Üsküdarlılar en çok Android telefonları tercih ediyor

Kuzey Virginia’da yaşayan veri bilimci Sasha Trubetskoy, kendi adıyla açtığı internet sitesinde şehirlere ilişkin ilginç verileri bir araya getirerek paylaşıyor. Trubetskoy İstanbul’da hangi lokasyonlarda hangi işletim sistemine sahip telefonların ağırlıklı olarak kullanıldığı ile ilgili bir harita paylaştı.

Trubetskoy’ın Türkiye ile ilgili bir paylaşımında İstanbul’da hangi lokasyonlarda hangi işletim sistemine sahip telefonların ağırlıklı olarak kullanıldığı ile ilgili ayrıntılı bir harita bulunuyor.

10,2 Milyon veri bir araya getirildi

Sasha Trubetskoy’ın arkadaşlık, burç yorumu, oyun, çalar saat, tarayıcı gibi binlerce uygulamadan ticari olarak sepetlendirilmiş yaklaşık 10,2 adet kullanıcı koordinatını veri olarak kullanarak hazırladığı haritaya göre Üsküdar’da Android işletim sistemine sahip telefon kullanıcıları, IOS işletim sistemine sahip telefon kullanıcılarına göre daha fazla sayıda.

Haritada pembe ile işaretlenen noktalarda iPhone kullanıcısı çoğunluktayken, mavi ile işaretlenen noktalarda ise Android kullanıcılarının çoğunlukta olduğu belirtilmiş.

Haber Merkezi

Bir parkın yok edilme hikayesi

Gazete Üsküdar olarak Üsküdar’da İmam Nasır ve Eski Keresteciler sokaklarının kesişimi ve Yalı Kahvesi ile Mihrimah Kahve’nin tam karşısında yer alan küçük bir park alanının 2015’ten bu yana uğradığı usulsüz değişimin izini sürdük.

Bir kent suçunu ortaya çıkardık

Üsküdar Mimar Sinan Mahallesi İmam Nasır ve Eski Keresteciler sokaklarının kesişiminde bulunan bir parkın aşama aşama nasıl yok edildiğini araştırdık. Yaptığımız araştırma sonucu, Üsküdar merkezde bugün Kafe Suppa tarafından işgal edilen yerde 2015 yılında Üsküdar Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün tabelasının olduğu açık biçimde görülmekte. 2019 yılında ise çim alana söz konusu işletme tarafından masa ve sandalye koyması sonucu çimlerin kuruduğunu ve Park Bahçeler Müdürlüğü’nün tabelasının da kaldırıldığını doğruladık. Bu alanı araştırırken imar planlarında park alanı olarak işlendiğini ve mevcut halinde park alanının işgal edildiğini gördük.

Üsküdar Merkez, Mimar Sinan Mahallesi, 422 Ada, 3. Parselin Batısında Bulunan Yeşil Alan

İsmini vermek istemeyen bir bölge sakini, 24 Haziran 2020’de parkta bulunan toprak alanın taşlar ile kaplanması ile ilgili şikayette bulunduğunu, belediye ekiplerinin olay yerine gelerek toprak alanı kaplayan taşları sökmeye başladığı bilgisini bizimle paylaştı. Bölge sakininin ifadelerine göre, işletme sahibinin telefon görüşmelerinden sonra belediyeden gelen ekipler taşları yerine koyup olay yerinden uzaklaşıyor.

Google Street View‘in sunduğu hizmetten faydalanarak ve imar planlarını inceleyerek ilgili alanın hangi aşamalardan geçtiğini takip ettik ve süregelen bir kent suçunu ortaya çıkardık.

Yeşil alanların taş ile kaplanarak adım adım nasıl yok edildiğine dikkat çeken bu araştırmayı siz okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz

İmar planlarına göre Üsküdar merkezdeki tek yeşil alan olan parkın 2015 yılındaki Google Street View görüntülerine baktığımızda Üsküdar Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün tabelası yer almakta. Fakat aşağıdaki görselde görüldüğü üzere imar planlarına göre yeşil alan olması gereken parselde kafenin kaçak inşaatı görülüyor.

2019 yılında çim alana kafenin usulsüz olarak masa sandalye koyması sonucu çimler kuruyor ve Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün tabelası kaldırılıyor.

2020 yılı 23 Haziran günü toprak alanın üzeri taş ile kapatılıyor.

Tüm bu bilgileri Google Street View ve imar planları üzerinden doğruladık.

  • Şikayet üzerine Üsküdar Belediyesi ekipleri alana gidip taşları sökmeye başlıyor ve kafe sahibi telefon görüşmeleri yaparak belediye ekiplerini geri gönderiyor.
  • Alanı araştırdığımızda söz konusu bölgenin imar planlarında da park olarak işlendiğini öğrendik.
  • Dahası imar planlarını incelediğimizde bugün Kafe Suppa’nın ve işgal edilen parkın içinde bulunduğu parselin tamamının yeşil alan olduğunu öğrendik. Dolayısıyla imar planlarına göre Kafe Suppa’nın olduğu alanda herhangi bir yapı olmaması gerekiyor.
  • Sonuç olarak Kafe Suppa’nın kapalı alanının ve eskiden park olan ve bugün işgal edilen açık alanın aslında yeşil alan olduğu görülmektedir. Bu durum hem imar planlarından hem de Google Street View’in görüntülerinde yer alan Park ve Bahçeler Müdürlüğü tabelasından ispat edilmektedir.

Yasa park işgaline izin vermiyor

Yasada görüldüğü üzere sosyal donatı alanı olan park ve bahçelerin işgal edilmesi mümkün değil. Buna göre Üsküdar Belediyesi’nin parkı işgal eden özel işletmeyi derhal yıkarak parkı eski haline getirmesi gerekiyor.

Yasanın ayrıntıları şöyle:

  • 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 52. maddesi belediye sınırları içinde bulunan aşağıdaki yerlerden herhangi birinin satış yapmak veya sair maksatlarla ve yetkili mercilerden usulüne uygun izin alınarak geçici olarak işgal edilmesi işgal harcına tabi.
  • Pazar veya panayır kurulan yerlerin, meydanların, mezat yerlerinin her türlü mal ve hayvan satıcıları tarafından işgali, yol, meydan, pazar, iskele, köprü gibi umuma ait yerlerden bir kısmının herhangi bir maksat için geçici işgali durumunda işgal harcı alınır.

Bir kahveden daha fazlası: Tebessüm Kahvesi

Üsküdar Altunizade’de 2016 yılında 21 Mart Down Sendromlular Günü’nde açılan Tebessüm Kahvesi down sendromlu bireylerin toplumsal yaşama katılmasını amaçlıyor. Projede onların gündelik sosyal yaşama ayak uydurmalarına ve toplumda da sorumluluk bilincinin gelişmesine katkı sağlanması bekleniyor. Tebessüm Kahvesi’nin hikayesini ve down sendromlu bireylerin eğitim süreçlerini Tebessüm Kahvesi Proje Koordinatörü Şermin Çoban anlattı.

Biz, downlu arkadaşlarımızın hayatın içinde var olduklarını herkesin görmesini istedik ’’


– Projenin ortaya çıkış hikayesinden bahseder misiniz?


Tebessüm kahvesi, Üsküdar Belediyesi sosyal işler biriminin bir sosyal sorumluluk projesi,  hedef olarak biz, downlu arkadaşlarımızın hayatın içinde var olduklarını herkesin görmesini istedik.Onlara bir fırsat verelim istedik ,fırsat verildiğinde neler yapabildiklerini gösterelim istedik.Burada bizim, on tane arkadaşımız var sabah beş arkadaşımız sabah grubunda beş  arkadaşımız ise öğleden sonra olmak üzere vardiyalı olarak altı saat çalışıyorlar.Tebessüm kahvesi okul gibi düşünülmüş bir proje burada ki on arkadaşımızı eğitip hizmet sektöründe nasıl davranmaları gerektiğini öğretip farklı işletmelerde onların istihdamlarını sağlayacağız ki yeni arkadaşlarımıza yer açılsın istiyoruz.

Projenin ilk faaliyete geçtiği zamanlarda insanların gösterdiği tutumla şimdi sergilenen tutumlar arasında bir değişiklik var mı ?


Buraya çok bilinçli bir profil geliyor ama ilk başlarda buraya gelen misafirlerimiz sanki bebek sever gibi daha insancıl duygularla yaklaşıyorlardı. Arkadaşlarımıza ” canım cicim”, ”hadi gelin oynayalım” şeklinde bir hitap tarzları vardı ama bizim amacımız down sendromlu arkadaşlarımızın toplumun içinde bir birey olarak var olmaları, müşteri profilimizden beklentimiz bana nasıl davranıyorsanız burada ki Cem arkadaşımıza da Emrah arkadaşımıza da aynı şekilde davranılması.. Burada hitap şekillerimizde öyle zaten iş yerinde Cem Bey, Emre Bey gibi hitap şekilleri kullanıyoruz.

Projenin girişim aşamasında karşılaştığınız olumsuzluklardan biraz bahseder misiniz?


Tebessüm kahvesi Üsküdar Belediyesi’nin bir projesi dediğim gibi Belediye Başkanımız Hilmi Türkmen projeyi her anlamda çok sahiplendi. Siz de görmüşsünüzdür zaten çok nezih çok güzel bir yer Üsküdar’ın en değerli yerlerinden Burhan Felek köşkünün bahçesinde bir mekan. Hiçbir zorlukla karşılaşmadık, hep kolaylıklarla karşılaştık.


– Kafede kaç çalışanınız var?

Kafede şu an profesyonel olarak garson olan üç arkadaşımız var. Mutfakta iki personelimiz var Down sendromlu arkadaşlarımız ise on kişiler ve sadece servis kısmında varlar.Garson arkadaşlarımız onlara nasıl servis yapacaklarını nasıl davranmaları gerektiğini nasıl dükkan açılır, nasıl kapatılır gibi öğretileri öğretiyorlar.

Burası bir okul, sıfırdan geliyorlar buraya ve burada eğitim alıyorlar’’


– İşe başlamadan önce herhangi bir eğitimden geçiyorlar mı ?

Başta da değindiğim gibi burası bir okul,sıfırdan geliyorlar buraya ve burada eğitim alıyorlar. On arkadaşımız var. Hepsi farklı, birinin yapabildiğini diğeri yapamıyor o yüzden hep en bildiklerinden başladık. Bu özel eğitimde özgüvenlerini kaybetmemeleri açısından bu önemli bir şey. Mıntıka yapıyordur, mıntıka yaparak başlar. Daha sonra mendilleri doldurmayı yağdanlıkları doldurmayı öğrenir. Bu şekilde servise girme aşamasına kadar getirdik birçok arkadaşımızı.

– İnsanlar burada olmayı sizce neden tercih ediyorlar ?

Burası çok pozitif bir yer. Manen insanlar burada çok mutlu ve huzur doluyorlar. Bu da projenin amaçlarından biriydi zaten. Yine yeniliyorum ama müşteri profilimizin de bu arkadaşlarımıza fırsat verildiğinde neler yapabildiğini görmesini istedik. Geçmişte, ‘‘yapabilirler mi?’’ düşüncesi vardı insanlarda. Bu arkadaşlarımıza fırsat tanınmıyor. Oysaki benden hiçbir farkları yok. Onlar da bir birey ama tabii ki de özeller duygusal iniş çıkışları fazla biliyoruz ama yaptıkları işi çok güzel sahipleniyorlar.

– Benzer bir girişimde bulunmak isteyenlere öneriniz var mı ?

Bu, insanı çok iyileştiren bir şey mesela kendimden örnek vereyim; İyi niyetiniz inanılmaz gelişiyor. Çünkü karşınızda hep iyi insanlar var hiç kötülük gütmüyorlar. Dünya’ya gelmiş melekler, biz burada on tane melekle çalışıyoruz. Herkesin elini taşın altına sokması lazım belki zor bir iş olduğu düşünülüyordur ama asla değil nasıl baktığınıza bağlı. Onlar paralarını kazanıyorlar, çok mutlular, değer görüyorlar. Bu bir gerçek siz maddi olarak tatmin olduğunuzda çevrenizdeki insanları da tatmin ettiğinizde pek çok şey sizin için kolaylaşabiliyor fırsat verilsin böyle arkadaşlarımıza onlar çünkü her şeyi en iyi şekilde yapıyorlar.

– Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı ?

Sadece Downlu değil tüm engel gruplarındaki arkadaşlarımıza fırsat verilmeli çünkü fırsat verildiğinde doğru ellerde, doğru kimliklerle buluştuklarında gerçekten güzel işler yapıyorlar.




Kültür Envanteri Atlası Üsküdar’daki 400 kültür varlığını haritada tanımladı

Bilirsek koruruz” söylemiyle hareket eden Kültür Envanteri Atlası, Üsküdar’daki 400 kültür varlığını, isim, konum ve mahalleleriyle haritada tanımladı. Platformun kurucularından Caner Cangül’le hem proje hakkında konuştuk hem de Üsküdar özelinde değerlendirmelerini aldık. Cangül’e göre Üsküdar, kültür varlıklarını inceleyen kitapları bakımından oldukça zengin olaması itibariyle diğer ilçelere göre çok daha şanslı.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Ben Caner Cangül, Endüstri Mühendisiyim. Yedi yıldır Ukrayna, Kiev’de yaşıyorum. Öncesinde İstanbul ve Ankara’da yaşadım.

Caner Cangül

Bilmeyenler için bize Kültür Envanteri Atlası’nı anlatır mısınız?

Türkiye ve yakın coğrafyada, Türkiye dışındaysa Osmanlı, Selçuklu ve Karahanlı gibi Türk dünyasını ilgilendiren kültür varlıklarının harita üzerinde işaretlenmesi ve hakkındaki bilgilerin paylaşılmasını amaçlıyoruz.

İnternet sitemizde detaylı arama imkanı sağlıyoruz. Öncelikle, anasayfadaki harita bölümünden bölge, ilçe gibi alt başlıklara gidiliyor. Türkiye, Marmara bölgesi, İstanbul, Üsküdar ve hatta mahalle bazına kadar inebiliyoruz. Uzun açıklamalardansa yapının kimin tarafından yaptırıldığı, ne olduğu, kaçıncı yüzyıla ait olduğu, ne zaman onarıldığı gibi bilgilere kolaylıkla ulaşılmasını istiyoruz. “Etrafta” bölümümüzden konum bazlı olarak bulunduğunuz yerde ve çevresinde neler olduğunu görebiliyorsunuz. Kilometreyi artırıp daha geniş kapsamlı da inceleyebilirsiniz. Örneğin Üsküdar’dan Sarıyer’e gitmek isterseniz orada bir noktayı belirleyerek ne gibi eserler olduğunu önceden görebilirsiniz. Aynı işlemi Türkiye içinde herhangi bir noktada, Balkanlar ve İran’da da yapabilirsiniz. Tamamı olmasa da İran’daki Türk eserlerini de işaretlemeye başladık. 

Proje nasıl ortaya çıktı?

Ben ve benim gibilerin ihtiyaçlarından dolayı ortaya çıktı diyebiliriz. Gideceğiniz ya da bulunduğunuz bölgede hangi tür kültür varlıkları ya da tarihi eser bulunuyor sorusunun cevabı her zaman yanıtsızdı. Son yıllarda tabelalar eklense de çoğu zaman “Bu nedir?” sorusunun cevabı yok ya da yeterli değil. Bunu özellikle İstanbul’da yaşarken çok hissediyordum. Projenin başlangıcı da o döneme, on küsür sene öncesine dayanıyor. Bir çeşme gördüğünüzde adını, kimin çeşmesi olduğunu, kitabesinde ne yazdığını bilmek güç olabiliyor. Süleymaniye Camii gibi temel yerler için böyle değil elbette ama özellikle Anadolu’da gezerken ne olduğuna dair fikrinizin olmadığı tarihi kalıntılar var. Belki sanat tarihçileri gibi eğitimli kişiler sorun yaşamayacaktır ama bu projede bizim gibi normal vatandaşı hedefliyoruz. 

Daha detaylı anlatacak olursam, çalışmamız harita konumunu temel alıyor. İlk olarak grup parametresi var, sivil yapı mı askeri yapı mı, antik yapı mı bunu ayırıyor. Daha sonra türler var; çeşme, camii, medrese, antik tiyatro, heykeller… Sürekli olarak yeni türler eklenmeye devam ediyor. Sonrasında kültür dönemleri var; Hitit, Memlük, Osmanlı, Selçuklu gibi. Bunları konum ve “Mimar Sinan Eserleri”, “Çanakkale 1915” gibi tematik haritalar takip ediyor. Mimar Sinan eserlerinin oluşturduğu gezi yolu, Üsküdar merkezde Mihrimah Sultan Külliyesi’yle başlayıp sahilden Şemsi Paşa Külliyesi’ne doğru devam ediyor. Yeniden Üsküdar içine girerek tekrar Valide-i Atik Camii’nin orada bitiyor. Böylece toplamda yaklaşık 20 Mimar Sinan eserini görmüş oluyoruz. Valide-i Atik’e ilk gittiğimde içerisindeki yapıları gördüm ama ne olduğunu bilmiyordum. Şimdiyse külliyenin imaret, medrese, tekke, darüşşifa, gibi yapılarını tanımlamak da mümkün.

Üsküdar için farklı gezi yolları da hazırlamak isteriz. Bunun için kültür elçilerinin çalışmalarını ya da Üsküdar Belediyesi’nin hazır gezi yollarını da kullanabiliriz. Haritaya işlediğimiz zaman konumunuza göre hangi yöne gideceğinizi görebiliyorsunuz. Yol boyunca karşılaşacağınız eserler hakkında bilgi de alabiliyorsunuz.

Kaç kişilik bir ekipsiniz?

Aslında başlangıçta iki kişiydik. İlk açıldığımızda yaklaşık yedi bin nokta, çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere, zaten işaretliydi. Projenin çıkış noktası da İstanbul’du.

Kültür elçileri diye tanımladığımız bir grubumuz var, bize katılmak isteyen herkesi içimize katıyoruz. Şu ana kadar ellinin üzerinde kişiye yetki verdik. Beklentimiz her katılımcının daima aktif olması değil elbette. Mümkün oldukça her türlü güncellemeyi yapabilirler. 

Siteyi aralık ayında açtık, üzerinden yaklaşık yedi ay geçti. Ayda ortalama bin tane yeni varlık tanımlaması yaptık. Bununla birlikte mevcut varlıklar üzerinde sık sık güncelleme oluyor. Fotoğraflar ekleniyor. Elbette noktaların tespit edilip doğru fotoğrafların bulunması yorucu olabiliyor. Bu yüzden kültür elçilerimizin zaman ayırabilecek kişiler olması da önemli.

Üsküdar Kültür Envanteri haritası için tıklayınız.

Biraz Üsküdar’dan konuşalım istiyoruz. Üsküdar Kültür Envanteri Atlası hakkında neler söylersiniz?

Üsküdar’da halen eksiğimiz çok fazla ama yavaş yavaş tamamlamaya devam ediyoruz. İstanbul’da ağırlıklı olarak Tarihi Yarımada’yı çalıştık. Geçmişte benim çalışmalarım da bu yönde olmuştu. Şu anda Üsküdar’da yaklaşık bin tane kültür varlığı vardır diye düşünüyorum. “Üsküdar” olarak arattığımızda 418 tane kültür varlığı işaretli gözüküyor. Ayrıca Acıbadem, Ahmediye, Aziz Mahmud Hüdayi gibi mahalle bazında da görüntüleyebiliyoruz. Elbette eksiklerimiz var, özellikle mahalle kısmında. Bu noktada da kültür elçileri devreye giriyor. Örnek verecek olursak, Şehzade Seyfettin Çeşmesi, Üsküdar’da Mimar Sinan Mahallesi’nde ve Osmanlı dönemine ait. Şimdilik elimizdeki tek bilgi bu. Daha detaylı bilgiyi başka biri sağlayabilir. Aynı şekilde hatalı bir bilgiye rastlanırsa bunun düzeltmesi de yapılabilir.

Zaten en önem verdiğimiz nokta enlem boylam olarak konumun belirlenmesi çünkü konumun aksine sokak, mahalle bilgisi çok değişken. Üsküdar’da da mahalle değişikliği yaşandı. Eski bir kaynakta aradığınız mahalleyi artık bulamayabilirsiniz. O yüzden şu an güncel, Büyükşehir ya da Üsküdar Belediyesi’nin sınırlarını çizdiği mahalle isimlerini kullanıyoruz.

Emetullah Gülnuş Valide Sultan Çeşmesi
(3. Ahmet Çeşmesi)
Ali Osman Dilekoğlu/2019

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Türkiye içinde ve dışında her türlü kültür varlığını ve kaybolan eserleri işaretliyoruz. Örneğin İstanbul’da 208 tane kaybolan eser var. Üsküdar’daysa kayıtlı 5 tane gözüküyor. Bu eserleri işaretlerken genelde eski fotoğraflarını da ekliyoruz. Geçmişte ve günümüzde mevcut olanların hepsini işaretlemek istiyoruz. “Bilirsek koruruz!” diyoruz, sloganımız bu. Özellikle daha genç kuşakların çevresinde ne olduğunu öğrenmesini istiyoruz. İnsanlar isimlendiremedikleri şeyi korumuyor. Bu merak duygusunu kaşımak ve daha detaylı bilgiye ulaşmanın yolunu açmak istiyoruz. Çıkış noktamız da çabuk ulaşılıp fayda sağlamaktı. Amacımız sitede fazla ziyaretçi olmasından ziyade kişilerin ihtiyacının karşılanması. Elbette başka kanallardan, ansiklopedilerden bu bilgilere ulaşılabilir ama günümüzde telefon kullanmayan neredeyse kalmadı. Anlık bilginin kitaba ulaşamayacağımız zamanlarda da bulunmasını istiyoruz. Bir yapıyı internette araştırabilmek için önce yapının ne olduğunu bilmek gerekiyor. Bunu sağlamak istiyoruz. 

Üsküdar kültür varlıklarını inceleyen kitaplar bakımından zengin, ulaşılabilecek pek çok kaynak mevcut. Bizim isteğimiz Üsküdar’daki eksik kültür varlıklarının da nokta nokta tanımlanması. 

Kültür Elçileri sayımızı olabildiğince artırmayı, hatta mümkünse yıl sonuna kadar iki yüz kişiye ulaşmayı umuyoruz. Eksik parametre kalmadan, geçmişten günümüze dek fotoğraflarla birlikte tamamlamak istiyoruz. Uzun soluklu bir proje. Yanlış bilgiye sebebiyet vermemek adına bilgi girişi halka açık değil ama kültür elçisi olmak isteyen herkes destek olabilir. Özellikle Üsküdar’ı bilen arkadaşların bize katılmasını isteriz. Bize ulaşırlarsa Üsküdar Belediyesi’yle de ortak çalışabiliriz. 

Acıbadem Gülistan Sitesi sakinleri: Kentsel dönüşümü rantsal dönüşüme çevirdiler

Üsküdar Acıbadem’de kentsel dönüşümle ilgili davaları devam eden ve hakkında yürütmenin durdurulması kararı bulunan Gülistan Sitesi sakinleriyle Üsküdar Belediyesi zabıtaları arasında gündüz saatlerinde arbede yaşandı. Site sakinleri akşam düzenledikleri basın açıklamasıyla seslerini duyurmaya çalıştı.

Kentsel dönüşüm mağduru olduklarını ifade eden site sakinlerine göre kentsel dönüşüm rantsal dönüşüme çevirilmiş durumda. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’e site ile ilgili davalar sonuçlanıncaya kadar yıkım kararından vazgeçme çağrısında bulunan vatandaşlar çadır kurarak nöbet tutmaya başladılar.

Alanda konuşma yapan CHP Üsküdar İlçe Başkanı ve Acıbadem Mahalle Sakini Suat Özçağdaş:
”Üsküdar’da yine kamu yararına olmayan bir mesele ile karşı karşıyayız. Acıbadem’in tam merkezinde yer alan bu konutta 1500’den fazla insan 225 daire bulunmakta. Sabah saatlerinde buraya baskın ile gelindi, savaş koşullarında bile olmayacak bir durum. Buradaki birçok insan darp edildi. Bunu, bu halka neden reva görüyorlar? Kentsel dönüşüm burada yaşayan herkesin isteği, insanlar da sağlıklı koşullarda yaşamak istiyorlar. Burada yapılan şey kentsel dönüşüm değil, alanı gasp etmek.” dedi.

Acıbadem Gülistan Sitesi Sakini Neval Cansever ise:
”Biz bu sitede 30 yıldır yaşayan ev sahipleriyiz. Sabah saat 6-7 gibi kapılarımıza dayandılar ve neye uğradığımızı şaşırdık. Düşmana saldırır gibi buraya geldiler ve evlerimizi bu hale getirdiler. Annelerimiz, babalarımız bu evleri ne emekler ile yaptılar. Bizim amacımız evlerimizi yaptırmamak değil, doğru koşullarda bizlerin haklarını da koruyarak evlerimizi yaptırmak ama amaç bu değil, büyük bir rant içindeyiz. Bu yapılanlar korkunç. Bizim gayemiz evlerimizi yaptırıp tüm site sakinleri ile birlikte tekrardan buralarda oturmak.” dedi.


Bir başka site sakini Saadet Aksu :
”Buraya gelen dolandırıcı müteahhit maalesef bizleri oyalayarak kandırdı. 2014 yılından beri süren bir kentsel dönüşüm süreci var. Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’i biz bu konu ile alakalı ziyaret ettik. Türkmen, bizlere yardım edeceğini iddia etti. Bizlere destek değil köstek oluyorlar, 6 yıl sonra geldiğimiz duruma bak! ‘’Benim görevim yıkmak. ‘’ sözlerini biz site sakinlerine söyledi. Bizzat şahit oldum, buraya polisler ile gelip bizleri merdivenden sürüklediler.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi


Koronavirüs: Üsküdar esnafı kaygılı, toparlanamadık şu anda zararına çalışıyoruz

Korona virüs salgını tedbirleri kapsamında 16 Mart’ta işyerleri kapatılan sonra normalleşme adımları ile yeniden dükkanlarını açan Üsküdar esnafı, “Toparlanamadık, şu anda zararına çalışıyoruz.” diyor

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta görüldü. 16 Mart’ta kapanan kafe ve restoranlar normalleşme süreci ile 1 Haziran’da açıldı. Pandemi sürecinden en çok etkilenen sektörlerin başında yeme-içme sektörü geliyor. Vatandaşlar, kafe, restoran ve lokantaların açılmasından dolayı şüpheli ve tedirgin. Mekan sahipleriyse gerekli tedbirleri aldıklarını ve maddi olarak zorluk çektiklerini ifade ediyor. 

Peki kafe ve restoranlara salgın süresince tedirgin olmadan gidilebilir mi? Mekan sahipleri ne gibi zorluklarla karşılaştılar ve bu süreçle nasıl baş ettiler? Vatandaşlar bu mekanları güvenli buluyor mu? Psikologlar, vatandaşların yeni normale adaptasyon süreci hakkında ne düşünüyor ve ne gibi tavsiyelerde bulunuyor? Bu soruların cevaplarını uzmanlarla ve ilçe sakinlerimizle aradık. 

Ozan Çankaya – Münire: Ekonomik olarak bir hayli yorulduk

MÜNİRE, eskici, kahveci, gazozcu. Çengelköy’ün yeni ama bir o kadar da tanıdık mekanı. Bu mekanda İzmir’de harmanlanmış kahve, pikaptan çalan güzel müzikler eşliğinde kırkın üzerinde yerel gazozla buluşuyor. Münire, İstanbul karşı yakadan, şehir dışından gelen müdavimlerini anne evi sıcaklığıyla karşılıyor.

Münire’nin sahibi Ozan Çankaya üç aylık ara sürecinde çocuklarıyla daha yakından vakit geçirdiğini, evde olma halinin ona iyi geldiğini söylüyor. Fakat ekonomik olarak bir hayli yorulduğunu ve normalleşme süreciyle birlikte mekanın açılmasının kaygılarını devam ettirdiğini belirtiyor.

“Allahtan eşim evden çalışmaya başladı, onun maaşıyla evi geçindirdik. Pandemi döneminde iki bankadan kredi almaya başladık. Tüm giderlerimi aldığım kredilerle karşılıyorum ve belli bir miktar zarara girmiş durumdayım. Vergilerimi, kiramı, elektriğimi ödediğim zaman elime bir şey geçmiyor,” diyor.

Münire’nin sahibi Ozan Çankaya

“Kısa Çalışma Ödeneği yeterli olmadı”

Ozan Bey’e devletten yeterli desteği gördünüz mü, diye soruyorum. Devletin yeterli destek vermediğini söylerek durumu şöyle açıklıyor: “ Çalışan bir personelim var, onu işten çıkarmadım. Devlet, ‘Kısa Çalışma Ödeneği’ni 15 Nisan’da Resmi Gazete’de yayınladı. O yüzden devletten bir ay yarım, bir ay tam olmak üzere toplamda 1500 lira yardım aldık. Haziran ayında dükkanımızı açmamızla birlikte ödeneği almaya devam etmedik.”

Koronavirüs’ün Çengelköy’e etkisi ağır oldu

Çengelköy’ün her mevsimde çok ziyaret edilen, rağbet gören bir semt olduğunu ve kendisi dahil olmak üzere birçok esnafın olumsuz etkilendiğini söyleyen Çankaya, “Çengelköy gece-gündüz yaşayan bir semttir. Pandemi olmasaydı ben şu anda çok para kazanıyordum. Bahar aylarında bahçemi değerlendiremedim. Şu anda her gün Instagram üzerinden tanıtıma çıkıyorum. Yaklaşık üç bin takipçim var. Fakat şu anda üçte bir performansla çalışıyoruz. Şunu belirtmeliyim, üçte bir dediğiniz zaman, ki bu tarz işlerde aslında bu oran kar olarak alınır, üçte iki ise giderlere harcanır. Şu anda zarara çalışıyoruz. Ama yapacak bir şey yok. Bu bizim ekmek paramız. Her gün işyerine bu sefer çok müşteri olacak umuduyla geliyoruz. Bir ümit bekliyoruz,” diyerek durumu gözler önüne seriyor.

“Elimizden gelen önlemi aldık”

Çankaya, aldığı önlemleri şöyle sıralıyor: “Her gelen müşterinin masasına küçük bir dezenfektan bırakıyoruz. Maskesiz müşteri kesinlikle almıyoruz. Şüphelendiğimiz kişilerin ateşini ölçüyoruz. Üç günde bir cihazla dezenfektan yapıyoruz. Bu normalde ayda bir yapılması gereken bir ilaç fakat risk almak istemiyoruz. Müşterinin isteğine göre karton çatal, bıçak, bardak kullanıyoruz. Maskesiz personel çalıştırmıyoruz.”

“Gerekli tedbirleri alan vatandaşlar dışarıda yeme içmeden çekinmesinler”

Ozan Bey bir işletme sahibi olarak vatandaşlara “Gerekli tedbirleri alan herkes istediği zaman istediği yere gidebilir. Otobüse, metroya binebiliyorlarsa gelip arkadaşlarıyla burada oturabilirler. Bunun hiçbir zararı yok. Tedbirli olarak mekanlara güvensinler,” diyerek onları mesafeli yaklaşımla rahatlıkla oturabileceklerini söylüyor ve negatif düşüncelerini kırmaya çağırıyor.

Safa Morgül – Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi: Gafil avlandık

Tarih boyunca çınar ağaçlarının altları sohbet ortamlarının simgesi haline gelmiştir. Tarihi ÇINARALTI Çay Bahçesi bu geleneği sürdüren, her gün yurdumuzun farklı yerlerinden binlerce misafir ağırlayan meşhur bir çay bahçesi. Aynı zamanda bir aile işletmesi. Dededen toruna kalan bu tarihi mekan yeni neslin de uğrak noktası haline gelmiş.

Mekanın yeni nesil sahibi Safa Morgül “17 Mart’tan 1 Haziran’a kadar kapalıydık. Gafil avlandık. İşsiz kaldık. Dükkanımızın kapalı oluşunun sıkıntısını çok yaşadık. Bir anda dükkanının kapanması ölüm gibi bir şey. Dükkan kapalı, gelirin yok, ailenle görüşemiyorsun. Bu bizi psikolojik olarak da zorladı. Biz yine de bir biçimde kendi hayatımızı sürmeye devam ederiz fakat seksen kişi çalıştırıyoruz. Onlar için neler yapabiliriz diye düşündük. Kısa çalışma ödeneği bize çok yardımcı oldu. Burada zaten emekliler dışında kimseyi asgari ücret ile çalıştırmıyoruz. Emeklilere ayrı bir maaş ödüyoruz. Dolayısıyla tüm personelin maaşlarının %60’ını devlet bize ödedi,” diyerek biraz da olsa hafiflediğini anlatıyor. 

Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi’nin sahibi Safa Morgül

“İş hayatında bir dayanışma oldu”

Esnaf arasında dayanışmasının olduğunu söyleyen Morgül “Mart ayının yarısında kapandık. Esnafa, tedarikçilere olan borçlarımız kaldı. Genelde kurumsal yerlere çalışıyoruz. Büyüklüklerini gösterdiler. Kimse beş kuruş almadı. Biz de aynı şekilde kiracılarımızdan para istemedik. Bu dönem bir şekilde atlatıldı,”dedi.

“Masaların %50’si kaldırıldı!”

“Bakanlığın koyduğu kuralları işletmemize uygulayarak masalarımızın %50’sini kaldırdık. İşlerimiz de ona göre. Durmaktansa çalışıyoruz. Yüksek miktarda maddi kaybımız var. Etrafımızdan bulup personel maaşlarını ödedik. Toparlanamadık. Zaten toparlanmak da kolay değil. Belli bir seviyenin üstündeki mekanlar kendi kendine masraf üretiyor. Bununla baş etmek kolay değil.”

 “Temizlik alışkanlıkları değişti”

Eskiden temizliğe çok detaylı dikkat edemediklerini söyleyen Morgül bunu şöyle açıklıyor. “Bu dükkan eskiden 24 saat açıktı. Sürekli sirkülasyon olduğu için sadece yüzeysel temizlik yapıyorduk. Şu anda hizmet saatlerimiz daha düzenli ve kısa olduğu için detaylı temizliğe vaktimiz oluyor.”

“Her mekan bizim kadar tedbirli değil…”

“Biz gelen misafirlerimizin ateşini ölçüyoruz. Maskeniz var mı diye soruyoruz. Maskesi yoksa hemen temin ediyoruz. Şu ana kadar 38 derecenin üstünde ateşle kimse gelmedi. Gelse de içeri alınmaz zaten. Her müşteri gittikten sonra masaları Borel ile siliyoruz. Biz zaten 2000’li yıllardan beri endüstriyel bulaşık makineleri kullanıyoruz. Kaliteli deterjan kullanmaya özen gösteriyoruz. Günde maddi olarak zararımız oluyor ama yeter ki bir sorun olmasın. Bazı mekanlar sadece bardakları çalkalıyor. Bu tarz mekanları da biliyoruz ama biz öyle değiliz,” diyerek titiz ve disiplinli tutumunu ortaya koyuyor.

“Çalışanlarımızın sağlığına önem veriyoruz”

Çalışanların sağlığına önem verdiklerini ve onları sürekli teftiş ettiklerini söylüyor: “Maalesef elemanlar siperlikleri çok zor taktılar. Biz sadece müşterinin değil sizin de sağlığınız için gerekli diyerek ikna ettik. Elemanları sürekli teftiş ediyoruz. Örneğin, birinin eşinde korona şüphesi çıktı. Kendisi ise negatif ama biz yine de 14 gün gelme dedik. İşe başlarken de tekrardan test yapmasını istedik,” diyor.

Vatandaşlar yeme içme mekanlarına mesafeli

Lokanta ve kafelerin açılmasına vatandaşlar mesafeli bir tutum sergiliyor. Birçok ilçe sakinimiz durumdan tedirgin ve artık lokanta ve kafelerin güvenli olmadığını düşünüyor. İşte Üsküdar sakinlerimizin gözlemleri ve görüşleri:

Atilla Katlar: Yeme-içme mekanlarına genel olarak hiç güvenmiyorum. Günlük hayatta bu tür yerlere gitmeyi tercih eden biri değilim. Eşim ve kızımın isteği üzerine arada gidiyorum. Korona sonrası bu mekanlara karşı güvenim sıfırlandı diyebilirim. Bunun nedeni ise gittiğim mekanlarda yaptığım izlenimler. Koronavirüs döneminde gittiğim mekanlarda şu gözlemlerde bulundum:

*Lokantada kullanılan çatal, kaşık, bardak, tabakların temizliğinden emin olamıyorum. Esnafın yarısı bulaşığı elle yıkıyor. Bu mikrop elle durulanınca yok olup gidiyor mu?

*Pizza, börek, tost gibi yiyeceklerin sunumunda kullanılan tahta servis tabakları yıkanmıyor. İnsanlar ağzını silip peçetesini bunun üzerine atıyor. Bir süre sonra gelen müşteriye aynı tabaktan servis veriliyor.

*Kurumsal mekanlar dışında çoğu lokantada, kafede, restoranda ateş ölçülmüyor. Şunu da belirtmek istiyorum ki uzmanlar ateş olmayan vakalar olabilir diyor. Ağzın kapalı yemek yiyebiliyor musun? 

*Yan yana masalarda insanlar yemek yiyor. Bulaşma riski oldukça yüksek. 

*Çengelköyde bazı çay bahçelerinde verilen bardaklar elle yıkanıp servise veriliyor ve denetimi yapılmıyor.

*Masalarda servis örtüsü yok. Talep edilmediği takdirde masalar silinmiyor. Benden önceki kişi koronalı ise oraya bulaş olma ihtimalini göz ardı etmemek gerek.

*Çoğu mekanda tuvaletlerde havalandırma yok. İnsanlar aynı havayı teneffüs ediyor.

*Maske takmayan garsonlar gördüm. Sadece ağzını kapatıp burnunu kapatmayan garsonlar da var. Güven vermiyor. 

Sağlık Bakanlığı tarafından restoran sahip ve çalışanlarına yönelik test uygulanıp bir belge verilmiyor. Şu güne kadar bir yeme-içme mekanında koronalı çalışan yoktur ibaresi görmedim. Bu uygulamanın yürürlüğe girmesini istiyorum.

Zeynep Bölükbaşı: Pandemi dönemi başlangıcında dışarıda yeme içmeyi kestim. Normalleşme süresine girildiğinde bildiğim yerlere sadece çay içmek ve teftiş etmek için gittim. Masalar ilk günler uygundu ama on gün sonra eski tas eski hamam. Eğer işletme vatandaşa örnek olmazsa bu problemi nasıl aşarız? Ekonomik olarak problem yaşayan kuruluşlar maalesef kurallara uymuyor. Devlet mekan girişlerinde dezenfektan olmalı diye kural koymuş. Ne zaman gitsem yeni bitti deniyor. Yani dezenfektan yok. Bundan anladığım kadarıyla halka ve kendimize saygımız yok. Bunları gördükten sonra tekrar aynı yere gitmek yanlış olur. Ben ikaz ederim mutlaka. Yaşça olgun olduğumdan dolayı dinliyorlar ve uyguluyorlar genelde. Bir de masaları silerlerken çok rahatsız oluyorum. Yan masayı sildiği bez masa masa dolaşıyor, ben hijyenden ne anladım o zaman. Kurallar yönetmeliğinde sandalye arası 60 cm mesafe olması gerekli denilmiş, aile gelmiş masaya ölçerek mi oturacak? Kim itiraz edecek? Küçük bir kafe düşünün zaten en fazla 3-4 masası var. Mesafe kuralı ile bu sayı 1’e iniyor. Şimdi bu işletme kurala uyacak mı? Tabi ki hayır. Kısacası kendi kendinden sorumlusun. Hava almak için tedbir sende olmalı. Benim anladığım bu… Bu arada tam kurallı işletmeleri de kutlarım, şahit olduklarım var.

Dila Günhan: Açıkçası bu süreçte ortak kullanılan hiçbir yeri güvenli bulmuyorum. Her ne kadar kafe vb. yerlere girişte ateş ölçülse ve dezenfektanlar her masada bulunsa da bu önlemlerin virüsün yayılmasını engellemeyeceği aşikar. Örnek vermek gerekirse ben çalıştığım kafeye gitmek için en az üç farklı vasıtaya binmek zorundayım, trafiğin en yoğun olduğu zamanlarda toplu taşıma araçlarına binmek zorunda kalıyoruz. Haliyle o kalabalıkta hiç kimse sosyal mesafeye dikkat edemiyor maalesef. Bu şekilde kalabalık ortamlara girdikten sonra ateş ölçülmesi veya elleri dezenfekte etmenin bir anlamı kalmıyor bence. Sırf ekonomi daha kötü duruma gitmesin diye ve devletin vatandaşlarına karantinada yeterli desteği verememesi yüzünden bu kadar erken normalleşmeye gidilmesinin yanlış bir karar olduğunu düşünüyorum.

Zehra Ekinci : Zorunlu bir durum yoksa kafeye veya benzeri yerlere gitmeyi tercih etmiyorum çünkü bu gibi yerlerin mutfak çalışanları da insan ve yiyecekleri hazırlarken veya çalışırken maske ve eldiven takıp takmadıklarını göremiyoruz.

Klinik Psikolog Bahar Erdoğan

“Pandemi sonrası adaptasyon süreci kolay olmayacak”

Klinik Psikolog Bahar Erdoğan, salgın sonrasında adaptasyon sürecinin kolay olmayacağını söyledi.

Erdoğan “Küresel pandemi salgını sonrasında toplumsal davranışlar, sosyal hayat ve adaptasyon süreci elbette kolay olmayacaktır. Bu salgın, insanlığı hiç alışık olmadığı zorunlu sosyal izolasyon sürecine sokarak, hayatımızın kendi insiyatifimizin dışına çıkmasına neden oldu. Böylesi potansiyel değişimlere paralel olarak, bu sürecin ortaya çıkarmış olduğu durum yaşamın her alanında sosyal ilişkilerin yeniden düzenlenmesini gerektirdi. Bu durumda sosyal hayatımızı gerekli tedbirlilerle kontrollü bir şekilde yönetmemizi gerektiren bir sürece dönüştürdü,” ifadelerini kullandı.

Dikkat etmemiz gereken en önemli iki faktör hijyen ve izolasyon


Erdoğan, “Pandemi sürecinde dikkat etmemiz gereken en önemli faktör hijyen ve izolasyon,” diyerek tedbir almanın önemini vurguladı. “Salgın nedeniyle kapanan ve kontrollü normalleşme süreciyle tekrar aktif hale gelen restoran ve kafelere gerekmedikçe gitmemek, mesafeyi korumak ve gerekli hijyen tedbirlerini hassasiyetle alan mekanları tercih etmek daha güvenli bir sosyallik olacaktır. Sosyalleşmek için kapalı mekanlar yerine açık alanlar ve az sayıda insanların olduğu yerleri tercih ederek virüse karşı önlem almış ve psikolojik sağlamlığımızı arttırmış oluruz,” dedi.

Gazete Üsküdar’da içerik yayınlamak isteyenlere açık çağrı

üsküdar gazetesi

Gazete Üsküdar, Basın Evi Destek Aracı Projesi[i]kapsamında 1 yıl boyunca toplam 85 haber için serbest çalışan gazetecilere yönelik açık çağrılı bir telif programı oluşturmuştur.  Gazete Üsküdar’ın yayın çizgisine ve hedef kitlesine uygun, nitelikli içerikler yayın kurulu tarafından seçilecektir.

Program Hakkında Bilgi

Basın Evi Destek Aracı (BEDA), Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği (AB) finansmanı ile yürüttüğü Demokrasi için Medya, Medya için Demokrasi (M4D) projesidir. Projenin ana hedefi, medya çoğulculuğu ve basın özgürlüğü için uygun ortamın sağlanmasına yönelik farkındalık ve talebi artırmaktır. Bu kapsamda Gazete Üsküdar, Basın Evi Destek Aracı (BEDA) projesinin bir yararlanıcısı konumundadır. Gazete Üsküdar’ın yayın çizgisine ve kapsamına göre yayınlanacak olan 85 içerik, tamamıyla Gazete Üsküdar’ın sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.

Kimler başvurabilir?

Programa serbest çalışan gazeteciler ve işsiz gazeteciler başvurabilir.

Destek verilecek konular

Program kapsamında; yerel demokrasi, kent hakkı, savunuculuk, katılımcılık konuları başta olmak üzere Üsküdar ile alakalı içeriklere destek verilecektir.

Telif Ücreti

Onaylanan içeriklere brüt 250 tl ödenecektir. Ödemeler doğrudan Gazeteciler Cemiyeti tarafından yapılacaktır.

Başvuru Süreci ve Değerlendirme

Başvuru yapacak adayların kısa özgeçmiş, içerik öneri metni ve iletişim bilgilerini iletisim@gazeteuskudar.com adresine göndermeleri gerekmektedir. İçerik önerisi Gazete Üsküdar’ın belirlediği kriterlere uygun bulunursa, içeriğin tam metni istenecek ve uygunluğu kontrol edilecektir. Metin içerikleri tamamen Gazete Üsküdar’ın sorumluluğunda olup, editör kontrolünden geçecektir. İçerik onayı sonrasında fikri eser sahibi gazeteci ile Telif Hakkı Devri Sözleşmesi yapılacaktır.

Başvurular 13 Temmuz 2020 tarihinden başlayarak 01.06.2021 tarihine dek sürecektir.


[i]Basın Evi Destek Aracı (BEDA), Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği (AB) finansmanı ile yürüttüğü Demokrasi için Medya, Medya için Demokrasi (M4D) projesidir.