Yaşam, Yazı

Kültürel bir miras olarak Üsküdar’ın mezarlıkları

Birçoğumuzun yanından geçerken kafamızı çevirip bakmakta bile imtina ettiği mezarlıklar; bir bölgenin, bir şehrin, ülkenin, bir toplumun uygarlık seviyesini gösteren en temel yerlerinden biri. Aynı zamanda o şehrin ya da bölgenin kültürel mirasının da en büyük taşıyıcıları...

“Ey Üsküdar! Bembeyaz evlerin binlerce mezara bakar, ve o mezarların üstünde, paylaşılmamış bir aşka benzeyen sonsuz yas yapraklarına işlemiş, o her zaman yeşil ağaç, o narin ve karanlık servi yükselir.”

Lord Byron 

Şehirlerin tam merkezinde kalan mezarlıklar, yeşil alanları ve tılsımlı havaları ile adeta kentin hızlı akan hayatını frenleyen bir mekanizma işlevi görmekte. Elbette, durup bakabilen, bakıp da görebilenlere. 

MEZAR VE MEZARLIK NE DEMEK?

Mezar, etimolojik olarak Arapça kökenli bir kelimedir ve “ziyaret mekanı” anlamını taşır. Mezarlık da bu kelimeden türetilmiştir. Arapça’da “ölülerin gömüldüğü yer” anlamına gelen kabir (kabr) kelimesinin değil de mezar kelimesinin kullanılıyor olması ilgi çekici. Bunun sebebinin dini terminolojide ölülerin gömüldüğü yerlerin, onların hala hayatta olanlar tarafından ziyaret edildiği mekanlar olması tahmin edilmekte.

Mezarlıklar, şehir tarihi açısından da oldukça önemli mekanlardır. Bunun yanı sıra mimari ve mezar taşlarının gelişimi açısından zengin örnekler barındıran mezarlıklar, her türlü tarihi ve demografik araştırmalar için de hayati önem taşır.

ÜSKÜDAR: ASYA’NIN İNCİSİ

Tarihi yarımadanın karşısında yer alması itibariyle alabildiğine geniş bir İstanbul peyzajına açılan özel konumuyla Üsküdar, Asya topraklarının incisi konumundadır. M.Ö. 1000’li yıllara kadar uzanan tarihiyle Üsküdar, aynı zamanda birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir merkezdir. 

Camilerin, kiliselerin ve sinagogun bir arada bulunduğu Üsküdar’da, mezarlıklar açısından da aynı zenginlikten söz edilebilir. Üsküdar’ın farklı bölgelerinde yer alan Ermeni, Rum, Yahudi, Sünni ve Alevi mezarlıkları Üsküdar’ın kültürel çoğulculuğunun güzel bir göstergesi.  

Semtin bazen merkezinde, bazen köşe bucaklarında yer alan bu mezarlıkların hepsinin ayrı bir hikayesi, hepsinin taşıdığı ayrı bir kültürel miras var. Bu yazıda, Üsküdar’ın kültürel tarihi açısından en önemli üç mezarlığını siz Gazete Üsküdar okurları için araştırıp derledim. 

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK MEZARLIĞI: KARACAAHMET

Fotoğraf: XIX. yüzyılda Karacaahmet Mezarlığı’nı tasvir eden Thomas Allom’un gravürü

Üsküdar sınırları içerisinde yer alan Karacaahmet Mezarlığı, Türkiye’nin en büyük, Dünya’nın da en büyük mezarlarından biri olma özelliğiyle listede ilk sırada yerini alıyor. Miskinler, Saraçlar Çeşmesi, Şehitlik, Musallâ ve Duvardibi adlı beş büyük bölgeye  ayrılan mezarlık, Karacaahmet Dergahı da içine alınırsa yaklaşık 750 dönümlük bir arazi üzerinde bulunuyor. 

Nadir kullanılan ve az bilinen diğer ismi “Üsküdar Mekabir-i Müslimini” olan mezarlıkla ilgili resmi kaynaklardaki ilk bulgu 1698 yılına dayanmakta.  

Fotoğraf: Karacaahmet Mezarlığı

Mezarlığın ismini , İstanbul’a Hacı Bektaş-ı Veli tarafından İslam dinini yaymak üzere gönderilen Karaca Ahmet’ten aldığı bilinmekte. Mezarlığın tarihinin 14. yüzyıla kadar uzandığı, yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmış.

Karacaahmet Mezarlığı’nın bulunduğu bölgenin mezarlık alanı olarak seçilmesinin ise özel bir sebebi var. Osmanlı’da halk arasında Üsküdar’ın Asya kıtasının uzantısı olması ve dolayısıyla Mekke-Medine ile ilişkilendirilmesi sonucunda Kabe toprağı olduğuna dair yaygın bir  inanış bulunuyordu. Bundan dolayıdır ki Avrupa yakasında vefat eden birçok insanın  cenazeleri, yüzyıllar boyunca kayıklarla Üsküdar’a, Salacak iskelesine taşınmış. 

Türk – İslam tarihine baktığımızda, mezarlıkların şehrin birkaç kilometre dışına yapıldığını görürüz. Gerek Karacaahmet Mezarlığı gerekse diğer birçok mezarlık için bu gözlem geçerli. Geçmişte şehrin dış kısmı olarak görülen bu yerler, zamanla kentin büyümesi ile birlikte yeni oluşan şehrin içinde kalmış durumda.

Karacaahmet’in bir diğer özelliğiyse hem Sünniler hem de Aleviler tarafından mübarek bir defin alanı olarak görülmesidir.  

Mezarlığın bölümlerinden biri olan Seyitahmet bölümü, Şii mezhebinden ölülerinin gömülerine ayrılmıştır. Aynı zamanda İranlılar mezarlığı olarak da bilinen alana Türkiye Caferileri de gömülmekte. Bu alanda Abdulbaki Gölpınarlı, Cem Karaca gibi isimlerin mezarları bulunmakta. 

Osmanlı dönemindeki tüm mezarlıklarda görülebileceği üzere, Karacaahmet Mezarlığı’ndaki mezar taşlarında bulunan fesler, orada kabri bulunan kişinin sosyal statüsünü yansıtmakta. Aynı zamanda, her mezar taşı bir kitabe olma özelliğini de taşımakta. Bu bağlamda, mezarların tarihsel ve kültürel olarak bizim için ne kadar önemli olduğu bir kez daha görülebilir.

Mezarlığın orta yerinde bulunan Şehitlik Cami civarında bulunan 2. ada üzerinde Çanakkale Savaşı esnasında şehit düşen birçok askerin gömülü olduğu biliniyor. Buradaki şehitliğin, gemilerle Haydarpaşa ve etrafındaki diğer hastanelere tedavi olmak üzere getirilen yaralı askerlerin vefat etmeleri sonucunda defnedilmesiyle oluştuğu bilinmekte. Fakat bu askerlerin kim olduklarına dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır. 

TARİHE TANIKLIK EDEN MEZARLIK: BAĞLARBAŞI MEZARLIĞI

Fotoğraf: Bağlarbaşı Mezarlığı

Bağlarbaşı tepesinde bulunan ve ismini bölgeden alan Bağlarbaşı mezarlığının 16. yüzyılın ortalarından beri var olduğu bilinmektedir. Birden çok bölgeye ayrılmış olan bu mezarlık alanın kuzey bölümü Surp Haç Kilisesi’ne, güney bölümü ise Surp Garabed Kilisesi’ne 1555 yılında tahsis edilmiş. Mezarlık alanında ayrıca bir de Yahudi mezarlığı bulunmakta. 

Mezarlığın girişinde bulunan kitabede yazılana göre bölgenin 1555 yılında tesis edildiği bilinmekte. Bu, aynı zamanda bölgeye Ermeni cemaatinin de yerleştiği tarih olarak tahmin edilmekte.  

Mezarlıkta okunmuş en eski kitabe, 1637 yılında vefat etmiş olan Koca Bedros’un zevcesi Şamma isminde bir kadına ait.  Türkiye ve İstanbul Ermenileri hakkındaki yaptığı çalışmalar ile tarihe ışık tutan Kevork Pamukciyan, var olan tüm kitabeleri kayıt altına almıştır. 

Fotoğraf: Osmanlı saray mimarlarından Balyan Ailesi’nin Bağlarbaşı Mezarlığı’nda bulunan anıt mezarı. Balyan ailesi, Osmanlı’da Çırağan Sarayı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na kadar birçok eserin mimarlığını yapmış bir aileydi.

Yahudi mezarlığının köklerinin ise Tanzimat dönemine kadar dayandığı bilinmekte. Kaynaklarda anlatıldığına göre Tanzimat sonrası dönemde Protestanların talebi üzerine var olan Yahudi Mezarlığının yanındaki bir alan Protestan gömülerine tahsis edilmiştir.  

Yahudi mezarlıklarında sıkça görülen sembol ve motifler bu mezarlıklarda da sıkça karşımıza çıkmaktadır.

Tanzimat dönemine kadar uzanan bir mazisi olsa da, şu anda bulunan mezarların tarihi o kadar geriye gitmemekte. Bunun sebebi, Yahudi Cemaatine tahsis edilmesine rağmen 1988 senesinde belediye tarafından işgal edilen Bağlarbaşı mezarlığının Yahudiler için ayrılan alanının yıllarca hukuksuz bir şekilde belediye tarafından ofis ve sera amaçlı olarak kullanılmış olmasıdır.   

Fotoğraf: Bağlarbaşı Yahudi Mezarlığı

Hak ihlalinin Yahudi cemaati tarafından yargıya intikali sonucu devam eden süreç cemaat lehine neticelenmiş ve alan iade edilmiş. Halen Kuzguncuk Musevi Sinagogu Vakfı’nın kullanımına tahsis edilmiş  olan mezarlık bölgesine 2002 yılından beri gömü yapılabilmekte. 

HAYDARPAŞA İNGİLİZ MEZARLIĞI

Fotoğraf: Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı (Vikipedi)

Üsküdar’ın tarihi açıdan önemli bir başka mezarlığı ise Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı. GATA Hastanesi’nin alt tarafında, Haydarpaşa Tren Garı’nın ise karşı çarprazında yer alan bu mezarlığın tarihi 19. yüzyılın ortalarına dayanıyor.

19. yüzyılın ortalarında meydana gelen Osmanlı-Rus savaşında, Osmanlı’nın müttefiki olan İngiliz ve Fransız askerlerinden bazıları bu mezarlığa defnedilmiştir.

Tarih birçok zıtlık ve garipliği içerisinde barındırdığı gibi, o yıllarda Osmanlı’nın yanında savaşarak ölen İngilizler için hazırlanan bu mezarlığa, daha sonra Osmanlı’ya karşı savaşırken hayatını kaybeden İngiliz askerler de gömülmüş.

Mezarlarının bazılarının üzerinde isim yazsa da, isimsiz birçok mezarlık da bulunuyor. Alana daha sonra sivillerin de gömüldüğü bilinmekte.

Mezarlığın girişinde Kraliçe Victoria’nın Kırım savaşında ölen İngiliz askerler için yaptırdığı anıt bulunmaktadır.

GİZEMLERLE DOLU BİR MEZARLIK: BÜLBÜLDERESİ

Fotoğraf: Bülbülderesi Mezarlığı

Üsküdar’da bulunan bir diğer önemli mezarlık, İcadiye bölgesinde yer alan Bülbülderesi Mezarlığı. Bülbülderesi, Üsküdar Selanikliler sokağı arasında Selanikliler’in çoğunlukta olduğu Karakaşlar ve Kapancı cemaatinin de defnedildiği mezarlıktır. Mezarlığın Selanikliler tarafı Sabetaist mezarlığı olarak da adlandırılmaktadır. 

1626 yılında tüccar bir ailenin çocuğu olarak İzmir’de doğan Sabetay Sevi’nin Yahudi inancına dayanarak ilan ettiği mesihliğini kabul edenler hızla arttı. Bu durum, Osmanlı yönetimini endişelendirdi ve Sabatay Sevi zor kullanılarak Müslüman olduğunu ilan etmek zorunda bırakıldı.  

Sabatay Sevi’nin Müslüman olduğunu açıkladıktan sonra kendisine inanan Yahudilerin bir kısmı kendisiyle bağı koparırken, bazıları ise tıpkı Sevi gibi din değiştirdiklerini açıkladılar. Gerçekte olan ise inançlarını gizliden de olsa yaşamaya devam etmeleriydi.    

Fotoğraf: Bülbülderesi Mezarlığı’nda bulunan mezarlardaki dikkat çeken sembollerden biri. İki elin sıkışması işareti, Yakov’un ( Bene israel)’in Tanrı ile yapmış olduğu anlaşmayı sembolize etmektedir. (Rachel Hachlili , Jewish funerary customs, Second Temple period, BRILL, 2005, p.340)

Bülbülderesi Mezarlığı’nın önemi, Sabetay Sevi ve yirmialtı halifesinin soyundan olmayan kimsenin buraya gömülememesidir. 

Bülbülderesi  Mezarlığı’ndaki mezarlarda çerçeveli fotoğraflar, obeliskler, Süleyman Tapınağının iki girişini sembolize eden Jakin Boaz sütunları, üç başlıklı mermer sütunlar, mermer kabartmalı yüksek sütunlar, akasya motifleri, birbiri ile tokalaşan el sembolleri ve ezoterik işaretler  bulunmaktadır. 

Bu mezarları Müslüman mezarlarından ayıran en önemli özellik bir çoğunun kıbleye bakmamasıdır. Buradaki mezarlıkların, Yahudi mezarları gibi üzerleri kapatılmıştır. 

Sabetaycı olup İsrail’e gidip Yahudi inancını benimseyenler de bulunmakta, dindar Müslüman olan dönme aileler de varlığını sürdürmektedir.  

Üzücü olan ise bu mezarlığa zaman zaman çeşitli saldırılar yapılmış olmasıdır. Bu saldırılar esnasında bazı mezar taşları ve kabirler zarar görmüştür.   

KÜLTÜREL MİRASIN KORUNMASI NEDEN ÖNEMLİ

Tarihsel ve kültürel anlamda mezarlıklar hayati öneme sahip. Üsküdar da mezarlıklar açısından oldukça zengin.  

Fakat güzide ilçemizdeki mezarlıklar gerektiği kadar titiz bir şekilde korunmuyor. Bülbülderesi Mezarlığı’nda olduğu gibi bazı mezarlıklara zaman zaman çeşitli “saldırılar” gerçekleşebildiği gibi, Karacaahmet Mezarlığı’ndaki gibi tarihe yenik düşen mezarlıklar ve mezar taşları hoyratça yok edilebiliyor.

Mezarlıkların, şehrimizin, hepimizin ortak mirası olduğu bilincinin oluşması ise bu sorunların yegane çözümü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend