Avatar

Ayşe Özsoy

Çağrıbey Anadolu Lisesi’nden Dijital Vatandaşlık Projesi

Üsküdar’ın liselerinden biri olan Çağrıbey Anadolu Lisesi öğrencileri geçtiğimiz günlerde “Dijital Vatandaşlık” isimli bir projeye imza attı. Koordinatörlüğünü Melda Gürsel’in yaptığı ve 9. ve 10. sınıflardan 29 öğrencinin katılımı ile devam eden eTwining projesi çalışmalarına devam ediyor.

Tam adı “Safe Young Citizens On The Net” olan projeyle 122 öğrenci internette gezinmeyle bağlantılı risklerin farkına varacak, internet kullanımının tehlikeleri konusunda farkındalıklarını artıracak, bunları önlemek için olası eylemleri belirleyecek  ve dijital okuryazarlıklarını geliştirecek, haberler ve web üzerinde doğru bilgi kaynaklarının nasıl seçileceğini öğrenecek, eleştirel düşünmeyi aktif olarak geliştirecek, İngilizcelerini aktif bir şekilde kullanarak uluslararası gruplarda çevrimiçi çalışmayı öğrenecek.

Ayrıca öğrenciler öğrenme metodolojileri, eşler arası öğrenme metodolojisini kullanarak işbirliği becerilerini geliştirecek, yeni ICT araçlarını öğrenerek BİT becerilerini geliştirecek, diğer Avrupa kültürleri ve yabancı ülkelerden öğrencilerle temasa geçerek farklı alışkanlıklar ve yaşam tarzları hakkında bilgi edinecek, kültürel ve sosyal hoşgörüyü geliştiren bir Avrupa bilinci geliştirecek.

Projenin oluşum sürecini proje ekibi şu şekilde anlatıyor:

“Vatandaşlık eğitimi, birçok Avrupa hükümeti tarafından öğretmenlerden genellikle disiplinler arası bir şekilde öğretmeleri istenen bir konudur. Öğretmenler, öğrencilerin genellikle yerinde derslere katılamadıkları ve mümkün olduğunda sınıfta da maske takmaları gerektiği bir salgın döneminde akranlarıyla grup halinde uzaktan çalışmanın önemli olduğunu fark ettiler. Bu sorun, özellikle birbirinden uzak durması gereken ve bir sınıf grubu olarak katılamayan yeni bir çalışma döngüsüne başlayan öğrenciler için çok önemlidir: bu şekilde pandemi üzerindeki kısıtlamalar, sınıfları Avrupa’ya açarak bir şekilde aşılabilir. Bu nedenle Türkiye, İtalya, Fransa, Portekiz ve Bulgaristan’dan 10 öğretmenle dijital eğitim konusunu bir eTwinning projesi aracılığıyla ele almaya, konuyu tanıtmaya ve öğrencilerinin internette gezinmenin riskleri hakkında düşünmelerine yardımcı olmaya karar verdik.”

Proje kapsamında Uluslararası ekiplere ayrılan öğrenciler kendilerini tanıttı ve Dijital Vatandaşlık ile ilgili siber zorbalık, gizlilik, sahte haberler, telif hakkı ve kimlik avı konularında araştırma yaptılar. Her takım diğerleriyle iş birliği yaparak okul arkadaşları içinde Dijital Vatandaşlık hakkında bir anket hazırladı, uyguladı, sonuçları ülke ve yaş bazında analiz etti. 

Önümüzdeki günlerde projeye katılan öğrenciler her ekibin üyeleri tarafından yayınlanan sahte haberlerle bir oyun hazırlamak için iş birliği yapacaklar, meydan okuyacaklar ve yarışacaklar.

Proje tamamlandığında sonuçlar bir e-kitapta yayınlanacak ve ebeveynlerine, öğretmenlerine ve okul arkadaşlarına sunulacak.

Seminer Dizisi 2: Yapılaşma tehdidi altındaki Validebağ Korusu için çözüm ne?

Validebağ Savunması II. Çevrimiçi Seminerler dizisinin ilk semineri 30 Ocak 2021’de başlamıştı. Seminerin son oturumunda Canan Atay, ‘Kuş Varlığı ve Yeşil Alan İlişkisinin Peyzaj Değerleri Açısından İrdelenmesi: İstanbul Validebağ Korusu’ başlıklı sunumu gerçekleştirdi.

Sunumunda kentsel yeşil alanların önemine ve Validebağ Korusu’nun faunası, tarihsel gelişimi ve mekân oluşumuna da yer veren Sn. Atay şu bilgileri paylaştı: 

  • Koru, farklı eğim değerlerinden dolayı ondüleli bir yapıdadır, düz ve eğimli alanlara sahiptir. Koru’nun en yüksek noktasının denizden yüksekliği 90 metre en düşük noktası 55 metredir.  Vadi ve tepelerden oluşan arazi formu içinde Koru, %1-2 eğim %20, %2-4 eğim %3, %4-10 eğim %17, %10-21 eğim %45, %21-46 eğim %15 alanlardan oluşmaktadır. Bu yapı minik koridorlar, mikro klima alanlar oluşturur ve her tarafın ağaçlarla dolu olmaması çok kıymetlidir. Bu farklı yapıda ve bakıda alanlar da zengin bitki çeşitliliği ile birlikte, zengin bir fauna yaşamını sağlar. Bu doğal yapının devamlılığı hem yaban yaşamı hem çevre insanları için önemlidir.
  • Kuzey rüzgarlarına kapalı konumu ve vadi özelliği ile tepe formlu kısımlarının bakısı itibari ile ılıman ve korunaklı bir alan özelliği göstermektedir. Koru içinde büyük ağaçlar bulunmaktadır ve azımsanmayacak bir çalı ve ağaçsı ayrıca otsu türleri söz konusudur. Kelebek türleri gözlemi açısından da zengin bir alandır. Tüm bu alandaki fauna ve flora varlığı birbiri ile ilişki içindedir ve çevre sağlığı açısından önemli bir varlık oluşturmaktadır. Ağaçlar bu alanların omurgalarıdır ve büyük ağaçlar temiz hava ve birlik desteği için önemlidir Validebağ Korusu bu açıdan da önemli bir alandır. İçinde anıt ağaç değeri taşıyan ağaçlar söz konusudur. 
  • Genel olarak belirtmek gerekirse yırtıcı kuşlar, kemirgenler, sürüngenler, kurbağalar ve kuşların bazılarını avlayarak, doğadaki sayılarını kontrol altında tutarlar. Pek çok böcekçil kuş da (Sinekkapan, Kırlangıç vb.) böceklerin aşırı çoğalmalarını önler. Kuşlar besin zincirinin üst halkalarında yer almaktadır.  Tohum ve meyvelerle beslenen kuşlar, yedikleri bitki tohumlarını uzak yerlerde, dışkılarıyla birlikte atarak bitkilerin çoğalmalarına ve yayılmalarına neden olurlar.
  • Kuşlar bulundukları bölgenin beslenme ve üremeye elverişsiz hale gelmesi ile göç ederler. İstanbul ülkemizdeki en yoğun göçün gerçekleştiği yerdir ve hem yırtıcı kuşların hem büyük kanatlı kuşların hem de küçük ötücü dediğimiz kuşların göç ederken kullandığı rota üzerindedir.  Koru göç eden tüm kuşların, şehir içi ötücülerinin ama özellikle geniş kanatlı kuşların uğradığı, bazı kuşların ürediği bir alan olarak (Çıtkuşu, kızılgerdan) önemli bir yeşil alan niteliği taşımaktadır.  Koru’da göç esnasında sıkça görülen kuşlardan olan Leylek, uluslararası korunması gereken tür statüsündedir. Koru, göç esnasında dinlenmek için indikleri ve bazen birkaç gün konakladıkları göç yolu üzerindeki atlama taşı kabul edebileceğimiz dinlenme noktası olması açısından da ayrı bir değere sahiptir. Ancak şehir bu tür alanlar açısından eksiklik göstermektedir. Bu tür alanların sayısı artırılmalıdır ki hem dünyanın hem ülkemizin gerçeği olan göç olgusu desteklenebilsin. Sn. Zeynel Arslangündoğdu’nun paylaştığı üzere 2021’de İstanbul’da 352, Koru’da 130 kuş türünün gözlemi yapılmıştır. Bu Koru’nun bulunduğu yer sebebi ile göç olgusunun önemini vurgulaması açısından değerli bir tespittir.
  • Zaman içinde çevresi tamamen yapılarla çevrilen Koru ciddi bir antropojen baskı altındadır. Yaban yaşamın şehir içi örneklerinden biri olan Koru, yapısındaki kültürel ve doğal zenginliğini oluşturan öğeleri ile korunarak ve bu değerlerin birbirleri ile olan ilişkileri tanımlanarak ve tanıtılarak geleceğe taşınmalıdır. Anayasal hakkımız olan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı çerçevesinde baktığımızda bizim bu alanlara ve bu alanları kullanan canlılara ihtiyacımız vardır. 

Validebağ Savunması’nın düzenlediği II. Çevrimiçi Seminerler dizisinin ikinci semineri, 6 Şubat 2021’de Ayşe İrem Doğancı, veteriner hekim Nilay Tezsay ve Dr. veteriner hekim Ebru Akbaş’ın katılımıyla gerçekleşti.  

‘Korunun Koruyup Kolladıkları’ başlıklı sunumunda Ayşe İrem Doğancı “Zarar görmeden ve zarar vermeden aynı çevreyi nasıl paylaşırız” konusunu irdeledi ve sunumuna Tınaz Titiz’den yaptığı bir alıntıyla başladı: ‘Sadece insanları, sadece hayvanları, sadece ormanları ve sadece toprakları koruyamazsınız. Eğer bunlardan sadece birini korumaya yönelirseniz “bütünlük gerçeğini” gözden kaçırırsınız. İşte bizler bu bütünlüğü kaybetmek istemeyenleriz.” Validebağ Savunması’nın seminerlerinde de hep bir yaşam döngüsünden bahsedildiğini hatırlatan Doğancı, yaşam döngüsü içindeki tek bir öğeyi oradan çıkarırsak dengenin bozulup sistemin çöktüğünü belirtti.

Doğancı’nın sunumunda öne çıkan diğer noktalar şunlardı:

  • DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü)’nün kuduzun kontrol altına alınması için yürüttüğü bir çalışma sırasında, bir alandaki köpek nüfusunun %80’inin 6 aylık aralıklarla 7 yıl boyunca itlaf edilmesine karşın, nüfusta %25’in altında bir azalma sağlanabilmiş. Köpeklerin üreme yetenekleri o kadar yüksek ki buna onları öldürerek yetişmek mümkün değil. 
  • Bir habitat yiyecek ve barınma sağladığı sürece oradaki köpekler alınsa bile en geç bir hafta sonra oraya başka köpekler geliyor ve bu yeni gelenler tanımadığımız, davranış biçimlerini bilmediğimiz ‘şüpheliler’ oluyor.
  • Bir alandaki hayvan nüfusunu kontrol altına almanın tek bir yöntemi var: YAKALA, KISIRLAŞTIR, AŞILA, ALDIĞIN YERE BIRAK!
  • Çözüm belliyken neden hala sorun yaşanıyor? Bu işler, belediyelerin sorumluluk üstlenmemesi nedeniyle gönüllülerin sırtına yükleniyor, sistemli ve sürdürülebilir hale gelemiyor. Yine de tüm olumsuz koşullara rağmen örneğin Adalar’da sorun neredeyse tamamıyla çözüme kavuştu.
  • Koru çok önemli bir yaşam alanı, orada bir sürü yaşam var, köpeklere de yaşam var. Hayvanlar Koru’ya sürekli girip çıkacak ancak orayı aşırı hayvan nüfusundan da aşırı insan trafiğinden de korumalıyız.

Aynı zamanda İVHO Egzotik ve Yaban Hayatı Komisyonu Sekreteri de olan veteriner hekim Nilay Tezsay’ın sunumunun başlığı ise ‘Şehir İçindeki Yaban Hayvanları ile Etkileşimimiz’ idi. 

Tezsay “Yaban hayvanları hayatımızda var, hiç de uzakta değiller, çünkü şehirlerimizi onlara ait alanlara kurduk. İstanbul’da yeşil alan çok az kaldı, Validebağ Korusu bu anlamda çok önemli yerlerden bir tanesi” diyerek konuşmasına başladı. Yaban hayvanlarından serçe, güvercin, kumru, sığırcık, leylek gibi sık tanınan türlere rastlayabileceğimiz gibi, ak karınlı ebabil, atmaca, şahin, istilacı türler olan yeşil ve iskender papağanları, çesitli kara ve su kaplumbağalarına ve ak göğüslü kirpi gibi memelilere de şehirde rastlanabileceğinden bahsetti. Leş kargası ve gümüş martı nüfusunun insan atıklarından da beslenmeleri nedeniyle artmasına karşın bir yandan da birbirini dengelediğini belirtti. Tezsay şunlara da vurgu yaptı: 

  • Aslında bir harmoni içinde yaşıyoruz, biz ne kadar bozsak da sonunda denge yeniden oluşuyor, Koru’daki kedi-köpek varlığı da sürekli yeniden dengeleniyor.
  • Diğer hayvanların beslenme alışkanlıklarını bozmamak için besleme yapılan alanlara oradaki nüfusa uygun miktarda yem bırakılmalı, fazladan yiyecek konulmamalı.
  • Korudaki köpek nüfusunu sabit tutmak için ‘kısırlaştır, aşıla, küpele, yerine bırak’ dışında bir yöntem işe yaramaz.
  • Sadece insan için yaratılmış bir dünya düşüncesini çıkaralım lütfen kafamızdan, bu dünya hepimizin.   

Seminerin üçüncü konuşmacısı olan Dr. veteriner hekim Ebru Akbaş’ın sunumunun başlığı ise ‘Koru’nun Gerçek Sahipleri’ idi.

Dr. Akbaş’ın vurguladığı noktalar şunlar oldu:

  • Koru’nun gerçek sahipleri Koru’daki köpekler, kediler ve yaban hayvanları; bizlerse onların ev sahibi olduğu alana girdiğimizde onların misafirleriyiz.
  • İstanbul’da yeşil alanlar %2.2, canlılar için yaşam alanı kalmamış gibi.
  • Köpeklerin konuştuğu havlama dilini anlayamıyoruz, bizler ancak onların vücut dilini yorumlayabiliriz. Kulakları dik, kuyruğunu sallıyor ve vücut ağırlığı dört ayağına eşit dağılmışsa bir tehdit oluşturmuyor demektir. Saldırı öncesinde kulakları yatırıp, kuyruğu dikleştirir ve gelen tehdit karşısında diş gösterirler. Biz göz teması kurup, önden yaklaşırsak bunu tehdit olarak algılarlar. Saldırı tavrında olan köpeğe değil ama sokakta seveceğiniz köpeğe yaklaşırken, elimizi uzatıp önce avucunuzun içini koklatmalısınız.  
  • Koru’nun içinde gezerken tedbirli olunmalı. Vücut dilimizle ne anlattığımız önemli, köpekler tehdit olup olmadığımızı, onları sevip sevmediğimizi, onlardan korktuğumuzu anlıyor ve önlemlerini alıyorlar. 
  • ‘Kısırlaştır, aşıla, yerine bırak’ teritoryal agresyon yani alan savunma açısından da gerekli, yoksa lideri o alandan uzaklaştırırsanız, bu yeni bir liderlik savaşına yol açacaktır. Kısırlaştırma erkek köpeklerde saldırganlığın %60 oranında azalmasına yol açıyor, mümkünse toplu kısırlaştırma yeni liderlik çatışmalarını önler.

Seminerin sonunda bir soru üzerine Nilay Tezsay, Koru’ya aydınlatma yapılmasının yaban hayvanlarının uyku siklüsünü bozacağı için hiçbir koşulda kabul edilemeyeceğinin altını çizdi. Ayrıca evcil hayvanların terk edilmesinin önlenebilmesi için 5199 sayılı Hayvan Hakları Yasası’nın düzeltilerek çıkarılmasının önemi vurgulandı ve sürecin #YaşamİçinYasa etiketinden izlenmesi ve destek verilmesi ve Yaşam Hakları Yasama İzleme Komisyonu’nun takip edilmesi hatırlatıldı.

Validebağ Savunması’nın düzenlediği II. Çevrimiçi Seminerler dizisinin üçüncü semineri 13 Şubat 2021’de Y. Mimar Deniz Alkan “Tarihsel, Kentsel Değişimde Bir Koruma Mücadelesi Örneği; Validebağ Korusu” başlıklı sunumla gerçekleşti.

Y. Mimar Deniz Alkan’ın, Validebağ Korusu ve içindeki yapıların Osmanlı döneminden bugüne tarihsel gelişimini aktardığı ayrıntılı sunumunda şu noktalar öne çıktı:

  • Validebağ Korusu’nun tarih sahnesine çıkışı Üsküdar’ın tarihi süreciyle birlikte olmuştur. 19. yüzyıl başlarında Selimiye Kışlasının yapılması, ortalarında da ilk İstanbul-Üsküdar vapur seferlerinin başlamasıyla Üsküdar Haydarpaşa’ya doğru genişlemeye başlar. 
  • Sultan Abdülmecid daha önce Mihrişah Sultan’a ait Çamlıca eteklerindeki bağ evini, annesi Bezmialem Valide Sultan’a hediye edince bölge Validebağ’ı adıyla anılmaya başlar. 1853’te saray mimarı Nigoğos Balyan şimdi Adile Sultan Kasrı adıyla anılan binayı inşa eder ve burası Sultan Abdülaziz’in kız kardeşi Adile Sultan tarafından 1899’daki ölümüne kadar yazlık olarak kullanılır.
  • Balkan ve Dünya Savaşlarının yetimlerinin korunması amacıyla 1915’te kurulmaya başlanan dar-ül eytamlardan (yetimler yurdu) biri de Adile Sultan Kasrı’nda 1917’de açıldığı düşünülen Validebağ Darüleytam’ıdır. 1926’da darüleytam kapatılarak Şehir Yatı Mektebine dönüştürülmüştür.  
  • Validebağ Korusu, 1925 yılında Milli Emlak’tan Atatürk’ün emriyle Maarif Nezareti’ne tahsis edilerek bu durum tapu kayıtlarına işlenmiş ve 1927 yılında Adile Sultan Kasrı’nda Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey’in girişimleriyle 60 yataklı Validebağ Prevantoryumu faaliyete başlamıştır.
  • 1928’de, şimdi Mustafa Necati Bey Huzurevi olarak kullanılan prevantoryum, 1939’da ise kısmen açılıp, ancak 2. Dünya Savaşı sonrası 1949’da tamamlanan sanatoryum binası hizmete girer. 1954’te İhsan Mermerci Çocuk Prevantoryumu açılır. 1973’te Validebağ Öğretmenler Hastanesinin açılmasıyla, prevantoryum olarak kullanılan Adile Sultan Kasrı hizmet dışı kalır.

Alkan, Koru ve çevresindeki yapılaşmanın İstanbul’un tarihî ve doğal yapısını bozan imar yaklaşımından bağımsız ele alınamayacağını belirterek şu tespitlerde bulundu:  

1956 yılında Adnan Menderes’in İstanbul’un imarını siyasal proje hâline getirmesi ile imar operasyonu başlamış, Boğaz Köprüsü’nün etütleri yapılmış ancak 27 Mayıs 1960’da darbe olunca proje uygulanamamıştır. Mimarlar Odası 1968 yılında Boğaz Köprüsü üzerine oldukça detaylı bir rapor hazırlayarak kente vereceği zararları sıralamışsa da 1970 yılında yapımına başlanan köprü 1973 yılında açılmış ve öngörüldüğü gibi her iki yakada da büyük bir yapısal dönüşüm yaratmıştır. Boğaz Köprüsü çevre yolu, Koru’nun deresini tahrip etmiş, Çamlıca eteklerinden gelen suyu kesmiştir. Köprünün yapılmasıyla Koru çevresinde yapı yoğunluğu artmıştır. 

  • 1980’de nazım planlarda Koru’nun koruma bandında yeşil alan olan bölgede, plan değişiklikleri yapılarak Validebağ Sitesi inşa edilir. 
  • 1986 yılında Validebağ Korusu’nun leyleklerin konakladığı bölümü Marmara Üniversitesine tahsis edilir.  
  • 1990 yılında faaliyete geçen Haydarpaşa Lisesi bu bölgedeki ahırları ve mandıraları yıkarak yerine kendi kampüsünü yapar.
  • 1992 yılında Koru’nun 50.000 m²sinin Marmara Üniversitesine tahsisi onaylanmıştır. Üsküdar Belediyesi’nin bu alana havuzlu restoran, çocuk parkı vb. yapma girişimi, alanda günlerce çadır kurarak süren sivil direnişle durdurulur.
  • 1994’de Haydarpaşa Lisesi Eğitim Vakfına devredilen ve vakıf tarafından izinsiz onarılan Abdülaziz Köşkü’nün tekrar Milli Eğitime devri için imza kampanyaları yapılır. 
  • 1996’da İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Adile Sultan Kasrı ve Abdülaziz Av Köşkü’nün bulunduğu parselin tesciline ve Abdülaziz Av Köşkünün koruma grubunun “I. grup olarak belirlenmesine” karar verir.
  • 1998 yılında Haydarpaşa Lisesi bir futbol sahası büyüklüğündeki alanda hafriyat yapar ve doğal bitki yapısını yok eder. Aynı yıl İzci yönetimine verilen tarihi ahır binası yıkılmış, yerine yapılan yeni bina 18.06. 1999’da Şevket Aktalay İzci evi adıyla faaliyete geçmiştir. Ayrıca kafeterya ve lisenin kapısına kadar sert zeminli bir yol yapılmıştır. 
  • 25 Aralık 1998’de Koru’nun tarihi dokusunun korunması ve plan değişikliğine itiraz için 6 bin imzalı dilekçe İstanbul Büyükşehir Belediyesine elden verilir.  Eğitim-Sen ve çevrecilerin çabaları sonucu Üsküdar Belediyesinin bu alan üzerinde yapılaşma girişimleri mahkeme kararıyla durdurulur. 
  • 03.02.1999’da İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu “Validebağ Koruluğunda her türlü imar hareketinin durdurulmasına, 16 Temmuz 1999 tarihinde aynı kurul parselin tamamını koruma altına alan kararını vererek Validebağ Korusunu 1. derece DOĞAL SİT alanı ilan eder. 
  • Koru’nun korunması için mücadele edenler bir sivil toplum örgütü çatısı altında toplanarak 2001 yılında Validebağ Gönüllüleri Derneği’ni kurar. 
  • 2007’de Validebağ Korusu’nun bakım onarım ve yeşil alanlarının kullanımı ile ilgili İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Üsküdar Belediyesi arasında imzalanan protokol uyarınca Üsküdar Belediyesi Koru’da 6 metre eninde yol açma girişiminde bulunur. Aynı yıl bu protokolün iptali için dava açılır. 7 yıl sonra, Ağustos 2014’de Danıştay 8. Dairesi Koru’yu Üsküdar Belediyesi’nin kullanımına açan bakım onarım protokolünü iptal eder ve  karar düzeltme talebi de  16 Nisan 2014’de oybirliği ile reddedilir.
  • 2014 yılına gelindiğinde Koru’nun Tophanelioğlu Caddesi üzerindeki taş duvarlar yıkılmış, yerine beton duvar yapılmış, Adile Sultan Kasrı ve diğer kültür varlıklarının çevresinde zemin toprak ve beton dökülerek yükseltilmiş, üzeri ise Kasrın tarihi ve kültürel geçmişi ile ilgisi olmayan kaplama ile kaplanmıştır. Zemin yükseltildiği için düşük kotta kalan Adile Sultan Kasrı yağmur ve su baskını tehditleriyle karşı karşıya kalmıştı. Kültür varlığının doğal dokusu, daha fazla ticari gelir adına yok edilirken şimdi de doğal zemin beton kaplanarak var olanın yanına daha da büyük bir otopark yapılmak isteniyordu. 17 Ağustos 2014 tarihinde yapılan çağrı üzerine bir araya gelen meslek odası, STK, parti temsilcileri ve semt sakinlerinden oluşan 300’ü aşkın Koru dostu, tartışmalar sonunda oy birliği ile alınan karar doğrultusunda doğal zemine beton dökmek üzere serilmiş çelik hasırları elbirliği ile kaldırdı.
  • 2014 yılında Üsküdar Belediyesi, Koru’nun Acıbadem tarafından çıkış kapısına bitişik yeşil alana cami yapmak üzere harekete geçer. Alanın donatı fonksiyonu değişikliğine karşı dava açılsa da, 6 ay boyunca çevrecilerin gece gündüz nöbet ve protestoları altında, inşaat polis zoru ve TOMA’ların korumasında yükselmeye başlar.    Direniş tüm ülkede ses getirmesine rağmen cami ve ekleri yapılmış, ancak halkın kararlılığı Koru’ya girme sevdalarının uzunca bir süre ertelenmesini sağlamıştır.
  • 2018’de İBB’nin hazırladığı proje ile Koru’nun Millet Bahçesi yapılması gündeme gelmiştir. Mimarlar Odasınca yapılan detaylı hesaplamalar ile bu projenin Koru’nun %40’nı tahrip edeceği tespit edilmiştir. Projenin iptali için Validebağ Gönüllüleri Derneği tarafından açılan dava henüz sonuçlanmamıştır.
  • * KANİP (Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı) ise İBB tarafından hazırlanarak, ÇŞB Çevre İl Müdürlüğü’ne gönderilmiş, aylardır   bakanlığın  onayı ve  askıya çıkarılması bekleniyor.
  • Validebağ Savunması birinci ve ikinci çevrimiçi seminerlerin çıktısının değerlendirildiği bir sonuç bildirgesi yayınlayacağını belirtti.

Selimiye mahallesi sakinleri: Çocuk Kütüphanesi kapanmasın

Bir zamanlar en fazla çocuk kütüphanesine ev sahipliği yapan Üsküdar’da kütüphaneler sırayla Belediye’ye devrediliyor. 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Kütüphanesi, Çinili Çocuk Kütüphanesi ve Mihrimah Sultan Çocuk Kütüphanesi’nin ardından Selimiye Çocuk Kütüphanesi de Üsküdar Belediyesi’ne devredildi. Selimiye sakinleri kütüphanenin geleceğiyle ilgili endişeli. Mahalle Muhtarı Haluk Yege ise kütüphanenin korunacağına dair Belediye Başkanı’ndan söz aldığını belirtti.

Üsküdar’da İstanbul Sözleşmesi eylemi

Kadın örgütlerinin sosyal medya üzerinden yaptığı çağrı üzerine Üsküdar İskelesi’nde bir araya gelen kadınlar “İstanbul Sözleşmesi bizim, vazgeçmiyoruz” diyerek Türkiye’nin sözleşmeden Cumhurbaşkanı’nın kararıyla tek taraflı olarak çekilmesini protesto etti.

Basın açıklamasında, ataerkil zihniyetin kendi failliğini gizlemek için İstanbul Sözleşmesi’ne ahlaki ve dini değerleri ifsad ettiği bahanesiyle saldırıldığını ifade eden kadınlar şunları söyledi: “Aile yapısı bozuluyor, toplum değerleri parçalanıyor diyerek kadın düşmanlığına çağrı yapanlar, kadınların ve çocukların her türlü şiddete maruz kaldığı toplum ve aile düzenini savunuyor. Kadınların üstündeki egemenliklerini kaybetmemek için çırpınıyorlar. Kadınlar aile içinde şiddete uğruyor, katlediliyorlar. Çocuklar aile içinde şiddete ve cinsel istismara maruz bırakılıyorlar. İstanbul Sözleşmesi tam da bu zihniyetin karşısında durmaktadır. İstanbul sözleşmesi aileleri dağıtmak için değil; kadınların ve çocukların şiddet gördüğü, katledildiği ailelerdeki şiddet ve cinayet faillerinin cezalandırılması için yürürlüğe konulmuştur. Bu sözleşme; başörtülü/örtüsüz, inançlı/inançsız, evli/bekar şiddete uğrayan tüm kadın ve LGBTİ+’ların yaşam hakkını korumaktadır.”

Yapılan basın açıklamasının tam metni şöyle:

2011 yılında İstanbul’da, Türkiye dâhil 45 ülke tarafından imzalanan ve adını buradan alan İstanbul Sözleşmesi, temel olarak kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadelede, devletlerin sorumluluklarını bildirmektedir. Fakat 20 Mart 2021 tarihinde, gece yarısı cumhurbaşkanı kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nin fesh edildiği resmi gazetede ilan edildi.

2011 yılında mecliste onaylanan İstanbul Sözleşmesi’nin tartışma konusu olması ve hukuksuz bir şekilde kaldırıldığının ilan edilmesi, kadınları şiddete mahkûm etmekten başka bir anlam taşımıyor. Kadınlar sokaklarda korkmadan yürüyebilmek, tacize / tecavüze uğramadan hayatlarını sürdürebilmek için, kamusal alandaki varlıklarını gösterebilmek, kendi kararlarını alabilmek yani temel insani hakları için mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Kadınların bu zorlu mücadelesindeki can simitleri arasında erkek şiddeti tarafından katledilen ve şiddet gören kadınlar için yazılan, 6284 sayılı kanun ve İstanbul Sözleşmesi bulunuyor. Sözleşmeden çekilmek demek kadınların en temel haklarını ve can güvenliklerini hiçe saymak demektir

Sözleşmeyi karalama kampanyalarında, lgbti+ olmaya özendirdiği de vurgulanmakta ve lgbti+’lar açıkça hedef gösterilmektedir. Maddelerde lgbti+ olmak ve özendirmekle ilgili herhangi bir madde bulunmamakla beraber, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden dolayı kimseye ayrımcılık ve şiddet uygulanamayacağı vurgulanmaktadır. Bu sözleşme; trans kadın olduğu için yakılarak katledilen Hande Kader, eşcinsel olduğu için babası tarafından katledilen Ahmet Yıldız gibi başka lgbti+’lar, nefret cinayetine kurban gitmesin diye de var. Bugüne kadar Sözleşme uygulansaydı trans kadınların sesi duyulmuş olsaydı Buse Şeker, Didem Akay ve niceleri yaşayacaktı. Sözleşme üzerinden gerçekleştirilen bu hedef göstermeler açıkça nefret suçudur.

Aile yapısı bozuluyor, toplum değerleri parçalanıyor diyerek kadın düşmanlığına çağrı yapanlar, kadınların ve çocukların her türlü şiddete maruz kaldığı toplum ve aile düzenini savunuyor. Kadınların üstündeki egemenliklerini kaybetmemek için çırpınıyorlar. Kadınlar aile içinde şiddete uğruyor, katlediliyorlar. Çocuklar aile içinde şiddete ve cinsel istismara maruz bırakılıyorlar. İstanbul Sözleşmesi tam da bu zihniyetin karşısında durmaktadır. İstanbul sözleşmesi aileleri dağıtmak için değil; kadınların ve çocukların şiddet gördüğü, katledildiği ailelerdeki şiddet ve cinayet faillerinin cezalandırılması için yürürlüğe konulmuştur. Bu sözleşme; başörtülü/örtüsüz, inançlı/inançsız, evli/bekar şiddete uğrayan tüm kadın ve lgbti+’ların yaşam hakkını korumaktadır.

Ataerkil zihniyet kendi failliğini gizlemek için bir takım hocaların, dini tekeline almaya çalışan makamların dilini kullanarak kadınların hayatına hükmediyor. Kadınlar erkek egemenliğinden başka bir hayatı umud etmesinler diye kadınların inançlarına da hükmetmek ve din alanında da erkek egemenliğini tesis etmeye uğraşıyorlar. İstanbul Sözleşmesi’ne ahlaki ve dini değerleri ifsad ettiği bahanesi ile saldırıyorlar. Ancak biz biliyoruz ki erkek hocaların ne dini istismar etmeleri ne de sömürü mekanizmalarına dahil ettikleri başka araçlar onların erkek iktidarını görmemizi engellemeyecek.

Kadınlara yönelik şiddeti önleyen, kadınları güçlendirecek destek mekanizmalarını oluşturan ve failleri cezalandırma yükümlülüğü veren bir sözleşmeden çekilmek, devletin bu yükümlülüklerden kaçması anlamına gelir. Kadın cinayetlerine karşı, kadına yönelik şiddeti önlemek için sorumluluk almayı reddettiği anlamına gelir. Devletin kadınlara karşı olan ataerkil zihniyet ile işbirliği içerisinde olduğu anlamına gelir.

Sözleşmeden çekildiğimiz gece yarısı, sosyal medyadan dahi gördük ki ; kadınları dövme özgürlüğü isteyen erkeklere, Samsun’da sokak ortasında esk eşini öldüresiye döven ve kamuoyu baskısıyla tutuklanan İbrahim Zarap gibilere, “bizimle eşit değilsiniz” diyerek bizi baskıya, şiddete açık hale getirenlere büyük bir hediye verildi. Karakollarda kadınları şiddete maruz kaldığı evlerine geri yollayanlar, sığınaklarda kadınlara hapis hayatı yaşatanlar, mahkeme salonlarında kadınları maruz kaldığı şiddet için suçlayanlar o gece teşvik edildi.

İstanbul Sözleşmesi bizlerin yıllardır süren mücadelesi sonucu yazıldı. Sözleşme’nin fesih kararını asla tanımıyoruz! Bir grup adamın sözünün, tek adamın kararının kadınların nezdinde hükmü yoktur! İstanbul Sözleşmesi gerektiği gibi uygulanıp , erkek şiddeti son bulana kadar mücadelemiz devam edecek. Kadın düşmanlarına karşı yaşasın kadın dayanışmamız!

Üsküdarlı Kadınlar

Yapılaşma tehdidi altındaki Validebağ Korusu için çözüm ne?

Validebağ Korusu’nun yapılaşmaya açılma tehdidine karşı uzun süredir hem mücadele eden hem de çeşitli kampanyalar örgütleyen Validebağ Savunması ile düzenledikleri çevrimiçi seminerler dizisi üzerine konuştuk.

Validebağ Savunması, bu seminerle ne hedefliyor? Seminerlerin konusu ve hedefini Validebağ Savunması’ndan Yüksel Demirtaş’la konuştuk.

Demirtaş, seminerlerin hedefini şöyle anlattı:

“Bu seminerlerle ‘Koru’da ne yapılmalı, nasıl yapılmalı, Koru’da ne yapılmamalı, niye yapılmamalı?’ sorularının yanıtını farklı disiplinlerden akademisyen ve uzmanların vereceği bilgiler ışığında arıyoruz. Akademik bilgiye, havzanın on yılları bulan doğa ve yaşam savunuculuk deneyimini de katarak ortak akılla fikrimizi, söylemimizi büyütmeyi ve güçlendirmeyi hedefliyoruz.”

Üsküdar Belediyesinin “Millet Bahçesi Peyzaj Projesi” kapsamında ağaç kesim ve budama hakkına sahip olacağını dikkat çeken Yüksel Demirtaş şu bilgileri verdi:

“Bugünlerde Üsküdar Belediyesi tarafından Validebağ Korusu’ndaki kurumuş ağaçları alandan uzaklaştırma çalışmaları yapıldı. Bu çalışmanın 19.09.2018 tarihli Millet Bahçesi Peyzaj Projesi kapsamında yapıldığı kendilerinin sunduğu ağaç kesim budama izin belgesinde ifade edilmektedir. Gündemde olan proje Yüksek Mimar Deniz Alkan’ın raporu ve Prof. Dr. Doğan Kantarcı’nın 7.12.2018 tarihli değerlendirme raporuyla 11877 m2 koşu, yürüyüş yolu ve bisiklet yolu, 10 tane açık hava fitness spor alanı, çocuk oyun alanları, futbol sahası, beton basamaklı seyir yeri, 2736 m2 otopark, mevcut sert zeminlerin yenilenmesi, şehir mobilyaları konması, 300 adet elektrik direği dikilmesi ve 3000 metre elektrik tesisatı için kanal açılması, yüzey sularının açılması için kanal açılmasını kapsamakta olduğu ortaya konmuştur. Raporda bu imalatların yapılması sonucunda korunun 37.577 m2’sinin taş ve beton ile kaplanacağı, 76.857 m2’sine hafriyat sonucu çıkacak materyalin serileceği, 140.000 m2’sinin ise makine ve kamyonla çiğneneceği ortaya konmuştur. Sonuç olarak 354.076 m2 olan Validebağ Korusu’nun % 40 kadar olan alanı betonlaştırılarak, kazı materyali serilerek, çiğnenerek tahrip edilmiş olacağı rapor edilmiştir.

Validebağ Korusu hem bölge hem İstanbul için çok önemli

19 Aralık 2020 tarihinde Prof. Dr. Ünal Akkemik ile ‘Validebağ’ın Ağaçları: Kent Ekosistemi Açısından Değerlendirilmesi’ sunum başlığı ile Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin ilki gerçekleştirildi. Prof. Dr. Ünal Akkemik, sunumunda  Validebağ Korusu’nun mevcut durumu ve önemini, millet bahçelerinin tarihçesini ve işlevini aktararak, Koru’yu korumak için önerilerini sundu.

* İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan 7.55 m² ve aktif yeşil alan 2.2 m²  ile Dünya ortalamasının oldukça atında olup, Koru hem bölge hem İstanbul için çok önemlidir.  

*Koru’nun Amenjman planına göre hektarda 93 ton olmak üzere 3000 tonun üzerinde karbon depolayan Koru, her yıl hektarda 921 ton toz tutuyor ve bölgenin havasını temizliyor.

* Mahalle arasındaki küçük parkların ne ısı adalarının oluşmasını engelleme ne de karbon tutma, toz tutma gibi sağlık açısından çok önemli konularda bir etkisi yok. Ancak 350 dönümlük Validebağ Korusu’nun doğal dokusunun kent ekosistemine ve bölgeye bu anlamda katkısı, önemi çok büyük.  İstanbul gibi kalabalık ve nüfusun çok olduğu büyük mega kentlerde bizim küçük alanlara değil, büyük alanlara ihtiyacımız var.

* Günümüzde yoğun insan kullanımı olan Koru’da anıt ağaçlar için hiçbir koruma önlemi yoktur. Devrilen ağaçlar, devrilme riski taşıyan ağaçlar,  kuruyan ağaçlar, kırılmış dallar, su sürgünü olan ağaçlar, tepe çökmesi olan ağaçlar ile bakımsız bir görünümdedir. Koru’nun tarihi dokusuna uygun olarak bakımı yapılmalıdır.

* Millet Bahçesi kavramı, kent içerisindeki açık alanların, çöplüklerin ya da atık sahaların dönüştürülmesiyle belediyelere kazanç sağlamaya yönelik bir yaklaşımla Tanzimat döneminde ortaya çıkmıştır.

* Osmanlı’da mesire alanları (bugün ise tabiat parkı olarak adlandırılan yerler) geniş koruluklar ve uçsuz bucaksız yeşillik alanlar olup, kişilere mekânın sınırlarını unutturan alanlar olarak değerlendiriliyor. Millet bahçeleri ise tam tersi, sınırları kesin çizgilerle çizilmiş ve mesirelere göre küçük alanlar olarak belirlenmişti.

* Tarihsel kökeninde lokantalar, tiyatrolar, kafeler, kulüpler ve müzik dinletileri için salonlar millet bahçelerinin ayrılmaz parçalarıdır. Yani tarihi kökenine baktığımız zaman,  insanları doğadan uzaklaştıran, kent içerisindeki parklara, o dönemki adıyla millet bahçelerine yönlendirerek  boş vakitlerini eğlenceyle geçirmeye yönelten bir durum var.

* Eski millet bahçelerine giriş ücretlidir ve işletmecileri vardır. Günümüzde millet bahçelerine giriş ücretsiz ama tesisler açısından baktığınız zaman pek bir değişiklik yok. Büyük oranda tesisleşmeye ve yapaylaşmaya dönük bir faaliyet.

*  Millet Bahçeleri doğal ortamı bozan daha fazla yapaylaştıran ve daha çok yapılaşma getiren alanlardır. Çevresindeki yapılaşmaya rağmen doğal yapısını korumuş olan Validebağ Korusu’nda küçük dokunuşlarla bir iyileştirme yapılabilir ama yapılaşma olmamalı, millet bahçesine dönüştürülmemelidir.

*   Millet Bahçesi projesinde 2500 m² otopark yapımı var. Yerli medyada bu konudaki haberlere baktığınız zaman en fazla Hyde Park görseli çıkıyor. Oysa Hyde Park içinde hiç otopark yok, araç girişi yok. Dolayısıyla Validebağ için otopark asla düşünülmemelidir.

Ne yapılmalı?

*   Ağaçların bakımları mutlaka yapılmalıdır. Kabak budama dediğimiz budama asla yapılmamalıdır. Bunun yerine her ağacı tek tek ele alarak onun gereksinimlerine uygun bakım ve budama yapılmalıdır. Bütün ağaçları aynılaştıran standart bir budama kesinlikle uygulanmamalıdır.  

*   Meyve kültürü mutlaka devam ettirilmelidir. Koru’da meyve yetiştirme tarihsel bir kültür.

*   Anıt ağaçların etrafındaki kullanım, toprağın basılarak çiğnenmesi, insan etkisi azaltılmalıdır.

*  Koru içerisinde asla geçirimsiz malzemelerden yollar yapılmamalıdır. Atatürk Kent Ormanında olduğu gibi su için iyi geçirgen olan malzemelerle yürüme yolları daha belirgin hale getirilmeli ve ağaç altlarındaki çiğneme etkisi azaltılmalıdır.

*   Koru içerisindeki ağaç varlığı arttırılmalı ve yaban hayatı ile birlikte ekosistemin devamlılığı sağlanmalıdır. Koruda ağaç varlığı arttırılırken yaban hayat gözetilmeli. Yaban hayat için gerekli olan ağaçlar, çalılıklar, meyveler ve özellikle meyve veren bazı çalılar çok önemli olup alanda mutlaka arttırılmalıdır.

* Üç zon oluşturulmalıdır: mutlak koruma zonları, geçiş zonları ve insanların daha fazla kullanabileceği zonlar. Böylece hem yaban hayatı için alan ayrılmış olur hem anıt ağaçlar ve doğal doku korunabilir.

*   Amenajman ya da silvikültür planları yerine daha sade, daha kısa, anlaşılabilir, temel ilkeleri tanımlanmış ve işlevsel bir rapor hazırlanabilir. Bu rapor, Koru’yu gerçek anlamda koruya dönüştürmek için rehabilitasyon önerilerini içeren, bütüncül bir yaklaşımla farklı bakış açılarını bir araya getirerek yapılmalı. Burada mesela otsu bitkiler uzmanı, dendroloji uzmanı, yaban hayat uzmanı – özellikle kuşlar, böcekler, kelebekler konusunda – bu uzmanlar bir araya gelerek Koru’nun planlanmasıyla ilgili fikirlerini beyan edip bir rapor hazırlanabilir. Sadece bitki gözüyle bakmamak gerekiyor, ekoloji var, şehir plancısı olabilir çünkü planlama var, bir de peyzaj mimarları olması gerekir.

26 Aralık 2020 tarihinde Doç. Dr. İ. Sırrı Yüzbaşıoğlu ile “Validebağ’ın Otsu Bitkileri” sunum başlığıyla Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin ikincisini gerçekleştirdi.

Seminerde Yüzbaşıoğlu, otsu bitkilerin Koru’daki canlıların yaşam varlığı için önemini anlattı.

2000’li yılların başlarından beri sıklıkla Validebağ Korusu’na geldiğini ifade eden Yüzbaşıoğlu, yaptığı çalışmalar ile İstanbul’daki 2000 çeşit otsu bitkinin 200’ünün Validebağ Korusu’nda bulunduğunu tespit ettiğini söyledi.

Seminerde otsu bitkileri Latince adlarıyla da tanıtan Yüzbaşıoğlu, otsu bitkilerin Koru’daki diğer canlıların yaşamı, varlığı için değerini vurguladı. Şehir merkezinde yaşayan insanlar içinse Validebağ Korusu’nun, çevresindeki beton denizinde direnen bir ada olduğunu dile getirdi.

Koru’nun ‘Millet Bahçesi’ olarak düzenlenmesi için Üsküdar Belediyesince yürütülecek proje kapsamında;

  • Koşu, yürüyüş ve trekking yolu
  • Bisiklet yolu
  • Açık hava fitness spor alanları (10 adet)
  • Çocuk oyun alanları
  • Futbol sahası ve seyir yeri

yapılmasının planlandığını ancak zaten herkesin burayı hem yeme hem içme alanları, hem doğasıyla kullandığını belirtti. Şu andaki insan yükünü ancak dengeleyebilen ekosistemi daha fazla zorlayacak, ticari amaçlı (oto park, kafe, restoran) yapılaşmanın bu dengeyi bozacağını vurguladı. 

Yüzbaşıoğlu’nun sunumunda altını çizdiği başlıklar şunlar oldu:

*  Her ekosistemin bir taşıma kapasitesi var. Otopark ve diğer yapılaşmayla buradaki taşıt trafiği ve insan yükü artar, ekosistemin taşıma kapasitesini aşar ve bu Koru’nun sonu olur.

*  Validebağ’ın mevcut dar, doğal koşu, yürüyüş patikaları doğa sporcuları için şehir içinde mükemmel bir alan oluşturuyor. Aynı şekilde mevcut parkurlar, mükemmel dağ bisikleti parkurlarıdır. Koru’ya şehrin farklı alanlarında zaten olan bisiklet, yürüyüş yolları yapmak, yapılaşmanın getireceği tahribata ilaveten bölgede doğa sporları yapma olanağını da yok edecektir. 

*  Çocuk oyun alanı deyince illa salıncak, kaydırak olmasına gerek yok, Koru zaten çocuklar için mükemmel bir oyun alanı, bir iple, bilemediniz bir frizbiyle saatlerce sağlıklı vakit geçirebilirler.

*  Korunun içindeki binalardan birinde bir herbaryum yapılabilir, bu büyük yer tutacak bir şey de değildir. Burada bitkiler, çocuklara resimleri, kurutulmuş halleriyle tanıtılabilir.

*  Koru’ya ağaç dikiminde iğne yapraklı ağaçlar yerine yaprak döken ağaçların tercih edilmesi daha uygundur. Nereye hangi ağacın dikileceği bir plan dahilinde olmalıdır.

*  Koru’daki açık alanlar bu ekosistemin devamı için önemlidir ve korunmalıdır. Örneğin leyleklerin göç sırasında konakladığı açıklığın bir kısmına da çam dikilmiş, tüm açık alanlara 5-6 metre arayla çam ağacı dikildiğinde, 5-10 yıl içinde büyüyerek tepe taçı yapar, yaprak döküntüsü yapar ve sonuçda alt florayı baskılayarak mevcut otsu türleri  olumsuz etkiler. Tür çeşitliliği azalır.

Arılar yada kelebekler otsu bitkilerin çiçeklerinde nektar peşindeyken, yani beslenme peşindeyken bitkide ona polenlerini yüklüyor ve tozlaşmasını sağlıyor. Karşılıklı bir ilişki söz konusu burada. Zincirden bir halka koparttığınız zaman, çiçekleri yok ettiğiniz zaman arılar ya ölecekler ya göç edecekler, Validebağ Korusu’ndaki 30’a yakın kelebek türü de ortadan kaybolacak. Hepsi birbiriyle etkileşim halinde.

Doç. Dr. Sırrı Yüzbaşıoğlu, Prof. Neriman Özhatay’dan bir alıntı yaparak “Sınırlı bilgi, sınırlı insan ve sınırlı eylem yaratır ve burada hedef, bilgiyi kullanarak eyleme geçmek ve eyleme geçerken de, kişilerin ya da kurumların ayrı ayrı değil, bir arada çalışmaları ve bilgi gücünü bütünsellik içinde kullanmalarıdır. Bu amaçla; karar vericilere, merkezi ve yerel yöneticilere, sivil toplum örgütlerine ve kamuoyuna büyük sorumluluklar düşmektedir” diyor.

Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin üçüncüsü 09 Ocak 2021’de yapıldı. Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran’ın konuşmacı olduğu seminerde başlık “Kent Ekosistemine Neoliberal Müdahele: Validebağ Korusu”ydu.

Aynı zamanda Kadıköy Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi de olan Kapıkıran konuşmasının ilk bölümünde  “neoliberalizmin kent planlarına müdahalesini öne çıkartırken, bu alanda mücadele eden arkadaşların biraz işin teorik kısmına da yakınlaşmaları gerektiğini düşünüyorum” diyerek neoliberalizmin tarihçesini özetledi. Murat Kapıkıran sunumuna şöyle devam etti:

*  Henri Lefébvre’in “mekan toplumun hem ürünü hem toplumu sürekli dönüştüren bir mekanizmadır, her toplum kendi mekanını yaratır” değerlendirmesine, Gramsci’nin hegemonya kavrayışı eklendiğinde iktidar/hegemonyayla mekânın üretim ilişkilerini anlamada önemli bir araç elde ederiz.

*  2012’den sonra tarım alanları, ormanlar, maden alanları, SİT alanları; Maliye, Hazine, Çevre ve Şehircilik, Sanayi ve Teknoloji ya da İç İşleri Bakanlığına bağlı olsalar bile, hatta Kültür Varlıkları Yüksek Kurulu ve Müzeler dahi doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmıştır.

*  Validebağ Korusu bizim için kent ekosistemine neoliberal müdahaleyi reddetmek bir yana, hayatın bir bütünlük içinde sürdürülebilmesi açısından önemlidir. İstanbul, karbon ayak izinde Türkiye’de birinci, dünyada yirmialtıncı sırada. 

*  Kent koruları ve parkları iktisadi işletme olarak görülüyor, böylece ekolojik bütünlüğünü, doğal halini kaybediyor. Latin Amerika ve bizim gibi ülkeler neoliberalizmin ‘tester’idir. Validebağ Korusu da ticarileştirilmeye çalışılıyor.

*  Kamunun duyarlılığını arttırdığımız ölçüde toplumsal tepkiyi harekete geçirebiliriz. Dayanışma ekonomileri oluşturmak, her alanda insanlara bire bir dokunarak örgütlenmek önemli.

*  Pandemiyle onlar insanların bireysel özgürlüklerini yok etmeye, bizi birbirimizden ayırmaya çalışıyorlar. Buna karşı iletişimi ve dayanışmayı arttırmak gerekiyor. Kentlerde baskılanan ekosistemin varlığını sürdürmek, ticarileştirme çabalarına karşı harekete geçmek, hem ekosistemi hem kamunun hakkını korumak gerekiyor. Gıda gibi, sağlıklı bir kentte yaşamak da temel insan hakkıdır. 

Seminerin soru-cevap kısmında Neoliberal sistemin birey üzerine etkileriyle ilgili bir soruya Kapıkıran, sistemin kendi mekânını yaratması gibi kendi bireyini de yarattığını, neoliberal politikaların dezenformasyon, yalnızlaştırma ve rakipleştirmeyle bireyin toplumla ilişkisini kestiğini vurguladı ve  “ancak toplumsal insan siyaset üretir, bireysel insan ise birbirine düşmanlaştırılıyor” dedi ve diğer sorulara da şu yanıtları verdi:

*  Koru alanlarını korumak istiyorsak çevresinde koruma bandı olmalı ama Çevre ve Şehircilik Bakanlığı talimatı, kamu yararı gerekçesi ve belediye kararlarıyla koruma bandına müdahale çok kolay.

*  Neoliberalizmin en temel unsurlarından biri de nüfustur. Kırsal nüfus kentlere göç ettirilerek ucuz iş gücü oldu. Neoliberalizm bitkinin, tohumun, çimin, parkın değerine bakmaz. İnsana da bakmaz, insan da neoliberalizm için bir nicelik meselesidir.

Neoliberalizm deyince insani değerlerin kaybı ve ekosistemin kaybını anlamak lazım.

Kapıkıran konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Validebağ Savunması’na çok teşekkür ediyorum. Mücadelede en önemli şey dayanışmak. Bu dayanışmayı çok boyutlu hale getirdiğimizde, karşımızdaki çok boyutlu yapılarla gerektiği şekilde mücadele edebiliriz.”

Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin dördüncüsü 16.Ocak 2021’de Prof. Dr. Zeynel Arslangündoğdu tarafından “Validebağ Korusu’nda Yaban Hayatı” başlığıyla gerçekleştirildi.

Arslangündoğdu şu bilgileri paylaştı: 

* İstanbul’daki nüfus artışının hem genişleme hem de yeni yerleşim yerleri ile yaban hayatı üzerinde çok olumsuz etkileri vardır. 1971’de İstanbul’un yüzölçümünün %52’si orman iken 2012’de bu oran %46’dır. Aynı şekilde 1971’de %41 olan tarım alanı 2012’de %29’dur. Buna karşılık 1971’de %4 olan yerleşim alanı 2012’de %21 olmuştur. Yeni yerleşim yerleri açık alanlarda, tarım alanlarında, su havzalarında ve ormanlık alanlarda oluyor ve doğal alanlar azalıyor ve yaban hayatı üzerine baskı artıyor. Hem yatay hem dikey olarak genişleme, ışık kirliliğinin olumsuz etkinsinin de eklenmesiyle kuşlara ve özellikle yarasalara zarar verirken, dikey genişleme yani gökdelenler ötücü kuşların yaptığı gece göçlerini olumsuz yönde etkiliyor. 

* Validebağ Korusu’ndaki biyolojik çeşitliliği omurgalılar başlığında incelersek 4 tür kurbağa ve sürüngen (Değişken Desenli Gece Kurbağası, İstanbul Kertenkelesi, Yılan Kertenkele ve Tosbağa) ile 4 tür memeli (Kirpi, Yarasa türleri, Sincap, Sıçan ve Ev faresi) ile varlığın bildiğimiz ama henüz teşhis etmediğimiz yarasa türleri olduğunu görüyoruz.  Alanda bir çalışma yapılırsa bu sayılar artabilir. 

Koru’da 130 kuş türü var

* Omurgalılardan kuşlarda, 2014 yılında 120 tür olduğu kaydı düşülmüş. Statülerini de inceleyerek,  eBird kayıtlarından yapılan detaylı bir çalışma ve dahil edilemyen gözlemlerle birlikte 130 tür olduğu bugün itibariyle saptandı. Yani bugünden itibaren Koru’da 130 kuş türü var diyebiliriz. Statü, o kuş türünün alanda hangi amaçla bulunduğunu belirtir ve bir kuşun birden fazla statüsü olabilir. Bu 130 kuş türünün statüleri ise şöyle: 75 kuş türü geçit kuşu statüsünde ve özellikle ilkbahar ve sonbahar göçlerinde gördüğümüz türler bunlar. Yerli kuş statüsündeki 24 kuş türü burada bütün yıl boyunca görülebiliyor. Kış göçmeni 12 kuş türü, yaz göçmeni 12 kuş türü, geçit kuşu ve kış göçmeni olan 5 kuş türü, yerli kuş ve kış göçmeni 1 kuş türü, kış göçmeni ve geçit kuşu 1 kuş türü var. 

Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin kırmızı listesinde olan kuş türlerine baktığımızda Validebağ Korusu’nda bulunan 3 kuş türünün, Ala doğan, Çayır incirkuşu ve Kızıl ardıç kuşunun tehdide yakın (NT)  statüde olduğunu görüyoruz. Üveyik türü hassas  (VU) statüde olup Koru’daki diğer tüm kuş türleri düşük risk (LC) statüsünde. 

* Omurgasızlardan kelebeklerdeyse 29 tür tespit edilmiş. Fotoğrafçı ve kelebek gözlemcisi dostumuz Filiz Oskay’ın seminer sırasında verdiği bilgiye göre, geçen sene Yunanistan’dan gelen bir türün de eklenmesiyle Koru’daki kelebek türü 30 olmuş

* Habitat, bir popülasyonun içinde bulunduğu, barındığı, geliştiği, üreyip çoğaldığı, varlığını ve neslini devam ettirdiği ortamdır. Bir hayvanın habitattan yani yaşam ortamından 4 temel beklentisi vardır: Besin, alan, su ve örtü. Bir başka ifadeyle bir hayvanın o ortamda kalabilmesi için bu dört tane unsurun mutlaka o alanda bulunması gerekir. Bu unsurlardan alan küçüldükçe oradaki tür sayısı katlanarak azalıyor. Örneğin alanı ikiye böldüğünüzde tür sayısı dörtte birine kadar düşebiliyor. Ağaç türü çeşitliliği önemli, yani farklı ağaç türü olması kuş türü çeşitlerini pozitif yönde etkiliyor ve kuş türü sayısını artırıyor. Ağaç yaşı da birbirinden farklıysa bir çeşitlilik oluşuyor. Bu da aslında kuş türü sayısını artırıyor. Kapalılık yani ağaçların sıklığı önemli ve çok sık olursa tür sayısı azalabiliyor. Tabakalılık ve toplamda bakıldığında karışım oranı önemli. Validebağ Korusu’nun farklı bölgelerine baktığımız zaman yaban hayatı için ideal yapılar görüyoruz. 

Örneğin Validebağ Korusu’ndaki bu alan kuşlar açısından ideal bir alan. Burada alan için baskın bir ağaç, onun altında örtü görevi de gören, çalı ve otsu bitkilerle tabakalı bir yapı var. Burada böcekler için çeşitlilik artıyor, böcekler varsa kuşlar orada oluyor,  ötücü kuşlar varsa yırtıcı kuşlar geliyor. Dolayısıyla bu sürekli katlanarak artıyor. 

Genel algı alanı korumak, sadece ağaçlandırmaktan ibaret ama buradaki kuşlar da, bitkiler de, çalılar da, otsu vejetasyon da çok önemli, çok değerli. Yani her birinin uyum içerisinde olması gerekir. 

Ne yapılmalı?

* Alanı olduğu gibi doğal yapısıyla ama şu anki yapısıyla değil, korumak gerekiyor. Bunun için planlama yapılması, koruma zonları oluşturulması gerekir. Koruma zonları ilgili disiplinler tarafından oluşturulmalıdır. Burası hassas bir ekosistem. Örneğin yaban hayatı zonu oluşturulurken, kelebeklerin ve kuşların üreme alanları gibi sınırları gözeten yaban hayatı uzmanı gözüyle yapılması gerekir. 

* Planlamanın her adımda önemi var. Örneğin otları biçmek gerekirse bu da bir plan dahilinde yapılmalı, tüm alanı bir seferde biçmek yerine şeritler halinde zamana yayarak hayvanların kaçmasına olanak sağlayarak yapmak gerekir.  

* Aydınlatmadan kaçınmak gerekir. Işığa gelenleri yiyen fırsatçı türler var ve bu yaban hayvanlarının besin alışkanlıklarını değiştiriyor. Aydınlatma, tünemesinden beslenmesine kadar kuşları çok olumsuz şekilde etkileyebiliyor. İnsanlar tabii faydalanacak bu alandan ama gece kullanımı artarsa oradaki yaban hayatı bundan çok olumsuz etkilenir.   

* Koru, birçok canlıya ev sahipliği yapıyor, döngüyü oluşturuyor. Doğada her şeyin bir yaşam süresi var ama kendiliğinden yine yaşam bulan bir döngü var.  Kurumuş, yani ölü birağaç doğadan silinene kadar 300 tane farklı canlıya ev sahipliği yapıyor. Bu çok değerli, yok olana kadar bir döngü içerisinde. Bizim de bu döngünün sağlanması için uğraşmamız lazım. Kesinlikle kimyasal ilaçlama yapmamalı,  biyolojik yöntemleri, biyoteknik yöntemleri, örneğin feromonları kullanarak doğal döngüyü korumalıyız.

Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin beşincisi 23 Ocak 2021’de Dr. Akgün İlhan tarafından “Kentsel Su Yönetiminde Yeşil Alanlar: Validebağ Korusu Örneği” başlığıyla gerçekleştirildi.

İlhan sunumda yeşil alanların önemine, yeşil alanlarla su yönetimine, Koru’nun özelliklerine ve kentsel su döngüsüne değinerek, Koru’nun millet bahçesine çevrilmesinin etkilerini aktardı. Yeşil alanların önemini ise 12 maddeyle özetledi.

1-Ağaçlar, CO2 içerisindeki karbonu tutarak odun dokularında selüloz olarak depolar ve ortaya çıkan oksijeni atmosfere bırakır, 

2-Ağaçların gölgeleme etkileri serinleme ihtiyacını %30 oranında azaltarak enerji tüketimini düşürür, 

3- Kentsel ısı adası etkilerini azaltır,

4-Suyu ve toprağı tutma işlevleri dolayısıyla taşkın, sel ve heyelan gibi doğal afetlerin yıkıcı etkilerini azaltır, 

5-Yeşil alanların çokluğu kentin su zenginliğini artırır,

6-Yeşil alanlar biyoçeşitliliği kuvvetlendirir,

7-Havayı temizler ve oksijen miktarını artırır, tozu veya havadaki kirli materyalleri tutar. Ağaçlar mevcut yaprak ağırlığının 5-10 katına kadar miktarda tozu tutabilir, 

8- Hava sirkülâsyonu sağlar, hava akımını ve nemini düzenler, hava sıcaklığının yükselmesini önler, havayı serinletir, rüzgâr hızını azaltır, 

9-Yeşil alanlardan suyun arıtılması, atık yönetimi, tozlaşma, biyolojik parçalanma ya da zararlı türlerin kontrolünde de faydalanılır, 

10-Bitkiler toprağın üst kısmını kaplayarak hem su kaybını azaltır hem de su tutmayı kolaylaştırarak yer altı sularını besler. Bitki örtüsüyle beslenen toprağın kalitesi ve verimliliği artar,

11-Sınır, engel ve perde oluşturarak istenmeyen görüntüleri ortadan kaldırır. Kentlerin daha estetik hale gelmesini sağlayarak insan psikolojisine olumlu katkı sağlar, 

12- İnsanların spor vb. faaliyetleri yapmasına mekan sağlar. 

 İklim değişikliğiyle uyumda ve emisyon azaltımında yeşil alanların artırılması, çeşitlenmesi ve kalitelerinin yükseltilmesi şarttır. Yeşil alanların 12 maddede belirtilen önemli katkılarını sağlayabilmek için kalitesinin önemini Dünya’dan örnekler vererek açıklayan İlhan, Londra şehrinin 16 km genişliğinde ve 190 km uzunluğunda, bazı kısımlarında tarımda yapılan bir yeşil alan kuşağına sahip olduğunu, New York’ta eski demiryolunun iklime uygun, hiç sulama istemeyen bitkilerle kaplandığını, Wuhan şehrinde “sünger şehir” uygulaması için sazlıkların olduğu doğal su yapılarının olduğu gibi korunduğunu belirtti.

İlhan Konuşmasına şöyle devam etti: “Bir kente yağan yağmurun o kentte kalması lazım. Bu yağmur döngüsünü sağlamak için yağmurun yeşil alanlarda toprak tarafından emilip, yer altı suyunun beslenmesi önemlidir.

Su geçirmeyen beton zeminlerle hem yeraltı su kaynakları beslenmiyor hem yoğun yağışta su baskınları oluyor.”

354 dönümlük bir alana sahip ve 1. derece tarihi ve doğal sit alanı olan Validebağ Korusu’nun önemli bir biyoçeşitliliğe sahip, karbon yutağı,  oksijen kaynağı,  kuşlar ve diğer canlılar için besin kaynağı ve halk sağlığı için önemli bir alan olduğunu belirten İlhan, Koru’nun su varlığına dair şu bilgileri aktardı:  

Havza niteliğindeki Validebağ Korusu, bir vadi üzerinde yer alıyor. Küçük Çamlıca tepesinin eteklerine yakın konumda.  Koşuyolu Deresi, Çamlıca Tepesi eteklerinden doğarak korunun doğusu boyunca uzanıyor. 1920’lerde tonoz içine alınarak yeraltından akıtılmış ve Koşuyolu Parkı altından devam ederek Dinlenç deresine dönüşüyor ve şimdi üzerinden Dinlenç Caddesi geçiyor. 1989’a kadar suyu akan dere, Kadıköy’de Üsküdar sınırına yakın bir noktadan denize dökülüyor. Etrafındaki yapılaşmanın havzayı beton ve asfaltla mühürlemesi ve su çekimleri nedeniyle beslenemeyen dere kurumuş, şimdi 2 – 3 el kalınlığında akıyor. 2014’te iyice artan koku dolayısıyla numune alınıp tahlil yapılmış ve suyun 4. derece kirli su olduğu rapor edilmiş. Abdülaziz Av Köşk’ünün girişinde su terazisi, su kulesi ve su deposu var.  Av Köşkü’nün ve Adile Sultan Kasrı’nın suyu ise eskiden Çamlıca’da bir pınardan gelmekteyken çevre yolları ve yapıların inşasında suyolları da tahrip edilmiştir. 

Koru’nun millet bahçesine çevrilmesi,

  • Korunun biyoçeşitliliği ve zenginliğinin yok edilmesi,
  • Korunun yapılaşmaya iyice açılıp betonlaşması,
  • Korunun etrafında yaşayanların haklarının ihlal edilmesi,
  • İstanbul’un tek tük kalmış doğal su toplama havzalarından birinin daha yok edilmesi,
  • İstanbul’un seller, kuraklık ve sıcak dalgaları gibi aşırı iklim olayları karşısında daha da kırılgan hale gelmesi,
  • İstanbul’un su döngüsünün daha şiddetli biçimde bozulması,
  • İstanbul’un tamamıyla bir ısı adasına dönüşmesi,
  • İstanbul’un havasının temizlenememesi

anlamına gelir, Dr.Akgün İlhan, bir beton denizinin ortasında vaha gibi kalan Koru’nun mutlaka korunması gerektiğini belirterek sunumunu tamamladı.

Validebağ Savunmasının bu ilk çevrimiçi seminer dizisinde farklı uzmanlık alanlarındaki değerli bilim insanlarının yaptığı sunumlarda öne çıkan ve ortaklaşılan başlıklar şöyle özetlenebilir:

  1. İklim krizi,  şehrin ve bölgenin aktif yeşil alan ihtiyacı ve İstanbul’un su sorunu düşünüldüğünde Validebağ Korusu’ndaki ekosistem korunmalıdır. Millet bahçesi projesi alanda yapılaşma,  yapılaşma da bu ekosistemin yok olması demektir. Koru, millet bahçesi olmamalıdır.
  2. Koru’nun bu haliyle bırakılması onu korumak için yeterli değildir.
  3. Koru’nun korunması için, otsu bitkiler uzmanı, dendroloji uzmanı, yaban hayat uzmanı gibi farklı disiplinlerden uzmanlar bir araya gelerek ekosistemin tüm dengelerini gözeten bir rapor hazırlamalıdır. Amenajman ya da silvikültür planları yerine sade, kısa, anlaşılabilir, temel ilkeleri tanımlanmış bir rapor ile rehabilitasyon planlanlaması yapılmalıdır.  Mutlak koruma zonları, geçiş zonları ve insanların daha fazla kullanabileceği zonlar oluşturulmalıdır. 

CHP Üsküdar’da istifa eden belediye meclis üyeleri Ak Parti’ye geçti

Geçtiğimiz aylarda CHP’den istifa eden Üsküdar Belediyesi Meclis Üyeleri Köksal Durmuş ve Selahattin Kamışoğlu Ak Parti’ye geçti.

Köksal Durmuş ve Selahattin Kamışoğlu’nun Ak Parti’ye katıldığını duyuran Ak Parti Üsküdar İlçe Başkanı Erdem Demir şunları söyledi:

“CHP’den istifa eden, Üsküdar Belediyesi Meclis üyeleri Köksal DURMUŞ ve Selahattin KAMIŞOĞLU’nun AK Parti ailemize katılımlarını gerçekleştirdik. Millete hizmetin adresi olmuş AK Parti’mizi tercih eden ve aramıza katılan meclis üyelerimizi tebrik ediyorum. Hayırlı olsun.”

Ne olmuştu?

Üsküdar Belediye Meclisi’nin CHP’li üyeleri Hüseyin Kazan, Selahattin Kamışoğlu, Köksal Durmuş ve Ahmet Başbaydar 28 Eylül 2020 tarihinde partilerinden istifa etmişti. O dönem konuyla ilgili irtibat kurduğumuz Hüseyin Kazan ve Ahmet Başbaydar Gazete Üsküdar’a istifalarıyla ilgili açıklamalarda bulunmuştu. Köksal Durmuş ve Selahattin Kamışoğlu ise telefonlarımıza cevap vermemişti. 

Konuyla ilgili 29 Eylül 2020 tarihli haberimiz:

Gazete Üsküdar olarak Ahmet Başbaydar’a ve Hüseyin Kazan’a ulaştık. İstifa durumları hakkında yönelttiğimiz sorulara, Ahmet Başbaydar istifa durumunu doğrulayarak istifası ile ilgili neden belirtmek istemediğini ifade etti. Başbaydar başka bir partiye geçme durumunun olmadığını vurgularken Hüseyin Kazan istifası için İBB’yi işaret etti.

“Bu durum büyükşehirle alakalı, meclis üyelerini kâle almadılar!”

İstifa süreçleri hakkında açıklama yapan Hüseyin Kazan: ”Biz 4 kişi istifa ettik bu durum büyükşehirle alakalı, meclis üyelerini kâle almadılar! Üsküdarlıların şikayetlerini ileteceğimiz bir mecra yok, 1977’den beri Üsküdar’da ikamet ediyorum, Üsküdarlıların talepleri var fakat Ekrem İmamoğlu bunları dikkate almıyor. Bizleri dış kapının dış mandalı gibi gördüler. Bizler atama ile gelmedik, seçimle geldik. Büyükşehir Belediyesi daire başkanlarıyla değil danışmanlarla yönetiliyor. Ekrem İmamoğlu Üsküdar’a geliyor fakat biz bunu basından görüyoruz. Vatandaşa cevap veremedik. İleride olacak projeleri, bizler basından duyuyoruz. Başka partiye geçme durumum yok fakat mücadelemiz Üsküdar, biz yine Üsküdarlılar için çalışacağız.” dedi. 

Hüseyin Kazan’a çeşitli medya organlarında çıkan, Canan Kaftancıoğlu’na ait söylemler sonrası istifa ettikleri iddiasını sorduğumuzda ”Canan Kaftancıoğlu’nun sözleri ile istifamızın bir alakası yok.” diyerek sözlerini noktaladı.

İstifa eden 4 ismin belediye meclisi üyeliğine ise devam ediyor. 

Haber Merkezi

Mustafa Ağa Namazgahı kıble taşı nerede?

Üsküdar Selimiye Parkı’nın içerisinde bulunan 1823 yılında Hacı Mustafa Ağa tarafından vakfedilen Mustafa Ağa Namazgahı (Selimiye Namazgahı) kıble taşının ‘‘mezar taşı” zannedilerek Üsküdar Belediyesi ekiplerince Karacaahmet Mezarlığı’na götürüldüğü düşünülüyor.

Altın Şehir Üsküdar Kitabı yazarı tarihçi Sinan Yılmaz geçtiğimiz günlerde Mustafa Ağa Namazgahı kıble taşının yakınına yerleştirilen Üsküdar Belediyesi uyarı tabelası ile ilgili yaptığı uyarı sonrası tarihi kıble taşının yerinden alınarak Karacaahmet Mezarlığı’na götürüldüğünü yazdı.

Yılmaz, Twitter hesabından 3 Ocak tarihinde yaptığı paylaşımda: ‘‘Selimiye Parkı içinde, Mustafa Ağa tarafından yaptırılan namazgâhın kıble taşı. Yanındaki tabela için seçilen yer yanlış olmuş. Rica etsek, parkın daha uygun bir tarafına taşıyabilir misiniz bunu @uskudarbld?” ifadelerini kullandı. Üsküdar belediyesi cevaben tabelanın kaldırıldığını gösteren bir fotoğrafla şu mesajı paylaştı: ‘‘Sinan Bey, talebiniz doğrultusunda saha ekiplerimiz tarafından gerekli kontroller sağlanmıştır.”

Dün Selimiye Parkına giden Sinan Yılmaz yaşadığı şoku şöyle anlattı:

‘‘Dün Selimiye’deydim. Parka geldim ve gördüğüm manzara ile başımdan aşağı kaynar suların döküldüğünü hissettim. Kıble taşı yerinde değildi. Hemen aynı parkın içinde yer alan muhtarlık binasına gittim. Kapanmıştı. Çevredeki esnaflar ile konuştum. İçlerinde taşın varlığından hiç haberi olmayanlar da vardı, aslı astarı olmayan bazı yanlış bilgilerle mukabele edenler de. Bugün yeniden gittim ve muhtarla görüşmeyi başardım. Muhtar, bu taşın aslında bir mezar taşı olduğunu, bu parka Karacaahmet’ten getirildiğini söyledi. Şaşırdım ve kendisine işin doğrusunu anlattım. Hatta yanımda taşıdığım kitabı açıp ilgili sayfayı gösterdim. İkna edemedim. Muhtar, ısrarla taşın Karacaahmet’ten getirildiğini, getiren kişiyi yanımıza çağırabileceğini söyledi. Telefon açtı ve bahsettiği kişi geldi. Kendince bir şeyler anlattı. Uydurmuş, uydurduğuna da şimdiye dek hiç itiraz gelmediği için zamanla kendisi de inanmış. Taşın 1965 yılında yine bu noktada olduğundan İstanbul Ansiklopedisi sayesinde eminiz. Mezarlıktan buraya taşıdığını iddia eden kişi, bu işi 1977 yılında yaptığını iddia ediyor. Bu bir mezar taşı değil zaten, üzerinde mihrap ayetinin de olduğunu bildiğimiz namazgâh (kıble) taşı. 1239 (1823-24) tarihli bir taştan söz ediyoruz. Yaklaşık iki yüz yıl öncesine ait bir namazgahtan günümüze intikal edebilmiş tek hatıra. O gittikten sonra muhtarla biraz daha konuştum, Sanırım biraz olsun fikirleri değişti. Ya da ben öyle ümit etim. Öyle anlaşılıyor ki bu işte bana anlatılmayan şeyler de var, bilemiyorum. Muhtarın bana söylediği şu: ‘Taş, @uskudarbld Park ve Bahçeler Belediyesi ekipleri tarafından Karacaahmet’e götürüldü.’ Evet, bana söylenen bu.”

Mezar taşı sanılan namazgah taşında şu ibare yer almaktadır:

KÜLLEMA DEHALE ALEYHA ZEKERİYYA-L MİHRAB SENE 1239 H.(1823) SAHİB-UL HAYRAT MERHUM EL HAC MUSTAFA AĞA RUHU İÇİN FATİHA

Haber Merkezi

Üsküdar Şemsi Paşa Camii önüne yapılan zemin çalışması protesto edildi

Mimar Sinan eseri Şemsi Paşa Külliyesi’nin önüne, Boğaziçi kıyısına yaya yolu yapmak için yerleştirilen çelik platform vatandaşlar tarafından protesto edildi.

8 Ocak Cuma günü saat 16:00’da Şemsi Paşa Camii önünde açıklama yapan grup “Şemsi Paşa Külliyesi’nin denizle bağlarını koparacak, yapının bir yalı külliyesi olma özelliğini yok edecek bu projeyi istemiyoruz. Bir Mimar Sinan eserini dahi görmezden gelebilen, aklına eseni yapan bir mimari ve şehircilik anlayışını kabul etmiyoruz” dedi.

Şemsi Paşa Külliyesi önünde yürütülen projeye 2017 yılında, külliyenin önüne çakılan kazıklar ve sebep oldukları tahribat yüzünden büyük tepki gösterilmişti. İtirazlar üzerine Üsküdar Meydan Projesi’nin Şemsi Paşa Camii’ni ilgilendiren bölümünde revizyona gidileceği açıklanmıştı. Planın tümden iptal edilmesi beklenirken tam dört yıl sonra çelik platform ile aynı projeyi karşılarında bulduklarını söyleyen protestocular İBB’yi bu karardan vazgeçmeye çağırdı.

Söz konusu açıklama şöyle:

“ Sevgili İstanbullular, Üsküdarlılar ve Değerli Basın Mensupları,

Şemsi Paşa Külliyesi, bir Mimar Sinan eseri ve bir yalı külliyesidir. Beş yüz yıldır koruduğu bu özelliği son dört yıldır tehlike altındadır. Bu nadide eseri koruması gerekenler, karar alıcılar görevlerini yerine getirmedikleri için bugün burada onlara vazifelerini hatırlatmak için toplandık. Mimar Sinan’ın Üsküdar sahiline ustalıkla yerleştirdiği bu özel yapının denizle olan bağlarını kesmek kabul edilemeyecek bir kent suçudur. İstanbul gibi bir şehrin tarihi topografyasını böyle pervasızca değiştirme cüreti ürkütücüdür.

Şemsi Paşa Külliyesi’nin denizle bağını kesmemek, hususiyetini korumak için tam dört yıldır mücadele ediyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ‘Üsküdar Meydan Düzenleme’ projesi kapsamında Şemsipaşa Camii’nin önüne evvela demir kazıklar çaktı. Bu kazıklar yapıda çatlaklara, tahribata yol açtı. Bugün burada toplananların tepkisi yeni değil, dört yıl önce de buradaydık. Bu betondan ibaret projenin başladığı günden itibaren vicdan sahibi herkes itiraz ediyor, sesini yükseltiyor. Fakat yetkililer, tepkilere rağmen Şemsi Paşa Külliyesi’ni görmezden gelmeye devam etti, ediyor. Şehrimizi bu örnekte de görüp yaşadığımız “oldu bitticilik” ve “bizden iyi mi bileceksiniz” tavrı, bitirme noktasına getirmiştir. İstanbul, keyfe keder şekillendirilecek bir şehir değildir.

Tarihi, insanı, Üsküdar’ın dokusunu, bir semtin kendine has kimliğini hiçe sayan bu meydan projesi bize dayatıldı. Hiç değilse Şemsi Paşa Külliyesi’ni bunun dışında tutun. Bir Mimar Sinan eserini dahi görmezden gelebilen, aklına eseni yapan bir mimari, şehircilik ve belediyecilik anlayışını kabul etmiyoruz. İstediğim yere istediğimi yaparım diyerek şehircilik olmaz. İstanbul gibi bir şehirde geçmişi, kültürü, tarihi silip, yok edecek böylesine radikal kararlar, birkaç kişinin iradesine bırakılamaz. Böyle kararlar, evvela işin uzmanlarının görüşüyle, sonra halkın katılımıyla ve desteğiyle alınmalıdır. Şehirde yaşayanlar şehir hakkında söz sahibi olmadıkça bu sorunların üstesinden gelemeyiz.

Şemsi Paşa Külliyesi için yükselen sesimizi duyun, oldu bittiye getirmeyin, bu yanlıştan dönün. Bu proje revize edilmeli, Şemsi Paşa Külliyesi denizden koparılmamalı, beton ile kuşatılmamalıdır. Eğer bu projede inat edilirse Üsküdar’ın kültürüne, mimarisine, geçmişine telafisi olmayan bir zarar verecektir. Buradan yetkililere sesleniyoruz: Gelin bu yanlıştan vazgeçin. Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.”

Haber Merkezi

Üsküdar Şemsi Paşa Camii önünde 2017’de durdurulan zemin çalışması tekrar başladı

Üsküdar Şemsi Paşa Camii önünde 2017’de gelen tepkiler üzerine durdurulan zemin çalışması tekrar başladı.

Şemsi Paşa Camii 2017’de önüne denizin doldurulması için çakılan kazıklar nedeniyle tahribata uğramıştı.

Üsküdarlılar denizi doldurma çalışmalarını protesto etmişti.

Dönemin İBB başkanı Kadir Topbaş cami önündeki kazıkların tıraşlanacağını ve projenin tekrar değerlendirileceğini açıklamıştı.

Aradan 3,5 yıl geçmesine rağmen kazıklar tıraşlanmadı.

Şimdiki çalışmada kazık yerine çelik konstrüksiyon sistemi kullanılsa da caminin doğal kıyı dokusu yine bozulacak.

Çalışma tamamlanırsa Şemsi Paşa Camii “yalı cami” özelliğini kaybedecek.

Üsküdar Belediye Meclis toplantılarının canlı yayınlanma isteği AK Parti Meclis üyelerince reddedildi

gazete üsküdar belediye meclis toplantısı

CHP Üsküdar Belediye Meclis üyelerinin Üsküdar Belediyesi meclis toplantılarının canlı yayınlanması için verdikleri önerge mecliste çoğunluğu elinde bulunduran AK Partili Meclis üyelerince reddedildi.

2 Kasım Pazartesi günü Üsküdar Belediyesi Nikah Sarayı Salon-2’de gerçekleşen belediye meclisi toplantısında 6 meclis üyesi meclis toplantılarının canlı yayınlanması için önerge verdi. CHP’li meclis üyeleri Muharrem Arslan, Aziz Yağmur, Osman Türkmen, Tahsin Elpli ve Ahmet Başbaydar tarafından toplantıların takip edilebilir ve şeffaf olması istemiyle toplantıların canlı yayınlanması içerikli önerge mecliste çoğunluğu elinde bulunduran AK Partili Meclis üyelerince reddedildi.

Önergede imzası olan CHP Üsküdar belediye meclis üyesi Muharrem Arslan konuyla ilgili Gazete Üsküdar’a konuştu.

Muharrem Arslan – CHP Üsküdar Belediye Meclis Üyesi

Arslan: “Bizim bu önergeyi belediye meclisine sunmamızın sebebi, daha şeffaf bir ortam yaratmak içindi. Bütün kamuoyu, gerekli kişi ve mevkilerin yerine getirdiği görevleri birebir görme fırsatına erişmeli. Kaldı ki burada verilen önergeler reddedilebilir, onaylanabilir. Halkımız bize bu hakkı her ortamda özellikle bireysel olarak onların düşüncelerini sunduğumuz ortamlarda kullanmak için oy verdi. Biz de istiyoruz ki mevcut durumun olumlu ya da olumsuz sonuçlarını vatandaş da görsün. Bu üçüncü şahların anlatmasıyla bilinecek bir husus değil. Karar mekanizmasına halk birebir şahit olmalı. Bunun gizlenecek bir tarafı olmamalı. Nasıl ki bu toplantılar kamera kaydına alınıyorsa biz bu kayıtların direkt halka açık hale gelmesini istiyoruz.

Belediye Meclisi çalışma yönetmenliğinin 11. maddesinde ‘Meclis toplantıları halka açıktır.’ denmektedir.

Üsküdar gibi kalabalık nüfuslu bir ilçede daha fazla sayıda vatandaşın meclis gündemini takip edebilmesi için meclis toplantılarının Belediyenin internet sitesi veya sosyal medya hesapları üzerinden canlı yayınlanmasını istedik ancak ne yazık ki bu talebimiz mecliste çoğunluğu elinde bulundurun Ak Partili üyelerce reddedildi.” ifadelerini kullandı.