Melissa Feza Katlar

Melissa Feza Katlar

1999, İstanbul doğumlu. Çocukluk hayali olan gazetecilik mesleğini Journo, Dokuz Eylül Gazetesi,24 Saat Gazetesi gibi birçok kuruluş için freelance olarak; araştırma, söyleşi gibi içerikler üreterek sürdürüyor. Aynı zamanda sosyal medya yöneticiliği yapıyor.

Pandemi Döneminde Sağlık Çalışanları ve Çocukları

Sağlık çalışanları koronavirüs döneminden en çok etkilenen meslek gruplarının başında geliyor. Koronavirüs salgını nedeniyle yoğun mesai harcayan, risk grubunda olan ve rutinleri değişen sağlık emekçilerinin çocuklarının bu süreçte nasıl etkilendiğini Üsküdar Bahçelievler Aile Sağlık Merkezi’nde çalışan Atike Hınçlıer, Yasemin Medeni ve onların çocuklarıyla konuştuk. Bu dönemde çocukların yaşayabilecekleri psikolojik sorunları ve bu sorunların en aza indirilmesi için yapılması gerekenleri de Klinik Psikolog Bahar Erdoğan ile ele aldık.

Atike Hınçlıer: Hemşire

Atike Hınçlıer 19 yıldır hemşire olarak görev yapıyor. 10 yıldır Çengelköy’de bulunan Bahçelievler Aile Sağlık Merkezi’nde çalışıyor. Atike hemşirenin Öykü ve Rana adında iki kızı var. Öykü 11 yaşında ve 4.sınıf öğrencisi, Rana ise 7 yaşında ve 1.sınıf öğrencisi.

Hemşire Atike Hınçlıer

Sağlık ocağında Atike hemşire ile buluşup çocuklarla konuşmak için yola koyuluyoruz. Evden içeri girdiğimizde çocuklar annelerine doğru büyük bir heyecanla koşuyor. Annelerinin hemen banyoya gittiğini gören çocukların yüzü düşüyor. Ellerinde bileklik ipleri ve boncuklar var. Aylardır evde oldukları için bir süreden sonra çok sıkılmışlar. Hobi olarak bilezik yapıp sattıklarını ve harçlıklarını çıkardıklarını öğreniyoruz. Yüzlerini asarak balkondaki oyun alanlarına geri dönüyorlar.

Karşımda keyifsiz oturan Öykü’ye neden üzgün olduğunu sorduğumda “Annemin işten gelmesini heyecanla beklediğimiz günlerin bir an önce bitmesini istiyorum. Annem eve geldiğinde ona koşup sarılma isteğimiz hiç değişmedi ama annemin bizi eliyle önce yıkanmam lazım diyerek durdurması beni en çok üzen şey oldu. Oysa ben her gün annem işten eve geldiğinde kucağına atlayıp onun boynunu koklamaya bayılıyorum. Annem banyo yaptıktan sonra bile, bizi çekinerek öpüyor. Bu durumun koronavirüsle alakalı olduğunu anlatsa bile sanki annem bizi eskisi gibi sevmiyor diye düşünüyorum.” ifadelerini kullanıyor.

Rana televizyonda sağlık çalışanlarının öldüğü haberlerini görünce annesinin de koronavirüse yakalanmasından çok endişelendiğini fakat onu üzmemek için bu endişesini belli etmemeye çalıştığını söylüyor. Vefat eden sağlık çalışanlarının çocuklarını görünce “Acaba ben de mi onlardan biri olacağım?” diye düşündüğünü belirtiyor.

Atike hemşirenin de bu durumdan negatif etkilendiğini görmek mümkün. Kendini kötü hissetiğini söylerken, hijyenine çok dikkat ettiğini ve elinden geldiğince önlem aldığını öğreniyoruz. Atike hemşire, çocuklarına onları korumak adına sarılamadığını ve dolayısıyla sevgisini gösteremediği için derinden etkilendiğini söylüyor. Ölmekten ziyade çocuklarını arkada bırakmaktan korktuğunu vurgulayarak “Çocuğa, bana bir şey olsa da babanız var desem de, bu bir teselli değil. Geçiştiriyorsun sadece. Ben sağlıkçıyım, kendime dikkat ediyorum, bana bir şey olmayacak diye onları teselli etmeye çalışıyorum.” diyor.

Gözüm yemek masasının üzerindeki yazı defterlerine ve 1.sınıf matematik kitaplarına takılıyor. Rana bunu fark edip hemen lafa atlıyor: “Bu sene tam uyum sağlayamadım da kendi kendime çalışıyorum.”
Koronavirüs yüzünden eğitimin online ortama taşınmasından Rana da oldukça kötü etkilenmiş. Anaokuldan ilkokula geçişin ilk adımı olan 1.sınıf çocuklar için eğitim hayatının temelini oluşturuyor. Bu sene 1.sınıfa başlayan Rana okulla tam olarak tanışamadan, uyum sağlayamadan bilgisayar başından eğitim almaya başlamış. Uzaktan okuma yazma öğrenmeye çalışmış ve online eğitime uyum sağlamakta zorlanmış. Rana uykusunun geldiğini söylemesiyle konuşmamıza ara veriyoruz. Oldukça uykulu görünüyor.

Öğlen vakti bu denli uykusunun gelmesine şaşırıyorum. Atike hemşire sürekli evde oldukları için çocukların günlük rutinlerinin değiştiğini açıklıyor. Uyku saatleri ve yemek saatlerindeki düzen bozulmuş. Normalde gece 21.00-22.00 gibi yatan çocuklar şimdi gece 23.00-24.00 hatta bazen 01.00’da yatağa gidiyorlarmış.

Öykü ve Rana dört ay boyunca evden dışarı çıkmamışlar, birinci derece yakınları dışında kimseyi görmemişler. Bazı arkadaşları birbiriyle buluşurken onlarla buluşmak istememişler, teklif dahi etmemişler. Annesinin risk grubunda olması yüzünden arkadaşları onları dışlamış ve bu davranışları onları incitmiş. Zaten onlar da artık parka gitmeyi, insanlarla görüşmeyi istemiyorlar. Öykü onu parka götürme teklifimi net bir biçimde reddediyor. Rana annesinin “Eğer koronavirüse yakalanırsanız hastanede tek kalmak zorundasınız, bizi bekletmezler.” uyarısını duyunca korktuklarını ve evde kalmanın daha güvenli olduğuna karar verdiklerini söylüyor.

Yasemin Medeni: Hemşire

Yasemin Medeni 20 yıldır hemşire olarak görev yapıyor. Yasemin hemşirenin Dila adında 16 yaşında bir kızı ve Deniz Ali adında 4 yaşında bir oğlu var.

Bize kapıyı Dila açıyor. Masada küçük kardeşi çizgi film izliyor. Dila bu süreçte kardeşine bakıyor. Bu nedenle okul tarafından online yapılan derslere katılmakta zorluk yaşadığını, derslerinden geri kaldığını söylerken bu durumdan şikayetçi olduğunu belirtiyor ve okulların bir an önce açılmasını istiyor.
Deniz Ali annesinin eve geldiğini görünce gözleri parlıyor. Uzaktan öpücük gönderiyor annesine. Normalleşme sürecinden önce annesinin onu koruma amaçlı uzak durmasına üzülmüş ama bir süre sonra o da öpmek istememiş. Dila’nın, annesinin çantasını ve masanın üstünde duran cep telefonunu antibakteriyel mendillerle sildiğini ve balkona çıkardığını görüyorum. Normalde de titiz olduğunu ama bu dönemde kardeşini de koruma amacıyla daha da özen gösterdiğini söylüyor.

Yasemin hemşire gün içinde birden fazla kez yıkanıyor. “Buradan mikrop götürüyor muyum? diye kaç kez endişe ettim. Kaç kez yıkansan bile emin olamıyorsun. Ellerim yıkanmaktan yara olmuş kanıyordu. Sürekli pismişsin gibi geliyor. Her an test yaptıramıyorsun ki!” diyerek endişesini dile getiriyor. Öykü ve Rana gibi, Dila ve Deniz Ali de aylardır evde. Deniz Ali tatil sürecini sabahtan akşama kadar televizyon izleyerek ve oyun oynayarak geçiriyor. Yaşı küçük olduğu için durumun pek farkında değil. Tatilin tadını çıkarıyor. Dila ise bu durumdan pek de hoşnut değil. Ona göre evde düzen kalmadı, otorite tamamen bitti. Yasemin hemşire “Sağlık çalışanları apartmanın giriş kapısını kullanmasın, arka kapısını kullansın.” diye kağıt asan apartman yöneticileri bile gördüm diye ekliyor konuşmasına. “Sağlık çalışanları ve onların çocukları dışlandılar.” diyor.

Deniz Ali yakında kreşe başlayacak. Yasemin hemşire “Mecburiyetten bakacak kimse olmadığı için göndereceğim. Bana kalsa göndermem. Çünkü orada hijyene dikkat edeceklerini düşünmüyorum” diyerek tedirginliğini dile getiriyor.

“PANDEMİ SIRASINDA RİSKLİ ALANLARDA GÖREV YAPAN SAĞLIK
ÇALIŞANLARI VE ÇOCUKLARI EN ÇOK ETKİLENEN TARAF OLDULAR

Klinik Psikolog Bahar Erdoğan

Salgın sırasında, sağlık çalışanlarının çocuklarında ne gibi bir psikolojik durum ortaya çıkarabilir?

Pandemi sırasında riskli alanlarda görev yapan sağlık çalışanları ve çocukları, en çok etkilenen taraf oldular. Bulaştırma riskine karşın ev dışında konaklamak zorunda kalan anne-babalar çocuklarına temas etmemek bir süre farklı ortamlarda barındılar.
Bu süreç, çocuklar açısından en zorlayan kısım oldu. Anne-babalarıyla temas edemeyen çocuklarda kaygı arttı. Çocukların bu süreçlerde düzenleri bozuldu ve yakın akrabalarında (amca, babaanne, teyze..) kaldılar. Bununla birlikte çocuklar dışında anne-babalar da kendi içinde psikolojik olarak oldukça yıprandılar ve çocuklarına uzaktan dahi olsa yeterli ilgiyi gösteremediler . Çocuklar ayrılık kaygısı dışında anne-babama bir şey olursa kaygısını da yoğun şekilde yaşamaya başladılar.

Bu kaygının en az seviyede yaşanması için ne yapılmalıdır?

Bu süreçte çocukların olumsuz etkilenmemesi için yapılması gereken, çocuklarda rutini bozmamak. Uyku saati, yemek saati, yattığı yatak ve evde oynadığı oyunlar gibi rutinlerine devam eden çocuklarda kaygının aza indiğini gözlemliyoruz. Bu süreçte gerek sağlık çalışanlarının çocukları gerekse tüm çocuk ve ebeyevenler için rutinler pandemi sürecinde
kaygı ve korkuları aza indirmektedir .

Çocuklar pandemi dolayısıyla aylardır evden dışarı çıkmıyor. Ebeveynler bu süreçte çocuklarını ne gibi aktivitelerle destekleyebilirler?

Bu süreçte özellikle çocukların olumsuz etkilenmemesi için yapılması gereken çocuklarda rutini bozmamak. Bu gözlemlerimizin sonucunda uyku saati, yemek saati, yattığı yatak ve evde oynadığı oyunlar gibi rutinlerine devam eden çocuklarda kaygının aza indiğini görüyoruz. Bu zaman diliminde gerek sağlık çalışanlarının çocukları gerekse tüm çocuk ve ebeveynler için periyodikliğin devamı pandemi sürecinde travma oluşturabilecek duygusal reaksiyonları önlüyor.

Pandemi sürecinde özellikle okul öncesi çocuklarda (0-5 yaş) erken çocukluğun en hızlı geliştiği dönem olduğu için, evde süreç yönetme konusunda aileler zorlandılar. Durumun böyle sağlıksız bir hâl alması, ebeveynlerde ardı arkası kesilmeyen sosyal medya etkinliklerine yol açtı. Birbirleriyle yarış haline giren ebeveynler böyle yaparak başta çocuğun ilgisini çekse de, etkinliklerden sıkılan çocukların ilgisi dağılmaya başladı. Ebeveynlerin çocuklarla fiziksel, duygusal, bilişsel ve dil gelişimini destekleyen etkinlikler dışında, serbest oyunlar oynamaları ve evin içindeki yaşama, çocuğu dahil etmeleri gerekir. Yaratıcılığı, hayal gücünü ve motor gelişimini de destekleyen ev yaşamına dahil olmak, hem çocukların sıkılmalarını engellemekte hem de birlikte yapıcı kısımlarına katkıda bulunmakta. Anne yemek yaparken çocuğun da mutfakta hamur yapıp oyalanması, çamaşır asarken çocuğun da anneye renklerini söyleyerek mandal vermesi, temizlik esnasında çocuğun kendi odasının tozunu alması gibi aktivitelerle çocuğu yaşama dahil edersek, çocuklar rutinlerini bozmadan kaliteli ve yapıcı olarak pandemi sürecini sağlıklı bir şekilde atlatacaklardır.

Koronavirüs: Üsküdar esnafı kaygılı, toparlanamadık şu anda zararına çalışıyoruz

Korona virüs salgını tedbirleri kapsamında 16 Mart’ta işyerleri kapatılan sonra normalleşme adımları ile yeniden dükkanlarını açan Üsküdar esnafı, “Toparlanamadık, şu anda zararına çalışıyoruz.” diyor

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta görüldü. 16 Mart’ta kapanan kafe ve restoranlar normalleşme süreci ile 1 Haziran’da açıldı. Pandemi sürecinden en çok etkilenen sektörlerin başında yeme-içme sektörü geliyor. Vatandaşlar, kafe, restoran ve lokantaların açılmasından dolayı şüpheli ve tedirgin. Mekan sahipleriyse gerekli tedbirleri aldıklarını ve maddi olarak zorluk çektiklerini ifade ediyor. 

Peki kafe ve restoranlara salgın süresince tedirgin olmadan gidilebilir mi? Mekan sahipleri ne gibi zorluklarla karşılaştılar ve bu süreçle nasıl baş ettiler? Vatandaşlar bu mekanları güvenli buluyor mu? Psikologlar, vatandaşların yeni normale adaptasyon süreci hakkında ne düşünüyor ve ne gibi tavsiyelerde bulunuyor? Bu soruların cevaplarını uzmanlarla ve ilçe sakinlerimizle aradık. 

Ozan Çankaya – Münire: Ekonomik olarak bir hayli yorulduk

MÜNİRE, eskici, kahveci, gazozcu. Çengelköy’ün yeni ama bir o kadar da tanıdık mekanı. Bu mekanda İzmir’de harmanlanmış kahve, pikaptan çalan güzel müzikler eşliğinde kırkın üzerinde yerel gazozla buluşuyor. Münire, İstanbul karşı yakadan, şehir dışından gelen müdavimlerini anne evi sıcaklığıyla karşılıyor.

Münire’nin sahibi Ozan Çankaya üç aylık ara sürecinde çocuklarıyla daha yakından vakit geçirdiğini, evde olma halinin ona iyi geldiğini söylüyor. Fakat ekonomik olarak bir hayli yorulduğunu ve normalleşme süreciyle birlikte mekanın açılmasının kaygılarını devam ettirdiğini belirtiyor.

“Allahtan eşim evden çalışmaya başladı, onun maaşıyla evi geçindirdik. Pandemi döneminde iki bankadan kredi almaya başladık. Tüm giderlerimi aldığım kredilerle karşılıyorum ve belli bir miktar zarara girmiş durumdayım. Vergilerimi, kiramı, elektriğimi ödediğim zaman elime bir şey geçmiyor,” diyor.

Münire’nin sahibi Ozan Çankaya

“Kısa Çalışma Ödeneği yeterli olmadı”

Ozan Bey’e devletten yeterli desteği gördünüz mü, diye soruyorum. Devletin yeterli destek vermediğini söylerek durumu şöyle açıklıyor: “ Çalışan bir personelim var, onu işten çıkarmadım. Devlet, ‘Kısa Çalışma Ödeneği’ni 15 Nisan’da Resmi Gazete’de yayınladı. O yüzden devletten bir ay yarım, bir ay tam olmak üzere toplamda 1500 lira yardım aldık. Haziran ayında dükkanımızı açmamızla birlikte ödeneği almaya devam etmedik.”

Koronavirüs’ün Çengelköy’e etkisi ağır oldu

Çengelköy’ün her mevsimde çok ziyaret edilen, rağbet gören bir semt olduğunu ve kendisi dahil olmak üzere birçok esnafın olumsuz etkilendiğini söyleyen Çankaya, “Çengelköy gece-gündüz yaşayan bir semttir. Pandemi olmasaydı ben şu anda çok para kazanıyordum. Bahar aylarında bahçemi değerlendiremedim. Şu anda her gün Instagram üzerinden tanıtıma çıkıyorum. Yaklaşık üç bin takipçim var. Fakat şu anda üçte bir performansla çalışıyoruz. Şunu belirtmeliyim, üçte bir dediğiniz zaman, ki bu tarz işlerde aslında bu oran kar olarak alınır, üçte iki ise giderlere harcanır. Şu anda zarara çalışıyoruz. Ama yapacak bir şey yok. Bu bizim ekmek paramız. Her gün işyerine bu sefer çok müşteri olacak umuduyla geliyoruz. Bir ümit bekliyoruz,” diyerek durumu gözler önüne seriyor.

“Elimizden gelen önlemi aldık”

Çankaya, aldığı önlemleri şöyle sıralıyor: “Her gelen müşterinin masasına küçük bir dezenfektan bırakıyoruz. Maskesiz müşteri kesinlikle almıyoruz. Şüphelendiğimiz kişilerin ateşini ölçüyoruz. Üç günde bir cihazla dezenfektan yapıyoruz. Bu normalde ayda bir yapılması gereken bir ilaç fakat risk almak istemiyoruz. Müşterinin isteğine göre karton çatal, bıçak, bardak kullanıyoruz. Maskesiz personel çalıştırmıyoruz.”

“Gerekli tedbirleri alan vatandaşlar dışarıda yeme içmeden çekinmesinler”

Ozan Bey bir işletme sahibi olarak vatandaşlara “Gerekli tedbirleri alan herkes istediği zaman istediği yere gidebilir. Otobüse, metroya binebiliyorlarsa gelip arkadaşlarıyla burada oturabilirler. Bunun hiçbir zararı yok. Tedbirli olarak mekanlara güvensinler,” diyerek onları mesafeli yaklaşımla rahatlıkla oturabileceklerini söylüyor ve negatif düşüncelerini kırmaya çağırıyor.

Safa Morgül – Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi: Gafil avlandık

Tarih boyunca çınar ağaçlarının altları sohbet ortamlarının simgesi haline gelmiştir. Tarihi ÇINARALTI Çay Bahçesi bu geleneği sürdüren, her gün yurdumuzun farklı yerlerinden binlerce misafir ağırlayan meşhur bir çay bahçesi. Aynı zamanda bir aile işletmesi. Dededen toruna kalan bu tarihi mekan yeni neslin de uğrak noktası haline gelmiş.

Mekanın yeni nesil sahibi Safa Morgül “17 Mart’tan 1 Haziran’a kadar kapalıydık. Gafil avlandık. İşsiz kaldık. Dükkanımızın kapalı oluşunun sıkıntısını çok yaşadık. Bir anda dükkanının kapanması ölüm gibi bir şey. Dükkan kapalı, gelirin yok, ailenle görüşemiyorsun. Bu bizi psikolojik olarak da zorladı. Biz yine de bir biçimde kendi hayatımızı sürmeye devam ederiz fakat seksen kişi çalıştırıyoruz. Onlar için neler yapabiliriz diye düşündük. Kısa çalışma ödeneği bize çok yardımcı oldu. Burada zaten emekliler dışında kimseyi asgari ücret ile çalıştırmıyoruz. Emeklilere ayrı bir maaş ödüyoruz. Dolayısıyla tüm personelin maaşlarının %60’ını devlet bize ödedi,” diyerek biraz da olsa hafiflediğini anlatıyor. 

Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi’nin sahibi Safa Morgül

“İş hayatında bir dayanışma oldu”

Esnaf arasında dayanışmasının olduğunu söyleyen Morgül “Mart ayının yarısında kapandık. Esnafa, tedarikçilere olan borçlarımız kaldı. Genelde kurumsal yerlere çalışıyoruz. Büyüklüklerini gösterdiler. Kimse beş kuruş almadı. Biz de aynı şekilde kiracılarımızdan para istemedik. Bu dönem bir şekilde atlatıldı,”dedi.

“Masaların %50’si kaldırıldı!”

“Bakanlığın koyduğu kuralları işletmemize uygulayarak masalarımızın %50’sini kaldırdık. İşlerimiz de ona göre. Durmaktansa çalışıyoruz. Yüksek miktarda maddi kaybımız var. Etrafımızdan bulup personel maaşlarını ödedik. Toparlanamadık. Zaten toparlanmak da kolay değil. Belli bir seviyenin üstündeki mekanlar kendi kendine masraf üretiyor. Bununla baş etmek kolay değil.”

 “Temizlik alışkanlıkları değişti”

Eskiden temizliğe çok detaylı dikkat edemediklerini söyleyen Morgül bunu şöyle açıklıyor. “Bu dükkan eskiden 24 saat açıktı. Sürekli sirkülasyon olduğu için sadece yüzeysel temizlik yapıyorduk. Şu anda hizmet saatlerimiz daha düzenli ve kısa olduğu için detaylı temizliğe vaktimiz oluyor.”

“Her mekan bizim kadar tedbirli değil…”

“Biz gelen misafirlerimizin ateşini ölçüyoruz. Maskeniz var mı diye soruyoruz. Maskesi yoksa hemen temin ediyoruz. Şu ana kadar 38 derecenin üstünde ateşle kimse gelmedi. Gelse de içeri alınmaz zaten. Her müşteri gittikten sonra masaları Borel ile siliyoruz. Biz zaten 2000’li yıllardan beri endüstriyel bulaşık makineleri kullanıyoruz. Kaliteli deterjan kullanmaya özen gösteriyoruz. Günde maddi olarak zararımız oluyor ama yeter ki bir sorun olmasın. Bazı mekanlar sadece bardakları çalkalıyor. Bu tarz mekanları da biliyoruz ama biz öyle değiliz,” diyerek titiz ve disiplinli tutumunu ortaya koyuyor.

“Çalışanlarımızın sağlığına önem veriyoruz”

Çalışanların sağlığına önem verdiklerini ve onları sürekli teftiş ettiklerini söylüyor: “Maalesef elemanlar siperlikleri çok zor taktılar. Biz sadece müşterinin değil sizin de sağlığınız için gerekli diyerek ikna ettik. Elemanları sürekli teftiş ediyoruz. Örneğin, birinin eşinde korona şüphesi çıktı. Kendisi ise negatif ama biz yine de 14 gün gelme dedik. İşe başlarken de tekrardan test yapmasını istedik,” diyor.

Vatandaşlar yeme içme mekanlarına mesafeli

Lokanta ve kafelerin açılmasına vatandaşlar mesafeli bir tutum sergiliyor. Birçok ilçe sakinimiz durumdan tedirgin ve artık lokanta ve kafelerin güvenli olmadığını düşünüyor. İşte Üsküdar sakinlerimizin gözlemleri ve görüşleri:

Atilla Katlar: Yeme-içme mekanlarına genel olarak hiç güvenmiyorum. Günlük hayatta bu tür yerlere gitmeyi tercih eden biri değilim. Eşim ve kızımın isteği üzerine arada gidiyorum. Korona sonrası bu mekanlara karşı güvenim sıfırlandı diyebilirim. Bunun nedeni ise gittiğim mekanlarda yaptığım izlenimler. Koronavirüs döneminde gittiğim mekanlarda şu gözlemlerde bulundum:

*Lokantada kullanılan çatal, kaşık, bardak, tabakların temizliğinden emin olamıyorum. Esnafın yarısı bulaşığı elle yıkıyor. Bu mikrop elle durulanınca yok olup gidiyor mu?

*Pizza, börek, tost gibi yiyeceklerin sunumunda kullanılan tahta servis tabakları yıkanmıyor. İnsanlar ağzını silip peçetesini bunun üzerine atıyor. Bir süre sonra gelen müşteriye aynı tabaktan servis veriliyor.

*Kurumsal mekanlar dışında çoğu lokantada, kafede, restoranda ateş ölçülmüyor. Şunu da belirtmek istiyorum ki uzmanlar ateş olmayan vakalar olabilir diyor. Ağzın kapalı yemek yiyebiliyor musun? 

*Yan yana masalarda insanlar yemek yiyor. Bulaşma riski oldukça yüksek. 

*Çengelköyde bazı çay bahçelerinde verilen bardaklar elle yıkanıp servise veriliyor ve denetimi yapılmıyor.

*Masalarda servis örtüsü yok. Talep edilmediği takdirde masalar silinmiyor. Benden önceki kişi koronalı ise oraya bulaş olma ihtimalini göz ardı etmemek gerek.

*Çoğu mekanda tuvaletlerde havalandırma yok. İnsanlar aynı havayı teneffüs ediyor.

*Maske takmayan garsonlar gördüm. Sadece ağzını kapatıp burnunu kapatmayan garsonlar da var. Güven vermiyor. 

Sağlık Bakanlığı tarafından restoran sahip ve çalışanlarına yönelik test uygulanıp bir belge verilmiyor. Şu güne kadar bir yeme-içme mekanında koronalı çalışan yoktur ibaresi görmedim. Bu uygulamanın yürürlüğe girmesini istiyorum.

Zeynep Bölükbaşı: Pandemi dönemi başlangıcında dışarıda yeme içmeyi kestim. Normalleşme süresine girildiğinde bildiğim yerlere sadece çay içmek ve teftiş etmek için gittim. Masalar ilk günler uygundu ama on gün sonra eski tas eski hamam. Eğer işletme vatandaşa örnek olmazsa bu problemi nasıl aşarız? Ekonomik olarak problem yaşayan kuruluşlar maalesef kurallara uymuyor. Devlet mekan girişlerinde dezenfektan olmalı diye kural koymuş. Ne zaman gitsem yeni bitti deniyor. Yani dezenfektan yok. Bundan anladığım kadarıyla halka ve kendimize saygımız yok. Bunları gördükten sonra tekrar aynı yere gitmek yanlış olur. Ben ikaz ederim mutlaka. Yaşça olgun olduğumdan dolayı dinliyorlar ve uyguluyorlar genelde. Bir de masaları silerlerken çok rahatsız oluyorum. Yan masayı sildiği bez masa masa dolaşıyor, ben hijyenden ne anladım o zaman. Kurallar yönetmeliğinde sandalye arası 60 cm mesafe olması gerekli denilmiş, aile gelmiş masaya ölçerek mi oturacak? Kim itiraz edecek? Küçük bir kafe düşünün zaten en fazla 3-4 masası var. Mesafe kuralı ile bu sayı 1’e iniyor. Şimdi bu işletme kurala uyacak mı? Tabi ki hayır. Kısacası kendi kendinden sorumlusun. Hava almak için tedbir sende olmalı. Benim anladığım bu… Bu arada tam kurallı işletmeleri de kutlarım, şahit olduklarım var.

Dila Günhan: Açıkçası bu süreçte ortak kullanılan hiçbir yeri güvenli bulmuyorum. Her ne kadar kafe vb. yerlere girişte ateş ölçülse ve dezenfektanlar her masada bulunsa da bu önlemlerin virüsün yayılmasını engellemeyeceği aşikar. Örnek vermek gerekirse ben çalıştığım kafeye gitmek için en az üç farklı vasıtaya binmek zorundayım, trafiğin en yoğun olduğu zamanlarda toplu taşıma araçlarına binmek zorunda kalıyoruz. Haliyle o kalabalıkta hiç kimse sosyal mesafeye dikkat edemiyor maalesef. Bu şekilde kalabalık ortamlara girdikten sonra ateş ölçülmesi veya elleri dezenfekte etmenin bir anlamı kalmıyor bence. Sırf ekonomi daha kötü duruma gitmesin diye ve devletin vatandaşlarına karantinada yeterli desteği verememesi yüzünden bu kadar erken normalleşmeye gidilmesinin yanlış bir karar olduğunu düşünüyorum.

Zehra Ekinci : Zorunlu bir durum yoksa kafeye veya benzeri yerlere gitmeyi tercih etmiyorum çünkü bu gibi yerlerin mutfak çalışanları da insan ve yiyecekleri hazırlarken veya çalışırken maske ve eldiven takıp takmadıklarını göremiyoruz.

Klinik Psikolog Bahar Erdoğan

“Pandemi sonrası adaptasyon süreci kolay olmayacak”

Klinik Psikolog Bahar Erdoğan, salgın sonrasında adaptasyon sürecinin kolay olmayacağını söyledi.

Erdoğan “Küresel pandemi salgını sonrasında toplumsal davranışlar, sosyal hayat ve adaptasyon süreci elbette kolay olmayacaktır. Bu salgın, insanlığı hiç alışık olmadığı zorunlu sosyal izolasyon sürecine sokarak, hayatımızın kendi insiyatifimizin dışına çıkmasına neden oldu. Böylesi potansiyel değişimlere paralel olarak, bu sürecin ortaya çıkarmış olduğu durum yaşamın her alanında sosyal ilişkilerin yeniden düzenlenmesini gerektirdi. Bu durumda sosyal hayatımızı gerekli tedbirlilerle kontrollü bir şekilde yönetmemizi gerektiren bir sürece dönüştürdü,” ifadelerini kullandı.

Dikkat etmemiz gereken en önemli iki faktör hijyen ve izolasyon


Erdoğan, “Pandemi sürecinde dikkat etmemiz gereken en önemli faktör hijyen ve izolasyon,” diyerek tedbir almanın önemini vurguladı. “Salgın nedeniyle kapanan ve kontrollü normalleşme süreciyle tekrar aktif hale gelen restoran ve kafelere gerekmedikçe gitmemek, mesafeyi korumak ve gerekli hijyen tedbirlerini hassasiyetle alan mekanları tercih etmek daha güvenli bir sosyallik olacaktır. Sosyalleşmek için kapalı mekanlar yerine açık alanlar ve az sayıda insanların olduğu yerleri tercih ederek virüse karşı önlem almış ve psikolojik sağlamlığımızı arttırmış oluruz,” dedi.