Haber, Manşet, Yaşam

Seminer Dizisi 2: Yapılaşma tehdidi altındaki Validebağ Korusu için çözüm ne?

Validebağ Savunması II. Çevrimiçi Seminerler dizisinin ilk semineri 30 Ocak 2021’de başlamıştı. Seminerin son oturumunda Canan Atay, ‘Kuş Varlığı ve Yeşil Alan İlişkisinin Peyzaj Değerleri Açısından İrdelenmesi: İstanbul Validebağ Korusu’ başlıklı sunumu gerçekleştirdi.

Sunumunda kentsel yeşil alanların önemine ve Validebağ Korusu’nun faunası, tarihsel gelişimi ve mekân oluşumuna da yer veren Sn. Atay şu bilgileri paylaştı: 

  • Koru, farklı eğim değerlerinden dolayı ondüleli bir yapıdadır, düz ve eğimli alanlara sahiptir. Koru’nun en yüksek noktasının denizden yüksekliği 90 metre en düşük noktası 55 metredir.  Vadi ve tepelerden oluşan arazi formu içinde Koru, %1-2 eğim %20, %2-4 eğim %3, %4-10 eğim %17, %10-21 eğim %45, %21-46 eğim %15 alanlardan oluşmaktadır. Bu yapı minik koridorlar, mikro klima alanlar oluşturur ve her tarafın ağaçlarla dolu olmaması çok kıymetlidir. Bu farklı yapıda ve bakıda alanlar da zengin bitki çeşitliliği ile birlikte, zengin bir fauna yaşamını sağlar. Bu doğal yapının devamlılığı hem yaban yaşamı hem çevre insanları için önemlidir.
  • Kuzey rüzgarlarına kapalı konumu ve vadi özelliği ile tepe formlu kısımlarının bakısı itibari ile ılıman ve korunaklı bir alan özelliği göstermektedir. Koru içinde büyük ağaçlar bulunmaktadır ve azımsanmayacak bir çalı ve ağaçsı ayrıca otsu türleri söz konusudur. Kelebek türleri gözlemi açısından da zengin bir alandır. Tüm bu alandaki fauna ve flora varlığı birbiri ile ilişki içindedir ve çevre sağlığı açısından önemli bir varlık oluşturmaktadır. Ağaçlar bu alanların omurgalarıdır ve büyük ağaçlar temiz hava ve birlik desteği için önemlidir Validebağ Korusu bu açıdan da önemli bir alandır. İçinde anıt ağaç değeri taşıyan ağaçlar söz konusudur. 
  • Genel olarak belirtmek gerekirse yırtıcı kuşlar, kemirgenler, sürüngenler, kurbağalar ve kuşların bazılarını avlayarak, doğadaki sayılarını kontrol altında tutarlar. Pek çok böcekçil kuş da (Sinekkapan, Kırlangıç vb.) böceklerin aşırı çoğalmalarını önler. Kuşlar besin zincirinin üst halkalarında yer almaktadır.  Tohum ve meyvelerle beslenen kuşlar, yedikleri bitki tohumlarını uzak yerlerde, dışkılarıyla birlikte atarak bitkilerin çoğalmalarına ve yayılmalarına neden olurlar.
  • Kuşlar bulundukları bölgenin beslenme ve üremeye elverişsiz hale gelmesi ile göç ederler. İstanbul ülkemizdeki en yoğun göçün gerçekleştiği yerdir ve hem yırtıcı kuşların hem büyük kanatlı kuşların hem de küçük ötücü dediğimiz kuşların göç ederken kullandığı rota üzerindedir.  Koru göç eden tüm kuşların, şehir içi ötücülerinin ama özellikle geniş kanatlı kuşların uğradığı, bazı kuşların ürediği bir alan olarak (Çıtkuşu, kızılgerdan) önemli bir yeşil alan niteliği taşımaktadır.  Koru’da göç esnasında sıkça görülen kuşlardan olan Leylek, uluslararası korunması gereken tür statüsündedir. Koru, göç esnasında dinlenmek için indikleri ve bazen birkaç gün konakladıkları göç yolu üzerindeki atlama taşı kabul edebileceğimiz dinlenme noktası olması açısından da ayrı bir değere sahiptir. Ancak şehir bu tür alanlar açısından eksiklik göstermektedir. Bu tür alanların sayısı artırılmalıdır ki hem dünyanın hem ülkemizin gerçeği olan göç olgusu desteklenebilsin. Sn. Zeynel Arslangündoğdu’nun paylaştığı üzere 2021’de İstanbul’da 352, Koru’da 130 kuş türünün gözlemi yapılmıştır. Bu Koru’nun bulunduğu yer sebebi ile göç olgusunun önemini vurgulaması açısından değerli bir tespittir.
  • Zaman içinde çevresi tamamen yapılarla çevrilen Koru ciddi bir antropojen baskı altındadır. Yaban yaşamın şehir içi örneklerinden biri olan Koru, yapısındaki kültürel ve doğal zenginliğini oluşturan öğeleri ile korunarak ve bu değerlerin birbirleri ile olan ilişkileri tanımlanarak ve tanıtılarak geleceğe taşınmalıdır. Anayasal hakkımız olan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı çerçevesinde baktığımızda bizim bu alanlara ve bu alanları kullanan canlılara ihtiyacımız vardır. 

Validebağ Savunması’nın düzenlediği II. Çevrimiçi Seminerler dizisinin ikinci semineri, 6 Şubat 2021’de Ayşe İrem Doğancı, veteriner hekim Nilay Tezsay ve Dr. veteriner hekim Ebru Akbaş’ın katılımıyla gerçekleşti.  

‘Korunun Koruyup Kolladıkları’ başlıklı sunumunda Ayşe İrem Doğancı “Zarar görmeden ve zarar vermeden aynı çevreyi nasıl paylaşırız” konusunu irdeledi ve sunumuna Tınaz Titiz’den yaptığı bir alıntıyla başladı: ‘Sadece insanları, sadece hayvanları, sadece ormanları ve sadece toprakları koruyamazsınız. Eğer bunlardan sadece birini korumaya yönelirseniz “bütünlük gerçeğini” gözden kaçırırsınız. İşte bizler bu bütünlüğü kaybetmek istemeyenleriz.” Validebağ Savunması’nın seminerlerinde de hep bir yaşam döngüsünden bahsedildiğini hatırlatan Doğancı, yaşam döngüsü içindeki tek bir öğeyi oradan çıkarırsak dengenin bozulup sistemin çöktüğünü belirtti.

Doğancı’nın sunumunda öne çıkan diğer noktalar şunlardı:

  • DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü)’nün kuduzun kontrol altına alınması için yürüttüğü bir çalışma sırasında, bir alandaki köpek nüfusunun %80’inin 6 aylık aralıklarla 7 yıl boyunca itlaf edilmesine karşın, nüfusta %25’in altında bir azalma sağlanabilmiş. Köpeklerin üreme yetenekleri o kadar yüksek ki buna onları öldürerek yetişmek mümkün değil. 
  • Bir habitat yiyecek ve barınma sağladığı sürece oradaki köpekler alınsa bile en geç bir hafta sonra oraya başka köpekler geliyor ve bu yeni gelenler tanımadığımız, davranış biçimlerini bilmediğimiz ‘şüpheliler’ oluyor.
  • Bir alandaki hayvan nüfusunu kontrol altına almanın tek bir yöntemi var: YAKALA, KISIRLAŞTIR, AŞILA, ALDIĞIN YERE BIRAK!
  • Çözüm belliyken neden hala sorun yaşanıyor? Bu işler, belediyelerin sorumluluk üstlenmemesi nedeniyle gönüllülerin sırtına yükleniyor, sistemli ve sürdürülebilir hale gelemiyor. Yine de tüm olumsuz koşullara rağmen örneğin Adalar’da sorun neredeyse tamamıyla çözüme kavuştu.
  • Koru çok önemli bir yaşam alanı, orada bir sürü yaşam var, köpeklere de yaşam var. Hayvanlar Koru’ya sürekli girip çıkacak ancak orayı aşırı hayvan nüfusundan da aşırı insan trafiğinden de korumalıyız.

Aynı zamanda İVHO Egzotik ve Yaban Hayatı Komisyonu Sekreteri de olan veteriner hekim Nilay Tezsay’ın sunumunun başlığı ise ‘Şehir İçindeki Yaban Hayvanları ile Etkileşimimiz’ idi. 

Tezsay “Yaban hayvanları hayatımızda var, hiç de uzakta değiller, çünkü şehirlerimizi onlara ait alanlara kurduk. İstanbul’da yeşil alan çok az kaldı, Validebağ Korusu bu anlamda çok önemli yerlerden bir tanesi” diyerek konuşmasına başladı. Yaban hayvanlarından serçe, güvercin, kumru, sığırcık, leylek gibi sık tanınan türlere rastlayabileceğimiz gibi, ak karınlı ebabil, atmaca, şahin, istilacı türler olan yeşil ve iskender papağanları, çesitli kara ve su kaplumbağalarına ve ak göğüslü kirpi gibi memelilere de şehirde rastlanabileceğinden bahsetti. Leş kargası ve gümüş martı nüfusunun insan atıklarından da beslenmeleri nedeniyle artmasına karşın bir yandan da birbirini dengelediğini belirtti. Tezsay şunlara da vurgu yaptı: 

  • Aslında bir harmoni içinde yaşıyoruz, biz ne kadar bozsak da sonunda denge yeniden oluşuyor, Koru’daki kedi-köpek varlığı da sürekli yeniden dengeleniyor.
  • Diğer hayvanların beslenme alışkanlıklarını bozmamak için besleme yapılan alanlara oradaki nüfusa uygun miktarda yem bırakılmalı, fazladan yiyecek konulmamalı.
  • Korudaki köpek nüfusunu sabit tutmak için ‘kısırlaştır, aşıla, küpele, yerine bırak’ dışında bir yöntem işe yaramaz.
  • Sadece insan için yaratılmış bir dünya düşüncesini çıkaralım lütfen kafamızdan, bu dünya hepimizin.   

Seminerin üçüncü konuşmacısı olan Dr. veteriner hekim Ebru Akbaş’ın sunumunun başlığı ise ‘Koru’nun Gerçek Sahipleri’ idi.

Dr. Akbaş’ın vurguladığı noktalar şunlar oldu:

  • Koru’nun gerçek sahipleri Koru’daki köpekler, kediler ve yaban hayvanları; bizlerse onların ev sahibi olduğu alana girdiğimizde onların misafirleriyiz.
  • İstanbul’da yeşil alanlar %2.2, canlılar için yaşam alanı kalmamış gibi.
  • Köpeklerin konuştuğu havlama dilini anlayamıyoruz, bizler ancak onların vücut dilini yorumlayabiliriz. Kulakları dik, kuyruğunu sallıyor ve vücut ağırlığı dört ayağına eşit dağılmışsa bir tehdit oluşturmuyor demektir. Saldırı öncesinde kulakları yatırıp, kuyruğu dikleştirir ve gelen tehdit karşısında diş gösterirler. Biz göz teması kurup, önden yaklaşırsak bunu tehdit olarak algılarlar. Saldırı tavrında olan köpeğe değil ama sokakta seveceğiniz köpeğe yaklaşırken, elimizi uzatıp önce avucunuzun içini koklatmalısınız.  
  • Koru’nun içinde gezerken tedbirli olunmalı. Vücut dilimizle ne anlattığımız önemli, köpekler tehdit olup olmadığımızı, onları sevip sevmediğimizi, onlardan korktuğumuzu anlıyor ve önlemlerini alıyorlar. 
  • ‘Kısırlaştır, aşıla, yerine bırak’ teritoryal agresyon yani alan savunma açısından da gerekli, yoksa lideri o alandan uzaklaştırırsanız, bu yeni bir liderlik savaşına yol açacaktır. Kısırlaştırma erkek köpeklerde saldırganlığın %60 oranında azalmasına yol açıyor, mümkünse toplu kısırlaştırma yeni liderlik çatışmalarını önler.

Seminerin sonunda bir soru üzerine Nilay Tezsay, Koru’ya aydınlatma yapılmasının yaban hayvanlarının uyku siklüsünü bozacağı için hiçbir koşulda kabul edilemeyeceğinin altını çizdi. Ayrıca evcil hayvanların terk edilmesinin önlenebilmesi için 5199 sayılı Hayvan Hakları Yasası’nın düzeltilerek çıkarılmasının önemi vurgulandı ve sürecin #YaşamİçinYasa etiketinden izlenmesi ve destek verilmesi ve Yaşam Hakları Yasama İzleme Komisyonu’nun takip edilmesi hatırlatıldı.

Validebağ Savunması’nın düzenlediği II. Çevrimiçi Seminerler dizisinin üçüncü semineri 13 Şubat 2021’de Y. Mimar Deniz Alkan “Tarihsel, Kentsel Değişimde Bir Koruma Mücadelesi Örneği; Validebağ Korusu” başlıklı sunumla gerçekleşti.

Y. Mimar Deniz Alkan’ın, Validebağ Korusu ve içindeki yapıların Osmanlı döneminden bugüne tarihsel gelişimini aktardığı ayrıntılı sunumunda şu noktalar öne çıktı:

  • Validebağ Korusu’nun tarih sahnesine çıkışı Üsküdar’ın tarihi süreciyle birlikte olmuştur. 19. yüzyıl başlarında Selimiye Kışlasının yapılması, ortalarında da ilk İstanbul-Üsküdar vapur seferlerinin başlamasıyla Üsküdar Haydarpaşa’ya doğru genişlemeye başlar. 
  • Sultan Abdülmecid daha önce Mihrişah Sultan’a ait Çamlıca eteklerindeki bağ evini, annesi Bezmialem Valide Sultan’a hediye edince bölge Validebağ’ı adıyla anılmaya başlar. 1853’te saray mimarı Nigoğos Balyan şimdi Adile Sultan Kasrı adıyla anılan binayı inşa eder ve burası Sultan Abdülaziz’in kız kardeşi Adile Sultan tarafından 1899’daki ölümüne kadar yazlık olarak kullanılır.
  • Balkan ve Dünya Savaşlarının yetimlerinin korunması amacıyla 1915’te kurulmaya başlanan dar-ül eytamlardan (yetimler yurdu) biri de Adile Sultan Kasrı’nda 1917’de açıldığı düşünülen Validebağ Darüleytam’ıdır. 1926’da darüleytam kapatılarak Şehir Yatı Mektebine dönüştürülmüştür.  
  • Validebağ Korusu, 1925 yılında Milli Emlak’tan Atatürk’ün emriyle Maarif Nezareti’ne tahsis edilerek bu durum tapu kayıtlarına işlenmiş ve 1927 yılında Adile Sultan Kasrı’nda Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey’in girişimleriyle 60 yataklı Validebağ Prevantoryumu faaliyete başlamıştır.
  • 1928’de, şimdi Mustafa Necati Bey Huzurevi olarak kullanılan prevantoryum, 1939’da ise kısmen açılıp, ancak 2. Dünya Savaşı sonrası 1949’da tamamlanan sanatoryum binası hizmete girer. 1954’te İhsan Mermerci Çocuk Prevantoryumu açılır. 1973’te Validebağ Öğretmenler Hastanesinin açılmasıyla, prevantoryum olarak kullanılan Adile Sultan Kasrı hizmet dışı kalır.

Alkan, Koru ve çevresindeki yapılaşmanın İstanbul’un tarihî ve doğal yapısını bozan imar yaklaşımından bağımsız ele alınamayacağını belirterek şu tespitlerde bulundu:  

1956 yılında Adnan Menderes’in İstanbul’un imarını siyasal proje hâline getirmesi ile imar operasyonu başlamış, Boğaz Köprüsü’nün etütleri yapılmış ancak 27 Mayıs 1960’da darbe olunca proje uygulanamamıştır. Mimarlar Odası 1968 yılında Boğaz Köprüsü üzerine oldukça detaylı bir rapor hazırlayarak kente vereceği zararları sıralamışsa da 1970 yılında yapımına başlanan köprü 1973 yılında açılmış ve öngörüldüğü gibi her iki yakada da büyük bir yapısal dönüşüm yaratmıştır. Boğaz Köprüsü çevre yolu, Koru’nun deresini tahrip etmiş, Çamlıca eteklerinden gelen suyu kesmiştir. Köprünün yapılmasıyla Koru çevresinde yapı yoğunluğu artmıştır. 

  • 1980’de nazım planlarda Koru’nun koruma bandında yeşil alan olan bölgede, plan değişiklikleri yapılarak Validebağ Sitesi inşa edilir. 
  • 1986 yılında Validebağ Korusu’nun leyleklerin konakladığı bölümü Marmara Üniversitesine tahsis edilir.  
  • 1990 yılında faaliyete geçen Haydarpaşa Lisesi bu bölgedeki ahırları ve mandıraları yıkarak yerine kendi kampüsünü yapar.
  • 1992 yılında Koru’nun 50.000 m²sinin Marmara Üniversitesine tahsisi onaylanmıştır. Üsküdar Belediyesi’nin bu alana havuzlu restoran, çocuk parkı vb. yapma girişimi, alanda günlerce çadır kurarak süren sivil direnişle durdurulur.
  • 1994’de Haydarpaşa Lisesi Eğitim Vakfına devredilen ve vakıf tarafından izinsiz onarılan Abdülaziz Köşkü’nün tekrar Milli Eğitime devri için imza kampanyaları yapılır. 
  • 1996’da İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Adile Sultan Kasrı ve Abdülaziz Av Köşkü’nün bulunduğu parselin tesciline ve Abdülaziz Av Köşkünün koruma grubunun “I. grup olarak belirlenmesine” karar verir.
  • 1998 yılında Haydarpaşa Lisesi bir futbol sahası büyüklüğündeki alanda hafriyat yapar ve doğal bitki yapısını yok eder. Aynı yıl İzci yönetimine verilen tarihi ahır binası yıkılmış, yerine yapılan yeni bina 18.06. 1999’da Şevket Aktalay İzci evi adıyla faaliyete geçmiştir. Ayrıca kafeterya ve lisenin kapısına kadar sert zeminli bir yol yapılmıştır. 
  • 25 Aralık 1998’de Koru’nun tarihi dokusunun korunması ve plan değişikliğine itiraz için 6 bin imzalı dilekçe İstanbul Büyükşehir Belediyesine elden verilir.  Eğitim-Sen ve çevrecilerin çabaları sonucu Üsküdar Belediyesinin bu alan üzerinde yapılaşma girişimleri mahkeme kararıyla durdurulur. 
  • 03.02.1999’da İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu “Validebağ Koruluğunda her türlü imar hareketinin durdurulmasına, 16 Temmuz 1999 tarihinde aynı kurul parselin tamamını koruma altına alan kararını vererek Validebağ Korusunu 1. derece DOĞAL SİT alanı ilan eder. 
  • Koru’nun korunması için mücadele edenler bir sivil toplum örgütü çatısı altında toplanarak 2001 yılında Validebağ Gönüllüleri Derneği’ni kurar. 
  • 2007’de Validebağ Korusu’nun bakım onarım ve yeşil alanlarının kullanımı ile ilgili İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Üsküdar Belediyesi arasında imzalanan protokol uyarınca Üsküdar Belediyesi Koru’da 6 metre eninde yol açma girişiminde bulunur. Aynı yıl bu protokolün iptali için dava açılır. 7 yıl sonra, Ağustos 2014’de Danıştay 8. Dairesi Koru’yu Üsküdar Belediyesi’nin kullanımına açan bakım onarım protokolünü iptal eder ve  karar düzeltme talebi de  16 Nisan 2014’de oybirliği ile reddedilir.
  • 2014 yılına gelindiğinde Koru’nun Tophanelioğlu Caddesi üzerindeki taş duvarlar yıkılmış, yerine beton duvar yapılmış, Adile Sultan Kasrı ve diğer kültür varlıklarının çevresinde zemin toprak ve beton dökülerek yükseltilmiş, üzeri ise Kasrın tarihi ve kültürel geçmişi ile ilgisi olmayan kaplama ile kaplanmıştır. Zemin yükseltildiği için düşük kotta kalan Adile Sultan Kasrı yağmur ve su baskını tehditleriyle karşı karşıya kalmıştı. Kültür varlığının doğal dokusu, daha fazla ticari gelir adına yok edilirken şimdi de doğal zemin beton kaplanarak var olanın yanına daha da büyük bir otopark yapılmak isteniyordu. 17 Ağustos 2014 tarihinde yapılan çağrı üzerine bir araya gelen meslek odası, STK, parti temsilcileri ve semt sakinlerinden oluşan 300’ü aşkın Koru dostu, tartışmalar sonunda oy birliği ile alınan karar doğrultusunda doğal zemine beton dökmek üzere serilmiş çelik hasırları elbirliği ile kaldırdı.
  • 2014 yılında Üsküdar Belediyesi, Koru’nun Acıbadem tarafından çıkış kapısına bitişik yeşil alana cami yapmak üzere harekete geçer. Alanın donatı fonksiyonu değişikliğine karşı dava açılsa da, 6 ay boyunca çevrecilerin gece gündüz nöbet ve protestoları altında, inşaat polis zoru ve TOMA’ların korumasında yükselmeye başlar.    Direniş tüm ülkede ses getirmesine rağmen cami ve ekleri yapılmış, ancak halkın kararlılığı Koru’ya girme sevdalarının uzunca bir süre ertelenmesini sağlamıştır.
  • 2018’de İBB’nin hazırladığı proje ile Koru’nun Millet Bahçesi yapılması gündeme gelmiştir. Mimarlar Odasınca yapılan detaylı hesaplamalar ile bu projenin Koru’nun %40’nı tahrip edeceği tespit edilmiştir. Projenin iptali için Validebağ Gönüllüleri Derneği tarafından açılan dava henüz sonuçlanmamıştır.
  • * KANİP (Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı) ise İBB tarafından hazırlanarak, ÇŞB Çevre İl Müdürlüğü’ne gönderilmiş, aylardır   bakanlığın  onayı ve  askıya çıkarılması bekleniyor.
  • Validebağ Savunması birinci ve ikinci çevrimiçi seminerlerin çıktısının değerlendirildiği bir sonuç bildirgesi yayınlayacağını belirtti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend