m2 olan Validebağ Korusu’nun % 40 kadar olan alanı betonlaştırılarak, kazı materyali serilerek, çiğnenerek tahrip edilmiş olacağı rapor edilmiştir.

Validebağ Korusu hem bölge hem İstanbul için çok önemli

19 Aralık 2020 tarihinde Prof. Dr. Ünal Akkemik ile ‘Validebağ’ın Ağaçları: Kent Ekosistemi Açısından Değerlendirilmesi’ sunum başlığı ile Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin ilki gerçekleştirildi. Prof. Dr. Ünal Akkemik, sunumunda  Validebağ Korusu’nun mevcut durumu ve önemini, millet bahçelerinin tarihçesini ve işlevini aktararak, Koru’yu korumak için önerilerini sundu.

* İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan 7.55 m² ve aktif yeşil alan 2.2 m²  ile Dünya ortalamasının oldukça atında olup, Koru hem bölge hem İstanbul için çok önemlidir.  

*Koru’nun Amenjman planına göre hektarda 93 ton olmak üzere 3000 tonun üzerinde karbon depolayan Koru, her yıl hektarda 921 ton toz tutuyor ve bölgenin havasını temizliyor.

* Mahalle arasındaki küçük parkların ne ısı adalarının oluşmasını engelleme ne de karbon tutma, toz tutma gibi sağlık açısından çok önemli konularda bir etkisi yok. Ancak 350 dönümlük Validebağ Korusu’nun doğal dokusunun kent ekosistemine ve bölgeye bu anlamda katkısı, önemi çok büyük.  İstanbul gibi kalabalık ve nüfusun çok olduğu büyük mega kentlerde bizim küçük alanlara değil, büyük alanlara ihtiyacımız var.

* Günümüzde yoğun insan kullanımı olan Koru’da anıt ağaçlar için hiçbir koruma önlemi yoktur. Devrilen ağaçlar, devrilme riski taşıyan ağaçlar,  kuruyan ağaçlar, kırılmış dallar, su sürgünü olan ağaçlar, tepe çökmesi olan ağaçlar ile bakımsız bir görünümdedir. Koru’nun tarihi dokusuna uygun olarak bakımı yapılmalıdır.

* Millet Bahçesi kavramı, kent içerisindeki açık alanların, çöplüklerin ya da atık sahaların dönüştürülmesiyle belediyelere kazanç sağlamaya yönelik bir yaklaşımla Tanzimat döneminde ortaya çıkmıştır.

* Osmanlı’da mesire alanları (bugün ise tabiat parkı olarak adlandırılan yerler) geniş koruluklar ve uçsuz bucaksız yeşillik alanlar olup, kişilere mekânın sınırlarını unutturan alanlar olarak değerlendiriliyor. Millet bahçeleri ise tam tersi, sınırları kesin çizgilerle çizilmiş ve mesirelere göre küçük alanlar olarak belirlenmişti.

* Tarihsel kökeninde lokantalar, tiyatrolar, kafeler, kulüpler ve müzik dinletileri için salonlar millet bahçelerinin ayrılmaz parçalarıdır. Yani tarihi kökenine baktığımız zaman,  insanları doğadan uzaklaştıran, kent içerisindeki parklara, o dönemki adıyla millet bahçelerine yönlendirerek  boş vakitlerini eğlenceyle geçirmeye yönelten bir durum var.

* Eski millet bahçelerine giriş ücretlidir ve işletmecileri vardır. Günümüzde millet bahçelerine giriş ücretsiz ama tesisler açısından baktığınız zaman pek bir değişiklik yok. Büyük oranda tesisleşmeye ve yapaylaşmaya dönük bir faaliyet.

*  Millet Bahçeleri doğal ortamı bozan daha fazla yapaylaştıran ve daha çok yapılaşma getiren alanlardır. Çevresindeki yapılaşmaya rağmen doğal yapısını korumuş olan Validebağ Korusu’nda küçük dokunuşlarla bir iyileştirme yapılabilir ama yapılaşma olmamalı, millet bahçesine dönüştürülmemelidir.

*   Millet Bahçesi projesinde 2500 m² otopark yapımı var. Yerli medyada bu konudaki haberlere baktığınız zaman en fazla Hyde Park görseli çıkıyor. Oysa Hyde Park içinde hiç otopark yok, araç girişi yok. Dolayısıyla Validebağ için otopark asla düşünülmemelidir.

Ne yapılmalı?

*   Ağaçların bakımları mutlaka yapılmalıdır. Kabak budama dediğimiz budama asla yapılmamalıdır. Bunun yerine her ağacı tek tek ele alarak onun gereksinimlerine uygun bakım ve budama yapılmalıdır. Bütün ağaçları aynılaştıran standart bir budama kesinlikle uygulanmamalıdır.  

*   Meyve kültürü mutlaka devam ettirilmelidir. Koru’da meyve yetiştirme tarihsel bir kültür.

*   Anıt ağaçların etrafındaki kullanım, toprağın basılarak çiğnenmesi, insan etkisi azaltılmalıdır.

*  Koru içerisinde asla geçirimsiz malzemelerden yollar yapılmamalıdır. Atatürk Kent Ormanında olduğu gibi su için iyi geçirgen olan malzemelerle yürüme yolları daha belirgin hale getirilmeli ve ağaç altlarındaki çiğneme etkisi azaltılmalıdır.

*   Koru içerisindeki ağaç varlığı arttırılmalı ve yaban hayatı ile birlikte ekosistemin devamlılığı sağlanmalıdır. Koruda ağaç varlığı arttırılırken yaban hayat gözetilmeli. Yaban hayat için gerekli olan ağaçlar, çalılıklar, meyveler ve özellikle meyve veren bazı çalılar çok önemli olup alanda mutlaka arttırılmalıdır.

* Üç zon oluşturulmalıdır: mutlak koruma zonları, geçiş zonları ve insanların daha fazla kullanabileceği zonlar. Böylece hem yaban hayatı için alan ayrılmış olur hem anıt ağaçlar ve doğal doku korunabilir.

*   Amenajman ya da silvikültür planları yerine daha sade, daha kısa, anlaşılabilir, temel ilkeleri tanımlanmış ve işlevsel bir rapor hazırlanabilir. Bu rapor, Koru’yu gerçek anlamda koruya dönüştürmek için rehabilitasyon önerilerini içeren, bütüncül bir yaklaşımla farklı bakış açılarını bir araya getirerek yapılmalı. Burada mesela otsu bitkiler uzmanı, dendroloji uzmanı, yaban hayat uzmanı – özellikle kuşlar, böcekler, kelebekler konusunda – bu uzmanlar bir araya gelerek Koru’nun planlanmasıyla ilgili fikirlerini beyan edip bir rapor hazırlanabilir. Sadece bitki gözüyle bakmamak gerekiyor, ekoloji var, şehir plancısı olabilir çünkü planlama var, bir de peyzaj mimarları olması gerekir.

26 Aralık 2020 tarihinde Doç. Dr. İ. Sırrı Yüzbaşıoğlu ile “Validebağ’ın Otsu Bitkileri” sunum başlığıyla Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin ikincisini gerçekleştirdi.

Seminerde Yüzbaşıoğlu, otsu bitkilerin Koru’daki canlıların yaşam varlığı için önemini anlattı.

2000’li yılların başlarından beri sıklıkla Validebağ Korusu’na geldiğini ifade eden Yüzbaşıoğlu, yaptığı çalışmalar ile İstanbul’daki 2000 çeşit otsu bitkinin 200’ünün Validebağ Korusu’nda bulunduğunu tespit ettiğini söyledi.

Seminerde otsu bitkileri Latince adlarıyla da tanıtan Yüzbaşıoğlu, otsu bitkilerin Koru’daki diğer canlıların yaşamı, varlığı için değerini vurguladı. Şehir merkezinde yaşayan insanlar içinse Validebağ Korusu’nun, çevresindeki beton denizinde direnen bir ada olduğunu dile getirdi.

Koru’nun ‘Millet Bahçesi’ olarak düzenlenmesi için Üsküdar Belediyesince yürütülecek proje kapsamında;

  • Koşu, yürüyüş ve trekking yolu
  • Bisiklet yolu
  • Açık hava fitness spor alanları (10 adet)
  • Çocuk oyun alanları
  • Futbol sahası ve seyir yeri

yapılmasının planlandığını ancak zaten herkesin burayı hem yeme hem içme alanları, hem doğasıyla kullandığını belirtti. Şu andaki insan yükünü ancak dengeleyebilen ekosistemi daha fazla zorlayacak, ticari amaçlı (oto park, kafe, restoran) yapılaşmanın bu dengeyi bozacağını vurguladı. 

Yüzbaşıoğlu’nun sunumunda altını çizdiği başlıklar şunlar oldu:

*  Her ekosistemin bir taşıma kapasitesi var. Otopark ve diğer yapılaşmayla buradaki taşıt trafiği ve insan yükü artar, ekosistemin taşıma kapasitesini aşar ve bu Koru’nun sonu olur.

*  Validebağ’ın mevcut dar, doğal koşu, yürüyüş patikaları doğa sporcuları için şehir içinde mükemmel bir alan oluşturuyor. Aynı şekilde mevcut parkurlar, mükemmel dağ bisikleti parkurlarıdır. Koru’ya şehrin farklı alanlarında zaten olan bisiklet, yürüyüş yolları yapmak, yapılaşmanın getireceği tahribata ilaveten bölgede doğa sporları yapma olanağını da yok edecektir. 

*  Çocuk oyun alanı deyince illa salıncak, kaydırak olmasına gerek yok, Koru zaten çocuklar için mükemmel bir oyun alanı, bir iple, bilemediniz bir frizbiyle saatlerce sağlıklı vakit geçirebilirler.

*  Korunun içindeki binalardan birinde bir herbaryum yapılabilir, bu büyük yer tutacak bir şey de değildir. Burada bitkiler, çocuklara resimleri, kurutulmuş halleriyle tanıtılabilir.

*  Koru’ya ağaç dikiminde iğne yapraklı ağaçlar yerine yaprak döken ağaçların tercih edilmesi daha uygundur. Nereye hangi ağacın dikileceği bir plan dahilinde olmalıdır.

*  Koru’daki açık alanlar bu ekosistemin devamı için önemlidir ve korunmalıdır. Örneğin leyleklerin göç sırasında konakladığı açıklığın bir kısmına da çam dikilmiş, tüm açık alanlara 5-6 metre arayla çam ağacı dikildiğinde, 5-10 yıl içinde büyüyerek tepe taçı yapar, yaprak döküntüsü yapar ve sonuçda alt florayı baskılayarak mevcut otsu türleri  olumsuz etkiler. Tür çeşitliliği azalır.

Arılar yada kelebekler otsu bitkilerin çiçeklerinde nektar peşindeyken, yani beslenme peşindeyken bitkide ona polenlerini yüklüyor ve tozlaşmasını sağlıyor. Karşılıklı bir ilişki söz konusu burada. Zincirden bir halka koparttığınız zaman, çiçekleri yok ettiğiniz zaman arılar ya ölecekler ya göç edecekler, Validebağ Korusu’ndaki 30’a yakın kelebek türü de ortadan kaybolacak. Hepsi birbiriyle etkileşim halinde.

Doç. Dr. Sırrı Yüzbaşıoğlu, Prof. Neriman Özhatay’dan bir alıntı yaparak “Sınırlı bilgi, sınırlı insan ve sınırlı eylem yaratır ve burada hedef, bilgiyi kullanarak eyleme geçmek ve eyleme geçerken de, kişilerin ya da kurumların ayrı ayrı değil, bir arada çalışmaları ve bilgi gücünü bütünsellik içinde kullanmalarıdır. Bu amaçla; karar vericilere, merkezi ve yerel yöneticilere, sivil toplum örgütlerine ve kamuoyuna büyük sorumluluklar düşmektedir” diyor.

Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin üçüncüsü 09 Ocak 2021’de yapıldı. Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran’ın konuşmacı olduğu seminerde başlık “Kent Ekosistemine Neoliberal Müdahele: Validebağ Korusu”ydu.

Aynı zamanda Kadıköy Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi de olan Kapıkıran konuşmasının ilk bölümünde  “neoliberalizmin kent planlarına müdahalesini öne çıkartırken, bu alanda mücadele eden arkadaşların biraz işin teorik kısmına da yakınlaşmaları gerektiğini düşünüyorum” diyerek neoliberalizmin tarihçesini özetledi. Murat Kapıkıran sunumuna şöyle devam etti:

*  Henri Lefébvre’in “mekan toplumun hem ürünü hem toplumu sürekli dönüştüren bir mekanizmadır, her toplum kendi mekanını yaratır” değerlendirmesine, Gramsci’nin hegemonya kavrayışı eklendiğinde iktidar/hegemonyayla mekânın üretim ilişkilerini anlamada önemli bir araç elde ederiz.

*  2012’den sonra tarım alanları, ormanlar, maden alanları, SİT alanları; Maliye, Hazine, Çevre ve Şehircilik, Sanayi ve Teknoloji ya da İç İşleri Bakanlığına bağlı olsalar bile, hatta Kültür Varlıkları Yüksek Kurulu ve Müzeler dahi doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmıştır.

*  Validebağ Korusu bizim için kent ekosistemine neoliberal müdahaleyi reddetmek bir yana, hayatın bir bütünlük içinde sürdürülebilmesi açısından önemlidir. İstanbul, karbon ayak izinde Türkiye’de birinci, dünyada yirmialtıncı sırada. 

*  Kent koruları ve parkları iktisadi işletme olarak görülüyor, böylece ekolojik bütünlüğünü, doğal halini kaybediyor. Latin Amerika ve bizim gibi ülkeler neoliberalizmin ‘tester’idir. Validebağ Korusu da ticarileştirilmeye çalışılıyor.

*  Kamunun duyarlılığını arttırdığımız ölçüde toplumsal tepkiyi harekete geçirebiliriz. Dayanışma ekonomileri oluşturmak, her alanda insanlara bire bir dokunarak örgütlenmek önemli.

*  Pandemiyle onlar insanların bireysel özgürlüklerini yok etmeye, bizi birbirimizden ayırmaya çalışıyorlar. Buna karşı iletişimi ve dayanışmayı arttırmak gerekiyor. Kentlerde baskılanan ekosistemin varlığını sürdürmek, ticarileştirme çabalarına karşı harekete geçmek, hem ekosistemi hem kamunun hakkını korumak gerekiyor. Gıda gibi, sağlıklı bir kentte yaşamak da temel insan hakkıdır. 

Seminerin soru-cevap kısmında Neoliberal sistemin birey üzerine etkileriyle ilgili bir soruya Kapıkıran, sistemin kendi mekânını yaratması gibi kendi bireyini de yarattığını, neoliberal politikaların dezenformasyon, yalnızlaştırma ve rakipleştirmeyle bireyin toplumla ilişkisini kestiğini vurguladı ve  “ancak toplumsal insan siyaset üretir, bireysel insan ise birbirine düşmanlaştırılıyor” dedi ve diğer sorulara da şu yanıtları verdi:

*  Koru alanlarını korumak istiyorsak çevresinde koruma bandı olmalı ama Çevre ve Şehircilik Bakanlığı talimatı, kamu yararı gerekçesi ve belediye kararlarıyla koruma bandına müdahale çok kolay.

*  Neoliberalizmin en temel unsurlarından biri de nüfustur. Kırsal nüfus kentlere göç ettirilerek ucuz iş gücü oldu. Neoliberalizm bitkinin, tohumun, çimin, parkın değerine bakmaz. İnsana da bakmaz, insan da neoliberalizm için bir nicelik meselesidir.

Neoliberalizm deyince insani değerlerin kaybı ve ekosistemin kaybını anlamak lazım.

Kapıkıran konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Validebağ Savunması’na çok teşekkür ediyorum. Mücadelede en önemli şey dayanışmak. Bu dayanışmayı çok boyutlu hale getirdiğimizde, karşımızdaki çok boyutlu yapılarla gerektiği şekilde mücadele edebiliriz.”

Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin dördüncüsü 16.Ocak 2021’de Prof. Dr. Zeynel Arslangündoğdu tarafından “Validebağ Korusu’nda Yaban Hayatı” başlığıyla gerçekleştirildi.

Arslangündoğdu şu bilgileri paylaştı: 

* İstanbul’daki nüfus artışının hem genişleme hem de yeni yerleşim yerleri ile yaban hayatı üzerinde çok olumsuz etkileri vardır. 1971’de İstanbul’un yüzölçümünün %52’si orman iken 2012’de bu oran %46’dır. Aynı şekilde 1971’de %41 olan tarım alanı 2012’de %29’dur. Buna karşılık 1971’de %4 olan yerleşim alanı 2012’de %21 olmuştur. Yeni yerleşim yerleri açık alanlarda, tarım alanlarında, su havzalarında ve ormanlık alanlarda oluyor ve doğal alanlar azalıyor ve yaban hayatı üzerine baskı artıyor. Hem yatay hem dikey olarak genişleme, ışık kirliliğinin olumsuz etkinsinin de eklenmesiyle kuşlara ve özellikle yarasalara zarar verirken, dikey genişleme yani gökdelenler ötücü kuşların yaptığı gece göçlerini olumsuz yönde etkiliyor. 

* Validebağ Korusu’ndaki biyolojik çeşitliliği omurgalılar başlığında incelersek 4 tür kurbağa ve sürüngen (Değişken Desenli Gece Kurbağası, İstanbul Kertenkelesi, Yılan Kertenkele ve Tosbağa) ile 4 tür memeli (Kirpi, Yarasa türleri, Sincap, Sıçan ve Ev faresi) ile varlığın bildiğimiz ama henüz teşhis etmediğimiz yarasa türleri olduğunu görüyoruz.  Alanda bir çalışma yapılırsa bu sayılar artabilir. 

Koru’da 130 kuş türü var

* Omurgalılardan kuşlarda, 2014 yılında 120 tür olduğu kaydı düşülmüş. Statülerini de inceleyerek,  eBird kayıtlarından yapılan detaylı bir çalışma ve dahil edilemyen gözlemlerle birlikte 130 tür olduğu bugün itibariyle saptandı. Yani bugünden itibaren Koru’da 130 kuş türü var diyebiliriz. Statü, o kuş türünün alanda hangi amaçla bulunduğunu belirtir ve bir kuşun birden fazla statüsü olabilir. Bu 130 kuş türünün statüleri ise şöyle: 75 kuş türü geçit kuşu statüsünde ve özellikle ilkbahar ve sonbahar göçlerinde gördüğümüz türler bunlar. Yerli kuş statüsündeki 24 kuş türü burada bütün yıl boyunca görülebiliyor. Kış göçmeni 12 kuş türü, yaz göçmeni 12 kuş türü, geçit kuşu ve kış göçmeni olan 5 kuş türü, yerli kuş ve kış göçmeni 1 kuş türü, kış göçmeni ve geçit kuşu 1 kuş türü var. 

Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin kırmızı listesinde olan kuş türlerine baktığımızda Validebağ Korusu’nda bulunan 3 kuş türünün, Ala doğan, Çayır incirkuşu ve Kızıl ardıç kuşunun tehdide yakın (NT)  statüde olduğunu görüyoruz. Üveyik türü hassas  (VU) statüde olup Koru’daki diğer tüm kuş türleri düşük risk (LC) statüsünde. 

* Omurgasızlardan kelebeklerdeyse 29 tür tespit edilmiş. Fotoğrafçı ve kelebek gözlemcisi dostumuz Filiz Oskay’ın seminer sırasında verdiği bilgiye göre, geçen sene Yunanistan’dan gelen bir türün de eklenmesiyle Koru’daki kelebek türü 30 olmuş

* Habitat, bir popülasyonun içinde bulunduğu, barındığı, geliştiği, üreyip çoğaldığı, varlığını ve neslini devam ettirdiği ortamdır. Bir hayvanın habitattan yani yaşam ortamından 4 temel beklentisi vardır: Besin, alan, su ve örtü. Bir başka ifadeyle bir hayvanın o ortamda kalabilmesi için bu dört tane unsurun mutlaka o alanda bulunması gerekir. Bu unsurlardan alan küçüldükçe oradaki tür sayısı katlanarak azalıyor. Örneğin alanı ikiye böldüğünüzde tür sayısı dörtte birine kadar düşebiliyor. Ağaç türü çeşitliliği önemli, yani farklı ağaç türü olması kuş türü çeşitlerini pozitif yönde etkiliyor ve kuş türü sayısını artırıyor. Ağaç yaşı da birbirinden farklıysa bir çeşitlilik oluşuyor. Bu da aslında kuş türü sayısını artırıyor. Kapalılık yani ağaçların sıklığı önemli ve çok sık olursa tür sayısı azalabiliyor. Tabakalılık ve toplamda bakıldığında karışım oranı önemli. Validebağ Korusu’nun farklı bölgelerine baktığımız zaman yaban hayatı için ideal yapılar görüyoruz. 

Örneğin Validebağ Korusu’ndaki bu alan kuşlar açısından ideal bir alan. Burada alan için baskın bir ağaç, onun altında örtü görevi de gören, çalı ve otsu bitkilerle tabakalı bir yapı var. Burada böcekler için çeşitlilik artıyor, böcekler varsa kuşlar orada oluyor,  ötücü kuşlar varsa yırtıcı kuşlar geliyor. Dolayısıyla bu sürekli katlanarak artıyor. 

Genel algı alanı korumak, sadece ağaçlandırmaktan ibaret ama buradaki kuşlar da, bitkiler de, çalılar da, otsu vejetasyon da çok önemli, çok değerli. Yani her birinin uyum içerisinde olması gerekir. 

Ne yapılmalı?

* Alanı olduğu gibi doğal yapısıyla ama şu anki yapısıyla değil, korumak gerekiyor. Bunun için planlama yapılması, koruma zonları oluşturulması gerekir. Koruma zonları ilgili disiplinler tarafından oluşturulmalıdır. Burası hassas bir ekosistem. Örneğin yaban hayatı zonu oluşturulurken, kelebeklerin ve kuşların üreme alanları gibi sınırları gözeten yaban hayatı uzmanı gözüyle yapılması gerekir. 

* Planlamanın her adımda önemi var. Örneğin otları biçmek gerekirse bu da bir plan dahilinde yapılmalı, tüm alanı bir seferde biçmek yerine şeritler halinde zamana yayarak hayvanların kaçmasına olanak sağlayarak yapmak gerekir.  

* Aydınlatmadan kaçınmak gerekir. Işığa gelenleri yiyen fırsatçı türler var ve bu yaban hayvanlarının besin alışkanlıklarını değiştiriyor. Aydınlatma, tünemesinden beslenmesine kadar kuşları çok olumsuz şekilde etkileyebiliyor. İnsanlar tabii faydalanacak bu alandan ama gece kullanımı artarsa oradaki yaban hayatı bundan çok olumsuz etkilenir.   

* Koru, birçok canlıya ev sahipliği yapıyor, döngüyü oluşturuyor. Doğada her şeyin bir yaşam süresi var ama kendiliğinden yine yaşam bulan bir döngü var.  Kurumuş, yani ölü birağaç doğadan silinene kadar 300 tane farklı canlıya ev sahipliği yapıyor. Bu çok değerli, yok olana kadar bir döngü içerisinde. Bizim de bu döngünün sağlanması için uğraşmamız lazım. Kesinlikle kimyasal ilaçlama yapmamalı,  biyolojik yöntemleri, biyoteknik yöntemleri, örneğin feromonları kullanarak doğal döngüyü korumalıyız.

Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin beşincisi 23 Ocak 2021’de Dr. Akgün İlhan tarafından “Kentsel Su Yönetiminde Yeşil Alanlar: Validebağ Korusu Örneği” başlığıyla gerçekleştirildi.

İlhan sunumda yeşil alanların önemine, yeşil alanlarla su yönetimine, Koru’nun özelliklerine ve kentsel su döngüsüne değinerek, Koru’nun millet bahçesine çevrilmesinin etkilerini aktardı. Yeşil alanların önemini ise 12 maddeyle özetledi.

1-Ağaçlar, CO2 içerisindeki karbonu tutarak odun dokularında selüloz olarak depolar ve ortaya çıkan oksijeni atmosfere bırakır, 

2-Ağaçların gölgeleme etkileri serinleme ihtiyacını %30 oranında azaltarak enerji tüketimini düşürür, 

3- Kentsel ısı adası etkilerini azaltır,

4-Suyu ve toprağı tutma işlevleri dolayısıyla taşkın, sel ve heyelan gibi doğal afetlerin yıkıcı etkilerini azaltır, 

5-Yeşil alanların çokluğu kentin su zenginliğini artırır,

6-Yeşil alanlar biyoçeşitliliği kuvvetlendirir,

7-Havayı temizler ve oksijen miktarını artırır, tozu veya havadaki kirli materyalleri tutar. Ağaçlar mevcut yaprak ağırlığının 5-10 katına kadar miktarda tozu tutabilir, 

8- Hava sirkülâsyonu sağlar, hava akımını ve nemini düzenler, hava sıcaklığının yükselmesini önler, havayı serinletir, rüzgâr hızını azaltır, 

9-Yeşil alanlardan suyun arıtılması, atık yönetimi, tozlaşma, biyolojik parçalanma ya da zararlı türlerin kontrolünde de faydalanılır, 

10-Bitkiler toprağın üst kısmını kaplayarak hem su kaybını azaltır hem de su tutmayı kolaylaştırarak yer altı sularını besler. Bitki örtüsüyle beslenen toprağın kalitesi ve verimliliği artar,

11-Sınır, engel ve perde oluşturarak istenmeyen görüntüleri ortadan kaldırır. Kentlerin daha estetik hale gelmesini sağlayarak insan psikolojisine olumlu katkı sağlar, 

12- İnsanların spor vb. faaliyetleri yapmasına mekan sağlar. 

 İklim değişikliğiyle uyumda ve emisyon azaltımında yeşil alanların artırılması, çeşitlenmesi ve kalitelerinin yükseltilmesi şarttır. Yeşil alanların 12 maddede belirtilen önemli katkılarını sağlayabilmek için kalitesinin önemini Dünya’dan örnekler vererek açıklayan İlhan, Londra şehrinin 16 km genişliğinde ve 190 km uzunluğunda, bazı kısımlarında tarımda yapılan bir yeşil alan kuşağına sahip olduğunu, New York’ta eski demiryolunun iklime uygun, hiç sulama istemeyen bitkilerle kaplandığını, Wuhan şehrinde “sünger şehir” uygulaması için sazlıkların olduğu doğal su yapılarının olduğu gibi korunduğunu belirtti.

İlhan Konuşmasına şöyle devam etti: “Bir kente yağan yağmurun o kentte kalması lazım. Bu yağmur döngüsünü sağlamak için yağmurun yeşil alanlarda toprak tarafından emilip, yer altı suyunun beslenmesi önemlidir.

Su geçirmeyen beton zeminlerle hem yeraltı su kaynakları beslenmiyor hem yoğun yağışta su baskınları oluyor.”

354 dönümlük bir alana sahip ve 1. derece tarihi ve doğal sit alanı olan Validebağ Korusu’nun önemli bir biyoçeşitliliğe sahip, karbon yutağı,  oksijen kaynağı,  kuşlar ve diğer canlılar için besin kaynağı ve halk sağlığı için önemli bir alan olduğunu belirten İlhan, Koru’nun su varlığına dair şu bilgileri aktardı:  

Havza niteliğindeki Validebağ Korusu, bir vadi üzerinde yer alıyor. Küçük Çamlıca tepesinin eteklerine yakın konumda.  Koşuyolu Deresi, Çamlıca Tepesi eteklerinden doğarak korunun doğusu boyunca uzanıyor. 1920’lerde tonoz içine alınarak yeraltından akıtılmış ve Koşuyolu Parkı altından devam ederek Dinlenç deresine dönüşüyor ve şimdi üzerinden Dinlenç Caddesi geçiyor. 1989’a kadar suyu akan dere, Kadıköy’de Üsküdar sınırına yakın bir noktadan denize dökülüyor. Etrafındaki yapılaşmanın havzayı beton ve asfaltla mühürlemesi ve su çekimleri nedeniyle beslenemeyen dere kurumuş, şimdi 2 – 3 el kalınlığında akıyor. 2014’te iyice artan koku dolayısıyla numune alınıp tahlil yapılmış ve suyun 4. derece kirli su olduğu rapor edilmiş. Abdülaziz Av Köşk’ünün girişinde su terazisi, su kulesi ve su deposu var.  Av Köşkü’nün ve Adile Sultan Kasrı’nın suyu ise eskiden Çamlıca’da bir pınardan gelmekteyken çevre yolları ve yapıların inşasında suyolları da tahrip edilmiştir. 

Koru’nun millet bahçesine çevrilmesi,

  • Korunun biyoçeşitliliği ve zenginliğinin yok edilmesi,
  • Korunun yapılaşmaya iyice açılıp betonlaşması,
  • Korunun etrafında yaşayanların haklarının ihlal edilmesi,
  • İstanbul’un tek tük kalmış doğal su toplama havzalarından birinin daha yok edilmesi,
  • İstanbul’un seller, kuraklık ve sıcak dalgaları gibi aşırı iklim olayları karşısında daha da kırılgan hale gelmesi,
  • İstanbul’un su döngüsünün daha şiddetli biçimde bozulması,
  • İstanbul’un tamamıyla bir ısı adasına dönüşmesi,
  • İstanbul’un havasının temizlenememesi

anlamına gelir, Dr.Akgün İlhan, bir beton denizinin ortasında vaha gibi kalan Koru’nun mutlaka korunması gerektiğini belirterek sunumunu tamamladı.

Validebağ Savunmasının bu ilk çevrimiçi seminer dizisinde farklı uzmanlık alanlarındaki değerli bilim insanlarının yaptığı sunumlarda öne çıkan ve ortaklaşılan başlıklar şöyle özetlenebilir:

  1. İklim krizi,  şehrin ve bölgenin aktif yeşil alan ihtiyacı ve İstanbul’un su sorunu düşünüldüğünde Validebağ Korusu’ndaki ekosistem korunmalıdır. Millet bahçesi projesi alanda yapılaşma,  yapılaşma da bu ekosistemin yok olması demektir. Koru, millet bahçesi olmamalıdır.
  2. Koru’nun bu haliyle bırakılması onu korumak için yeterli değildir.
  3. Koru’nun korunması için, otsu bitkiler uzmanı, dendroloji uzmanı, yaban hayat uzmanı gibi farklı disiplinlerden uzmanlar bir araya gelerek ekosistemin tüm dengelerini gözeten bir rapor hazırlamalıdır. Amenajman ya da silvikültür planları yerine sade, kısa, anlaşılabilir, temel ilkeleri tanımlanmış bir rapor ile rehabilitasyon planlanlaması yapılmalıdır.  Mutlak koruma zonları, geçiş zonları ve insanların daha fazla kullanabileceği zonlar oluşturulmalıdır. 

CHP Üsküdar’da istifa eden belediye meclis üyeleri Ak Parti’ye geçti

Geçtiğimiz aylarda CHP’den istifa eden Üsküdar Belediyesi Meclis Üyeleri Köksal Durmuş ve Selahattin Kamışoğlu Ak Parti’ye geçti.

Köksal Durmuş ve Selahattin Kamışoğlu’nun Ak Parti’ye katıldığını duyuran Ak Parti Üsküdar İlçe Başkanı Erdem Demir şunları söyledi:

“CHP’den istifa eden, Üsküdar Belediyesi Meclis üyeleri Köksal DURMUŞ ve Selahattin KAMIŞOĞLU’nun AK Parti ailemize katılımlarını gerçekleştirdik. Millete hizmetin adresi olmuş AK Parti’mizi tercih eden ve aramıza katılan meclis üyelerimizi tebrik ediyorum. Hayırlı olsun.”

Ne olmuştu?

Üsküdar Belediye Meclisi’nin CHP’li üyeleri Hüseyin Kazan, Selahattin Kamışoğlu, Köksal Durmuş ve Ahmet Başbaydar 28 Eylül 2020 tarihinde partilerinden istifa etmişti. O dönem konuyla ilgili irtibat kurduğumuz Hüseyin Kazan ve Ahmet Başbaydar Gazete Üsküdar’a istifalarıyla ilgili açıklamalarda bulunmuştu. Köksal Durmuş ve Selahattin Kamışoğlu ise telefonlarımıza cevap vermemişti. 

Konuyla ilgili 29 Eylül 2020 tarihli haberimiz:

Gazete Üsküdar olarak Ahmet Başbaydar’a ve Hüseyin Kazan’a ulaştık. İstifa durumları hakkında yönelttiğimiz sorulara, Ahmet Başbaydar istifa durumunu doğrulayarak istifası ile ilgili neden belirtmek istemediğini ifade etti. Başbaydar başka bir partiye geçme durumunun olmadığını vurgularken Hüseyin Kazan istifası için İBB’yi işaret etti.

“Bu durum büyükşehirle alakalı, meclis üyelerini kâle almadılar!”

İstifa süreçleri hakkında açıklama yapan Hüseyin Kazan: ”Biz 4 kişi istifa ettik bu durum büyükşehirle alakalı, meclis üyelerini kâle almadılar! Üsküdarlıların şikayetlerini ileteceğimiz bir mecra yok, 1977’den beri Üsküdar’da ikamet ediyorum, Üsküdarlıların talepleri var fakat Ekrem İmamoğlu bunları dikkate almıyor. Bizleri dış kapının dış mandalı gibi gördüler. Bizler atama ile gelmedik, seçimle geldik. Büyükşehir Belediyesi daire başkanlarıyla değil danışmanlarla yönetiliyor. Ekrem İmamoğlu Üsküdar’a geliyor fakat biz bunu basından görüyoruz. Vatandaşa cevap veremedik. İleride olacak projeleri, bizler basından duyuyoruz. Başka partiye geçme durumum yok fakat mücadelemiz Üsküdar, biz yine Üsküdarlılar için çalışacağız.” dedi. 

Hüseyin Kazan’a çeşitli medya organlarında çıkan, Canan Kaftancıoğlu’na ait söylemler sonrası istifa ettikleri iddiasını sorduğumuzda ”Canan Kaftancıoğlu’nun sözleri ile istifamızın bir alakası yok.” diyerek sözlerini noktaladı.

İstifa eden 4 ismin belediye meclisi üyeliğine ise devam ediyor. 

Haber Merkezi