Berrak Ertörer

Berrak Ertörer. Yeditepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun. Öykü ve şiir yazıyor. Üsküdar'da yaşıyor.

Pandemi ruh sağlığımızı nasıl etkiledi?

Son bir yıl hepimiz için zor geçti. Covid-19’la hayatımıza giren uzun bir izolasyon dönemi, yaşadığımız kayıplar, ardından gelen maddi zorluklar hiç de kolay değildi. Devam eden pandemi koşullarında sağlığımızı korumak için evdeyiz. Peki ruh sağlığımız ne durumda? Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Yasemin Yılmaz Çekli’yle konuştuk.

Pandemi koşullarının psikolojik sağlığımızı da etkilediğine dikkat çeken Yılmaz şunları söylüyor: “Virüs yaşantımızı sağlığımız açısından iki şekilde yoğun bir biçimde etkiledi. Birincisi doğrudan yaşadığımız bedensel sağlık problemleri, ikincisi ise salgından dolayı yaşanılan ve artış gösteren bazı ruhsal rahatsızlar; kaygı bozukluğu, panik atak, depresyon, obsesif kompulsif bozukluklar.” Asla yalnız olmadığımızın altını çizen Yılmaz, bir uzmandan yardım almanın önemini vurguluyor.

 

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Yasemin Yılmaz Çekli. Çocuk-ergen-aile terapisi ve bireysel terapi alanlarında yüz yüze ve online seanslarla danışmanlık hizmeti vermekteyim.  

Son bir yılda pandeminin de etkisiyle hayatımız nasıl değişti? Kaygı seviyemiz arttı diyebilir miyiz?

Geçirdiğimiz bu bir yılda hayatımız pek çok açıdan değişti. Tüm dünyaca belirsiz bir sürecin içerisine girdik. Pandemi döneminde virüsün biyolojik etkileri beraberinde psikolojik ve davranışsal etkileri de getirdi. Kişiden kişiye farklılık gösterse de genel olarak herkeste kaygı seviyesinin arttığını gözlemliyorum. İnsanlar virüse yakalanma korkusu ya da sevdiklerine bulaştırma endişesi yaşarken aynı zamanda gelecek endişesi, maddi zorluklar ve sosyal izolasyon gibi bazı problemlerle de karşı karşıya kaldılar. Birçok açıdan hayatın bu kadar sekteye uğraması haliyle insanlarda kaygı ve panik durumu oluşmasına neden oldu.

Er ya da geç her şeye uyum sağlıyoruz. Bir yıl önceye kıyasla hayat tamamen değişti diyebiliriz. Sizce adaptasyon sürecimiz nasıldı? 

Daha önce tecrübe etmediğimiz bir pandemi süreciyle karşı karşıya kaldık. Bir anda çok yoğun tedbirlerin alındığı, sokağa çıkma yasakları, online eğitim, uzaktan çalışma gibi kavramların hayatımıza girdiği bir dönemi tecrübe etmeye başladık. Bunlarla yaşamayı zorunlu olarak öğrendik ama hala uyum sağlamakta zorlanıldığını düşünüyorum. Kısıtlamaların çok üst seviyede olduğu zamanları bir şekilde atlatmışken normalleşme süreciyle başka bir yaşam şekline alışmaya çalışıyoruz. Halen pandemi sürecindeyiz, eski hayatımıza, alışkanlıklarımıza ve rutinlerimize dönemiyoruz. Süreç içerisinde kısıtlamalar, yasaklar değişiyor, yeni durumlar oluşuyor. Oluşan yeni durumlara alışmaya çalışıyoruz. Sürekli değişen durumlarla adaptasyon sürecimizde değişiyor, belki kimi insanlar uyum sağlamakta salgının ilk başlarındaki kadar zorlanmıyor, kimi insanlar da salgın uzadıkça uyum sağlamakta daha çok zorlanıyor.

Pandemi döneminde sağlığımızı korumak için elbette “evde kal” çağrısına uyuyoruz. Ancak mental sağlığımız ikinci planda kalıyor olabilir mi? Evde kalmak psikolojimizi nasıl etkiledi?

Virüs yaşantımızı sağlığımız açısından iki şekilde yoğun bir biçimde etkiledi. Birincisi doğrudan yaşadığımız bedensel sağlık problemleri, ikincisi ise salgından dolayı yaşanılan ve artış gösteren bazı ruhsal rahatsızlar; kaygı bozukluğu, panik atak, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk gibi. Evde kalmak bedensel olarak bizi virüsten korusa da ruhsal açıdan bazı sıkıntıları beraberinde getirdiğini söyleyebiliriz. Pandemi öncesinde ruh sağlığına ilişkin sorunlar yaşayan kişilerde bu sorunların şiddetlendiğini, ruhsal anlamda sorun yaşamayan kişilerdeyse bazı psikolojik sorunların geliştiğini görüyoruz. Elbette ki şu anda öncelik bedensel anlamda sağlığı korumak ama ruh sağlığını da göz ardı etmemeliyiz. 

Verilere göre Üsküdar’da 53.436 kişi 65 yaşın üstünde. En fazla kısıtlamaya maruz kalanlar da yine aynı yaş grubu. Bunları göz önüne aldığımızda, daha çok etkilendiler diyebilir miyiz?

Salgın başladığından beri en sık duyduğumuz cümlelerden biri 65 yaş üstü bireylerin en riskli grup olduğu. Güncel haberleri takip eden 65 yaş üstü bir birey, elbette ki sağlık açısından daha fazla belirsizlik, kaygı ve endişe yaşamaya başlıyor. Sağlığı açısından böyle bir kaygıyı yaşarken aynı zamanda kısıtlamalar dolayısıyla yaşadığı sosyal izolasyon dünya ile ilişkisini zayıflatırken, yalnızlık duygusunu da artırıyor. Sosyal etkileşimin kaybolması bilişsel uyarımda da azalmaya neden olduğundan bu yaş grubunda, demans rahatsızlıklarının artmasına ya da salgın öncesi var olan zihinsel bazı yetersizliklerin daha da ağırlaşmasına sebep olabiliyor. Dolayısıyla bu yaş grubundaki bireyler pandeminin psikolojik etkilerine de daha açık diyebiliriz.

Özellikle Üsküdar gibi merkezi bir semtte kalabalık kaçınılmaz. Şehir hayatının üzerimizde etkileri hakkında ne söylersiniz?

Kalabalık şehir yaşamı insanlara belli açılardan çeşitlilik ve konfor alanı sağlasa da stresli bir yaşamı da beraberinde getiriyor. Kişiler gürültü, karmaşa, trafik derken ruhsal yönden daha mutsuz, stres seviyesi yüksek, tahammül seviyesi düşük insanlara dönüşebiliyorlar.

Çocuklar ve gençlerin durumunu nasıl değerlendirirsiniz? Pandemi, gelişim döneminde olan çocukların geleceğini şekillendirecek kuvvette midir?  

Çocuk ve gençlerin mevcut düzenlerinin de oldukça değiştiği bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte ebeveynlerin tutumu aşırı kaygılı, titiz, koruyucu ve abartılı panik hissi içeriyorsa çocuk ve gençlerin de ruh sağlığı olumsuz etkileniyor. Online eğitimle beraber okul ortamından uzaklaşan çocuk, akran etkileşiminden de mahrum kalıyor. Çocukların ruhsal, akademik ve sosyal gelişimlerinin sekteye uğramaması için aile içi rutinlerine dikkat etmek oldukça önemli. Ebeveynlerin tutumları ve bu süreci nasıl yönettiklerine bağlı olarak çocuk ve ergenlerin ruh sağlığı değişiklik gösterecektir. Zor bir dönemden geçiyoruz ve bu sürecin gelişim döneminde olan çocukların geleceğine etkisi olması da kaçınılmaz.

Travmaların genetik olarak aktarıldığını düşünürsek, bu günlerde baskıladığımız ya da maruz kaldığımız duygular gelecek nesli toplumsal düzeyde etkiler mi, gelecek neslin şekillenmesinde ne ölçüde rol oynar? 

Pandemi, insanların ruhsal açıdan travmatize olduğu süreçleri de içerdiğinden etkilerini uzun süreli yaşayacağımızı düşünüyorum. Şimdi belirsiz bir durumdayız, ne kadar sürecek, nasıl son bulacak bilemiyoruz ama toplumsal düzende ve beklentilerde değişiklikler olacağını öngörebiliyoruz. Bunun da gelecek nesile nasıl yansıyacağını ve ne ölçüde etkili olacağını yaşayıp göreceğiz.

Covid-19’la birlikte hayatımıza yerleşen stres ve kaygıyla baş etmek için önerileriniz nelerdir?

Kontrol edebildiğimiz durumlara odaklanmak, kaygı ve stres düzeyimizi de kontrol etmemize neden olacaktır. Hijyen kurallarına dikkat etmek, bağışıklığımızı güçlendirmek, sosyal mesafeye dikkat etmek kontrol edebildiğimiz durumlarken, salgının nasıl yayıldığı, nasıl ilerleyeceği ya da nasıl biteceği gibi konular kontrolümüz dışındaki konular olduğundan kaygı seviyemizi de artırır.

Bedensel hareketsizlik stresi ve strese bağlı tepkileri artırmaktadır. Bu nedenle kalabalık olmayan yerlerde kısa yürüyüşler yapmak, temiz hava almak ruh sağlığını korumak ve psikolojik iyioluş açısından oldukça önemli.

Virüsle ilgili güvenilir kaynaklardan bilgilendirme almak ve gelişmeleri takip etmekte kaygı seviyemizi kontrol altında tutmaya yardımcı olacaktır. Sürekli virüsle ilgili haberleri takip etmek endişelerimizi, stres seviyemizi artıracağından günlük yaşantımızın akışını etkilemeyecek şekilde haberdar olacak kadar kendimize sınırlar koymak kaygı havuzuna dalmaktan alıkoyacaktır.

Zor ve bilinmez bir dönemden geçiyoruz ama yalnız değilsiniz. Dünya üzerinde her insan bu virüsle ve pandemi süreciyle mücadele halinde. Yalnız olmadığınızı ve bu durumun geçici olduğunu kendinize hatırlatmaya ihtiyacınız var. Bu süreçte kendinize şefkatle yaklaşmaya, işinize ya da hayatın akışına konsantre olamadığınızda kendinize yüklenmemeniz gerektiğini unutmayın.

Kendinizce her baş etme yolunu denemiş ve işin içinden çıkamayacak kadar sıkışmış hissediyorsanız pandeminin hayatımızda yaygınlaştırdığı şeylerden biri de online terapiler, bir uzmandan destek almaktan çekinmeyin. 

8 Mart Kadınlar Günü: Üsküdar’ın Sembol Kadınları

İstanbul’un tarihi ve kendine has ruhuyla gözde semtlerinden olan Üsküdar sembolik yapılarıyla da dikkat çeker. Pelin Batu’nun +90 kanalıyla yaptığı “Semt bizim: Pelin Batu ile Üsküdar gezisi | ‘Güçlü kadınların mekanı'” adlı röportajda dikkat çektiği gibi Üsküdar kadın figürleriyle öne çıkar. 8 mart Dünya Kadınlar Günü haftasında, Üsküdar tarihindeki önemli kadın figürleri sizin için derledik.

Florence Nightingale

Üsküdar, Harem’de bulunan Selimiye Kışlası, Kuzey-Batı kulesinde Florence Nightingale müzesine ev sahipliği yapmaktadır. Nightingale, 1854 yılında Osmanlı ve İngiliz ordularının Rusya’ya karşı savaştığı Kırım Savaşı sırasında askeri hastane olarak kullanılan Selimiye Kışlası’nda bulunmuştur. Hemşirelerin yöneticisi olarak görev almış, yaralı askerleri tedavi etmiştir. O dönemden kalma pek çok eşya, Florence Nightingale’e ait el yazmaları ve mektuplar müzede halen sergilenmektedir.

Geceleri de ara vermeden gaz lambası ışığında askerleri tedavi ettiği için Lady with the Lamp yani “Lambalı Kadın” olarak da bilinir. Viktorya Dönemi’ne de damgasını vurmuş, kültürel bir simge haline gelmiştir. 

Modern hemşireliğin kurucusu olarak bilinen Florence Nightingale 12 mayıs 1820’de, Floransa’da dünyaya gelmiştir. 1860 yılında ilk modern sivil hemşirelik okulu St. Thomas Hospital’ı kuran Florence Nightingale böylece profesyonel hemşirelik vakfının da temellerini atmıştır. Doğum günü her yıl “Uluslararası Hemşireler Günü” olarak kutlanmaktadır.

Kız Kulesi

İstanbul’un, hatta Türkiye’nin simgelerinden biri haline gelmiş olan Kız Kulesi, Boğaz’ın en göz alıcı noktalarından Salacak açıklarında bulunuyor. Kız Kulesi, Roma’dan Bizans’a, Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine kadar tarihe şahitlik etmiş, masallara konu olmuş bir yapı. Üzerinde bulunduğu kaya parçasının tarihinin M.Ö. 410’a kadar uzandığı bilinmekte. 2000 yılında yapılan restorasyonun ardından ziyarete açılan yapı pek çok efsaneye de ev sahipliği yapıyor.

Kız Kulesi denince akla gelen efsanelerden biri şüphesiz Hero ve Leandros’un hikayesidir. Hero, Üsküdar’da yer alan Tanrıça Afrodit’in tapınağındaki rahibelerdendir. Her yıl baharın gelişini kutlamak için törenler yapılır, aşkı arayanlar hayallerine kavuşmak için Afrodit’e yakarır. Karşı kıyıda yaşayan Leandros da kutlamalara katılmak için tapınağa gelir ve Hero’yu görür. İlk görüşte aşık olurlar. Bir rahibe olan Hero’nun evlenmesi yasak olmasına rağmen iki aşık kavuşmak için ellerinden geleni yapar. Kız Kulesi’nin tepesinde yanan ışığı gören Leandros, durgun deniz ve ay ışığının da yardımıyla, Boğaz’ın sularını aşmak üzere denize atlar. İki sevgili o gece nihayet kavuşur ve sonrasında da gizlice buluşmaya devam ederler. 

Fırtınalı bir gece yine aşkına kavuşmak üzere sulara atılır Leandros. Hero her zamanki gibi sevgilisine yol göstermek için meşalesiyle kulenin tepesinde beklemektedir ancak rüzgarın etkisi meşaleyi söndürmeye yeter. Yolunu kaybeden Leandros güçten de düşünce dayanamaz ve karanlık sularda gözden kaybolur. Sabaha kadar sevgilisini bekleyen Hero karşı kıyıda Leandros’un cansız bedenini görür ve duyduğu acıya dayanamaz, kendini kulenin tepesinden Boğaz’ın sularına bırakır. Hero ve Leandros’un hikayesiyse kuleyle birlikte ölümsüzlüğünü korumaya devam eder.

Mihrimah Sultan Camii

Üsküdar Meydanı’nda yer alan Mihrimah Sultan Camii aynı zamanda İskele Camii olarak da bilinmektedir. Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın kızı Mihrimah Sultan için Mimar Sinan tarafından yapılan camidir. Mimar Sinan’ın erken dönem eserlerinden olan caminin yapımına 1540 yılında başlanıp 1548 yılında tamamlanmıştır. Caminin aynı zamanda Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkının bir temsili olduğu da söylenmektedir. 

1522 yılında doğan Mihrimah Sultan’ın ismi Farsça’da güneş ve ay anlamına gelir. Rivayete göre evlilik yaşı gelen Mihrimah Sultan’ın taliplerinden biri Rüstem Paşa diğeri ise Mimar Sinandır. Evililiğin Rüstem Paşa’yla olmasına karar verilince Mimar Sinan aşkını sanatına aktarmıştır. Diğer Mihrimah Sultan Camii Edirnekapı’dadır ve yine rivayete göre 21 mart günü Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ayın doğuşu, Edirnekapı’daysa güneşin batışı izlenebilmektedir. 

Pek çok tutarsızlık barındırmasına rağmen bu hikaye, Kız Kulesi efsanelerinde olduğu gibi tarihe işlemiş, nesilden nesile aktarılmıştır.

Koronavirüs kısıtlamarında Üsküdar’daki kafelerin durumu

Koronavirüs’ün giderek artmasıyla ülke çapında önlemler genişletildi. Hafta sonu yasağı ve hafta içi devam eden saat kısıtlamaları elbette esnafı da etkiledi. Kimi çareyi dükkanını tamamen kapatmakta bulurken kimi de gel- al ve paket servis hizmetiyle mesaiye devam ediyor. 

“Yeni normal” yeme-içme mekanlarında geçirilen uzun saatleri geride bırakmamıza neden olsa da kısıtlamanın izin verdiği vakitlerde yapılan yürüyüşler hem esnafa hem de vatandaşa nefes aldırıyor. Üsküdar’daki işletmelere kısıtlamalardan nasıl etkilendiklerini sorduk.

Kitaplı Kahve – Bağlarbaşı

2012’de Altunizade’de açılan Kitaplı Kahve 2018’den bu yana Bağlarbaşı’ndaki yeni konumunda hizmet veriyor. Kalabalık gruplar veya ders çalışmak isteyen öğrenciler için de ideal mekanlardan biri. Kafenin sorumlusu Mustafa Ali Akyol’la konuştuk. 

“Mart’tan beri her şey çok değişti. Paket servis önceden hazırlık yapılması gereken bir alan. Paket servise uygun yiyecek içecek üretmek, bunları uygun şekilde paketlemek, kuryeyle taşınmasını sağlamak çok da kolay değil. Bizim gibi kahve ve diğer sıcak içeceklerin satışına odaklanmış kafeler için daha önceden tecrübesiz olduğumuz alanlar. Sonuç olarak ekonomik anlamda herkes gibi çok kötü etkilendik.”

Paket servisin göründüğü kadar kolay olmadığı aşikar. Bununla birlikte ekonomik sorunlar ne yazık ki yalnızca işletmeleri etkilemekle kalmıyor. Bağlı olarak çalıştıkları iş kolları da aynı durumdan muzdarip. 

“İnsanlar aylardır maddi anlamda sıkıntı yaşıyor. Sadece işletmeciler ve çalışanlar değil aynı zamanda tedarik zincirinde çalışan insanlar da zor durumda. Bu daha fazla sürdürülebilir bir durum değil. Kontrollü bir şekilde dahi olsa mekanların yeniden hizmet vermeye başlaması şart.”

Jest Cafe – Ahmediye

Erdoğan Yılmaz 1987’de hizmet vermeye başlayan Jest Cafe’nin sahibi. Kafe o yıl Üsküdar’da açılan ikinci kafe olma özelliğine de sahip.

Koronavirüs öncesi dönemde de paket servis sağlayan Jest Cafe kısıtlamalardan sonra personel sayısında değişikliğe gitme yolunu izlemiş.

“Kısıtlamalardan dış siparişin artması dışında çok etkilenmedik diyebilirim. İçeriye müşteri alamıyoruz artık, tamamen kapatmak zorunda kaldık. Yine de ortalamayı tutturuyoruz bir şekilde. Kurye sayımızı artırdık, garson sayımızı azalttık. Mücadele veriyoruz.”

Yadsınamayacak gerçeklerden bir diğeriyse kuryelere duyulan ihtiyacın artmış olması.

“Paket servis yeni bir iş potansiyeli oluşturdu. Motorlu kuryelerin önemi çok arttı. Herkes evinde ya da iş yerinde yemek yediği için bu süreçte paket servisin daha hijyenik bir seçenek olduğunu düşünüyoruz.”

Müşteri memnuniyeti ve geri dönüşler hakkında, “Yorumlar ve puanlamaların daha önemli olduğu bir döneme giriş yaptık. Bizler de bu duruma dikkat ederek müşterilerimize layık hizmet verip bu krizde ayakta durmaya çalışıyoruz.” diyen Erdoğan Bey son olarak aldıkları önlemleri de ekliyor. 

“İçeriye müşteri alamamak işlerimizi tabi ki etkiliyor fakat kısıtlamalara riayet ederek müşterilerimizin sağlığını ön planda tutuyoruz. Kolonya ve dezenfektan artık ayrılmaz bir parçamız oldu. Elemanlarımız bütün gün maskeyle çalışıyor, kurye elemanlarımız da öyle. Paket serviste kuryelerimiz sosyal mesafeye çok dikkat ediyor. Bunlar dışında işçilerimizin sağlık durumlarına karşı da çok duyarlıyız.”

Kısıtlamalar gevşetilecek mi, yoksa yenileri mi eklenecek? Kafe ve restoranlar açılacak mı? Bu soruların yanıtı şimdilik belirsiz. Salgınla ilgili veriler de pek iç açıcı değil. Üsküdar esnafıysa herkes gibi umut ışığını dört gözle bekliyor. 

Neruda Coffee – Kuzguncuk

Gel-al hizmet vermeye devam eden işletmelerden biri de Üsküdar’ın gözde semtlerinden biri olan Kuzguncuk’taki Neruda Coffee. Kafenin sosyal medya sorumlusu Dilan Hanım ile konuştuk: “Biz Neruda Kafe olarak enerjimizi işimize katıyoruz. Kimi zaman arkadaşlarımızı, yakın çevremizi ağırlıyoruz, kimi zaman da yeni müdavimler kazanıyoruz. Kimma çekirdeği kullanıyoruz ve yalnızca bu özel kahvenin lezzeti için uzak mesafelerden gelen misafirlerimiz var.”

Daha çok genç kitleye hitap eden Neruda, 28 Kasım 2017’den bu yana hizmet vermekte ancak koronavirüsün hayatımıza getirdiği kısıtlamalar elbette onları da etkiledi. Covid-19 sonrası en büyük değişiklikse kuşkusuz çalışma şartlarına yansıdı. 

“Kafecilik sosyal bir iş, sadece severek yapılabilecek bir meslek. Misafirlerimiz bir süre sonra arkadaşımız oluyor. O yüzden çalışanlar olarak bir an önce eskisi gibi işimize ve arkadaşlarımıza kavuşmak istiyoruz.Tabi ki işin ekonomik boyutu da var. Neruda çalışanları aslında beş kişilik bir ekipken ikinci kısıtlamaların ardından tek bir arkadaşımızla devam etmeye çalışıyoruz.”

Kültür Envanteri Atlası Üsküdar’daki 400 kültür varlığını haritada tanımladı

Bilirsek koruruz” söylemiyle hareket eden Kültür Envanteri Atlası, Üsküdar’daki 400 kültür varlığını, isim, konum ve mahalleleriyle haritada tanımladı. Platformun kurucularından Caner Cangül’le hem proje hakkında konuştuk hem de Üsküdar özelinde değerlendirmelerini aldık. Cangül’e göre Üsküdar, kültür varlıklarını inceleyen kitapları bakımından oldukça zengin olaması itibariyle diğer ilçelere göre çok daha şanslı.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Ben Caner Cangül, Endüstri Mühendisiyim. Yedi yıldır Ukrayna, Kiev’de yaşıyorum. Öncesinde İstanbul ve Ankara’da yaşadım.

Caner Cangül

Bilmeyenler için bize Kültür Envanteri Atlası’nı anlatır mısınız?

Türkiye ve yakın coğrafyada, Türkiye dışındaysa Osmanlı, Selçuklu ve Karahanlı gibi Türk dünyasını ilgilendiren kültür varlıklarının harita üzerinde işaretlenmesi ve hakkındaki bilgilerin paylaşılmasını amaçlıyoruz.

İnternet sitemizde detaylı arama imkanı sağlıyoruz. Öncelikle, anasayfadaki harita bölümünden bölge, ilçe gibi alt başlıklara gidiliyor. Türkiye, Marmara bölgesi, İstanbul, Üsküdar ve hatta mahalle bazına kadar inebiliyoruz. Uzun açıklamalardansa yapının kimin tarafından yaptırıldığı, ne olduğu, kaçıncı yüzyıla ait olduğu, ne zaman onarıldığı gibi bilgilere kolaylıkla ulaşılmasını istiyoruz. “Etrafta” bölümümüzden konum bazlı olarak bulunduğunuz yerde ve çevresinde neler olduğunu görebiliyorsunuz. Kilometreyi artırıp daha geniş kapsamlı da inceleyebilirsiniz. Örneğin Üsküdar’dan Sarıyer’e gitmek isterseniz orada bir noktayı belirleyerek ne gibi eserler olduğunu önceden görebilirsiniz. Aynı işlemi Türkiye içinde herhangi bir noktada, Balkanlar ve İran’da da yapabilirsiniz. Tamamı olmasa da İran’daki Türk eserlerini de işaretlemeye başladık. 

Proje nasıl ortaya çıktı?

Ben ve benim gibilerin ihtiyaçlarından dolayı ortaya çıktı diyebiliriz. Gideceğiniz ya da bulunduğunuz bölgede hangi tür kültür varlıkları ya da tarihi eser bulunuyor sorusunun cevabı her zaman yanıtsızdı. Son yıllarda tabelalar eklense de çoğu zaman “Bu nedir?” sorusunun cevabı yok ya da yeterli değil. Bunu özellikle İstanbul’da yaşarken çok hissediyordum. Projenin başlangıcı da o döneme, on küsür sene öncesine dayanıyor. Bir çeşme gördüğünüzde adını, kimin çeşmesi olduğunu, kitabesinde ne yazdığını bilmek güç olabiliyor. Süleymaniye Camii gibi temel yerler için böyle değil elbette ama özellikle Anadolu’da gezerken ne olduğuna dair fikrinizin olmadığı tarihi kalıntılar var. Belki sanat tarihçileri gibi eğitimli kişiler sorun yaşamayacaktır ama bu projede bizim gibi normal vatandaşı hedefliyoruz. 

Daha detaylı anlatacak olursam, çalışmamız harita konumunu temel alıyor. İlk olarak grup parametresi var, sivil yapı mı askeri yapı mı, antik yapı mı bunu ayırıyor. Daha sonra türler var; çeşme, camii, medrese, antik tiyatro, heykeller… Sürekli olarak yeni türler eklenmeye devam ediyor. Sonrasında kültür dönemleri var; Hitit, Memlük, Osmanlı, Selçuklu gibi. Bunları konum ve “Mimar Sinan Eserleri”, “Çanakkale 1915” gibi tematik haritalar takip ediyor. Mimar Sinan eserlerinin oluşturduğu gezi yolu, Üsküdar merkezde Mihrimah Sultan Külliyesi’yle başlayıp sahilden Şemsi Paşa Külliyesi’ne doğru devam ediyor. Yeniden Üsküdar içine girerek tekrar Valide-i Atik Camii’nin orada bitiyor. Böylece toplamda yaklaşık 20 Mimar Sinan eserini görmüş oluyoruz. Valide-i Atik’e ilk gittiğimde içerisindeki yapıları gördüm ama ne olduğunu bilmiyordum. Şimdiyse külliyenin imaret, medrese, tekke, darüşşifa, gibi yapılarını tanımlamak da mümkün.

Üsküdar için farklı gezi yolları da hazırlamak isteriz. Bunun için kültür elçilerinin çalışmalarını ya da Üsküdar Belediyesi’nin hazır gezi yollarını da kullanabiliriz. Haritaya işlediğimiz zaman konumunuza göre hangi yöne gideceğinizi görebiliyorsunuz. Yol boyunca karşılaşacağınız eserler hakkında bilgi de alabiliyorsunuz.

Kaç kişilik bir ekipsiniz?

Aslında başlangıçta iki kişiydik. İlk açıldığımızda yaklaşık yedi bin nokta, çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere, zaten işaretliydi. Projenin çıkış noktası da İstanbul’du.

Kültür elçileri diye tanımladığımız bir grubumuz var, bize katılmak isteyen herkesi içimize katıyoruz. Şu ana kadar ellinin üzerinde kişiye yetki verdik. Beklentimiz her katılımcının daima aktif olması değil elbette. Mümkün oldukça her türlü güncellemeyi yapabilirler. 

Siteyi aralık ayında açtık, üzerinden yaklaşık yedi ay geçti. Ayda ortalama bin tane yeni varlık tanımlaması yaptık. Bununla birlikte mevcut varlıklar üzerinde sık sık güncelleme oluyor. Fotoğraflar ekleniyor. Elbette noktaların tespit edilip doğru fotoğrafların bulunması yorucu olabiliyor. Bu yüzden kültür elçilerimizin zaman ayırabilecek kişiler olması da önemli.

Üsküdar Kültür Envanteri haritası için tıklayınız.

Biraz Üsküdar’dan konuşalım istiyoruz. Üsküdar Kültür Envanteri Atlası hakkında neler söylersiniz?

Üsküdar’da halen eksiğimiz çok fazla ama yavaş yavaş tamamlamaya devam ediyoruz. İstanbul’da ağırlıklı olarak Tarihi Yarımada’yı çalıştık. Geçmişte benim çalışmalarım da bu yönde olmuştu. Şu anda Üsküdar’da yaklaşık bin tane kültür varlığı vardır diye düşünüyorum. “Üsküdar” olarak arattığımızda 418 tane kültür varlığı işaretli gözüküyor. Ayrıca Acıbadem, Ahmediye, Aziz Mahmud Hüdayi gibi mahalle bazında da görüntüleyebiliyoruz. Elbette eksiklerimiz var, özellikle mahalle kısmında. Bu noktada da kültür elçileri devreye giriyor. Örnek verecek olursak, Şehzade Seyfettin Çeşmesi, Üsküdar’da Mimar Sinan Mahallesi’nde ve Osmanlı dönemine ait. Şimdilik elimizdeki tek bilgi bu. Daha detaylı bilgiyi başka biri sağlayabilir. Aynı şekilde hatalı bir bilgiye rastlanırsa bunun düzeltmesi de yapılabilir.

Zaten en önem verdiğimiz nokta enlem boylam olarak konumun belirlenmesi çünkü konumun aksine sokak, mahalle bilgisi çok değişken. Üsküdar’da da mahalle değişikliği yaşandı. Eski bir kaynakta aradığınız mahalleyi artık bulamayabilirsiniz. O yüzden şu an güncel, Büyükşehir ya da Üsküdar Belediyesi’nin sınırlarını çizdiği mahalle isimlerini kullanıyoruz.

Emetullah Gülnuş Valide Sultan Çeşmesi
(3. Ahmet Çeşmesi)
Ali Osman Dilekoğlu/2019

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Türkiye içinde ve dışında her türlü kültür varlığını ve kaybolan eserleri işaretliyoruz. Örneğin İstanbul’da 208 tane kaybolan eser var. Üsküdar’daysa kayıtlı 5 tane gözüküyor. Bu eserleri işaretlerken genelde eski fotoğraflarını da ekliyoruz. Geçmişte ve günümüzde mevcut olanların hepsini işaretlemek istiyoruz. “Bilirsek koruruz!” diyoruz, sloganımız bu. Özellikle daha genç kuşakların çevresinde ne olduğunu öğrenmesini istiyoruz. İnsanlar isimlendiremedikleri şeyi korumuyor. Bu merak duygusunu kaşımak ve daha detaylı bilgiye ulaşmanın yolunu açmak istiyoruz. Çıkış noktamız da çabuk ulaşılıp fayda sağlamaktı. Amacımız sitede fazla ziyaretçi olmasından ziyade kişilerin ihtiyacının karşılanması. Elbette başka kanallardan, ansiklopedilerden bu bilgilere ulaşılabilir ama günümüzde telefon kullanmayan neredeyse kalmadı. Anlık bilginin kitaba ulaşamayacağımız zamanlarda da bulunmasını istiyoruz. Bir yapıyı internette araştırabilmek için önce yapının ne olduğunu bilmek gerekiyor. Bunu sağlamak istiyoruz. 

Üsküdar kültür varlıklarını inceleyen kitaplar bakımından zengin, ulaşılabilecek pek çok kaynak mevcut. Bizim isteğimiz Üsküdar’daki eksik kültür varlıklarının da nokta nokta tanımlanması. 

Kültür Elçileri sayımızı olabildiğince artırmayı, hatta mümkünse yıl sonuna kadar iki yüz kişiye ulaşmayı umuyoruz. Eksik parametre kalmadan, geçmişten günümüze dek fotoğraflarla birlikte tamamlamak istiyoruz. Uzun soluklu bir proje. Yanlış bilgiye sebebiyet vermemek adına bilgi girişi halka açık değil ama kültür elçisi olmak isteyen herkes destek olabilir. Özellikle Üsküdar’ı bilen arkadaşların bize katılmasını isteriz. Bize ulaşırlarsa Üsküdar Belediyesi’yle de ortak çalışabiliriz. 

Geçmişe yolculuk: Üsküdar Antikacılar Çarşısı

Eski zamanlara ait, nadir bulunan ve yıllar geçtikçe değeri artan eşyalar onları toplayan ve ticaretini yapan antikacılar sayesinde koleksiyonerlerle buluşuyor. İşte bu buluşma yerlerinden biri de Üsküdar Meydanı’na yürüme mesafesinde bulunan Üsküdar Antikacılar Çarşısı. Mimar Sinan Mahallesi’nde geçmişin ruhunu canlı tutan onlarca dükkân asıl olarak Büyükhamam Sokak’taki Kıroğlu Hanı’nda yer alıyor. Devamındaki sokakta da çeşitli dükkânlar görmek mümkün. Bu dükkânlara spotçular ve ikinci el mobilyacılar eşlik ediyor.

Burada geçmiş, kapının önüne taşıyor sanki. Madeni paralar, kartpostallar ve daha nicesi yanından geçenleri adeta zamanda yolculuğa çıkarıyor. Eğer pasajın içine adım atarsanız hem maddi hem manevi pek çok kıymetli eşyayla karşılaşabilirsiniz. 

Üsküdarlılar için kuşkusuz ayrı bir yeri olan Antikacılar Çarşısı’nda birçok kıymetli eşya var. Bunlardan bazıları Osmanlı dönemine ait olsa da, aralarında Avrupa’dan getirilmiş olanları bulmak mümkün. Çarşının müdavimleri pek çok eşya arasında kaybolup kendine uygun olan parçayı arıyor. Özellikle meraklıları için bu rutinin önemi büyük. Onlar nadide eşyaları koleksiyonlarına katmak üzere araştırma yapıyorlar. Bir beyefendi alıcı gözle oyma ağaç sandalyenin kıvrımlarını incelerken, diğer yandan göz ucuyla bakan biri de ilgisini çekecek eşyalar bulabiliyor. Büyük annelerimizden kalma dikiş makinesi, hemen hepimizin evini ısıtmış soba, merdaneli çamaşır makinesi, belki de bir hevesle alınıp sonra yüzüne bakılmamış bisiklet, envaiçeşit porselen bardaklar, tabaklar ziyaret eden herkesi bir an bile olsa gülümsetiyor. 

Eski olan her şey antika değil. Antika incelikli ve ustasının kıymet biçtiği oranda ender bulunan parçalardır

Binbir Çeşit Antika’dan Mustafa Eroğlu 1977 yılından beri bu işle uğraşıyor. Geçmişe kıyasla yoğunluk azalmış olsa da bu işin bir devir daim işi olduğunu ve ilgilisi olduğu sürece devam edeceğini söylüyor. Ziyaretçi skalası meraklı gençlerden eski günleri yâd eden büyüklere kadar değişiyor. Özellikle bahsetmek istediği bir parça olup olmadığını sorduğumda Mustafa Bey öncelikle antikanın anlamına dikkat çekmek istiyor. “Eski olan her şey antika değil. Antika incelikli ve ustasının kıymet biçtiği oranda ender bulunan parçalardır. Ama ne yazık ki artık o mühim parçaları yapan ustaların çoğu hayatta bile değil. Aile yadigârı olan, ancak çeşitli sebeplerle elden çıkarılan, alıcıya göre değeri değişebilen pek çok parça bulmak mümkün,” diyerek anlatıyor. Binbir Çeşit’teki eşyalar porselen ağırlıklı.  “Porselenin kalitesini eline alınca anlarsın, ağırlığından belli eder kendini, canlıymış gibi hissedersin.” diyen Mustafa Eroğlu müşterilerinden birinin yakınlarda porselen fincan takımının tamamını bağışladığını ama son ziyaretinde dayanamayıp bir fincan aldığını da söylüyor.

 “Antika meraklısı için hastalık derecesine ulaşabiliyor. Şimdilerde gençler daha sade yaşamak istiyor. Şehir hayatının kalabalığından bunalan birçok insan evlerinde az eşyayla yaşamayı tercih ediyor. Ancak yine de meraklılarının teneke araba, saat, oyuncak, gemi maketi, kumbara, biblo, radyo, plak gibi birçok eşyayı bu çarşıda bulmaları mümkün.” diyor Mustafa Eroğlu.

Zaman geçtikçe ihtiyaçlarımız ve isteklerimiz değişse de eskiye duyulan merak ve özlem devam ediyor. Yaşanmışlıklara şahitlik eden her bir kıymetli parça bu çarşıda yeni sahiplerini bekliyor. 

Berrak Ertörer