Kitap İnceleme, Kültür Sanat, Manşet

Lale kokusu, İstanbul’a Hüdayi tekkesinden yayılmış

Samet Altıntaş’ın kaleme aldığı Boğaz’ın Dört Muhafızı kitabı, İstanbul şehir kitaplığında yerini aldı.

Kitapta Boğaziçi’ni koruduğuna inanılan; Aziz Mahmud Hüdâyî, Beşiktaşlı Yahya Efendi, Yûşâ Aleyhisselam ve Telli Baba birlikte anlatılıyor. Zihninizde, kitabın şehrin azizlerinden dolayı, salt bir menkıbe derlemesi olduğu izlenimi uyanıyor olabilir; ama siz peşinen böyle bir hükme varmayın. Çünkü Boğaz’ın Dört Muhafızı; tarih, tasavvuf, edebiyat, şiir ve mimarî ile iç içe ‘geçmiş’ bir İstanbul anlatısı. Yazarın da belirttiği gibi sayfaları çevirdikçe, tarihin dipnotlarında kalmış hayatların, olayların yeniden canlandığına şahit oluyorsunuz. Dolayısıyla çalışmanın eski-yeni görsellerle desteklenmesi okuru, mekânlar üzerinden zamanda yolculuğa çıkarmıyor değil.

Üsküdar-Beykoz-Rumeli Kavağı-Beşiktaş

Boğaz’ın Dört Muhafızı, İstanbulluların zihninde akıp giden saatler içinde oturup dinlendikleri sessiz ev’ler âdeta. Üsküdar’dan çıktığınız yolculuk sizi Beykoz’a, komşusu Rumeli Kavağı’na devamında Beşiktaş’a ulaştırdığında, Boğaziçi’nde cevelan edecek, Yakup Kadri’nin Sanat ve Türbe üzerine söylediği sözün elle tutulur, gözle görülür bir ışıldak olduğuna kani olacaksınız. Nasıl diyordu Karaosmanoğlu, “Dünyanın bütün yolları bir gurbet diyarına akıyor. Bu gurbet diyarı çoraktır; onu biz gözyaşlarımızla sulayacağız. Tâ ki, burada da İsa’nın gölgesinde yattığı zeytin ağaçları ve pirimiz Yunus’un yemişinden yediği erik ağaçları ve nar bahçeleri ve üzüm bağları ve güzel kokulu kekikler ve kızıl yapraklı defneler ve sular üstüne eğilmiş söğütler hâsıl olsun… Ve tâ ki, kederden dili tutulan şairin kalbine biraz ferah gelsin.”

“Pabuççu lâlesi mübarek olsun!”

Kitap, şehir tarihine meraklı olanlar için arşiv niteliğinde, dipnotları ve kaynakçasıyla göz kamaştırıyor. Yazar, İstanbul tarihinin kıyısında kalmış bilgileri yeniden hatırlatıyor. Dört bölümden müteşekkil çalışma, ‘Üsküdar’ dendiğinde akla gelen tarihî şahsiyetlerden Aziz Mahmud Hüdâyî ile başlıyor. Hâliyle bir eski Üsküdar fotoğrafı konuyor avuçlarınıza. Kitabı okurken; Reşat Ekrem Koçu’nun meşhur İstanbul Ansiklopedisi’nden aktarılan şu bilgi dikkat çekiyor: “On yedinci asrın büyük şeyhlerinden Aziz Mahmud Hüdâyî tekkesine çileye girmiş, tekkedeki vazifesi ihvanın pabuçlarını dikmek, yamalamak olan bir derviş varmış. Şeyh Efendi bir gün bu dervişin odasına uğradığında, birtakım lâle soğanlarile meşgul olduğunu görmüş. ‘Bunlarla iştigalinden maksat nedir?’ diye sormuş. Derviş: ‘Şeyhim, bunlar doğup büyüdüğüm memleketin dağlarında bitip yetişmiş bir yadigârdır, bir yere ekeceğim. Bendeniz burada terbiye oldum, bakalım himmetinizle bunlar ne olacak?’ demiş. Aziz Mahmud Efendi de ‘Pabuççu lâlesi mübarek olsun!’ demiş. Ve o soğanlardan çiçekçiler siciline lâleler Pabuççu Lâlesi diye kaydedilen çiçek yetişmiş. Bundan sonra evvela Hüdâî dergâhında ve oradan da bütün İstanbul’da lale merakı başlamış.”

Sözün özü, Boğaz’ın Dört Muhafızı, özelde Üsküdar, genelde İstanbul tarihine kayıtsız kalamayanlar için bir belgelik. Samet Altıntaş’ın dünü bugüne bağlayarak anlattığı hikâyeler, sizin de kapınızı çalacak, içeri buyur etmeyi ihmal etmeyin sakın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend