Üsküdarlılar İstanbul Sözleşmesi hakkında ne düşünüyor?

Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında kabul edilen İstanbul Sözleşmesi, son günlerin en çok tartışılan konuları arasında. Toplumun bir kesimi İstanbul Sözleşmesi’ni savunurken bir kesimi kaldırılmasını istiyor. Üsküdar meydanda vatandaşlara İstanbul sözleşmesi hakkında ne düşündüklerini sorduk.

Sokak röportajımızda üç farklı söylem öne çıkıyor. Bunlar; sözleşmeye dair bilgisini olmadığını belirtirtenler, bir kısım medya tarafından aktarılan olumsuz söylemler nedeniyle sözleşmeyi hoş karşılamadıklarını ifade edenler ve kadın haklarının tartışma konusu olamayacak kadar değerli olduğunu söyleyip sözleşmeyi destekleyenler olduğunu görüyoruz.

“Hiçbir fikrim yok.”

Üsküdar meydanında mikrofon uzattığımız ve konuşmayı kabul eden insanların çoğu sözleşme hakkında yeterli bilgisi olmadığını söyleyerek fikir beyan etmedi.

” Çok hoş şeyler söylenmiyor.”

İstanbul Sözleşmesi hakkında konuştuğumuz bazı vatandaşlar, bir kısım medyanın ve televizyon yorumcularının söylemlerinin yansıttığı eşcinsellik olgusu nedeniyle sözleşmenin gereksiz olduğunu düşünüyor. Kadın cinayetleri ve ötekileştirme boyutunu sorduğumuz zaman ise; ”Bizim kültürümüz zaten kadına şiddete karşı.” söylemiyle sözleşmenin gereksiz olduğunu ifade ediyor.

” Kadına Şiddete Hayır! “

Sözleşme hakkında sorularımızı cevaplamayı kabul eden ve İstanbul Sözleşmesi’ni destekleyen vatandaşlar, kadına şiddetin polemik haline getirilmeyecek bir konu olduğunu ifade ediyor. “Benim de başıma gelebilir” endişesi taşıyan bazı kadınlar, sözleşmeye karşı çıkanlara sitem ediyor. En çok öne çıkan söylem ise “Kadına şiddete hayır!” oluyor.

İstanbul Sözleşmesi nedir?

İstanbul Sözleşmesi 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi ismiyle yer alıyor.

Resmi Gazete’de 8 Mart 2012’de yayımlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi), Avrupa Konseyi üye devletleri ile bazı ülkeler tarafından imza altına alındı. Sözleşme, onay yeter sayısına (10) ulaştığı 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Sözleşme kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, kadınların her türlü şiddetten korunması, kadınlara yönelik şiddetin faillerinin kovuşturulması, yargılanması ve cezalandırılması için titizlikle hazırlanmış bir metin. Sözleşme çerçevesinde ev içi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun ya da olmasın mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddet edimini içerecek şekilde anlaşılıyor. Sözleşmenin getirdiği yükümlülükler o denli önemli ki; silahlı çatışma durumlarında bile geçerliliğini koruyor ve taraf devletlerin bunu garanti altına alması gerekiyor.

Pandemi Döneminde Sağlık Çalışanları ve Çocukları

Sağlık çalışanları koronavirüs döneminden en çok etkilenen meslek gruplarının başında geliyor. Koronavirüs salgını nedeniyle yoğun mesai harcayan, risk grubunda olan ve rutinleri değişen sağlık emekçilerinin çocuklarının bu süreçte nasıl etkilendiğini Üsküdar Bahçelievler Aile Sağlık Merkezi’nde çalışan Atike Hınçlıer, Yasemin Medeni ve onların çocuklarıyla konuştuk. Bu dönemde çocukların yaşayabilecekleri psikolojik sorunları ve bu sorunların en aza indirilmesi için yapılması gerekenleri de Klinik Psikolog Bahar Erdoğan ile ele aldık.

Atike Hınçlıer: Hemşire

Atike Hınçlıer 19 yıldır hemşire olarak görev yapıyor. 10 yıldır Çengelköy’de bulunan Bahçelievler Aile Sağlık Merkezi’nde çalışıyor. Atike hemşirenin Öykü ve Rana adında iki kızı var. Öykü 11 yaşında ve 4.sınıf öğrencisi, Rana ise 7 yaşında ve 1.sınıf öğrencisi.

Hemşire Atike Hınçlıer

Sağlık ocağında Atike hemşire ile buluşup çocuklarla konuşmak için yola koyuluyoruz. Evden içeri girdiğimizde çocuklar annelerine doğru büyük bir heyecanla koşuyor. Annelerinin hemen banyoya gittiğini gören çocukların yüzü düşüyor. Ellerinde bileklik ipleri ve boncuklar var. Aylardır evde oldukları için bir süreden sonra çok sıkılmışlar. Hobi olarak bilezik yapıp sattıklarını ve harçlıklarını çıkardıklarını öğreniyoruz. Yüzlerini asarak balkondaki oyun alanlarına geri dönüyorlar.

Karşımda keyifsiz oturan Öykü’ye neden üzgün olduğunu sorduğumda “Annemin işten gelmesini heyecanla beklediğimiz günlerin bir an önce bitmesini istiyorum. Annem eve geldiğinde ona koşup sarılma isteğimiz hiç değişmedi ama annemin bizi eliyle önce yıkanmam lazım diyerek durdurması beni en çok üzen şey oldu. Oysa ben her gün annem işten eve geldiğinde kucağına atlayıp onun boynunu koklamaya bayılıyorum. Annem banyo yaptıktan sonra bile, bizi çekinerek öpüyor. Bu durumun koronavirüsle alakalı olduğunu anlatsa bile sanki annem bizi eskisi gibi sevmiyor diye düşünüyorum.” ifadelerini kullanıyor.

Rana televizyonda sağlık çalışanlarının öldüğü haberlerini görünce annesinin de koronavirüse yakalanmasından çok endişelendiğini fakat onu üzmemek için bu endişesini belli etmemeye çalıştığını söylüyor. Vefat eden sağlık çalışanlarının çocuklarını görünce “Acaba ben de mi onlardan biri olacağım?” diye düşündüğünü belirtiyor.

Atike hemşirenin de bu durumdan negatif etkilendiğini görmek mümkün. Kendini kötü hissetiğini söylerken, hijyenine çok dikkat ettiğini ve elinden geldiğince önlem aldığını öğreniyoruz. Atike hemşire, çocuklarına onları korumak adına sarılamadığını ve dolayısıyla sevgisini gösteremediği için derinden etkilendiğini söylüyor. Ölmekten ziyade çocuklarını arkada bırakmaktan korktuğunu vurgulayarak “Çocuğa, bana bir şey olsa da babanız var desem de, bu bir teselli değil. Geçiştiriyorsun sadece. Ben sağlıkçıyım, kendime dikkat ediyorum, bana bir şey olmayacak diye onları teselli etmeye çalışıyorum.” diyor.

Gözüm yemek masasının üzerindeki yazı defterlerine ve 1.sınıf matematik kitaplarına takılıyor. Rana bunu fark edip hemen lafa atlıyor: “Bu sene tam uyum sağlayamadım da kendi kendime çalışıyorum.”
Koronavirüs yüzünden eğitimin online ortama taşınmasından Rana da oldukça kötü etkilenmiş. Anaokuldan ilkokula geçişin ilk adımı olan 1.sınıf çocuklar için eğitim hayatının temelini oluşturuyor. Bu sene 1.sınıfa başlayan Rana okulla tam olarak tanışamadan, uyum sağlayamadan bilgisayar başından eğitim almaya başlamış. Uzaktan okuma yazma öğrenmeye çalışmış ve online eğitime uyum sağlamakta zorlanmış. Rana uykusunun geldiğini söylemesiyle konuşmamıza ara veriyoruz. Oldukça uykulu görünüyor.

Öğlen vakti bu denli uykusunun gelmesine şaşırıyorum. Atike hemşire sürekli evde oldukları için çocukların günlük rutinlerinin değiştiğini açıklıyor. Uyku saatleri ve yemek saatlerindeki düzen bozulmuş. Normalde gece 21.00-22.00 gibi yatan çocuklar şimdi gece 23.00-24.00 hatta bazen 01.00’da yatağa gidiyorlarmış.

Öykü ve Rana dört ay boyunca evden dışarı çıkmamışlar, birinci derece yakınları dışında kimseyi görmemişler. Bazı arkadaşları birbiriyle buluşurken onlarla buluşmak istememişler, teklif dahi etmemişler. Annesinin risk grubunda olması yüzünden arkadaşları onları dışlamış ve bu davranışları onları incitmiş. Zaten onlar da artık parka gitmeyi, insanlarla görüşmeyi istemiyorlar. Öykü onu parka götürme teklifimi net bir biçimde reddediyor. Rana annesinin “Eğer koronavirüse yakalanırsanız hastanede tek kalmak zorundasınız, bizi bekletmezler.” uyarısını duyunca korktuklarını ve evde kalmanın daha güvenli olduğuna karar verdiklerini söylüyor.

Yasemin Medeni: Hemşire

Yasemin Medeni 20 yıldır hemşire olarak görev yapıyor. Yasemin hemşirenin Dila adında 16 yaşında bir kızı ve Deniz Ali adında 4 yaşında bir oğlu var.

Bize kapıyı Dila açıyor. Masada küçük kardeşi çizgi film izliyor. Dila bu süreçte kardeşine bakıyor. Bu nedenle okul tarafından online yapılan derslere katılmakta zorluk yaşadığını, derslerinden geri kaldığını söylerken bu durumdan şikayetçi olduğunu belirtiyor ve okulların bir an önce açılmasını istiyor.
Deniz Ali annesinin eve geldiğini görünce gözleri parlıyor. Uzaktan öpücük gönderiyor annesine. Normalleşme sürecinden önce annesinin onu koruma amaçlı uzak durmasına üzülmüş ama bir süre sonra o da öpmek istememiş. Dila’nın, annesinin çantasını ve masanın üstünde duran cep telefonunu antibakteriyel mendillerle sildiğini ve balkona çıkardığını görüyorum. Normalde de titiz olduğunu ama bu dönemde kardeşini de koruma amacıyla daha da özen gösterdiğini söylüyor.

Yasemin hemşire gün içinde birden fazla kez yıkanıyor. “Buradan mikrop götürüyor muyum? diye kaç kez endişe ettim. Kaç kez yıkansan bile emin olamıyorsun. Ellerim yıkanmaktan yara olmuş kanıyordu. Sürekli pismişsin gibi geliyor. Her an test yaptıramıyorsun ki!” diyerek endişesini dile getiriyor. Öykü ve Rana gibi, Dila ve Deniz Ali de aylardır evde. Deniz Ali tatil sürecini sabahtan akşama kadar televizyon izleyerek ve oyun oynayarak geçiriyor. Yaşı küçük olduğu için durumun pek farkında değil. Tatilin tadını çıkarıyor. Dila ise bu durumdan pek de hoşnut değil. Ona göre evde düzen kalmadı, otorite tamamen bitti. Yasemin hemşire “Sağlık çalışanları apartmanın giriş kapısını kullanmasın, arka kapısını kullansın.” diye kağıt asan apartman yöneticileri bile gördüm diye ekliyor konuşmasına. “Sağlık çalışanları ve onların çocukları dışlandılar.” diyor.

Deniz Ali yakında kreşe başlayacak. Yasemin hemşire “Mecburiyetten bakacak kimse olmadığı için göndereceğim. Bana kalsa göndermem. Çünkü orada hijyene dikkat edeceklerini düşünmüyorum” diyerek tedirginliğini dile getiriyor.

“PANDEMİ SIRASINDA RİSKLİ ALANLARDA GÖREV YAPAN SAĞLIK
ÇALIŞANLARI VE ÇOCUKLARI EN ÇOK ETKİLENEN TARAF OLDULAR

Klinik Psikolog Bahar Erdoğan

Salgın sırasında, sağlık çalışanlarının çocuklarında ne gibi bir psikolojik durum ortaya çıkarabilir?

Pandemi sırasında riskli alanlarda görev yapan sağlık çalışanları ve çocukları, en çok etkilenen taraf oldular. Bulaştırma riskine karşın ev dışında konaklamak zorunda kalan anne-babalar çocuklarına temas etmemek bir süre farklı ortamlarda barındılar.
Bu süreç, çocuklar açısından en zorlayan kısım oldu. Anne-babalarıyla temas edemeyen çocuklarda kaygı arttı. Çocukların bu süreçlerde düzenleri bozuldu ve yakın akrabalarında (amca, babaanne, teyze..) kaldılar. Bununla birlikte çocuklar dışında anne-babalar da kendi içinde psikolojik olarak oldukça yıprandılar ve çocuklarına uzaktan dahi olsa yeterli ilgiyi gösteremediler . Çocuklar ayrılık kaygısı dışında anne-babama bir şey olursa kaygısını da yoğun şekilde yaşamaya başladılar.

Bu kaygının en az seviyede yaşanması için ne yapılmalıdır?

Bu süreçte çocukların olumsuz etkilenmemesi için yapılması gereken, çocuklarda rutini bozmamak. Uyku saati, yemek saati, yattığı yatak ve evde oynadığı oyunlar gibi rutinlerine devam eden çocuklarda kaygının aza indiğini gözlemliyoruz. Bu süreçte gerek sağlık çalışanlarının çocukları gerekse tüm çocuk ve ebeyevenler için rutinler pandemi sürecinde
kaygı ve korkuları aza indirmektedir .

Çocuklar pandemi dolayısıyla aylardır evden dışarı çıkmıyor. Ebeveynler bu süreçte çocuklarını ne gibi aktivitelerle destekleyebilirler?

Bu süreçte özellikle çocukların olumsuz etkilenmemesi için yapılması gereken çocuklarda rutini bozmamak. Bu gözlemlerimizin sonucunda uyku saati, yemek saati, yattığı yatak ve evde oynadığı oyunlar gibi rutinlerine devam eden çocuklarda kaygının aza indiğini görüyoruz. Bu zaman diliminde gerek sağlık çalışanlarının çocukları gerekse tüm çocuk ve ebeveynler için periyodikliğin devamı pandemi sürecinde travma oluşturabilecek duygusal reaksiyonları önlüyor.

Pandemi sürecinde özellikle okul öncesi çocuklarda (0-5 yaş) erken çocukluğun en hızlı geliştiği dönem olduğu için, evde süreç yönetme konusunda aileler zorlandılar. Durumun böyle sağlıksız bir hâl alması, ebeveynlerde ardı arkası kesilmeyen sosyal medya etkinliklerine yol açtı. Birbirleriyle yarış haline giren ebeveynler böyle yaparak başta çocuğun ilgisini çekse de, etkinliklerden sıkılan çocukların ilgisi dağılmaya başladı. Ebeveynlerin çocuklarla fiziksel, duygusal, bilişsel ve dil gelişimini destekleyen etkinlikler dışında, serbest oyunlar oynamaları ve evin içindeki yaşama, çocuğu dahil etmeleri gerekir. Yaratıcılığı, hayal gücünü ve motor gelişimini de destekleyen ev yaşamına dahil olmak, hem çocukların sıkılmalarını engellemekte hem de birlikte yapıcı kısımlarına katkıda bulunmakta. Anne yemek yaparken çocuğun da mutfakta hamur yapıp oyalanması, çamaşır asarken çocuğun da anneye renklerini söyleyerek mandal vermesi, temizlik esnasında çocuğun kendi odasının tozunu alması gibi aktivitelerle çocuğu yaşama dahil edersek, çocuklar rutinlerini bozmadan kaliteli ve yapıcı olarak pandemi sürecini sağlıklı bir şekilde atlatacaklardır.

Sürreal bir tasarımda Kuşkonmaz Camii

Grafik tasarımcı Yasin Yaman, sürreal tasarımları ile İstanbul’u ve simgesel yapıları konu alan tasarımlar yapıyor. Tasarımları ile dikkat çeken Yaman, 1580 yılında Şemsi Ahmet Paşa tarafından yaptırılan, Üsküdar’da sahil şeridinde bulunan Şemşi Paşa Camii’ni (Kuşkonmaz Camii) sürrealist bir şekilde tasarlayarak dikkat çekici hale getirdi.

Yasin Yaman, daha önce NTV’ye verdiği röportajda:”Çoğu insan diğer illeri yapmamı istiyor. Doğru söylüyorlar. Türkiye’nin her yeri sonuçta tarih. İzmir’i yapar mısınız, Adıyaman’ı yapar mısınız, Sivas’ta şu var onu yapar mısınız?.. Gerçekten yapmak isterim, çok da güzel olur ama ben İstanbul’da doğdum büyüdüm. Buranın tarihini çok iyi biliyorum. Burası benim evim, o yüzden biraz daha işim var gibi. Ondan sonra oralara geçeceğim.” demişti.

Yaman’ın Instagram hesabında İstanbul’a dair birçok dikkat çekici paylaşımı bulunuyor.

Kadim Sahaf ile Röportaj

Üsküdar Bağlarbaşı’nda yer alan Kadim Sahaf’ın sahibi Ömer Çakır ile Üsküdarlıların okuma alışkanlıkları üzerine konuştuk. Çakır, sahaf açma aşamasından bahsederken ”20 yıldır Üsküdar’da yaşıyorum ayrıca Üsküdar’ın insan profilinin kitaplar ile alakadar olduğunu düşünüyorum.” diyor.

Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

İsmim Ömer Çakır Sosyoloji bölümünü bitirdim şu anda da Yüksek lisans yapıyorum. Üsküdar Bağlarbaşı’nda Kadim Sahhaf’ı eşim Kübra Çakır ile birlikte işletiyoruz. 2017 yılında online olarak sosyal medya üzerinden Kadim Sahhaf’ı açtık. Ocak ayında ise bir mekan açma kararı aldık. 3 yıldır Sahhaflık yapmaktayım. Üsküdar’da açmamızın en önemli sebebi, uzun zamandır burada yaşıyor ve buradaki okuma potansiyelini biliyor olmamız.

Üsküdarlılar en çok ne tür kitapları tercih ediyorlar?

Genel olarak konuşmak oldukça iddialı olur benim için, fakat müşteri kitleme bakacak olursak eğer öğrencilerin daha çok roman, akademik kitaplar ve tarih kitaplara ilgisi var. Buraya gelen kişilere karşılık olarak nitelikli kitaplar bulmaya özen gösteriyorum çünkü müşterilerimin böyle bir talebi var.

Kitabı bilmek için kitaba emek vermek gerekir.

Ben Üsküdarlıların kitap okuma alışkanlığının olduğunu ve belli bir kaliteye sahip olduklarını düşünüyorum. Edebiyat anlamında okuyucular risk almıyorlar örneğin; Ahmet Hamdi Tanpınar Türk klasiklerini tercih ediyorlar. Sosyoloji bölümü okuduğum için kitaplar ile haşır neşir olmak zorunda kalıyordum, fakat her eğitim görmüş insan kitabı tanıyıp bilemez. Kitabı satarak öğrenirsin, kitabı paylaştığın zaman aldığın talebe göre anlarsın değerini. Kitaplar ile meşgul olmak lazım. Yazarlarına ve içeriğine dair bir bilgi sahibi olmak gerekiyor. Kitabı bilmek için ise kitaba emek vermek gerekir.

Kitabı kıymetli yapan şey nedir?

Kitabı kıymetli yapan şey, kitabın içeriği, yazarı veya hikayesidir. Bunlar kitabı kıymetli yapabiliyor. Benim için kitabı kıymetli yapan şey yazarı ve içeriğidir.

Sizi şaşırtan keşifler oluyor mu?

Bir Sahhaf’ın kitaba hakimiyeti çok yüksek olmalı. Öbür türlü baktığımızda bir eskiciden farkınız kalmıyor. Kitabı bilmenin verdiği avantajlar da var. Mümkünse Türkçe, İngilizce, Osmanlıca, Arapça gibi diller keşfedilmeli. Kitabı bilmek Sahhaf için de iyi bir şey, belki kitabın kıymetini bulabilecek şekilde satabilir.

Değerli dediğim bir kitap elime ulaşmıştı, fakat bir arkadaşa o kitabı satmıştım. Kitabın adı Walt Whitman’nın Leaves of Grass 1900 Amerika baskısı, ve Türkçeye çevrilmemiş hali elime geçmişti. Şimdilerde ise değerli olarak gördüğüm İsmet Özel’in Bir Yusuf Masalı var elimde.

Nevmekan Bağlarbaşı Galeri “Duruş” minyatür sergisiyle açıldı

Üsküdar Belediyesi bünyesinde hizmet veren Nevmekan Bağlarbaşı Galeri, Taner Alakuş ve ekibinin özgün ve güncel minyatür eserlerinden oluşan, “Duruş” sergisi ile kapılarını sanatseverlere açtı. Toplam 58 eserin sanatseverlerin beğenisine sunulduğu sergi, 18 Eylül’e kadar gezilebilecek.

Açılışa katılan Alakuş, yaptığı açıklamada, sergiye katılan sanatçıların aynı hocadan eğitim almalarına rağmen sanatını kendi içlerinden geldiği şekilde icra ettiğini söyledi.

Alakuş sergide 20 öğrencisinin eserlerinin yer aldığını belirterek, “Adını ‘Duruş’ koyduk çünkü bence bu kendi sanat yolculuğumuzda hepsinin bir duruşu var. Bunun sanat seviyesinde de bir duruş olduğuna inanıyorum. Benim de onların yanında bir duruşum var. O yüzden adını böyle koyduk sergimizin.” ifadesini kullandı.

Serginin herkese hitap ettiğinin altını çizen Alakuş, “Eserlerin hepsi minyatür ama seyredenler çok şaşıracak. Çağdaş minyatür yapan arkadaşımız var, klasik de var. Karma, çok keyifli bir sergi. Herkesin keyif alabileceği bir sergi oldu. Herkes kendini en iyi ifade ettiği biçimde çalıştığı için 20 farklı arının 20 farklı balını görecek izleyiciler. Hazırlanmamız yaklaşık bir buçuk sene sürdü. Üsküdar‘da art arda güzel galeriler açıyor. Nevmekan’da sergileri bizimle açmaları ciddi bir onur.” diye konuştu.

“3. Nevmekan açılacak”

Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen de açılışta, Alakuş’a ve ekibine teşekkürlerini iletti.

Türkmen, Nevmekan Bağlarbaşı Galeri’nin önemli bir ihtiyaca karşılık açıldığını aktararak, “Burası Nevmekan Bağlarbaşı. Bir de aşağıda Şemsipaşa’da Nevmekan Selimiye var. Sizlerle müjdeli bir haber paylaşayım. Şimdi 3. Nevmekan geliyor. Selimiye Hamamı’nda ekim ayının 15’inden önce açılacak.” dedi.

Konuşmaların ardından eser sahiplerine ödül takdimi yapıldı.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında her türlü önlemin alındığı açılışa ziyaretçiler maskeyle katıldı. Kurdele kesiminden sonra sergi mekanı beşerli gruplar halinde gezildi.

Toplam 58 eserin sanatseverlerin beğenisine sunulduğu sergi, 18 Eylül’e kadar gezilebilecek.

Yeşilçam filmlerinde Üsküdar

Yeşilçam filmleri İstanbul’un geçmişinin seyir terasıdır. Oturduğunuz yerden İstanbul’un dört bir yanını izletir size. Mecidiyeköy’ün köy olduğu zamanları, Sarıyer’deki konakları, Arnavutköy’de sokaklarda gezen satıcıları tanırız İstanbul’da. Bir de Üsküdar vardır… Üsküdar’ın incisi Kız Kulesi’ne de sahip olan Salacak, ağaçlarının gölgesinde gazoz içilen Çamlıca, güzel konaklarıyla Altunizade. Kent hafızasını her geçen gün biraz daha kaybeden İstanbul’da biraz da olsa eskisi gibi kalabilmiş yerlerden biridir Üsküdar. Birçok film çekilmiştir burada.

Size şimdi biraz Üsküdar’da çekilen filmlerden ve o filmlerle aklımıza kazınmış mekanların şu an neye dönüştüğünden bahsedeceğiz.

1961, Salacak

Bir Bahar Akşamı– 1961 – Yönetmen: Orhan Elmas, Salacak

Orhan Elmas tarafından 1961 yılında çekilen Bir Bahar Akşamı’nda, Salacak sahili birçok karede filmin karakteri Suat’ın (Göksel Arsoy) üzüntülü ve aşık yürüyüşlerini yaptığı yerdir. Suat karakteri her akşam Salacak sahilinde yürüyüşe çıkan ve hayaller kuran biridir. Yalnızlığını Salacak sahilde yaşar Suat. Aşık olma hayalleri kurar ama kimseye aşık değildir. Filmin devamında aşkı bulduğunda ise onu Ortaköy sahilinde görürüz. Bir zengin kızına aşık olduğundan yürüdükleri sahil de değişir. Artık o eski, yalnız ve memur hayatı yoktur. Üsküdar sahili burada bir ekonomik sınıfı datemsil eder. Zengin kız ile birlikte Ortaköy’dedir artık. Ancak zengin kız Oya’nın başka birini tercih etmesiyle Suatyeniden Salacak’a döner. Yine ait olduğu yerdedir. Salacak sahili o günlerde taşlıktır. Sakindir. Deniz ise girilebilir durumdadır. Film yaz mevsiminde geçmediği için plaj kapalıdır. Şimdilerde Salacak sahilinde filmde gördüğümüz karenin olduğu yerler ise çay ocaklarıyla dolmuştur.

Salacak, Günümüz

Bizim Aile – 1975 – Yönetmen: Ergin Orbey, Altunizade

”Konak güzellik merkezi olarak kullanılıyor”

Yaşar Usta’nın fabrika arkadaşı, eşiyle birlikte Yaşar Usta ile Melek Hanım’ı evlendirmeye çalışmaktadır. Bu çabaları başarılı olur fakat Yaşar Usta’nın dört, Melek Hanım’ın üç çocuğu vardır. Melek Hanım’ın evi ise Altunizade’dedir. Yaşar Usta ve dört oğlu bu eve taşınır. Filmin başında Adile Naşit’i bir at arabasıyla evine dönerken görürüz. Altunizade’deki bu konak (fotoğraf) o dönemlerde köy benzeri bir yerdir. Çevresi ise yeşil alanlardan oluşur. Konak şimdilerde ise bir güzellik merkezi olarak kullanılıyor. Konağın içerisinde o meşhur merdiven sahnesinin çekildiği yer hala mevcut. Konağın şimdiki alanı ise başka evler ve yollar tarafından çevrilmiş durumda.

1975, Altunizade

Filmin geneli bu konakta geçerken, film geniş açılara sahip olmadığından Üsküdar’a ait çok fazla görüntü mevcut değil.

Altunizade, Günümüz

Hababam Sınıfı – Seri Film – Ertem Eğilmez, Validebağ

Rıfat Ilgaz’ın unutulmaz kitabı, Ertem Eğilmez’in efsane filmi Hababam Sınıfı’nın tüm serisinin çekildiği okul Üsküdar’da Validebağ korusunda bulunuyor. Şimdilerde de dizilerin çekildiği bu yer aynı zamanda Adile Sultan Kasrı olarak biliniyor. Hababam Sınıfı’nın tüm filmlerinin geçtiği bu yer aynı zamanda Hababam Sınıfı Tatilde filminde de kullanılmış. Bilindiği üzere Hababam Sınıfı Tatilde filminde ormana kamp yapmaya giden öğrenciler, aslında korunun bahçesindedirler. O yıllarda korunun daha geniş ve ormanlık olmasından dolayı bu sahneler kolayca çekilmiştir. Etrafında şimdi bulunan evlerin ve yolların olmaması bu sahneleri kolaylaştırmıştır.

Bu sahnelerin bir kısmının Sarıyer’de çekildiği de söylenmektedir. Ancak bu konuda net bir bilgi bulunmuyor.

Hababam Sınıfı filmi ile özdeşleşen bu yer, şimdilerde Hababam Sınıfı müzesi olarak hizmet veriyor. Ayrıca bahçesi halka açık bir şekilde kullanılıyor.

class/uploads/2020/08/d.jpg

Adile Sultan Kasrı, Günümüz

Orta Direk Şaban – 1984 – Kartal Tibet, Salacak

Başrolünü yine Kemal Sunal’ın oynadığı bir film daha çıkıyor karşımıza. Orta Direk Şaban dönemin zamlarını eleştirirken bir yandan da Salacak’ın eski halinden manzaralar sunuyor. Filmin en önemli sahnelerinden biri olan, Kemal Sunal’ın çaya gelen zammı duyduğunda bayıldığı, sevdiği kadına hava atmak için sörf yaptığı hatta sokaklarında gezdiği sahneler Salacak’ta çekiliyor. Dönemine göre pek fazla mekan kullanan filmin en fazla sahneyi barındıran yerlerinden biri Üsküdar.

Şimdilerde Üsküdar’da özel bir işletmenin, hemen yanında Balıkçıları Koruma Derneği’nin bulunduğu sahilde geçiyor sahneler. Kemal Sunal’ın daimi olarak gittiği kahve o günlerde sahilin hemen yanında. Aradan geçen yıllar denizi doldurtuyor. Kahvehane sahilden uzaklaşıyor. Yerine arabaların vızır vızır aktığı bir yol bırakıyor.

Sahilde ise Kemal Sunal’ın sörf yaptığı sahneden görünen yerlerde o zamanlarda da denize girilebildiğini ve sahil boyunca balıkçı teknelerinin olduğunu anlıyoruz.

class/uploads/2020/08/d.jpg

Şimdilerde yerinde özel bir işletmenin bulunduğu, o günlerde denize sıfır olan kahvehane

İnek Şaban – Yönetmen: Osman Fahri Seden, Salacak

”Türkiye’nin en büyük isimlerinden birinin Üsküdar’ın sokaklarından geçmiş olması bir ayrı güzelleştiriyor Üsküdar’ı”

Filmlerinde Üsküdar’ı en çok gördüğümüz oyunculardan biri Kemal Sunal. Hiç şüphe yok ki, Türkiye’nin en büyük isimlerinden birinin Üsküdar’ın sokaklarından geçmiş olması bir ayrı güzelleştiriyor Üsküdar’ı. İnek Şaban filmi, Üsküdar’da bir konakta çekildi ve şimdi filmin geçtiği konak, eski görünümünü korusa da yeniden düzenlenerek bir apartman haline getirilmiş. Salacak’taki bu eski konak o yıllarda tek bir kişiye aitmiş.

İnek Şaban filmi kısaca Manavda çıraklık yapmakta olan bir karakterin bir gün sevdiği kızla evlenebilmesi için para kazanmaya Almanya’ya gitmek üzere havalimanına giderken, kaleci Bülent ile karıştırılmasını anlatıyor. Şaban, mafya tarafından kaçırılıyor ve kaleci Bülent’in başına gelecekler onun başına geliyor. İşte Şaban karakterinin kaçırıldığı o konak da Salacak sahilinde bulunan bu apartman:

class/uploads/2020/08/d.jpg

Konağın önünde gerçekleşen sahnelerden biri ise rakip mafya adamlarının İnek Şaban’ı kaçırmaya çalıştığı bu sahne

class/uploads/2020/08/d.jpg

Baba Bizi Evversene – 1975 – Altunizade

Bizim Aile filminin geçtiği konak başka bir filmin setine daha açılmış eski zamanlarda. Şimdilerde güzellik merkezi olan konak o dönemlerde filmlerde kullanılıyormuş. Barış Manço’nun başrolünde oynadığı film, yine o konağı günümüzde anlamlı hale getiren filmlerden biri olmuş.

class/uploads/2020/08/d.jpg

Üsküdar İskelesi – 1960 – Yönetmen: Suphi Kaner, Salacak

Üsküdar İskelesi, filmin neredeyse tamamında Üsküdar’ı göreceğimiz bir film olmakla beraber, içerisinde Üsküdar’a Gider iken şarkısını duyacağımız bir filmdir. Film boyunca ara ara eski Üsküdar’ı ve eski birtakım başka yerleri görürüz. Kız Kulesi olmasa yeşil alanların, kayıkların yanaştığı balıkçı kulübesinin ve şimdilerde her yanına araba park edilmiş dar yokuşların Üsküdar olduğunu anlamayamazsınız.  Film boyunca Üsküdar sahilini, Tarık ve Leyla’nın buluştuklarında oturdukları İstanbul manzaralı çay bahçesiniSalacak sahilinden Kız Kulesi’ni, vapurları ve Boğaz Manzarasını görürüz.

alt=

Neşeli Günler – 1978 – Yönetmen: Ertem Eğilmez, İcadiye

Başrollerini, Türk sinemasının iki büyük emektarı Münir Özkul ve Adile Naşit’in turşucu rolünde oynadığı film, geçimsiz bir çiftin ayrılmasını ve gelişen olayları komik bir dille anlatırken klasikleşmiştir. Filmin çoğu sahnesi Beşiktaş ve Taksim’de geçer. Ancak filmde Adile Naşit’e ait olan ve Sarıyer Turşucusu olarak geçen yer aslında Üsküdar İcadiye’de çekildi. O dönemlerde gerçekten turşucu olan bu yer şimdilerde çiğ köfteci olarak kullanılıyor.

class/uploads/2020/08/d.jpg

Üsküdar uzun yıllar Yeşilçam filmlerinin merkezi olarak romantik bir bakışla akıllara kazındı. Şimdi o mirasın korunmadığını görmek üzücü olsa da o günleri hatırlamak mutluluk veriyor. Yeşilçam’da Üsküdar yazısı bu hatıraları yaşatmak için bir hatırlatıcı olur belki, kim bilir?

İstanbul Devlet Tiyatrosu yeni sezonu Üsküdar’da “Aksesuvarcı” oyunuyla açtı

İstanbul Devlet Tiyatrosu (İDT) yeni sezonu “Josef Bieder’in Yıldızının Parladığı An (Aksesuvarcı)” oyunuyla açmıştı. Üsküdar Tekel Sahnesi’ndeki tekrar gösterime girecek oyun , yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine uygun olarak yapılacak.

Eberhard Streul tarafından kaleme alınan, yönetmenliği Ali İpin üstlendiği “Josef Bieder’in Yıldızının Parladığı An (Aksesuvarcı)” adlı oyun, mesleğine ve sanata aşık aksesuarcı Josef Bieder’in hayatına odaklanıyor.

“Biz ne kadar seyirciyle buluşmayı özlediysek onlar da bizi özlemiş”

1 Eylül tarihinde yapılan ilk gösterim öncesi AA muhabirine açıklama yapan yönetmen ve oyuncu Ali İpin, oyunun mart ayında ilk gösterimle beraber 4 temsil yapabildiğini belirterek, 5 buçuk aylık bir aranın ardından sezonu açmaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.

Ali İpin, bu süreçte bir gün arayla gösterimlerin devam edeceğini ifade ederek, “Seyirci sayısı da yarıya düşürüldü. Oyunun bu haftaki biletlerinin tükendiğini duydum. Bu memnuniyet verici bir şey, biz ne kadar seyirciyle buluşmayı özlediysek onlar da bizi özlemiş demek ki. Umarım hiç değilse bu şekilde uzun bir süre yürürüz ve bu pandemiyi atlatırız.” dedi.

Mart ayında yaptığı 4 temsilden geri dönüşlerin kendisini memnun eden bir düzeyde olduğunu aktaran İpin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz oyuncular oyunu oymaya başladıktan ve sezon aralarından sonra mutlaka bir elden geçiririz. Eksik olan bazı noktaları düzeltme şansına sahip oluruz. Bu süreç bizim için biraz uzun oldu ama iyi de oldu. Biraz revizyonlar yaparak oyunun tekrar sahneleceği zamanı düşünmeye başladım. Bir hafta önce de haber geldi, hazırlandık ve buradayız. Tiyatroseverlerin ilgiyle izleyeceği, güleceği ve yer yer duygulanacağı bir oyunla seyirciyle bulaşacağız.” 

“Seyircimiz için salgına yönelik bütün önlemler alınmış durumda”

İstanbul Devlet Tiyatrosu (İDT) Müdürü Kubilay Karslıoğlu ise İDT olarak bu sezonu 1 ay erken açtıklarını belirterek, “Seyircimiz için salgına yönelik bütün önlemler alınmış durumda. Birer koltuk boşlukla oturacaklar. Dezenfektanlar var. Maske kullanacaklar. Havalandırmamız gayet iyi, girişte ateşleri ölçülecek. Bu anlamda iç huzuruyla gelip oyunlarımızı izleyebilirler.” diye konuştu. 

Karslıoğlu, sahne üzerindeki aksesuardan ve sahne arkasına, oyunculardan ve teknik elemanlara kadar çeşitli önlemler alındığını aktararak, bu sezon repertuarında tek, 2 ya da 3 kişilik oyunların yoğun olacağını ve sahnede daha az oyun sahneleyeceklerini ifade etti.

Gösterimin ardından sahneye gelen oyuncular, emeği geçenlere ve ekip arkadaşlarına teşekkür ederek seyircileri selamladı.

Ali İpin ve Özge Özdemir’in karakterlere hayat verdiği oyunun müziklerini Murat Gedikli, dekor tasarımını Ethem Özbora, kostüm tasarımını Mihriban Oran, ışık tasarımını ise Akın Yılmaz yaptı.

Yönetmenliği Ali İpin üstlendiği “Josef Bieder’in Yıldızının Parladığı An (Aksesuvarcı)” adlı oyun; 29 Eylül, 1 Ekim ve 3 Ekim tarihlerinde Üsküdar Tekel Sahnesi’nde tekrar izleyiciyle buluşacak.

Üsküdar’da aracıyla seyir halinde olan inşaat mühendisi taciz edildi

Üsküdar’da sabah saatlerinde trafikte seyir halinde olan inşaat mühendisi Neslihan Ç. adlı sürücü, şoför ile birlikte iki kişinin daha bulunduğu otomobil tarafından iddiaya göre yol boyunca taciz edildi. Trafik ışığında durduklarında ise kadın sürücüye küfür ve hakaretler ederek otomobile saldıran iki kişi daha sonra olay yerinden hızla uzaklaştı.

Trafikte seyir halindeyken uzun bir süre bir başka otomobilin tacizine uğradığını iddia eden İnşaat Mühendisi Neslihan Ç. (30) Üsküdar, Nuhkuyusu Caddesi’ne geldiğinde kırmızı ışıkta durdu. Seyir halindeyken sürekli trafiği tehlikeye düşüren ve kendisini sıkıştırarak taciz ettiğini ifade eden otomobilden kurtulduğunu düşünen kadın sürücü bir anda otomobilinde yumrukları ve tekmeleri gördü.

Yaşadığı durumun karşısında şoka giren kadın sürücü kendisine hakaretler yağdırıp küfür ettiğini söylediği erkek şahıstan korunmak için otomobilini kitlemeye çalıştı. O anları cep telefonu ile görüntüleyen kadının korku ve endişeyle bağırdığı görülürken çevredeki esnafların gelmesi üzerine birisi sürücü iki kişi otomobille hızla uzaklaştı. Polisi çağıracağını söylediği an ise arabayı kadının üzerine süren sürücüyü durdurmak isteyen Neslihan Ç. uzun süre ’Polis gelecek bekle’ demesine rağmen iki kişi hızla gözden kayboldu. 

’Şikayetçi olursan seni öldürürüz’

Yaşadığı olayın etkisini hala üstünden atamayan Neslihan Ç. olaydan bir gün sonra Kartal Anadolu Adliye Sarayı’na gelerek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Konuşurken sesi titreyen ve gözleri dolan kadın, saldırganların araca binip uzaklaşmadan önce ’Şikayetçi olursan seni öldürürüz’ dediklerini de ifade etti. Yaşadığı olayı adli makamlara taşıyan kadın sürücü trafikte seyir halindeyken kendisine kabusu yaşatan iki erkeğin yakalanıp hukuk önünde cezalarını almalarını istedi.

KAYNAK: İHA

Üsküdar Çamlıca Tepesi’nde bulunan TV-Radyo Kulesi eylülde faaliyete geçecek

Üsküdar Çamlıca tepesinde Mart 2016’da yapımına başlanan ve antenleri tek bir yapıda toplayan, yayın faaliyetleri RTÜK tarafından yürütülen Küçük Çamlıca TV-Radyo Kulesi, eylülde hizmete girecek. Yayınların kuleden 10 Eylül’den itibaren yapılmaya başlanmasıyla görüntü kirliliğine neden olan Çamlıca mevkisindeki antenler kaldırılacak.

İstanbul Çamlıca tepesindeki antenleri tek bir yapıda toplayan Küçük Çamlıca TV-Radyo Kulesi, eylülde hizmete girecek. AA muhabirinin, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yetkililerinden edindiği bilgiye göre, İstanbul’un Üsküdar ilçesi Çamlıca tepesinde dağınık halde bulunan radyo ve televizyon vericilerinin tek bir noktada toplanarak görüntü kirliliğinin önüne geçilmesi amacıyla yapımı Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca gerçekleştirilen, yayın faaliyetleri RTÜK tarafından yürütülen Küçük Çamlıca TV-Radyo Kulesi’nde son aşamaya gelindi. Çamlıca Tepesi’ndeki onlarca radyo ve televizyon vericisinin kaldırılması amacıyla Mart 2016’da çalışmalarına başlanan kulenin eylül ayında hizmete alınması planlanıyor.  Kuleden bugün başlayacak test yayınları, İstanbul il merkezine yönelik radyo yayını yapma hakkı bulunan kuruluşların tamamının yayınlarının iletileceği şekilde yapılacak. Test yayınları, salı günü 06.00’ya kadar sürecek.

Kuleden yayınlar 10 Eylül’de başlıyor. Kulenin faaliyetleri, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu teknik uzmanlarınca da yerinde takip edilecek.
Kule AŞ ile sözleşme süreçlerinin tamamlanması, 1-10 Eylül 2020 tarihlerinde geçiş test ve deneme yayınlarına yönelik çok taraflı çalışmaların yürütülmesi ve 10 Eylül 2020 tarihinden itibaren yayınların Küçük Çamlıca TV-Radyo Kulesi’nden yapılmaya başlanması ile Çamlıca mevkisinde bulunan diğer kulelerin kaldırılması süreci başlayacak. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara RTÜK tarafından gerekli bilgilendirmeler de yapıldı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar’da bir taksi durağını ziyaret etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Üsküdar’daki bir taksi durağını ziyaret etti. Büyük Çamlıca Camisi’nde kıldığı cuma namazının ardından Üsküdar‘daki Vahdettin Köşkü’ne geçen Erdoğan, aracında kendisini arayan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile görüştü.

Daha sonra güzergahı üzerinde bulunan Üsküdar Nato taksi durağında makam aracını durduran Erdoğan, aracından inerek taksi durağına ziyarette bulundu.

Burada vatandaşlarla bir süre sohbet ederek çay içen Erdoğan, vatandaşlarla fotoğraf da çektirdi.