Manşet, Röportaj

Fuat Sevimay ile Üsküdar’ı konuştuk

Fuat Sevimay, sadece kaleme aldığı Kapalıçarşı, AnarŞık, Aynalı, Ara Nağme, Haydarpaşa’nın Evi gibi romanların yazarı değil, aynı zamanda usta bir çevirmen. ‘Benden/İz’ diye takdim ettiği James Joyce’la muhabbeti İrlandalı yazarı Üsküdar sokaklarında dolaştıracak kadar derin ve uzun. Biz de kendisiyle Üsküdar üzerine bir sohbet gerçekleştirdik: “Üsküdar’ın sınırı, Beşiktaş’tan bakıp Mihrimah’ı gördüğüm yerde başlar benim için.” diyor.  

Sait Faik, “Üsküdar, İstanbul’a Diyarbakır kadar uzaktır.” der. Size göre neresidir Üsküdar’ın hudutları?

Üsküdar, İstanbul’un ilçeleri içinde bir Anadolu kentinin çeşitliliğine ve sakinliğine en çok yaklaşan yerlerden birisidir. Sait Faik’in kastettiği belki de buydu. Beyoğlu’nun Fatih’in keşmekeşinden sonra bambaşka bir yer hissi. Bugün hâlen böyle mi? Sanmıyorum. Artık keşmekeş de sükunet de çok daha fazlasıyla iç içe. O nedenle Üsküdar’ın sınırı, Beşiktaş’tan bakıp Mihrimah’ı gördüğüm yerde başlar benim için.  

“Erenköy’de yaşarken Kadıköylüymüşüm. Üsküdar’da yaşamaya başladığımdan beri kendimi İstanbullu hissediyorum.”

Ne zamandan beri Üsküdar’ı yaşıyorsunuz?

Kastettiğimiz ikamet ise, beş yıldır Üsküdar’da oturuyorum. Ama daha önce de Erenköy’de yaşadığım için yolum hep Üsküdar’a düşerdi. Bu arada dostlar arasında çokça dile getirdiğim bir şeyi burada da tekrarlamak isterim. Erenköy’de yaşarken Kadıköylüymüşüm. Her nereye gidersem gideyim. Üsküdar’da yaşamaya başladığımdan beri ise kendimi daha çok İstanbullu hissediyorum. 

Bu şehirde, kendinizi en mutlu hissettiğiniz beş yer sayar mısınız?

İlk sıraya kesinlikle Kuzguncuk’u koymam gerekir. Sahilde küçücük bir park vardır. İsmet Baba’nın önündeki değil, köprüye doğru biraz daha ilerlediğimizde el kadar bir park var. Orada oturup Boğazın sularına dalarak düşünmek en sevdiğim şeylerden birisidir. Bu arada, bahsettiğim parkta kırık dökük üç beş bank vardı. Onları kaldırdılar. Her kim kaldırdıysa esefle kınıyorum. Sonra Valide Camii’nin arka sokaklarını, Uncular’ı çok severim. Fethi Paşa’da yürüyüş yapmaya bayılırım. Musahipzâde’de oyun seyretmek harikadır benim için. Ve son olarak Validebağ korusunu çok seviyorum. Kentin göbeğinde kentten bu kadar uzak hissedebilmek büyük keyif bence. 

Huzur’un Nuran’ı Üsküdar’ın vücut bulmuş halidir.”

Malum İstanbul değişiyor büyük bir hızla Üsküdar da soluyor bu keşmekeşte. İçinizi acıtan yer neresidir, hayallerinize veda ettiğiniz?

Çocukluğumda sık sık Çamlıca’ya pikniğe gelirdik. Hatta yaz mevsimine denk gelen Ramazanlarda babam, bizi iftar için yine Çamlıca’ya getirirdi ki biraz soluk alalım. Çamlıca halkın soluk aldığı yerdi, halkındı. Bugün Çamlıca insanlardan koparılmış gibi. Bu beni çok üzüyor. Bir de Selimiye’den bakınca, Sultanahmet ve Ayasofya siluetinin ardında, Zeytinburnu’ndaki çirkin mi çirkin gökdelenleri görmek beni kahrediyor. Bize göre karşı yakadan bakınca da Emaar, Akasya vesair kuleler görülüyordur herhalde. Daha ne kadar yukarı gideceğiz? Babil gibi tepemize bir şeylerin yıkılmasını mı bekliyoruz nedir? Bu daha yüksek, daha çok, daha fazla hırsını bir yana bıraksak da hepimiz soluk alsak biraz. 

Yaşadığınız şehri en güzel tasvir eden şair ve yazar/lar kimlerdir?

Şiir deyince Ahmet Haşim’in aşılamadığını düşünürüm. İstanbul’u Orhan Pamuk’un çok iyi ele aldığı aşikardır. Ama o biraz, bize göre karşının yazarı gibidir. Üsküdar söz konusu olduğunda Ahmet Hamdi’ye, Huzur’a bakmak gerek. Nuran, Üsküdar’ın vücut bulmuş halidir. Bir de Kemal Tahir’in Esir Şehir’deki Bağlarbaşı’sını çok severim. Gerçekten bağlarla çevrili olduğu zamanlar canlanır gözümde.

Üsküdar’ı benzettiğiniz şehir var mı, neden?

Belki biraz Budapeşte’nin Buda tarafı. Peşte’ye göre daha sakin olması, nehrin diğer yakasını kaplaması gibi nedenlerle. Ama yine de Üsküdar daha güzel.

“Joyce da bizler gibi Üsküdar’ı çok seviyor”

James Joyce’a Üsküdar’da nereleri gezdirirdiniz?

Bilenler vardır, İrlandalı yazar Joyce’un mezarından kalkıp günümüz İstanbul’una geldiği bir roman yazdım. Çevirmeniyle birlikte de İstanbul’un altını üstüne getiriyorlar. Romanın birkaç bölümü de Üsküdar sokaklarında geçiyor. Önce Çinili Hamamda yıkanıp, Cumapazarı’nın arka sokaklarından Bülbülderesi mezarlığına kadar geliyorlar. Bir başka bölümde Joyce, Boğaz vapuruyla Kuzguncuk’a gelip, Nail Kitabevinden Bostan Cafe’ye, Perihan Abla Sokağından İsmet Baba’ya kadar Kuzguncuk sokaklarını arşınlıyor. Sonra Üsküdar meydanında, gideceği yolu şaşırıp, belki de bugün artık yerinde olmayan Rufai Tekkesinden gelen hayali seslere kulak vererek, kendisini Zeynep Kamil yokuşuna vuruyor ve geceyi, hastane bahçesindeki bir banka kıvrılarak, Kamil Paşa ile sohbet ederek geçiriyor. Şu kadarını söyleyebilirim; Joyce da bizler gibi Üsküdar’ı çok seviyor. 

Samet Altıntaş
1986’da Almanya’da doğdu. İlkokulu Yalova, ortaokul ve liseyi Bursa’da okudu. Marmara Üniversitesi Tarih bölümü mezunu. Editörlük ve metin yazarlığı yapıyor. 2004’ten beri Üsküdar’ı yaşıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend