Haber, Manşet

Üsküdar’da İstanbul Sözleşmesi eylemi

Kadın örgütlerinin sosyal medya üzerinden yaptığı çağrı üzerine Üsküdar İskelesi’nde bir araya gelen kadınlar “İstanbul Sözleşmesi bizim, vazgeçmiyoruz” diyerek Türkiye’nin sözleşmeden Cumhurbaşkanı’nın kararıyla tek taraflı olarak çekilmesini protesto etti.

Basın açıklamasında, ataerkil zihniyetin kendi failliğini gizlemek için İstanbul Sözleşmesi’ne ahlaki ve dini değerleri ifsad ettiği bahanesiyle saldırıldığını ifade eden kadınlar şunları söyledi: “Aile yapısı bozuluyor, toplum değerleri parçalanıyor diyerek kadın düşmanlığına çağrı yapanlar, kadınların ve çocukların her türlü şiddete maruz kaldığı toplum ve aile düzenini savunuyor. Kadınların üstündeki egemenliklerini kaybetmemek için çırpınıyorlar. Kadınlar aile içinde şiddete uğruyor, katlediliyorlar. Çocuklar aile içinde şiddete ve cinsel istismara maruz bırakılıyorlar. İstanbul Sözleşmesi tam da bu zihniyetin karşısında durmaktadır. İstanbul sözleşmesi aileleri dağıtmak için değil; kadınların ve çocukların şiddet gördüğü, katledildiği ailelerdeki şiddet ve cinayet faillerinin cezalandırılması için yürürlüğe konulmuştur. Bu sözleşme; başörtülü/örtüsüz, inançlı/inançsız, evli/bekar şiddete uğrayan tüm kadın ve LGBTİ+’ların yaşam hakkını korumaktadır.”

Yapılan basın açıklamasının tam metni şöyle:

2011 yılında İstanbul’da, Türkiye dâhil 45 ülke tarafından imzalanan ve adını buradan alan İstanbul Sözleşmesi, temel olarak kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadelede, devletlerin sorumluluklarını bildirmektedir. Fakat 20 Mart 2021 tarihinde, gece yarısı cumhurbaşkanı kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nin fesh edildiği resmi gazetede ilan edildi.

2011 yılında mecliste onaylanan İstanbul Sözleşmesi’nin tartışma konusu olması ve hukuksuz bir şekilde kaldırıldığının ilan edilmesi, kadınları şiddete mahkûm etmekten başka bir anlam taşımıyor. Kadınlar sokaklarda korkmadan yürüyebilmek, tacize / tecavüze uğramadan hayatlarını sürdürebilmek için, kamusal alandaki varlıklarını gösterebilmek, kendi kararlarını alabilmek yani temel insani hakları için mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Kadınların bu zorlu mücadelesindeki can simitleri arasında erkek şiddeti tarafından katledilen ve şiddet gören kadınlar için yazılan, 6284 sayılı kanun ve İstanbul Sözleşmesi bulunuyor. Sözleşmeden çekilmek demek kadınların en temel haklarını ve can güvenliklerini hiçe saymak demektir

Sözleşmeyi karalama kampanyalarında, lgbti+ olmaya özendirdiği de vurgulanmakta ve lgbti+’lar açıkça hedef gösterilmektedir. Maddelerde lgbti+ olmak ve özendirmekle ilgili herhangi bir madde bulunmamakla beraber, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden dolayı kimseye ayrımcılık ve şiddet uygulanamayacağı vurgulanmaktadır. Bu sözleşme; trans kadın olduğu için yakılarak katledilen Hande Kader, eşcinsel olduğu için babası tarafından katledilen Ahmet Yıldız gibi başka lgbti+’lar, nefret cinayetine kurban gitmesin diye de var. Bugüne kadar Sözleşme uygulansaydı trans kadınların sesi duyulmuş olsaydı Buse Şeker, Didem Akay ve niceleri yaşayacaktı. Sözleşme üzerinden gerçekleştirilen bu hedef göstermeler açıkça nefret suçudur.

Aile yapısı bozuluyor, toplum değerleri parçalanıyor diyerek kadın düşmanlığına çağrı yapanlar, kadınların ve çocukların her türlü şiddete maruz kaldığı toplum ve aile düzenini savunuyor. Kadınların üstündeki egemenliklerini kaybetmemek için çırpınıyorlar. Kadınlar aile içinde şiddete uğruyor, katlediliyorlar. Çocuklar aile içinde şiddete ve cinsel istismara maruz bırakılıyorlar. İstanbul Sözleşmesi tam da bu zihniyetin karşısında durmaktadır. İstanbul sözleşmesi aileleri dağıtmak için değil; kadınların ve çocukların şiddet gördüğü, katledildiği ailelerdeki şiddet ve cinayet faillerinin cezalandırılması için yürürlüğe konulmuştur. Bu sözleşme; başörtülü/örtüsüz, inançlı/inançsız, evli/bekar şiddete uğrayan tüm kadın ve lgbti+’ların yaşam hakkını korumaktadır.

Ataerkil zihniyet kendi failliğini gizlemek için bir takım hocaların, dini tekeline almaya çalışan makamların dilini kullanarak kadınların hayatına hükmediyor. Kadınlar erkek egemenliğinden başka bir hayatı umud etmesinler diye kadınların inançlarına da hükmetmek ve din alanında da erkek egemenliğini tesis etmeye uğraşıyorlar. İstanbul Sözleşmesi’ne ahlaki ve dini değerleri ifsad ettiği bahanesi ile saldırıyorlar. Ancak biz biliyoruz ki erkek hocaların ne dini istismar etmeleri ne de sömürü mekanizmalarına dahil ettikleri başka araçlar onların erkek iktidarını görmemizi engellemeyecek.

Kadınlara yönelik şiddeti önleyen, kadınları güçlendirecek destek mekanizmalarını oluşturan ve failleri cezalandırma yükümlülüğü veren bir sözleşmeden çekilmek, devletin bu yükümlülüklerden kaçması anlamına gelir. Kadın cinayetlerine karşı, kadına yönelik şiddeti önlemek için sorumluluk almayı reddettiği anlamına gelir. Devletin kadınlara karşı olan ataerkil zihniyet ile işbirliği içerisinde olduğu anlamına gelir.

Sözleşmeden çekildiğimiz gece yarısı, sosyal medyadan dahi gördük ki ; kadınları dövme özgürlüğü isteyen erkeklere, Samsun’da sokak ortasında esk eşini öldüresiye döven ve kamuoyu baskısıyla tutuklanan İbrahim Zarap gibilere, “bizimle eşit değilsiniz” diyerek bizi baskıya, şiddete açık hale getirenlere büyük bir hediye verildi. Karakollarda kadınları şiddete maruz kaldığı evlerine geri yollayanlar, sığınaklarda kadınlara hapis hayatı yaşatanlar, mahkeme salonlarında kadınları maruz kaldığı şiddet için suçlayanlar o gece teşvik edildi.

İstanbul Sözleşmesi bizlerin yıllardır süren mücadelesi sonucu yazıldı. Sözleşme’nin fesih kararını asla tanımıyoruz! Bir grup adamın sözünün, tek adamın kararının kadınların nezdinde hükmü yoktur! İstanbul Sözleşmesi gerektiği gibi uygulanıp , erkek şiddeti son bulana kadar mücadelemiz devam edecek. Kadın düşmanlarına karşı yaşasın kadın dayanışmamız!

Üsküdarlı Kadınlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend