Manşet, Röportaj, Yaşam

Yapılaşma tehdidi altındaki Validebağ Korusu için çözüm ne?

Validebağ Korusu’nun yapılaşmaya açılma tehdidine karşı uzun süredir hem mücadele eden hem de çeşitli kampanyalar örgütleyen Validebağ Savunması ile düzenledikleri çevrimiçi seminerler dizisi üzerine konuştuk.

Validebağ Savunması, bu seminerle ne hedefliyor? Seminerlerin konusu ve hedefini Validebağ Savunması’ndan Yüksel Demirtaş’la konuştuk.

Demirtaş, seminerlerin hedefini şöyle anlattı:

“Bu seminerlerle ‘Koru’da ne yapılmalı, nasıl yapılmalı, Koru’da ne yapılmamalı, niye yapılmamalı?’ sorularının yanıtını farklı disiplinlerden akademisyen ve uzmanların vereceği bilgiler ışığında arıyoruz. Akademik bilgiye, havzanın on yılları bulan doğa ve yaşam savunuculuk deneyimini de katarak ortak akılla fikrimizi, söylemimizi büyütmeyi ve güçlendirmeyi hedefliyoruz.”

Üsküdar Belediyesinin “Millet Bahçesi Peyzaj Projesi” kapsamında ağaç kesim ve budama hakkına sahip olacağını dikkat çeken Yüksel Demirtaş şu bilgileri verdi:

“Bugünlerde Üsküdar Belediyesi tarafından Validebağ Korusu’ndaki kurumuş ağaçları alandan uzaklaştırma çalışmaları yapıldı. Bu çalışmanın 19.09.2018 tarihli Millet Bahçesi Peyzaj Projesi kapsamında yapıldığı kendilerinin sunduğu ağaç kesim budama izin belgesinde ifade edilmektedir. Gündemde olan proje Yüksek Mimar Deniz Alkan’ın raporu ve Prof. Dr. Doğan Kantarcı’nın 7.12.2018 tarihli değerlendirme raporuyla 11877 m2 koşu, yürüyüş yolu ve bisiklet yolu, 10 tane açık hava fitness spor alanı, çocuk oyun alanları, futbol sahası, beton basamaklı seyir yeri, 2736 m2 otopark, mevcut sert zeminlerin yenilenmesi, şehir mobilyaları konması, 300 adet elektrik direği dikilmesi ve 3000 metre elektrik tesisatı için kanal açılması, yüzey sularının açılması için kanal açılmasını kapsamakta olduğu ortaya konmuştur. Raporda bu imalatların yapılması sonucunda korunun 37.577 m2’sinin taş ve beton ile kaplanacağı, 76.857 m2’sine hafriyat sonucu çıkacak materyalin serileceği, 140.000 m2’sinin ise makine ve kamyonla çiğneneceği ortaya konmuştur. Sonuç olarak 354.076 m2 olan Validebağ Korusu’nun % 40 kadar olan alanı betonlaştırılarak, kazı materyali serilerek, çiğnenerek tahrip edilmiş olacağı rapor edilmiştir.

Validebağ Korusu hem bölge hem İstanbul için çok önemli

19 Aralık 2020 tarihinde Prof. Dr. Ünal Akkemik ile ‘Validebağ’ın Ağaçları: Kent Ekosistemi Açısından Değerlendirilmesi’ sunum başlığı ile Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin ilki gerçekleştirildi. Prof. Dr. Ünal Akkemik, sunumunda  Validebağ Korusu’nun mevcut durumu ve önemini, millet bahçelerinin tarihçesini ve işlevini aktararak, Koru’yu korumak için önerilerini sundu.

* İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan 7.55 m² ve aktif yeşil alan 2.2 m²  ile Dünya ortalamasının oldukça atında olup, Koru hem bölge hem İstanbul için çok önemlidir.  

*Koru’nun Amenjman planına göre hektarda 93 ton olmak üzere 3000 tonun üzerinde karbon depolayan Koru, her yıl hektarda 921 ton toz tutuyor ve bölgenin havasını temizliyor.

* Mahalle arasındaki küçük parkların ne ısı adalarının oluşmasını engelleme ne de karbon tutma, toz tutma gibi sağlık açısından çok önemli konularda bir etkisi yok. Ancak 350 dönümlük Validebağ Korusu’nun doğal dokusunun kent ekosistemine ve bölgeye bu anlamda katkısı, önemi çok büyük.  İstanbul gibi kalabalık ve nüfusun çok olduğu büyük mega kentlerde bizim küçük alanlara değil, büyük alanlara ihtiyacımız var.

* Günümüzde yoğun insan kullanımı olan Koru’da anıt ağaçlar için hiçbir koruma önlemi yoktur. Devrilen ağaçlar, devrilme riski taşıyan ağaçlar,  kuruyan ağaçlar, kırılmış dallar, su sürgünü olan ağaçlar, tepe çökmesi olan ağaçlar ile bakımsız bir görünümdedir. Koru’nun tarihi dokusuna uygun olarak bakımı yapılmalıdır.

* Millet Bahçesi kavramı, kent içerisindeki açık alanların, çöplüklerin ya da atık sahaların dönüştürülmesiyle belediyelere kazanç sağlamaya yönelik bir yaklaşımla Tanzimat döneminde ortaya çıkmıştır.

* Osmanlı’da mesire alanları (bugün ise tabiat parkı olarak adlandırılan yerler) geniş koruluklar ve uçsuz bucaksız yeşillik alanlar olup, kişilere mekânın sınırlarını unutturan alanlar olarak değerlendiriliyor. Millet bahçeleri ise tam tersi, sınırları kesin çizgilerle çizilmiş ve mesirelere göre küçük alanlar olarak belirlenmişti.

* Tarihsel kökeninde lokantalar, tiyatrolar, kafeler, kulüpler ve müzik dinletileri için salonlar millet bahçelerinin ayrılmaz parçalarıdır. Yani tarihi kökenine baktığımız zaman,  insanları doğadan uzaklaştıran, kent içerisindeki parklara, o dönemki adıyla millet bahçelerine yönlendirerek  boş vakitlerini eğlenceyle geçirmeye yönelten bir durum var.

* Eski millet bahçelerine giriş ücretlidir ve işletmecileri vardır. Günümüzde millet bahçelerine giriş ücretsiz ama tesisler açısından baktığınız zaman pek bir değişiklik yok. Büyük oranda tesisleşmeye ve yapaylaşmaya dönük bir faaliyet.

*  Millet Bahçeleri doğal ortamı bozan daha fazla yapaylaştıran ve daha çok yapılaşma getiren alanlardır. Çevresindeki yapılaşmaya rağmen doğal yapısını korumuş olan Validebağ Korusu’nda küçük dokunuşlarla bir iyileştirme yapılabilir ama yapılaşma olmamalı, millet bahçesine dönüştürülmemelidir.

*   Millet Bahçesi projesinde 2500 m² otopark yapımı var. Yerli medyada bu konudaki haberlere baktığınız zaman en fazla Hyde Park görseli çıkıyor. Oysa Hyde Park içinde hiç otopark yok, araç girişi yok. Dolayısıyla Validebağ için otopark asla düşünülmemelidir.

Ne yapılmalı?

*   Ağaçların bakımları mutlaka yapılmalıdır. Kabak budama dediğimiz budama asla yapılmamalıdır. Bunun yerine her ağacı tek tek ele alarak onun gereksinimlerine uygun bakım ve budama yapılmalıdır. Bütün ağaçları aynılaştıran standart bir budama kesinlikle uygulanmamalıdır.  

*   Meyve kültürü mutlaka devam ettirilmelidir. Koru’da meyve yetiştirme tarihsel bir kültür.

*   Anıt ağaçların etrafındaki kullanım, toprağın basılarak çiğnenmesi, insan etkisi azaltılmalıdır.

*  Koru içerisinde asla geçirimsiz malzemelerden yollar yapılmamalıdır. Atatürk Kent Ormanında olduğu gibi su için iyi geçirgen olan malzemelerle yürüme yolları daha belirgin hale getirilmeli ve ağaç altlarındaki çiğneme etkisi azaltılmalıdır.

*   Koru içerisindeki ağaç varlığı arttırılmalı ve yaban hayatı ile birlikte ekosistemin devamlılığı sağlanmalıdır. Koruda ağaç varlığı arttırılırken yaban hayat gözetilmeli. Yaban hayat için gerekli olan ağaçlar, çalılıklar, meyveler ve özellikle meyve veren bazı çalılar çok önemli olup alanda mutlaka arttırılmalıdır.

* Üç zon oluşturulmalıdır: mutlak koruma zonları, geçiş zonları ve insanların daha fazla kullanabileceği zonlar. Böylece hem yaban hayatı için alan ayrılmış olur hem anıt ağaçlar ve doğal doku korunabilir.

*   Amenajman ya da silvikültür planları yerine daha sade, daha kısa, anlaşılabilir, temel ilkeleri tanımlanmış ve işlevsel bir rapor hazırlanabilir. Bu rapor, Koru’yu gerçek anlamda koruya dönüştürmek için rehabilitasyon önerilerini içeren, bütüncül bir yaklaşımla farklı bakış açılarını bir araya getirerek yapılmalı. Burada mesela otsu bitkiler uzmanı, dendroloji uzmanı, yaban hayat uzmanı – özellikle kuşlar, böcekler, kelebekler konusunda – bu uzmanlar bir araya gelerek Koru’nun planlanmasıyla ilgili fikirlerini beyan edip bir rapor hazırlanabilir. Sadece bitki gözüyle bakmamak gerekiyor, ekoloji var, şehir plancısı olabilir çünkü planlama var, bir de peyzaj mimarları olması gerekir.

26 Aralık 2020 tarihinde Doç. Dr. İ. Sırrı Yüzbaşıoğlu ile “Validebağ’ın Otsu Bitkileri” sunum başlığıyla Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin ikincisini gerçekleştirdi.

Seminerde Yüzbaşıoğlu, otsu bitkilerin Koru’daki canlıların yaşam varlığı için önemini anlattı.

2000’li yılların başlarından beri sıklıkla Validebağ Korusu’na geldiğini ifade eden Yüzbaşıoğlu, yaptığı çalışmalar ile İstanbul’daki 2000 çeşit otsu bitkinin 200’ünün Validebağ Korusu’nda bulunduğunu tespit ettiğini söyledi.

Seminerde otsu bitkileri Latince adlarıyla da tanıtan Yüzbaşıoğlu, otsu bitkilerin Koru’daki diğer canlıların yaşamı, varlığı için değerini vurguladı. Şehir merkezinde yaşayan insanlar içinse Validebağ Korusu’nun, çevresindeki beton denizinde direnen bir ada olduğunu dile getirdi.

Koru’nun ‘Millet Bahçesi’ olarak düzenlenmesi için Üsküdar Belediyesince yürütülecek proje kapsamında;

  • Koşu, yürüyüş ve trekking yolu
  • Bisiklet yolu
  • Açık hava fitness spor alanları (10 adet)
  • Çocuk oyun alanları
  • Futbol sahası ve seyir yeri

yapılmasının planlandığını ancak zaten herkesin burayı hem yeme hem içme alanları, hem doğasıyla kullandığını belirtti. Şu andaki insan yükünü ancak dengeleyebilen ekosistemi daha fazla zorlayacak, ticari amaçlı (oto park, kafe, restoran) yapılaşmanın bu dengeyi bozacağını vurguladı. 

Yüzbaşıoğlu’nun sunumunda altını çizdiği başlıklar şunlar oldu:

*  Her ekosistemin bir taşıma kapasitesi var. Otopark ve diğer yapılaşmayla buradaki taşıt trafiği ve insan yükü artar, ekosistemin taşıma kapasitesini aşar ve bu Koru’nun sonu olur.

*  Validebağ’ın mevcut dar, doğal koşu, yürüyüş patikaları doğa sporcuları için şehir içinde mükemmel bir alan oluşturuyor. Aynı şekilde mevcut parkurlar, mükemmel dağ bisikleti parkurlarıdır. Koru’ya şehrin farklı alanlarında zaten olan bisiklet, yürüyüş yolları yapmak, yapılaşmanın getireceği tahribata ilaveten bölgede doğa sporları yapma olanağını da yok edecektir. 

*  Çocuk oyun alanı deyince illa salıncak, kaydırak olmasına gerek yok, Koru zaten çocuklar için mükemmel bir oyun alanı, bir iple, bilemediniz bir frizbiyle saatlerce sağlıklı vakit geçirebilirler.

*  Korunun içindeki binalardan birinde bir herbaryum yapılabilir, bu büyük yer tutacak bir şey de değildir. Burada bitkiler, çocuklara resimleri, kurutulmuş halleriyle tanıtılabilir.

*  Koru’ya ağaç dikiminde iğne yapraklı ağaçlar yerine yaprak döken ağaçların tercih edilmesi daha uygundur. Nereye hangi ağacın dikileceği bir plan dahilinde olmalıdır.

*  Koru’daki açık alanlar bu ekosistemin devamı için önemlidir ve korunmalıdır. Örneğin leyleklerin göç sırasında konakladığı açıklığın bir kısmına da çam dikilmiş, tüm açık alanlara 5-6 metre arayla çam ağacı dikildiğinde, 5-10 yıl içinde büyüyerek tepe taçı yapar, yaprak döküntüsü yapar ve sonuçda alt florayı baskılayarak mevcut otsu türleri  olumsuz etkiler. Tür çeşitliliği azalır.

Arılar yada kelebekler otsu bitkilerin çiçeklerinde nektar peşindeyken, yani beslenme peşindeyken bitkide ona polenlerini yüklüyor ve tozlaşmasını sağlıyor. Karşılıklı bir ilişki söz konusu burada. Zincirden bir halka koparttığınız zaman, çiçekleri yok ettiğiniz zaman arılar ya ölecekler ya göç edecekler, Validebağ Korusu’ndaki 30’a yakın kelebek türü de ortadan kaybolacak. Hepsi birbiriyle etkileşim halinde.

Doç. Dr. Sırrı Yüzbaşıoğlu, Prof. Neriman Özhatay’dan bir alıntı yaparak “Sınırlı bilgi, sınırlı insan ve sınırlı eylem yaratır ve burada hedef, bilgiyi kullanarak eyleme geçmek ve eyleme geçerken de, kişilerin ya da kurumların ayrı ayrı değil, bir arada çalışmaları ve bilgi gücünü bütünsellik içinde kullanmalarıdır. Bu amaçla; karar vericilere, merkezi ve yerel yöneticilere, sivil toplum örgütlerine ve kamuoyuna büyük sorumluluklar düşmektedir” diyor.

Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin üçüncüsü 09 Ocak 2021’de yapıldı. Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran’ın konuşmacı olduğu seminerde başlık “Kent Ekosistemine Neoliberal Müdahele: Validebağ Korusu”ydu.

Aynı zamanda Kadıköy Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi de olan Kapıkıran konuşmasının ilk bölümünde  “neoliberalizmin kent planlarına müdahalesini öne çıkartırken, bu alanda mücadele eden arkadaşların biraz işin teorik kısmına da yakınlaşmaları gerektiğini düşünüyorum” diyerek neoliberalizmin tarihçesini özetledi. Murat Kapıkıran sunumuna şöyle devam etti:

*  Henri Lefébvre’in “mekan toplumun hem ürünü hem toplumu sürekli dönüştüren bir mekanizmadır, her toplum kendi mekanını yaratır” değerlendirmesine, Gramsci’nin hegemonya kavrayışı eklendiğinde iktidar/hegemonyayla mekânın üretim ilişkilerini anlamada önemli bir araç elde ederiz.

*  2012’den sonra tarım alanları, ormanlar, maden alanları, SİT alanları; Maliye, Hazine, Çevre ve Şehircilik, Sanayi ve Teknoloji ya da İç İşleri Bakanlığına bağlı olsalar bile, hatta Kültür Varlıkları Yüksek Kurulu ve Müzeler dahi doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmıştır.

*  Validebağ Korusu bizim için kent ekosistemine neoliberal müdahaleyi reddetmek bir yana, hayatın bir bütünlük içinde sürdürülebilmesi açısından önemlidir. İstanbul, karbon ayak izinde Türkiye’de birinci, dünyada yirmialtıncı sırada. 

*  Kent koruları ve parkları iktisadi işletme olarak görülüyor, böylece ekolojik bütünlüğünü, doğal halini kaybediyor. Latin Amerika ve bizim gibi ülkeler neoliberalizmin ‘tester’idir. Validebağ Korusu da ticarileştirilmeye çalışılıyor.

*  Kamunun duyarlılığını arttırdığımız ölçüde toplumsal tepkiyi harekete geçirebiliriz. Dayanışma ekonomileri oluşturmak, her alanda insanlara bire bir dokunarak örgütlenmek önemli.

*  Pandemiyle onlar insanların bireysel özgürlüklerini yok etmeye, bizi birbirimizden ayırmaya çalışıyorlar. Buna karşı iletişimi ve dayanışmayı arttırmak gerekiyor. Kentlerde baskılanan ekosistemin varlığını sürdürmek, ticarileştirme çabalarına karşı harekete geçmek, hem ekosistemi hem kamunun hakkını korumak gerekiyor. Gıda gibi, sağlıklı bir kentte yaşamak da temel insan hakkıdır. 

Seminerin soru-cevap kısmında Neoliberal sistemin birey üzerine etkileriyle ilgili bir soruya Kapıkıran, sistemin kendi mekânını yaratması gibi kendi bireyini de yarattığını, neoliberal politikaların dezenformasyon, yalnızlaştırma ve rakipleştirmeyle bireyin toplumla ilişkisini kestiğini vurguladı ve  “ancak toplumsal insan siyaset üretir, bireysel insan ise birbirine düşmanlaştırılıyor” dedi ve diğer sorulara da şu yanıtları verdi:

*  Koru alanlarını korumak istiyorsak çevresinde koruma bandı olmalı ama Çevre ve Şehircilik Bakanlığı talimatı, kamu yararı gerekçesi ve belediye kararlarıyla koruma bandına müdahale çok kolay.

*  Neoliberalizmin en temel unsurlarından biri de nüfustur. Kırsal nüfus kentlere göç ettirilerek ucuz iş gücü oldu. Neoliberalizm bitkinin, tohumun, çimin, parkın değerine bakmaz. İnsana da bakmaz, insan da neoliberalizm için bir nicelik meselesidir.

Neoliberalizm deyince insani değerlerin kaybı ve ekosistemin kaybını anlamak lazım.

Kapıkıran konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Validebağ Savunması’na çok teşekkür ediyorum. Mücadelede en önemli şey dayanışmak. Bu dayanışmayı çok boyutlu hale getirdiğimizde, karşımızdaki çok boyutlu yapılarla gerektiği şekilde mücadele edebiliriz.”

Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin dördüncüsü 16.Ocak 2021’de Prof. Dr. Zeynel Arslangündoğdu tarafından “Validebağ Korusu’nda Yaban Hayatı” başlığıyla gerçekleştirildi.

Arslangündoğdu şu bilgileri paylaştı: 

* İstanbul’daki nüfus artışının hem genişleme hem de yeni yerleşim yerleri ile yaban hayatı üzerinde çok olumsuz etkileri vardır. 1971’de İstanbul’un yüzölçümünün %52’si orman iken 2012’de bu oran %46’dır. Aynı şekilde 1971’de %41 olan tarım alanı 2012’de %29’dur. Buna karşılık 1971’de %4 olan yerleşim alanı 2012’de %21 olmuştur. Yeni yerleşim yerleri açık alanlarda, tarım alanlarında, su havzalarında ve ormanlık alanlarda oluyor ve doğal alanlar azalıyor ve yaban hayatı üzerine baskı artıyor. Hem yatay hem dikey olarak genişleme, ışık kirliliğinin olumsuz etkinsinin de eklenmesiyle kuşlara ve özellikle yarasalara zarar verirken, dikey genişleme yani gökdelenler ötücü kuşların yaptığı gece göçlerini olumsuz yönde etkiliyor. 

* Validebağ Korusu’ndaki biyolojik çeşitliliği omurgalılar başlığında incelersek 4 tür kurbağa ve sürüngen (Değişken Desenli Gece Kurbağası, İstanbul Kertenkelesi, Yılan Kertenkele ve Tosbağa) ile 4 tür memeli (Kirpi, Yarasa türleri, Sincap, Sıçan ve Ev faresi) ile varlığın bildiğimiz ama henüz teşhis etmediğimiz yarasa türleri olduğunu görüyoruz.  Alanda bir çalışma yapılırsa bu sayılar artabilir. 

Koru’da 130 kuş türü var

* Omurgalılardan kuşlarda, 2014 yılında 120 tür olduğu kaydı düşülmüş. Statülerini de inceleyerek,  eBird kayıtlarından yapılan detaylı bir çalışma ve dahil edilemyen gözlemlerle birlikte 130 tür olduğu bugün itibariyle saptandı. Yani bugünden itibaren Koru’da 130 kuş türü var diyebiliriz. Statü, o kuş türünün alanda hangi amaçla bulunduğunu belirtir ve bir kuşun birden fazla statüsü olabilir. Bu 130 kuş türünün statüleri ise şöyle: 75 kuş türü geçit kuşu statüsünde ve özellikle ilkbahar ve sonbahar göçlerinde gördüğümüz türler bunlar. Yerli kuş statüsündeki 24 kuş türü burada bütün yıl boyunca görülebiliyor. Kış göçmeni 12 kuş türü, yaz göçmeni 12 kuş türü, geçit kuşu ve kış göçmeni olan 5 kuş türü, yerli kuş ve kış göçmeni 1 kuş türü, kış göçmeni ve geçit kuşu 1 kuş türü var. 

Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin kırmızı listesinde olan kuş türlerine baktığımızda Validebağ Korusu’nda bulunan 3 kuş türünün, Ala doğan, Çayır incirkuşu ve Kızıl ardıç kuşunun tehdide yakın (NT)  statüde olduğunu görüyoruz. Üveyik türü hassas  (VU) statüde olup Koru’daki diğer tüm kuş türleri düşük risk (LC) statüsünde. 

* Omurgasızlardan kelebeklerdeyse 29 tür tespit edilmiş. Fotoğrafçı ve kelebek gözlemcisi dostumuz Filiz Oskay’ın seminer sırasında verdiği bilgiye göre, geçen sene Yunanistan’dan gelen bir türün de eklenmesiyle Koru’daki kelebek türü 30 olmuş

* Habitat, bir popülasyonun içinde bulunduğu, barındığı, geliştiği, üreyip çoğaldığı, varlığını ve neslini devam ettirdiği ortamdır. Bir hayvanın habitattan yani yaşam ortamından 4 temel beklentisi vardır: Besin, alan, su ve örtü. Bir başka ifadeyle bir hayvanın o ortamda kalabilmesi için bu dört tane unsurun mutlaka o alanda bulunması gerekir. Bu unsurlardan alan küçüldükçe oradaki tür sayısı katlanarak azalıyor. Örneğin alanı ikiye böldüğünüzde tür sayısı dörtte birine kadar düşebiliyor. Ağaç türü çeşitliliği önemli, yani farklı ağaç türü olması kuş türü çeşitlerini pozitif yönde etkiliyor ve kuş türü sayısını artırıyor. Ağaç yaşı da birbirinden farklıysa bir çeşitlilik oluşuyor. Bu da aslında kuş türü sayısını artırıyor. Kapalılık yani ağaçların sıklığı önemli ve çok sık olursa tür sayısı azalabiliyor. Tabakalılık ve toplamda bakıldığında karışım oranı önemli. Validebağ Korusu’nun farklı bölgelerine baktığımız zaman yaban hayatı için ideal yapılar görüyoruz. 

Örneğin Validebağ Korusu’ndaki bu alan kuşlar açısından ideal bir alan. Burada alan için baskın bir ağaç, onun altında örtü görevi de gören, çalı ve otsu bitkilerle tabakalı bir yapı var. Burada böcekler için çeşitlilik artıyor, böcekler varsa kuşlar orada oluyor,  ötücü kuşlar varsa yırtıcı kuşlar geliyor. Dolayısıyla bu sürekli katlanarak artıyor. 

Genel algı alanı korumak, sadece ağaçlandırmaktan ibaret ama buradaki kuşlar da, bitkiler de, çalılar da, otsu vejetasyon da çok önemli, çok değerli. Yani her birinin uyum içerisinde olması gerekir. 

Ne yapılmalı?

* Alanı olduğu gibi doğal yapısıyla ama şu anki yapısıyla değil, korumak gerekiyor. Bunun için planlama yapılması, koruma zonları oluşturulması gerekir. Koruma zonları ilgili disiplinler tarafından oluşturulmalıdır. Burası hassas bir ekosistem. Örneğin yaban hayatı zonu oluşturulurken, kelebeklerin ve kuşların üreme alanları gibi sınırları gözeten yaban hayatı uzmanı gözüyle yapılması gerekir. 

* Planlamanın her adımda önemi var. Örneğin otları biçmek gerekirse bu da bir plan dahilinde yapılmalı, tüm alanı bir seferde biçmek yerine şeritler halinde zamana yayarak hayvanların kaçmasına olanak sağlayarak yapmak gerekir.  

* Aydınlatmadan kaçınmak gerekir. Işığa gelenleri yiyen fırsatçı türler var ve bu yaban hayvanlarının besin alışkanlıklarını değiştiriyor. Aydınlatma, tünemesinden beslenmesine kadar kuşları çok olumsuz şekilde etkileyebiliyor. İnsanlar tabii faydalanacak bu alandan ama gece kullanımı artarsa oradaki yaban hayatı bundan çok olumsuz etkilenir.   

* Koru, birçok canlıya ev sahipliği yapıyor, döngüyü oluşturuyor. Doğada her şeyin bir yaşam süresi var ama kendiliğinden yine yaşam bulan bir döngü var.  Kurumuş, yani ölü birağaç doğadan silinene kadar 300 tane farklı canlıya ev sahipliği yapıyor. Bu çok değerli, yok olana kadar bir döngü içerisinde. Bizim de bu döngünün sağlanması için uğraşmamız lazım. Kesinlikle kimyasal ilaçlama yapmamalı,  biyolojik yöntemleri, biyoteknik yöntemleri, örneğin feromonları kullanarak doğal döngüyü korumalıyız.

Validebağ Savunması’nın düzenlediği çevrimiçi seminerler dizisinin beşincisi 23 Ocak 2021’de Dr. Akgün İlhan tarafından “Kentsel Su Yönetiminde Yeşil Alanlar: Validebağ Korusu Örneği” başlığıyla gerçekleştirildi.

İlhan sunumda yeşil alanların önemine, yeşil alanlarla su yönetimine, Koru’nun özelliklerine ve kentsel su döngüsüne değinerek, Koru’nun millet bahçesine çevrilmesinin etkilerini aktardı. Yeşil alanların önemini ise 12 maddeyle özetledi.

1-Ağaçlar, CO2 içerisindeki karbonu tutarak odun dokularında selüloz olarak depolar ve ortaya çıkan oksijeni atmosfere bırakır, 

2-Ağaçların gölgeleme etkileri serinleme ihtiyacını %30 oranında azaltarak enerji tüketimini düşürür, 

3- Kentsel ısı adası etkilerini azaltır,

4-Suyu ve toprağı tutma işlevleri dolayısıyla taşkın, sel ve heyelan gibi doğal afetlerin yıkıcı etkilerini azaltır, 

5-Yeşil alanların çokluğu kentin su zenginliğini artırır,

6-Yeşil alanlar biyoçeşitliliği kuvvetlendirir,

7-Havayı temizler ve oksijen miktarını artırır, tozu veya havadaki kirli materyalleri tutar. Ağaçlar mevcut yaprak ağırlığının 5-10 katına kadar miktarda tozu tutabilir, 

8- Hava sirkülâsyonu sağlar, hava akımını ve nemini düzenler, hava sıcaklığının yükselmesini önler, havayı serinletir, rüzgâr hızını azaltır, 

9-Yeşil alanlardan suyun arıtılması, atık yönetimi, tozlaşma, biyolojik parçalanma ya da zararlı türlerin kontrolünde de faydalanılır, 

10-Bitkiler toprağın üst kısmını kaplayarak hem su kaybını azaltır hem de su tutmayı kolaylaştırarak yer altı sularını besler. Bitki örtüsüyle beslenen toprağın kalitesi ve verimliliği artar,

11-Sınır, engel ve perde oluşturarak istenmeyen görüntüleri ortadan kaldırır. Kentlerin daha estetik hale gelmesini sağlayarak insan psikolojisine olumlu katkı sağlar, 

12- İnsanların spor vb. faaliyetleri yapmasına mekan sağlar. 

 İklim değişikliğiyle uyumda ve emisyon azaltımında yeşil alanların artırılması, çeşitlenmesi ve kalitelerinin yükseltilmesi şarttır. Yeşil alanların 12 maddede belirtilen önemli katkılarını sağlayabilmek için kalitesinin önemini Dünya’dan örnekler vererek açıklayan İlhan, Londra şehrinin 16 km genişliğinde ve 190 km uzunluğunda, bazı kısımlarında tarımda yapılan bir yeşil alan kuşağına sahip olduğunu, New York’ta eski demiryolunun iklime uygun, hiç sulama istemeyen bitkilerle kaplandığını, Wuhan şehrinde “sünger şehir” uygulaması için sazlıkların olduğu doğal su yapılarının olduğu gibi korunduğunu belirtti.

İlhan Konuşmasına şöyle devam etti: “Bir kente yağan yağmurun o kentte kalması lazım. Bu yağmur döngüsünü sağlamak için yağmurun yeşil alanlarda toprak tarafından emilip, yer altı suyunun beslenmesi önemlidir.

Su geçirmeyen beton zeminlerle hem yeraltı su kaynakları beslenmiyor hem yoğun yağışta su baskınları oluyor.”

354 dönümlük bir alana sahip ve 1. derece tarihi ve doğal sit alanı olan Validebağ Korusu’nun önemli bir biyoçeşitliliğe sahip, karbon yutağı,  oksijen kaynağı,  kuşlar ve diğer canlılar için besin kaynağı ve halk sağlığı için önemli bir alan olduğunu belirten İlhan, Koru’nun su varlığına dair şu bilgileri aktardı:  

Havza niteliğindeki Validebağ Korusu, bir vadi üzerinde yer alıyor. Küçük Çamlıca tepesinin eteklerine yakın konumda.  Koşuyolu Deresi, Çamlıca Tepesi eteklerinden doğarak korunun doğusu boyunca uzanıyor. 1920’lerde tonoz içine alınarak yeraltından akıtılmış ve Koşuyolu Parkı altından devam ederek Dinlenç deresine dönüşüyor ve şimdi üzerinden Dinlenç Caddesi geçiyor. 1989’a kadar suyu akan dere, Kadıköy’de Üsküdar sınırına yakın bir noktadan denize dökülüyor. Etrafındaki yapılaşmanın havzayı beton ve asfaltla mühürlemesi ve su çekimleri nedeniyle beslenemeyen dere kurumuş, şimdi 2 – 3 el kalınlığında akıyor. 2014’te iyice artan koku dolayısıyla numune alınıp tahlil yapılmış ve suyun 4. derece kirli su olduğu rapor edilmiş. Abdülaziz Av Köşk’ünün girişinde su terazisi, su kulesi ve su deposu var.  Av Köşkü’nün ve Adile Sultan Kasrı’nın suyu ise eskiden Çamlıca’da bir pınardan gelmekteyken çevre yolları ve yapıların inşasında suyolları da tahrip edilmiştir. 

Koru’nun millet bahçesine çevrilmesi,

  • Korunun biyoçeşitliliği ve zenginliğinin yok edilmesi,
  • Korunun yapılaşmaya iyice açılıp betonlaşması,
  • Korunun etrafında yaşayanların haklarının ihlal edilmesi,
  • İstanbul’un tek tük kalmış doğal su toplama havzalarından birinin daha yok edilmesi,
  • İstanbul’un seller, kuraklık ve sıcak dalgaları gibi aşırı iklim olayları karşısında daha da kırılgan hale gelmesi,
  • İstanbul’un su döngüsünün daha şiddetli biçimde bozulması,
  • İstanbul’un tamamıyla bir ısı adasına dönüşmesi,
  • İstanbul’un havasının temizlenememesi

anlamına gelir, Dr.Akgün İlhan, bir beton denizinin ortasında vaha gibi kalan Koru’nun mutlaka korunması gerektiğini belirterek sunumunu tamamladı.

Validebağ Savunmasının bu ilk çevrimiçi seminer dizisinde farklı uzmanlık alanlarındaki değerli bilim insanlarının yaptığı sunumlarda öne çıkan ve ortaklaşılan başlıklar şöyle özetlenebilir:

  1. İklim krizi,  şehrin ve bölgenin aktif yeşil alan ihtiyacı ve İstanbul’un su sorunu düşünüldüğünde Validebağ Korusu’ndaki ekosistem korunmalıdır. Millet bahçesi projesi alanda yapılaşma,  yapılaşma da bu ekosistemin yok olması demektir. Koru, millet bahçesi olmamalıdır.
  2. Koru’nun bu haliyle bırakılması onu korumak için yeterli değildir.
  3. Koru’nun korunması için, otsu bitkiler uzmanı, dendroloji uzmanı, yaban hayat uzmanı gibi farklı disiplinlerden uzmanlar bir araya gelerek ekosistemin tüm dengelerini gözeten bir rapor hazırlamalıdır. Amenajman ya da silvikültür planları yerine sade, kısa, anlaşılabilir, temel ilkeleri tanımlanmış bir rapor ile rehabilitasyon planlanlaması yapılmalıdır.  Mutlak koruma zonları, geçiş zonları ve insanların daha fazla kullanabileceği zonlar oluşturulmalıdır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend