Sevim Şentürk

1987'de Ankara'da doğdu. Öğrenim hayatı boyunca başkentten hiç ayrılmadı. 2009'da Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Yeniçağ Anabilim Dalı'nda yüksek lisans yaptı. Muhabirlik, editörlük ve metin yazarlığı yapan Şentürk, Üsküdar'da yaşıyor.

Türkiye’nin ilk ve tek Uçurtma Müzesi, Üsküdar’da

Üsküdar’ın yokuşları da meşhurdur. Aziz Mahmud Hüdayi türbesine doğru giderken Azat yokuşuyla göz göze geldiğinizde daha yolun başında pes etmeyin. Çünkü Türkiye’nin ilk ve tek (dünyadaki on sekizden biri) uçurtma müzesi işte bu sokağın az ilerisinde yer alıyor. Derin nefes alabilirsiniz, yolu yarıladınız, sokak bitmeden sağa dönün kâfi. Müzenin kapısında sanki bir Edip Cansever şiiri havalanıyor: “Çiçekler ağaçlarda kalsın, uçurtmalar göklerde…/Haziran, temmuz, ağustos birbirine sokulsun…Ne olur bu böyle olsun…” 

Resmi adıyla söylersek “Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi” üç bölümden müteşekkil. İki ayrı uçurtma müzesi salonu, aynı anda iki yüz, evet iki yüz kişinin kendi uçurtmasını yapabileceği uçurtma okulu, büyük çoğunluğu yabancı kaynaklardan oluşan sekiz yüz elliye yakın eseriyle bir uçurtma kütüphanesi olan bir müzeden bahsediyoruz. Aköz’ün saptamasına göre uçurtma Osmanlı İmparatorluğu’nda 15. yüzyıldan bu yana çocukların eğlencesi ve gökyüzünü havalandırıyor. 2500 yıllık bir tarih uçurtma… Ve şu soru da bulutların üstüne çıkıyor haliyle: “Oyuncak mı, kültür mü, sanat mı, spor mu?”

Kaplumbağalar uçuyor bu müzede!

Bu arada bizi böylesi bir hayalle buluşturan Mehmet Naci Bey’i analım. Kendi tarifiyle aslen Erzincanlı olan Aköz, 1958 yılında Beylerbeyi’nde dünyaya gelmiş. Tüm çocukluğu Üsküdar’ın Toygartepe mahallesinde geçmiş ve tabi ki uçurtmayla burada tanışmış ilkin. 26 yaşında, yani 1984’te Türkiye’nin ilk uçurtma yarışmasını düzenleyerek başlayan macerası, 2005’te, 47 yaşındayken müze açarak taçlanmış. Kendisi ise hayallerini tamamlamadığını, onun için hâlâ çok çalıştığını kaydediyor.  

Naci Bey, müzeyi kurmadaki gayretini, müzeye gezmeye gelen ziyaretçileri bilgilendirmek amaçlı da gösteriyor. 7’den 70’e gökyüzüne bakmayı seven tüm uçurtma severlere göre anlatacak hikayesi mevcut Aköz’ün. Özellikle çocuklar, didaktik bilgilerle değil onun eğlenceli anlatımları ve canlandırmaları eşliğinde uçurtmaların yolculuğuna kulak veriyor.  Kâh Çin’den gelmiş ejderhalar uçurtma oluyor bu müzede, kâh kaplumbağalar uçabiliyor. Kulağa masal gibi gelen her şeyin hayaline ortak oluyorlar çocuklar burada. Zaten, Çin’den Japonya’ya, Hindistan’dan Kamboçya’ya gökleri şenlendiren ülkelerin uçurtmalarını bu sayede öğrenmiş oluyorlar.  Çünkü müzenin en anlamlı taraflarından biri de ülkelere göre uçurtmaların sergilenmesi. Pandemi öncesi okulların da sıklıkla ziyaret ettiği yerlerden biri olan Uçurtma Müzesi, Aköz’ün söylediğine göre, öğrenciler için okul dışı öğrenmenin de mümkün olduğu yerlerden biri. Çünkü isteyen içindeki uçurtma kitaplarının yer aldığı kütüphanede araştırma yapabilir, isteyen “uçurtma yapım atölyesi”ne katılabilir…

Yeri gelmişken belirtelim, müze ziyareti de ücretsiz. Eğer uçurtma atölyesine katılmak isterseniz 35 TL ödemeniz gerekiyor. Yahut hazır yapılmış uçurtma da satın alabiliyorsunuz gezinizin sonunda. Bizden bir öneri, müzeye muhakkak randevulu gidin. Ve kendi uçurtmanızı orada kendiniz yapın. Zira gezinizin sonunda, belki uçurtmanız sahilde martılara eşlik etsin istersiniz… 

Uncular Caddesi’nin hangi yönünden giderseniz gidin, adımlarınız sizi denize çıkaracaktır. Sonra bir Teoman şarkısı ansızın gelip dudaklarınıza konacaktır: “Mevsim rüzgârları ne zaman eserse/O zaman hatırlarım/Çocukluk rüyalarım/Şeytan uçurtmalarım/ Öper beni annem/Yanaklarımdan/Güzel bir rüyada/Sanki sevdiklerim/Hayattalarken hâlâ/Akşama doğru azalırsa yağmur/Kız Kulesi ve Adalar/Ah burda olsan/Çok güzel hâlâ/İstanbul’da sonbahar…”

Uçurtmanın “Uzun Tarihi

Uçurtmanın tarihinden kısaca bahsetmek isterdik ancak geçmişi çok eskiye dayanıyor. İlk uçurtma Çin kültüründe ortaya çıkıyor. Ardından Uzak Doğu’nun simgesi haline geliyor. Üstelik sadece eğlence amaçlı değil, dini ve siyasi hizmetlere de aracılık ediyor çıktığı toplumlarda. Batı’ya gelişiyse dünyaca ünlü seyyah Marco Polo yapıyor. Uçurtmalar, bugün bizim bildiğimiz formundan çok farklı şekillerde tasarlanıyor ilk ortaya çıktığında. Mesela Çin, hayvan figürleri olarak şekillendiriyor daha çok. Ejderha bunlardan en etkileyicisi. Daha sonra her ülke kendi kültüründen izler katarak kendi uçurtmanın gidişatına yön veriyor. Batı’da ise yapılan araştırmalar uçurtmanın, bugünkü dron’un, iha’ların ve siha’ların atası olarak görülüyor. Bu bakımdan, uçurtma bilimsel çalışmalara da fikir oluyor Batı’da.

Türkiye’de ise görüldüğü en eski tarih 1582 yılı olarak tahmin ediliyor. Daha sonrasında Osmanlı Padişahı 3. Ahmet’in çocuklarının sünnet düğününde de At Meydanı’nda uçurtmalar uçurulduğu dönemin minyatürlerinde resmedilmiştir. Başka bir bilgiye göre de ramazanlarda teravih namazından sonra çocukların uçurtma uçurması bir Osmanlı geleneği. 

Fakat burada şu ayrıntıyı nazara vermekte fayda var; Türklerin tarih sayfasında Çinlilerle olan geçmişi, uçurtmanın hikayesi kadar eski. Bu da göklerde salınan çıtalının, bizim kültürümüzdeki yerini bilenenden daha da geriye götürebilir…

Uçurtma Müzesi nasıl kuruldu?

Uçurtma Müzesine uzanan yol, Naci Aköz’ün 1986 yılında dünyanın farklı ülkelerindeki yirmi altı ayrı uçurtma kuruluşuna yazdığı mektup ile başlar. Bu mektuplar neticesinde Aköz’e hediye olarak kitaplar, kataloglar, uçurtmalar ve benzeri ürünler gelir. Bunlar Aköz’ün uçurtma koleksiyonun ilk parçaları olur. Zamanla Aköz, gittiği her ülkeden, katıldığı festivallerinden koleksiyonuna yeni uçurtmalar ekler. Böylece bir müze oluşturacak kadar uçurtmaya sahip olur Aköz. Elindeki bu eserlerin sergilendiği İstanbul Uçurtma Müzesi 2005 yılında temellenir. 

Üsküdarlılar kütüphaneme dokunma diyor

Üsküdar, İstanbul’da en çok çocuk kütüphanesine sahip ilçeydi, artık değil. Çinili Çocuk Kütüphanesi’nden sonra Mihrimah Sultan Çocuk Kütüphanesi de Üsküdar Belediyesi’ne devredildi, kapılarıysa kilitli. Şimdilerde Selimiye Çocuk Kütüphanesi’nin de belediyeye devredileceği, gençlik merkezi ya da sıbyan mektebine dönüştürüleceği konuşuluyor.

Bahsi geçen bu devir işlemi gerçekleşirse Şemsipaşa İlçe Halk Kütüphanesi’ne bağlı Selimiye’nin çocuk kütüphanesi de tarihe karışacak gibi gözüküyor. Hatırlatmak gerekirse kütüphane, imparatorluğun reformist padişahı III. Selim tarafından 1801-1805 yılları arasında Sıbyan Mektebi olarak tasarlanmış. Daha sonraki süreçte Vakıflar İdaresi tarafından 1969 yılında çocuk kütüphanesi, 1976 yılında da halk kütüphanesi olarak kapılarını açmış. 2012’den bu yana Kültür Bakanlığı’nca çocuk kütüphanesi olarak hizmet veriyor. Selimiyeliler devir işlemine itiraz ediyor. Mahallenin muhtarı Haluk Yege, kütüphanenin eskisi gibi kalması için imza kampanyası başlattı. 

Mevzuata göre çocuk kütüphanesi; il veya ilçe halk kütüphanesine bağlı olarak on dört yaşına kadar olan çocuklara ayrı bir binada hizmet veren kütüphanelerdir. “Kütüphanelerin işlevi” başlığı altındaki maddeyi yeniden hatırlatalım, şayet böyle bir karar varsa umulur ki geri dönülsün: “Başta çocuklar olmak üzere, bölge halkında okuma kültürü ve kütüphane kullanma alışkanlığı yaratır ve güçlendirir.”

Son söz ise Selimiye’deki kütüphanenin “çocuk” kalacağını her fırsatta dile getiren Sayın Başkan Hilmi Türkmen’e. Sizi boyama kitabı, çocuk romanı ve resimli kitaplarla Selimiye Kütüphanesi’ne bekliyoruz…

Selimiye Çocuk Kütüphanesi’ni kapatmayın!

Esin İrlan: “Kütüphaneye asıl şimdi ihtiyaç var!

İstanbul’da örnek olan Selimiye Çocuk Kütüphanesi’nin kapanması çocuklara büyük haksızlık olur! Burada etkinlik yaptırdığım zamanlarda görüyordum ki, bu kütüphane onların özgürce var olabildikleri en önemli kültürel alan. Pandeminin açtığı yaraları sarmak için asıl şimdi Selimiye Çocuk Kütüphanesi’nin var olması gerekiyor. Benim kızımın da çok sevdiği Selimiye Çocuk Kütüphanesi’ni kapatmayın!

Burçak Öksüz Doğan: “Burası, çocuklar için kütüphaneden çok fazla anlam taşıyor.”

Altı yaşındaki kızım için kütüphaneden öte bir yer ve değer Selimiye Çocuk Kütüphanesi. Kızımın ilk üye olduğu ve sonrasında kitapları kendi seçip görevlilere giderek ‘kimlik beyanında’ bulunduğu, onun ve bizim adımıza özel bir mekân. Tarihi olmasının yanı sıra mahalle içerisinde kalması, yürüme mesafesinde olması kızımın eğlence ve bilgi hazinesine adımlarla ulaşması açısından oldukça değerli. Ayrıca yapılan etkinlerle çocuklar için kütüphaneden de öte. Giriş katındaki yap-bozlar, ahşap oyuncaklar kitap sevgisine geçiş anlamında güzel bir adımdı. Kışları çocukların gideceği yerlerin az olması düşünülürse sıcak ve kültürel bir eğlence mekânıydı. 

1969’da Vakıflar İdaresi’nce çocuk kütüphanesi olarak düzenlendi

9 Şubat 2020 tarihinde, Gazete Üsküdar’da yayımlanan bir yazı vardı: Bu kütüphanelerde hep çocuklar var! İlgili yazıdaki bölüm şöyleydi: Selimiye, imparatorluğun modern yüzü ki bu hâl bugün de kısmen devam ediyor. 26. Osmanlı sultanı III. Selim için inşa edilen ve onun adıyla anılan külliyede iki kütüphane var: İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphanesi ve Selimiye Çocuk Kütüphanesi. 1805’te sıbyan mektebi olarak tasarlanan yapı, 1969 yılında Vakıflar İdaresi’nce çocuk kütüphanesi olarak düzenlenmiş. 2012 yılı bu kütüphane için önemli bir tarih olur çünkü “Çocuk Kütüphanelerini İyileştirme Projesi” kapsamına alınır. Buna uygun olarak; iki kattan müteşekkil binanın giriş katı okul öncesi yaş grubu için düzenlenir, üst kat ise çocuk ve genç bölümleri yapılır. 13 bin kitap ve 12 adet süreli yayına sahiptir. Çeşitli çocuk etkinliklerinin yapıldığı kütüphane, resmî tatil günleri hariç her gün 09.00-19.30 arası sizleri bekliyor. 

Editör notu: Bu haber-röportaj yayınlanmadan önce Üsküdar Belediyesi’ne iddialara ilişkin cevap hakları için iletişime geçtik. Kendileri konu ile ilgili tarafımıza dönüş yapacaklarını belirtseler de bir geri dönüş olmadı. Bu haber-röportaj yayımlandıktan sonra cevap vermek isterlerse, cevaplarını haberimize ekleyeceğimizi duyururuz.