Manşet, Yaşam

Türkiye’nin ilk ve tek Uçurtma Müzesi, Üsküdar’da

Üsküdar’ın yokuşları da meşhurdur. Aziz Mahmud Hüdayi türbesine doğru giderken Azat yokuşuyla göz göze geldiğinizde daha yolun başında pes etmeyin. Çünkü Türkiye’nin ilk ve tek (dünyadaki on sekizden biri) uçurtma müzesi işte bu sokağın az ilerisinde yer alıyor. Derin nefes alabilirsiniz, yolu yarıladınız, sokak bitmeden sağa dönün kâfi. Müzenin kapısında sanki bir Edip Cansever şiiri havalanıyor: “Çiçekler ağaçlarda kalsın, uçurtmalar göklerde…/Haziran, temmuz, ağustos birbirine sokulsun…Ne olur bu böyle olsun…” 

Resmi adıyla söylersek “Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi” üç bölümden müteşekkil. İki ayrı uçurtma müzesi salonu, aynı anda iki yüz, evet iki yüz kişinin kendi uçurtmasını yapabileceği uçurtma okulu, büyük çoğunluğu yabancı kaynaklardan oluşan sekiz yüz elliye yakın eseriyle bir uçurtma kütüphanesi olan bir müzeden bahsediyoruz. Aköz’ün saptamasına göre uçurtma Osmanlı İmparatorluğu’nda 15. yüzyıldan bu yana çocukların eğlencesi ve gökyüzünü havalandırıyor. 2500 yıllık bir tarih uçurtma… Ve şu soru da bulutların üstüne çıkıyor haliyle: “Oyuncak mı, kültür mü, sanat mı, spor mu?”

Kaplumbağalar uçuyor bu müzede!

Bu arada bizi böylesi bir hayalle buluşturan Mehmet Naci Bey’i analım. Kendi tarifiyle aslen Erzincanlı olan Aköz, 1958 yılında Beylerbeyi’nde dünyaya gelmiş. Tüm çocukluğu Üsküdar’ın Toygartepe mahallesinde geçmiş ve tabi ki uçurtmayla burada tanışmış ilkin. 26 yaşında, yani 1984’te Türkiye’nin ilk uçurtma yarışmasını düzenleyerek başlayan macerası, 2005’te, 47 yaşındayken müze açarak taçlanmış. Kendisi ise hayallerini tamamlamadığını, onun için hâlâ çok çalıştığını kaydediyor.  

Naci Bey, müzeyi kurmadaki gayretini, müzeye gezmeye gelen ziyaretçileri bilgilendirmek amaçlı da gösteriyor. 7’den 70’e gökyüzüne bakmayı seven tüm uçurtma severlere göre anlatacak hikayesi mevcut Aköz’ün. Özellikle çocuklar, didaktik bilgilerle değil onun eğlenceli anlatımları ve canlandırmaları eşliğinde uçurtmaların yolculuğuna kulak veriyor.  Kâh Çin’den gelmiş ejderhalar uçurtma oluyor bu müzede, kâh kaplumbağalar uçabiliyor. Kulağa masal gibi gelen her şeyin hayaline ortak oluyorlar çocuklar burada. Zaten, Çin’den Japonya’ya, Hindistan’dan Kamboçya’ya gökleri şenlendiren ülkelerin uçurtmalarını bu sayede öğrenmiş oluyorlar.  Çünkü müzenin en anlamlı taraflarından biri de ülkelere göre uçurtmaların sergilenmesi. Pandemi öncesi okulların da sıklıkla ziyaret ettiği yerlerden biri olan Uçurtma Müzesi, Aköz’ün söylediğine göre, öğrenciler için okul dışı öğrenmenin de mümkün olduğu yerlerden biri. Çünkü isteyen içindeki uçurtma kitaplarının yer aldığı kütüphanede araştırma yapabilir, isteyen “uçurtma yapım atölyesi”ne katılabilir…

Yeri gelmişken belirtelim, müze ziyareti de ücretsiz. Eğer uçurtma atölyesine katılmak isterseniz 35 TL ödemeniz gerekiyor. Yahut hazır yapılmış uçurtma da satın alabiliyorsunuz gezinizin sonunda. Bizden bir öneri, müzeye muhakkak randevulu gidin. Ve kendi uçurtmanızı orada kendiniz yapın. Zira gezinizin sonunda, belki uçurtmanız sahilde martılara eşlik etsin istersiniz… 

Uncular Caddesi’nin hangi yönünden giderseniz gidin, adımlarınız sizi denize çıkaracaktır. Sonra bir Teoman şarkısı ansızın gelip dudaklarınıza konacaktır: “Mevsim rüzgârları ne zaman eserse/O zaman hatırlarım/Çocukluk rüyalarım/Şeytan uçurtmalarım/ Öper beni annem/Yanaklarımdan/Güzel bir rüyada/Sanki sevdiklerim/Hayattalarken hâlâ/Akşama doğru azalırsa yağmur/Kız Kulesi ve Adalar/Ah burda olsan/Çok güzel hâlâ/İstanbul’da sonbahar…”

Uçurtmanın “Uzun Tarihi

Uçurtmanın tarihinden kısaca bahsetmek isterdik ancak geçmişi çok eskiye dayanıyor. İlk uçurtma Çin kültüründe ortaya çıkıyor. Ardından Uzak Doğu’nun simgesi haline geliyor. Üstelik sadece eğlence amaçlı değil, dini ve siyasi hizmetlere de aracılık ediyor çıktığı toplumlarda. Batı’ya gelişiyse dünyaca ünlü seyyah Marco Polo yapıyor. Uçurtmalar, bugün bizim bildiğimiz formundan çok farklı şekillerde tasarlanıyor ilk ortaya çıktığında. Mesela Çin, hayvan figürleri olarak şekillendiriyor daha çok. Ejderha bunlardan en etkileyicisi. Daha sonra her ülke kendi kültüründen izler katarak kendi uçurtmanın gidişatına yön veriyor. Batı’da ise yapılan araştırmalar uçurtmanın, bugünkü dron’un, iha’ların ve siha’ların atası olarak görülüyor. Bu bakımdan, uçurtma bilimsel çalışmalara da fikir oluyor Batı’da.

Türkiye’de ise görüldüğü en eski tarih 1582 yılı olarak tahmin ediliyor. Daha sonrasında Osmanlı Padişahı 3. Ahmet’in çocuklarının sünnet düğününde de At Meydanı’nda uçurtmalar uçurulduğu dönemin minyatürlerinde resmedilmiştir. Başka bir bilgiye göre de ramazanlarda teravih namazından sonra çocukların uçurtma uçurması bir Osmanlı geleneği. 

Fakat burada şu ayrıntıyı nazara vermekte fayda var; Türklerin tarih sayfasında Çinlilerle olan geçmişi, uçurtmanın hikayesi kadar eski. Bu da göklerde salınan çıtalının, bizim kültürümüzdeki yerini bilenenden daha da geriye götürebilir…

Uçurtma Müzesi nasıl kuruldu?

Uçurtma Müzesine uzanan yol, Naci Aköz’ün 1986 yılında dünyanın farklı ülkelerindeki yirmi altı ayrı uçurtma kuruluşuna yazdığı mektup ile başlar. Bu mektuplar neticesinde Aköz’e hediye olarak kitaplar, kataloglar, uçurtmalar ve benzeri ürünler gelir. Bunlar Aköz’ün uçurtma koleksiyonun ilk parçaları olur. Zamanla Aköz, gittiği her ülkeden, katıldığı festivallerinden koleksiyonuna yeni uçurtmalar ekler. Böylece bir müze oluşturacak kadar uçurtmaya sahip olur Aköz. Elindeki bu eserlerin sergilendiği İstanbul Uçurtma Müzesi 2005 yılında temellenir. 

Sevim Şentürk
1987'de Ankara'da doğdu. Öğrenim hayatı boyunca başkentten hiç ayrılmadı. 2009'da Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Yeniçağ Anabilim Dalı'nda yüksek lisans yaptı. Muhabirlik, editörlük ve metin yazarlığı yapan Şentürk, Üsküdar'da yaşıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend