Geçmişten bugüne Üsküdar’da sinema anıları

Üsküdar tarihi yapısını muhafaza etmesiyle biliniyor. Lakin Üsküdar bir şeye karşı oldukça hoyrat davranıyor: Sinema. Üsküdar’da geçmişte açılmış birçok sinema olsa da günümüzde alışveriş merkezi haricinde Üsküdar’da sinema bulunmuyor.

1920’den bu yana Üsküdar’da birçok sinema faaliyet gösterdi. 1921 başlarında Sinemacı Abidin Bey; Üsküdar Belediyesinden kiraladığı bir mekânda ilk sinema faaliyetini başlatmıştı Abidin Bey, bu sinemada bastığı el ilanı broşürleri dağıtarak gösterimler düzenledi. Tek tük de olsa gösterme şansı yakaladığı filmlerle Üsküdar’da bilinen en eski sinemacı ünvanına sahip oldu. 1922 yılına gelindiğinde sinemacıların sayısı çoğalmıştı. Hatta o günlerde Üsküdar’da bir sinemada müdürlük yapan bir kişi, polis tarafından dövüldüğünü ve sinemasının kapatıldığını devlete bildirmişti. Bu kişinin ismi kayıtlara geçtiyse de bizim kaynaklarımızda yer almıyor. O günlerde, sinemalara gelen filmler sansür memurları tarafından onaylanır, filmlerin fiyatları devlet tarafından belirlenirdi.

Üçgen biçimli Çeşme Meydanı, Üsküdar’ın en şenlikli yeriydi.

Besim Çeçener’in Üsküdar Anıları’nda Cumhuriyet Dönemi yazılarında şu satırlar geçmektedir. “Üçgen biçimli Çeşme Meydanı, Üsküdar’ın en şenlikli yeri idi. Çünkü mevcut iki kapalı sinema da bu meydandaydı. Çeşme Meydanı denince bıçkın insanlar akla gelirdi. O devir, kabadayılar devri idi. Ün yapmış kabadayıların öyküleri dillerde dolaşırdı. Kabadayıların tayfaları da olurdu. Aynı Amerika’daki gençlerin kurduğu çeteler gibi. Bu ayrı bir öyküdür. Hale Sineması bugün Ziraat Bankası’nın bulunduğu parselde idi. Üsküdar’ın ilk sinemalarındandı. Üsküdar’ın köklü aileleri gündüzden çocuklarını yollayıp en iyi locaları tutmaya çalışırdı. Çeşme Meydanındaki ikinci kapalı sinemanın adı “Bizim Sinema” idi. 1940 yılında açılmıştı. Bu sinemanı eski araba atlarının barındırıldığı bir ahırdan bozma olduğu söylenirdi.” diye anlatmaktadır. Bu bilgilerin kesinliğinden emin olmasak da kitapta belirtilenler okuduğunuz bilgilerdir.

Lakin kitapta yer alan “Çeşme Meydanı” tabirinin geniş bir alanı kapsadığı, Halk Caddesi, Doğancılar gibi yerleri de anlattığını belirtelim.

Şüphesiz Üsküdar’ın sinema tarihi o günlerde başlamış ve kapalı sinemalarla devam etmişti. Üsküdar’ın diğer bir sineması 1950’lerde Doğancılar tarafında açılan Sunar Sineması’ydı. Çok geçmeden Hale Sineması kapandı ve yerine Lale Sineması açıldı. Onun kapanmasıyla yerine Ziraat Bankası açıldı.  Çırağan, Yeni Sinema, İnkilap Sineması yine o yıllardan 1960’lara kadar açılan sinemalardı. 

Lale Sineması, Üsküdar – 1960’lar.

1960’lara gelindiğinde sinemalar kışlık ve yazlık sinemalar olmak üzere açılıyordu. Kışın gidilen sinema Sunar, yazın gidilenlerin ilk açılanı ise Aypark sinemasıydı. Sunar sineması, o yıllarda diğer sinemalara göre daha farklı bir yerdi. Doğancılar’da bulunan Sunar, zellikle koltuklarının rahat olması sebebiyle, Hale sinemasından ayrılıyordu. Hale sineması demir sandalyelerle film gösterir, fareler bu sinemada cirit attığı söylenirdi. Bizim Sineması  ise o dönemlerde Hale’den daha iyi Sunar’dan daha kötü olduğundan, halk tarafından tercih edilirdi. 30 filmin hepsinin sırayla gösterildiği rivayetlerden biriydi. Sunar Sineması ise zenginler tarafından tercih edilirdi. Bu sinema o dönem Üsküdar’ın en zengin sinemasıydı. Başka yerlere gelmeyen filmler o sinemada oynatılırdı. Hatta o dönemlerde  Hale ve Bizim Sinemaları daha eski dönemlerde tiyatro olarak kullanılmış, İsmail Dümbüllü ve arkadaşları bu tiyatrolarda sahne almışlardı.

Yazlık sinemalar ise bu sinemalara rakip değildi. Ancak yazın, çok az kişiyle film gösterileri yapılırdı. Bu yazlık sinemaların en ünlüleri, Doğancılar Parkı’nın karşısındaki Aypark yazlık sineması ile Bizim Sinema, Ahmediye, Tunusbağı ve Duvardibi’ndeki yazlık sinemalardı. Yazlık sinemaların oturacak sandalyeleri tahta olduğundan evlerden sandalye yastığı götürülürdü.

Acıklı filmlerin iş yaptığı düşüncesiyle, yazlık sinemalar yalnızca acıklı filmleri oynatırlardı. Bu sinemalar arasında acıklı film rekabeti doğmuştu. Kapalı sinemalar yazlık sinemalarla rekabet etmese bile yazlık sinemaların sayısı arttıkça, en azından ikram servisi başlar olmuştu. Bu sebeple sinemalar müşterilerine içecek servisine başlamıştı. Bu fikri bulan ilk sinema Üsküdar’da Gazino sinemasıydı. Aypark ise Fruko dondurması adı verilen dondurmaları bedava dağıtmıştı. 

Ferah sineması ise Ferah sokağında bulunan, yazlık sinemalardandı. 

Yazlık sinema önlerinde seyyar el arabalarında külah içinde leblebi, çekirdek, koz helva, susam helva, kâğıt helva satan satıcılar bulunurdu. Aypark sineması Amerikan filmleri oynatırdı. Üsküdar’da açılmış bu sinemalarla ilgili farklı kaynaklarda bilgiler var. Yine de geçmişte Üsküdar’da birçok sinema olduğunu biliyoruz. Lakin bu eski ve tarih kokan semtte artık “gerçek bir sinema” bulunmuyor. Kesinliğinden emin olduğumuz sinema gerçeği artık hikayelere sahip güzel sinemaların çok geçmişte kaldığıdır…

Mustafa Gökmen’in Türk Sinema Tarihi kitabına göre Üsküdar’da açılan kapalı sinemalar yıllarına göre aşağıda belirtilmiştir:

BİZİM SİNEMASI – 1940

ÇIRAĞAN SİNEMASI – 1943 

YENİ SİNEMA – 1944

İNKİLAP – 1946

SUNAR SİNEMASI – 1947

ESER – 1949

Lale kokusu, İstanbul’a Hüdayi tekkesinden yayılmış

Samet Altıntaş’ın kaleme aldığı Boğaz’ın Dört Muhafızı kitabı, İstanbul şehir kitaplığında yerini aldı.

Kitapta Boğaziçi’ni koruduğuna inanılan; Aziz Mahmud Hüdâyî, Beşiktaşlı Yahya Efendi, Yûşâ Aleyhisselam ve Telli Baba birlikte anlatılıyor. Zihninizde, kitabın şehrin azizlerinden dolayı, salt bir menkıbe derlemesi olduğu izlenimi uyanıyor olabilir; ama siz peşinen böyle bir hükme varmayın. Çünkü Boğaz’ın Dört Muhafızı; tarih, tasavvuf, edebiyat, şiir ve mimarî ile iç içe ‘geçmiş’ bir İstanbul anlatısı. Yazarın da belirttiği gibi sayfaları çevirdikçe, tarihin dipnotlarında kalmış hayatların, olayların yeniden canlandığına şahit oluyorsunuz. Dolayısıyla çalışmanın eski-yeni görsellerle desteklenmesi okuru, mekânlar üzerinden zamanda yolculuğa çıkarmıyor değil.

Üsküdar-Beykoz-Rumeli Kavağı-Beşiktaş

Boğaz’ın Dört Muhafızı, İstanbulluların zihninde akıp giden saatler içinde oturup dinlendikleri sessiz ev’ler âdeta. Üsküdar’dan çıktığınız yolculuk sizi Beykoz’a, komşusu Rumeli Kavağı’na devamında Beşiktaş’a ulaştırdığında, Boğaziçi’nde cevelan edecek, Yakup Kadri’nin Sanat ve Türbe üzerine söylediği sözün elle tutulur, gözle görülür bir ışıldak olduğuna kani olacaksınız. Nasıl diyordu Karaosmanoğlu, “Dünyanın bütün yolları bir gurbet diyarına akıyor. Bu gurbet diyarı çoraktır; onu biz gözyaşlarımızla sulayacağız. Tâ ki, burada da İsa’nın gölgesinde yattığı zeytin ağaçları ve pirimiz Yunus’un yemişinden yediği erik ağaçları ve nar bahçeleri ve üzüm bağları ve güzel kokulu kekikler ve kızıl yapraklı defneler ve sular üstüne eğilmiş söğütler hâsıl olsun… Ve tâ ki, kederden dili tutulan şairin kalbine biraz ferah gelsin.”

“Pabuççu lâlesi mübarek olsun!”

Kitap, şehir tarihine meraklı olanlar için arşiv niteliğinde, dipnotları ve kaynakçasıyla göz kamaştırıyor. Yazar, İstanbul tarihinin kıyısında kalmış bilgileri yeniden hatırlatıyor. Dört bölümden müteşekkil çalışma, ‘Üsküdar’ dendiğinde akla gelen tarihî şahsiyetlerden Aziz Mahmud Hüdâyî ile başlıyor. Hâliyle bir eski Üsküdar fotoğrafı konuyor avuçlarınıza. Kitabı okurken; Reşat Ekrem Koçu’nun meşhur İstanbul Ansiklopedisi’nden aktarılan şu bilgi dikkat çekiyor: “On yedinci asrın büyük şeyhlerinden Aziz Mahmud Hüdâyî tekkesine çileye girmiş, tekkedeki vazifesi ihvanın pabuçlarını dikmek, yamalamak olan bir derviş varmış. Şeyh Efendi bir gün bu dervişin odasına uğradığında, birtakım lâle soğanlarile meşgul olduğunu görmüş. ‘Bunlarla iştigalinden maksat nedir?’ diye sormuş. Derviş: ‘Şeyhim, bunlar doğup büyüdüğüm memleketin dağlarında bitip yetişmiş bir yadigârdır, bir yere ekeceğim. Bendeniz burada terbiye oldum, bakalım himmetinizle bunlar ne olacak?’ demiş. Aziz Mahmud Efendi de ‘Pabuççu lâlesi mübarek olsun!’ demiş. Ve o soğanlardan çiçekçiler siciline lâleler Pabuççu Lâlesi diye kaydedilen çiçek yetişmiş. Bundan sonra evvela Hüdâî dergâhında ve oradan da bütün İstanbul’da lale merakı başlamış.”

Sözün özü, Boğaz’ın Dört Muhafızı, özelde Üsküdar, genelde İstanbul tarihine kayıtsız kalamayanlar için bir belgelik. Samet Altıntaş’ın dünü bugüne bağlayarak anlattığı hikâyeler, sizin de kapınızı çalacak, içeri buyur etmeyi ihmal etmeyin sakın…

Üsküdarlı bir gazeteci: Burhan Felek

“Ben Üsküdar’ı, başı Yuşa tepesi ve memeleri küçük ve büyük Çamlıcalar olmak üzere, Boğaz’ın asya yakasına yatmış, ayaklarını Üsküdar ve Fenerbahçe’den denize salmış bir deve benzetirim.. Hayal bu ya..”

Köklü tarihi, coğrafyası ve kültürü ile İstanbul’un en gözde yerlerinden biri olan Üsküdar,  geçmişten günümüze çok sayıda değerli isimler yetiştirmiş ve hala yetiştirmeye devam etmektedir. Bu önemli isimler arasında yer alan ünlü gazeteci, yazar ve spor adamı Burhan Felek’ten bahsetmemek elbette mümkün değil. Bu yazımızda Burhan Felek, hayatı ve Üsküdar ile olan bağını siz değerli okuyucular için derlerdik. Keyifli okumalar…

Ailesi yedi göbek Üsküdarlı olan Burhan Felek’in tam adı Mehmet Burhanettin’dir. Şûrâyı Devlet üyelerinden biri olan Ziyaeddin Bey’in oğlu olarak 11 Mayıs 1889 tarihinde Üsküdar’ın İhsaniye mahallesinde doğdu. Ravza-i Terakki özel okuluna 6 yaşında başlayan Burhan Felek, 1902 yılında mezun olarak aynı yıl Üsküdar Mülkiye İdadisi’nde gerçekleşen sınavda başarılı oldu ve ikinci sınıfa başladı. Okulunu başarı ile bitiren Burhan Felek 1907’de İstanbul Hukuk Mektebi’ne girdi ve eğitimi sırasında Talebe-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluş çalışmalarına katılmıştır. İlerleyen yıllarda Evkaf İnşaat Başkâtipliği, Ticaret Vekâleti Hukuk Müşavir Muavinliği, İstanbul İaşe Müdürlüğü gibi görevlerde yer aldı.

Eğitimi sırasında spora da ilgili olan Burhan Felek futbol, atletizm ve güreş etkinliklerine de aktif olarak katıldı. Spora olan sevgisi sonucu Hukuk Mektebi’nde eğitimini sürdürürken Üsküdarlı arkadaşları ile birlikte Anadolu Spor Kulübü’nü 1907 yılında kurdu ve 1920’li yıllara kadar da İstanbul liglerinin gözdesi olan kulübünde futbolcu olarak aktif yer aldı. Aktif futbol hayatı çok uzun sürmeyen Burhan Felek spor camiasına daha çok spor hakkında yazdığı makaleler ve yazılar ile katkısını sürdürdü. Spora olan ilgisi devam etti ve 1923 yılında Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’nın kurucuları arasında yer almakla birlikte Millî Spor Teşkilatı’nı (1924) ve Balkan Oyunları’nı kurdu (1930).

Öğrenciliği esnasında amatör olarak spor muhabirliği yapan Burhan Felek, 1909 yılında İdman Dergisi’nde çalışmaya başladı. 1918 yılına geldiğinde ise Tasvir-i Efkar gazetesinde spor ve foto muhabirliği yaptı. Tasvir-i Efkar gazetesi dışında Tevhîd-i Efkar, Vakit, Vatan, Yeni Ses, Milliyet ve Tan’da da çalıştı. Cumhuriyet ve Milliyet Gazetelerinde de uzun süre faaliyet gösteren Felek, belirli bir süre Gazeteciler Cemiyeti’nde başkanlık yaptı. Cemiyetin 1976 yılında gerçekleşen kongresinde Burhan Felek’e “Şeyhü’l- Muharririn” ünvanı verildi.

Gazeteci yazar ömrüne oldukça fazla eser sığdırdı. Hint Masalları (1943), Felek (1948), Vatandaş Ahmet Efendi (1957), Eski İstanbul Hikayeleri (1971), Yaşadığımız Günler (1974), Nasreddin Hoca Fıkraları (1982) bu eserler arasında bulunmaktadır. 4 Kasım 1982 yılında vefat eden Burhan Felek’in ölümünden sonra ise tüm yazıları yeniden derlendi ve eski basım halinde olan kitapları yeniden yayımlandı. Bu eserler arasında Felekten Dostlara I (1984), Kırk Yıllık İstanbul Hikâyeleri (1984), Vatandaş Ahmet Efendi (1984), Biraz da Yarenlik (1984), Receb’in Kahvesi I (1984), Geçmiş Zaman Olur ki (1985) ve Hayal Belde Üsküdar (1987) bulunmaktadır. Yaşamı boyunca oldukça fazla kesimlere ulaşan bir dili olan Burhan Felek, sahip olduğu mizah anlayışı ile de adından sıkça söz ettirmiş ve bilinir bir fıkra yazarı olmuştur. Yazı ve sporun yanı sıra tiyatro ile de ilgilenen Felek, Tırnakçızâde Baha Bey’den ortaoyunu öğrenmiş ve Üsküdar’da bir grup ile saray dışında gerçekleşen ilk ortaoyununu kurmuşlardır.

Hayata gözlerini Üsküdar’da açan ve yaşamının çoğunu Üsküdar’da geçiren gazeteci yazar Üsküdar hakkındaki görüşlerini sık sık dile getirmiştir. Üsküdar ile arasında oluşan bu bağ nedeniyle gençlik yıllarında kaleme aldığı yazılarında sürekli “Üsküdarlı” sıfatını kullanmıştır. Yayınlanan kitaplarında sık sık İstanbul ve Üsküdar’dan bahsetmiştir. Özellikle Hayal Belde Üsküdar eserinde çocukluk ve gençlik yıllarında Üsküdar ile olan anılarını işlemiş, yaşadığı yıllara dair anılarını kaleme almıştır. Hayatını geçirdiği mahalleden, insanlardan, Üsküdar’ın sosyal hayatından ve Üsküdar’a sinmiş olan tarihi mekânlarından bahsetmiştir. Eserinde Üsküdar’ın kendisine olan etkisi için şu satırları yazmıştır:

“İlk, orta ve lise tahsilimi oradaki mekteplerde yaptım. İstanbul’un bizim yakadan görünen 41 minareli emsalsiz silüetini, yıllarca oradan seyrettim, oranın kaldırımlarını aşındırdım. Dilimi orada öğrendim. Şiire kabiliyetimi orada geliştirdim. Orta oyunu, taklit, karagöz gibi millî temâşâ kültürünü orada topladım. Mûsıkîye kulağım orada alıştı. Hatta gençliğimde, bıçkınlık hevesim orada doğmuştu. Her gün Asyadan Avrupaya oradan gittim, akşamları oraya döndüm. Rüyalarımı orada gördüm. Orada sünnet oldum. Orada akıl bâliğ, orada asker oldum. Orada iken sürgüne gittim. Ve orada iken devlete kapılandım. Bugün nem varsa, onu Üsküdar’ın havasına ve feyzine borçluyum.”

Ölümünden sonra ise ismi Üsküdar’ın pek çok yerinde yaşatılmaktadır.

Kaynakça: Üsküdarlı Meşhurlar Ansiklopedisi, 1. Baskı, İstanbul, Ocak 2012

Üsküdar Minyatür Yarışması başladı

gazete üsküdar

Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen yarışma önemli bir sanat ve tarih merkezi olan Üsküdar’ın geçmiş ve kültürel yanının aktarılabileceği, basılı ya da dijital tüm mecralarda Üsküdar Belediyesi tarafından kullanılabilecek eserleri seçilecek.

Üsküdar’da gerçekleştiren Minyatür Yarışmasının amacı, amatör yada profesyonel sanatçıların özgün eserlerini üretilmesi amacı taşıyor. 7 Ekim 2020 tarihinde duyurulan yarışma için 15-30 Aralık 2020 tarihleri arasında eserler gönderilecek. 12 Şubat 2021’de açıklanacak sonuçlar için yarışmaya katılım şartları açıklandı;

  • Yarışmaya katılım ücretsizdir.
  • Yarışma her yaştan katılımcıya açıktır. 18 yaşın altında olan katılımcılar yarışmaya veli iznini içeren muvafakatname ile katılabilir.
  • Yarışmaya seçici kurul üyeleri ve Üsküdar Belediyesi çalışanları katılamazlar.
  • Daha önce sergilenmiş, sosyal medya da dâhil olmak üzere herhangi bir mecrada yayınlanmış, taklit veya kopya eserler yarışmaya katılamaz.
  • Üsküdar Minyatür Yarışması, minyatür sanatının desteklenmesi, Üsküdar’a dair özgün sanatsal eserlerin üretilmesi ve bu eserlerin Üsküdar Belediyesi tarafından güncel formlarda basılı ya da dijital ortamlarda kullanılması amacıyla tertip edildiğinden derecelendirmeye girmeye hak kazanan eserler katılımcılara iade edilmez.
  • Katılımcılar, Üsküdar Belediyesi’nin yarışma sonucunda derecelendirmeye girmeye hak kazanan eserleri kitap, broşür, el ilanı, katalog, logo, afiş, billboard, tanıtım materyalleri, turizm dökümleri, sosyal medya gibi baskılı ve dijital ortamlarda yapılacak olan çalışmalar ve sair çalışmalarda süresiz ve sınırsız olarak kullanılabileceğini kabul eder.
  • Yarışma sonucunda derecelendirmeye girmeye hak kazanan eserler mülkiyet ve telif hakları ile birlikte Üsküdar Belediyesi’nde kalacaktır. Dereceye giren katılımcılardan telif haklarının kullanımı için taahhütname alınacaktır.
  • Yarışmaya katılan tüm yarışmacılar Üsküdar Belediyesi tarafından belirlenen yarışma şartlarını okumuş ve onaylamış kabul edilirler.
  • Üsküdar Belediyesi, yarışma koşullarında değişiklik yapma, yarışmayı erteleme ve yarışmayı iptal etme hakkına sahiptir.

• Yarışmacılar en az 25 cm, en fazla ise 75 cm ebatlarına sahip olan eserler ile yarışmaya katılabilirler.

• Yarışmaya katılacak olan eser üzerinde herhangi bir isim, unvan, mühür vb. tanıtıcı bir sembol veya ibare bulunmamalıdır.

• Eserin arka bölümüne eserin görünümüne zarar vermeyecek bir şekilde 4 rakam ve 2 harfe sahip 6 karakterli bir rumuz yazılmalıdır.

Ödüller;

A. Derece
İlk üçe giren her bir yarışmacıya dereceleri açıklanmayacak şekilde aşağıdaki ödüller verilecektir.

A: 6000 TL (Altıbintürklirası)

B: 6000 TL (Altıbintürklirası)

C: 6000 TL (Altıbintürklirası)

B. Mansiyon

D: 2000 TL (İkibintürklirası)

Türk sineması emektarlarından Sırrı Elitaş’ın Üsküdar hatıraları

gazete üsküdar

  Yeşilçam’da kötü adam rolleriyle unutulmaz filmlere imza atan Sırrı Elitaş, sinema hayatı boyunca yaklaşık 600’den fazla yapımda, 40’ın üzerinde televizyon dizisinde ve birçok tiyatro oyununda rol aldıç Kemal Sunal ile oynadığı “Davaro” ve “Deli Deli Küpeli” filmlerinde aldığı rollerle tanınan, Türk sinemasının emektar isimlerinden Sırrı Elitaş’ın vefatının ardından 5 yıl geçti.

Bazı kaynaklara göre Adıyaman, bazı kaynaklara göre ise Erzurum’da dünyaya gelen Elitaş’ın doğum tarihi de birçok yerde 1 Ocak 1944 olarak belirtilirken, SinemaTürk’te yazılan bilgiye göre sanatçı 2 Ağustos 1938 yılında doğdu.

Çocukluk yıllarını İstanbul Üsküdar‘da geçiren Elitaş’ın sinemaya girişinin de birçok kaynağa göre Öztürk Serengil’in kendisini keşfetmesiyle gerçekleştiği belirtiliyor.

Türk sinemasına 1956- 1957 yıllarında adım atan sanatçı, Yakup Sancı’ya verdiği röportajında ise beyazperdeye adım atış hikayesini şöyle anlatıyor:

“1956 model Chevrolet arabam ile Üsküdar‘da şoförlük yaparken bir akşamüstü bir adam geldi yanıma. Arabayı kiralamak istedi. 125 lira ücret istedim. Adam 60 lira teklif etti. Sonra ‘zaten bir saat işi var film çekiyoruz’ deyince yelkenleri indirdim. Film deyince adamı tanıdım. Eski oyunculardan Sadri Karan, hem oyunculuk yapıyor hem de prodüksiyon amiri olarak çalışıyordu. ‘Madem filmde kullanacaksınız o zaman 75 lira olsun’ dedim. Arabaya binip sete gittik. Akşamüstü ışıkları yakmışlar, her taraf alev alev yanıyor. Cennet gibi geldi gözüme. O zamana kadar hiç sete gitmemiştim. Hiç film çekimi görmemiştim. Bir de baktım rahmetli Ayhan Işık var orada, o zamanın ünlü oyuncularından Pola Morelli, Kadir Savun hepsi oradalar. 

Yemek paydosuydu. Bir adam geldi sen de yemeğini ye dedi. Sağ ol yemeyeceğim dedim. ‘Olur mu? Sabaha kadar buradayız. Siz de ekipten birisiniz gelin yemeğinizi yiyin” deyince ben de gidip Ayhan Işık’a yakın bir yere oturdum. Mahalleli balkonlardan, pencerelerden bizi seyrediyordu. O zamanlar benim gençlik yıllarım. Set bizim mahalledeydi. Seyredenlerin içinde benim sevdiğim kız da vardı. Sevdiğim kıza hava atmak için Ayhan Işık’ın arkasına yanaştım ceketini hafifçe tuttum. Ayhan abi görmüyor beni. Ayhan Abi’nin ceketini tutarken nefesim kesildi. Heyecandan ölecektim. 

Yemeğimizi yedik arabanın yanına geldim. Yanıma biri geldi. Filmde şoför olarak oynayacakmış ama araba kullanmasını bilmiyor. ‘Abi bana araba kullanmasını öğret yoksa işi kaçıracağım figüran olarak geldim filmde oynamak için benim sıram geliyormuş ne yapacağım şimdi?’ dedi. ‘Araba kullanmak hemen öğrenilmez ki’ dedim. Bir de baktım şoför arıyorlar. Şoför kaçmış. Rejisör arabanın yanında beni görüyor. ‘Şu uzun boylu, bıyıklı çocuk oynasın şoförü’ demiş. Sonra kabul ettim. Ne yapmam gerektiğini anlatıyor biri. Sahne başladı aynen dediklerini yaptım. Adama iyi bir yumruk attım. Ayhan abi nara atarak arkalardan geldi. Adamlar kaçtı. Sahne bitti. Rejisör Lütfü Akad, ‘Sen hiç filmde oynadın mı?’ dedi. ‘Hayır oynamadım ama Muammer Karaca Tiyatrosu’nda oynadım’ dedim. ‘Peki sinemada oynar mısın?’ diye sorunca, ‘Oynarım tabii niye oynamayım’ deyince ‘bana adresini ver’ dedi. Aradan bir iki ay geçti eve bir mektup geldi. ‘Sayın Sırrı Elitaş, şu gün şu saate Uğur Film de ol.’ diye…”

Siyah saçları, gür siyah bıyığı ve sert bakışı gibi dikkat çekici fiziksel özellikleriyle Türk sinemasının önemli figüran oyuncularından biri olarak gösterilen Elitaş, 1960’lı ve 1970’li yıllarda “Karacaoğlan”, “Kır Atlı Efe”, “Aslan Bey”, “Ana”, “Ezo Gelin”, “Susuz Yaz”, “Düğün”, “Avşar Beyi” ve Yılmaz Güney ile birlikte rol aldığı “Aç Kurtlar” gibi Anadolu’da geçen hikayelerin beyaz perdeye aktarıldığı Yeşilçam filmlerinde rol aldı.

Elitaş, 1961-1965 yıllarında da Öztürk Serengil’in hem şoförlüğünü hem de dublörlüğünü yaptı. 1981’de yönetmenliğini Kartal Tibet’in üstlendiği, başrollerinde ise Kemal Sunal, Şener Şen, Adile Naşit ve Ayşen Gruda gibi usta isimlerin yer aldığı “Davaro” adlı filmdeki performansıyla kariyerinde önemli bir noktaya ulaşan Elitaş, filmde yer almasının hikayesini ise şu ifadelerle aktarmıştı:

Eşkiya rolünün hikayesi

“Eşkiya rolü oynayacak birini arıyorlarmış. Bu adam hem sert hem de komik olacakmış. Ağayı oynayacak kişiler üzerinde konuşmuşlar. Biri Erol Taş olur demiş. Diğeri o çok sert olur. Sonra Hayati Hamzaoğlu üzerinde durmuşlar ondan da vazgeçilmiş. Sonra rahmetli İhsan Yüce demiş ki, ‘Sırrı Elitaş diye bir adam var, hem sert hem komik tam bu role göre biri’. Sonra bir mekana gittim. Yine rahmetli Kemal Sunal ile Kartal Tibet oturuyorlar. Kartal Tibet dedi ki, ‘Kemal’de çok güzel bir eşkıya rolü var oynar mısın?’, ‘Oynarım abi ne demek. Teşekkür ederim’ dedim. Kemal Sunal ile bu filmle başladık çalışmaya sonra 20 kadar film yaptık. Kartal abiden Allah razı olsun. Çok iyi bir insan. Kafa rolleri hep o oynattı bana.”

Kötü adam rolleriyle unutulmaz filmlere imza atan sanatçı, 1986 yılında Mesut Engin, Nilgün Bubikoğlu, Suna Pekuysal, İlhan Daner ve Kazım Kartal’ın oynadığı ve senaryosunu yazdığı “Yetimlerin Türküsü” adlı filmle ilk kez yönetmenliği denedi.

Yaklaşık 600’den fazla yapımda, 40’ın üzerinde de televizyon dizisinde ve birçok tiyatro oyununda rol alan sanatçı, yine bir röportajında Yeşilçam döneminde günde yaklaşık 2-3 filmde birden çalıştığını söyleyerek, “Yeşilçam’ın en iyi döneminde yılda yaklaşık 300 film çekiliyordu. Biri geliyor ‘yarın bendesin’, diğeri gelir ‘yarın bendesin’. Kapanın elinde kalıyorduk. Biz de şaşırıyorduk yarın hangi filme gideceğiz diye. Bazı prodüksiyon amirleri işi garantiye alıp bizi akşamdan ayarlardı. Günde iki üç filmde çalışırdık. Sokak çok hareketliydi. Geçti o günler. Ölüp tekrar dünyaya geldiğimde, vali, paşa amir memur değil yine sinemacı, yine oyuncu olmak isterim.” ifadelerini kullandı.

İki kez “Sinema Emek Ödülü”ne layık görülen Elitaş, aynı zamanda 30 yıl boyunca Oraloğlu Tiyatro Grubu’nda oyunculuk yaptı.

 Evli ve 5 kız çocuğu sahibi olan Elitaş, 24 Temmuz 2010 tarihinde “Madende Tuzak” filminin çekimleri için geldiği Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde beyin kanaması geçirdi. Yoğun bakıma alındıktan sonra tedavisine Üsküdar‘daki evinde devam edildi.

Daha sonra Üsküdar Çamlıca Erdem Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alınan Elitaş, 9 Ekim 2015 tarihinde vefat etti.

Usta oyuncunun rol aldığı bazı film ve diziler şöyle:

“Yılan Hikayesi”, “Keloğlan”, “Kır Çiçekleri”, “Böyle mi Olacaktı”, “Çiçek Taksi”, “Talihsiz Bilo”, “Hangimiz Eşek”, “Gülcan”, “Muallim Bey”, “Karanlık Dünya”, “Bu Devrin Kadını”, “Beyaz Yaz”, “Ana Yüreği”, “Aile Pansiyonu”, “Kader Böyle Yazdı”, “Sosyete Şaban”, “Şabaniye”, “Zavallılar”, “Yabancı”, “Sonsuz Sokaklar”, “Ortadirek Şaban”, “Beş Kafadar”, “Şalvar Davası”, “Gecenin Sonu” 

“İstanbul’da Bir Sonbahar Kabaresi” Üsküdar Meydanı’nda

üsküdar sahil meydanı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Covid-19 tedbirleri kapsamında faaliyetlerine ara veren sanatçılara destek amaçlı “İstanbul’da Bir Sonbahar Kabaresi” etkinlikleri düzenliyor. Ektinlik kapsamında 4 Ekim Pazar günü Üsküdar Meydanı’nda da iki farklı oyun sahnelenecek.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında çalışmalarına ara veren tiyatrocular, maddi ve manevi zarara uğrarken İstanbul Büyükşehir Belediyesi destek amaçlı bir etkinlik takvimi düzenledi. “İstanbul’da Bir Sonbahar Kabaresi” etkinlikleri kapsamında Üsküdar Sahil Meydanı’nda 4 Ekim Pazar günü Kaplumbağa ve Tavşan Çocuk Oyunu (Saat: 17.00 – 17.40) ve Rulet (Saat: 18.00 – 19.30) oyunu sahnelenecek.

Üsküdar Sahil Meydanı’nda 4 Ekim Pazar günü için düzenlenen oyunlar:

Kaplumbağa ve Tavşan Çocuk Oyunu Saat: 17.00 – 17.40

Rulet Saat: 18.00 – 19.30

İBB Şehir Tiyatroları yeni sezonu 16 yeni oyunla açıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları 29 Eylül Salı günü yeni sezon için perdelerini açtı. Üsküdar Kerem Yılmazer ve Musahipzade Celal Sahnesi’de 14 oyun sahne alacak.

İBB şehir tiyatroları eserlerini artık tek perde ve küçük oyuncu kadrolarıyla sahneleyecek. “Sezon Minimal” başlıklı yeni sezon, 16 yeni oyun prömiyeri yaparken, özel tiyatrolara destek amacıyla 50 ekip de İBB sahnelerine konuk olacak.

Üsküdar’da hangi oyunlar yer alacak?

Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde yer alacak oyunlar:

Kıyıya Oturmanın Böylesi

Lelio ve Flaminia’nın aşkını sahneleyecek oyunda, Merve Engin “Gabrielliano” stilinde anlatacak.

Tarih: 29 Eylül Salı 20.30

Şişman Güzeldir

İdeal beden algısı üzerinden tasarlanan oyunun başrolünde Füsun Demirel yer alıyor.

Tarih: 1 Ekim Perşembe 20.30

Gölge Veri

Dans ve hafıza arasındaki ilişkiyi irdeleyen oyun geçmiş ve gelecek belleği ele alıyor.

Tarih: 3 Ekim Cumartesi 20.30

Mağrur Fil Ölüleri

Semaver Kumpanya’nın romantik oyunu “Mağrur Fil Ölüleri” akıcı rejisi ve temposu yüksek oyunculuklarıyla izleyenleri nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarih: 6 Ekim Salı 20.30

Joko’nun Doğum Günü

Oyun, sistemin insan bedenini ve aklını kontrol altına alma hırsını, ezen-ezilen ilişkisi üzerinden absürd bir anlatım biçimi ile ele alıyor.

Tarih: 8 Ekim Perşembe 20.30

Less Than No Time

Kareografi ve performansını Mustafa Kaplan ve Filiz Sızanlı’nın sergilediği oyun Türkçe çevirisiyle “Andan Daha Kısa” anlamına geliyor.

Tarih: 10 Ekim Cumartesi 20.30

Kısraklı Kadın

Terk ettiği Anadolu toprakıyla Batı arasında bocalama yaşayan bir kadının hikayesini anlatan oyun, daha önce İngiltere, Almanya, İsveç ve Hollanda gibi ülkelerde sahnelendi.

Tarih: 27 Ekim Salı 20.30( Prömiyer) 29 Ekim Perşembe 20.30 31 Ekim Cumartesi 20.30

Musahipzade Celal Sahnesi

Ay Carmela!

İç savaş dönemini anlatan oyunda,  iki varyete oyuncusu  Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alındıktan sonra istemedikleri bir gösteriye zorlanıyorlar. Peki bu savaşı nasıl sahneleyecekler?

Tarih: 29 Eylül Salı 20.30 1 Ekim Perşembe 20.30 3 Ekim Cumartesi 20.30 13 Ekim Salı 20.30 15 Ekim Perşembe 20.30 17 Ekim Cumartesi 20.30

Sevdadır

Arkadaş Z. Özger, 1960’lı yıllarda şiir yazmaya başlamıştır. Düşünsel birikimin özümsendiği ve toplumsal hareketliliğin oluştuğu dönemlerdir. İkinci Yeni’nin olanaklarını kullansa da aynı zamanda eleştirir. Toplumla sürekli bir çatışma halindedir. İçtenlikle anlatır. 1973 Yılında henüz 25 yaşında yitirdiğimiz Arkadaş Z. Özger’in şiirleri çeşitli dergilerde yayınlanır. Ancak ölümünden sonra kitap haline getirilir.  Çok erken yaşta yitirdiğimiz şairin bugüne aslında ne kadar fazla şey söylediğine tanık oluyoruz.

Tarih: 6 Ekim 20.30

Kral

Eugene Ionesco’nun “Kral Ölüyor” adlı komedisini yeni bir dramaturji ve metin çalışmasıyla “Kral” adıyla sahneliyor.

Tarih: 8 Ekim 20.30

Lanet Olası Lanet Kuş

Martı’nın uyarlamasını ele alan oyun martı’nın kendisinin değil ama yıllarca yapılan karamsar, depresif, huysuz, uyumsuz, mutsuz gösterimlerinin parodisini anlatıyor.

Tarih: 10 Ekim Cumartesi 20.30

Ahududu

Şiddetli ve adaleti sorgulayan oyun, . İçinde birçok tenhası olan, aynı zamanda tek bir espri üzerine gidebilen bir kara komedi.

Tarih: 20 Ekim Cumartesi 20.30

Şatonun Altında

William Shakespeare’in Macbeth oyunundan yola çıkılarak uyarlanan metin, Lecoq pedagojisinin en özgün stillerinden biri olan Bufonlar oyunun temel yapısını oluşturuyor.

Tarih: 22 Ekim Perşembe 20.30

Nihayet Makamı

İşgal altındaki İstanbul’da, bir zamanların şöhretli şairesi Şehvar Hanım’ın yalnız hayatı, bir ziyaretle değişir. 

Tarih: 24 Ekim Cumartesi 20.30

Üsküdar Tekel Sahnesi’nde bu hafta!

Gazete Üsküdar Aksesuvarcı

İlk gösterimini 1 Eylül 2020 tarihinde Üsküdar Tekel Sahnesi’nde gerçekleştiren Aksesuvarcı oyunu, tekrar seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor.

Eberhard Streul tarafından kaleme alınan, yönetmenliği Ali İpin üstlendiği “Josef Bieder’in Yıldızının Parladığı An (Aksesuvarcı)” adlı oyun, mesleğine ve sanata aşık aksesuvarcı Josef Bieder’in hayatına odaklanıyor. İlk gösterim öncesinde pandemi tedbirlerine ilişkin açıklamalarda bulunan İpin, seyirci sayısının yarıya düşürüldüğünü ve girişlerde ateş ölçülerek salona giriş yapılacağını belirtmişti.

Tekrar gösterime girecek oyun, bu akşam ve 1-3 Ekim tarihlerinde seyirciyle buluşacak.

Sergi: Su Altında Nefes

Üsküdar Nevmekan Bağlarbaşı Galeri ‘Su Altında Nefes’ Sergisi ile sanatseverleri ve sualtı tutkunlarını buluşturdu.

Su Altında Nefes Sergisi 1982 yılında sualtı fotoğrafçılığına başlayan ve günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde sualtı fotoğrafçılığına devam eden Ateş Evirgen imzalı. Pandemi tedbirlerine uygun olarak açılışı yapılan sergiye Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen de katılım sağladı.

Image

Kuzey Kutbu ve Antarktika sularını fotoğraflayan ilk Türk olan Evirgen’in, sergide Dünya denizlerinde çektiği birbirinden ilginç canlıları yansıtan fotoğrafları bulunuyor. 33 fotoğrafın yer aldığı sergi 8 Kasım’a kadar ziyaretçilerini bekliyor.

“Şişman Güzeldir” Üsküdar Kerem Yılmazer sahnesinde

şişman güzeldir füsun demirel

İdeal beden algısı üzerinden tasarlanan oyun, 1 Ekim 2020 tarihinde Üsküdar Kerem Yılmazer sahnesinde seyirciyle buluşacak. Komedi türündeki oyunun 90 dakikadan oluşacağı biliniyor.

Sistemin insanlara dayattığı “ideal beden algısını” bir “Meta” olarak gören ideolojiyi, eleştirel bir bakış açısıyla ele alan oyun; kilolu olduğu için kocası tarafından terk edilen ve kızı tarafından yalnızlaştırılan Mattea’nın gözünden absürt bir ironiyle seyirciye aktarılıyor. Oyuncu kadrosunda Füsun Demirel, Demet Ergün, Mert Küçülmez ve Ayşegül Sağlam yer alırken, oyunun yönetmenliğini Füsun Demirel yapıyor.

Biletleri tükenen oyuna yoğun talep olduğu aşikarken, seyirci 1 Ekim tarihini bekliyor.