Yaşam, Yazı

Üsküdar sahilden ibaret değildir!

“Üsküdar’ın nesini beğeniyorsun ki?” – Böyle bir soruyla benim gibi Üsküdar’ı seven biri sık sık karşılaşır. Üsküdar’ın atmosferinden, sakinliğinden, tarihinden bahsetmeye başladığım an, cevap olarak şöyle denir: “Tamam, sahili güzel, eyvallah, Kız Kulesi falan. Bunlara bir lafım yok, ama sahili bile mahvettiler…” Bazıları da Üsküdar Meydanı’ndaki insanların tuhaflığından bahseder. Bunu tabi ki bir Üsküdarlı değil;  başka semtlerin, başka şehirlerin çocukları söyler. Sebebi ise onların doğru düzgün Üsküdar’ı gezmiş olmamaları. Zira biraz gezseler, kendi söylediklerinin ne kadar yanlış olduğunu anlayıp özür dilerler.

Değerli Üsküdar yolcuları, kafalarınızda oluşturduğunuz gerici, sıkıcı, çirkin Üsküdar imajını feribottan inerken, metrodan çıkarken en yakın çöp kutusuna bırakmanız önemle rica olunur. Umarım ayakkabılarınız ve kıyafetleriniz değişken hava şartlarına, uzun uzun yürüyüşlere ve tepelere çıkıp inmelere uygundur. Çünkü bu semti öğrenmenin en iyi yolu yürümektir, arka sokaklarda dolanmaktır, küçük kafelerde çay içmektir, parklarda ve mezarlarda saklanan son yeşil kısımların içinde kaybolmaktır.

Yola çıkmadan haritaya bakmakta fayda var. Bildiğiniz üzere Üsküdar, güneyde Selimiye’den başlayıp, kuzeyde ta Anadolu Hisarı’nın etraflarına kadar uzanmaktadır. Batı-Doğu ekseninde ise sevdiğiniz sahilden ta Çamlıca’ya, Bulgurlu’ya ermektedir. Tabi ki kapladığı alan bir şey ifade etmeyebilir. Ancak Çengelköy, Kuzguncuk gibi küçük bir kasaba havasına ve eşsiz yeşilliklere sahip mahallelerin Üsküdar’ın parçaları olduklarından haberdar mıydınız? İstanbulluların göz bebeği Çamlıca Tepesi’nin bu semte ait olduğunu biliyor muydunuz? Arttırıyorum, Acıbadem’in yarısının Üsküdar ilçesi içerisinde yer aldığını da büyük ihtimalle tahmin etmemişsinizdir.

Tabi, buna itirazınız olabilir. Meydandaki çığlık kalabalığına, betonuna, trafiğine bakarak oraların sadece sözde Üsküdar olduğunu söyleyebilirsiniz. Belediyenin sınırları idari bir meseledir  ve asıl Üsküdar’la bir alakası yoktur. Asıl Üsküdar’dan kastımız tabi ki merkezi sahilden Bağlarbaşı’na, belki Altunizade’ye kadar uzanan kısımdır. Bunu da şimdilik kabul edelim. Peki bu “asıl Üsküdar” sizce gerçekten o kadar sıkıcı ve çirkin mi? O zaman gezimize başlayalım.

Size önceden söylemediğim bir şey var, itiraf edeyim. Bu tur yalnızca mekanda değil, zamanda da bir yolculuktur. Üsküdar İstanbul’un en eski semtlerinden biri. Karşıda Byzantium yokken, Chrysopolis ve Chalkedon Yunanların yerleşkeleriydi. Byzantium, sonra da Konstantinopolis büyüyünce, bu iki tarihi liman Doğu Roma’nın başkentinin banliyöleri haline geldi. Kaderleri tekrar değişip, Osmanlı Beyliği’ne katıldı. Bütün bu değişiklikler bir iz bırakmaz mı şehrin dokusunda? Bırakır tabi.

Fatih’te, Beyoğlu’nda olduğu gibi, bu “asıl Üsküdar” karmaşık bir yapıya ve bu karmaşıklığın yarattığı bir güzelliğe sahiptir. Bir sürü tarihi yapının zamanla yok edildiği doğrudur ancak pek çok yapı da keşfedilmeyi bekler. Yine de zamanın dalgalarına dayanan eserler mevcut. Sahilde Mihrimah Sultan Camii ve Valide-i Cedid Cami’sini görebilirsiniz. Ama burada durmayalım, biraz daha ilerleyelim. Onlarca tarihi cami; Valide-i Atik, Davut Paşa, Selman Ağa, Aziz Mahmud Hüdai Camii ve türbesi bizi bekler. Ama merak etmeyin, bu yalnızca dini bir gezinti değildir. Özellikle Doğancılar ve Bağlarbaşı semtlerinin arka sokaklarında onlarca eski ahşap ev saklanır; bazıları yavaş yavaş yere eğilmiş, bazıları ise hâlâ sakinlerine hizmet eder. Osmanlı döneminden kalma Selimiye Kışlası ve Florence Nightingale’in hizmet ettiği askeri hastane de buralardan biraz yukarıda, Selimiye mahallesindedir Bir başka örnek ise Üsküdar’ın tarihi hamamları… Bazıları hâlâ aktif, mesela Çinili Hamam… Bazıları ise yalnızca bir kalıntı, örneğin Dağ Hamamı… Bir de çeşmeler var, türbeler, birahaneler…

Karşı karşıya olduğumuz diğer bir konu da bazılarının unutmak istediği, bazılarının ise gurur duyduğu bir gerçek: Üsküdar’ın gayr-i müslim geçmişi. Sadece Çengelköy’de veya Kuzguncuk’ta değil, Üsküdar’ın merkezinde de Ermeniler, Rumlar ve başka milletler kalıcı izler bırakmıştır. Sahilden biraz yukarıya çıkın, Bağlarbaşı’na doğru… Nuhkuyusu Caddesi’nin üzerinde Rum ve Ermeni mezarlığını göreceksiniz. Oradaki ağaçlar, bu kalabalık ortama bir nebze doğal ve daha sakin bir hava sağlar. Aşağıya doğru indikçe en az üç tane kiliseye rastlarsınız. Hatta bugüne kadar aktif olan bir Ermeni okulu dahi mevcut. Ne kadar aykırı sizin Üsküdar anlayışınıza, değil mi? Eski anlayışınıza diyelim, umarım.

Tarihten bahsediyorum ama Üsküdar sadece tarih de değildir. Yaşayan, yaşamaya doymayan bir semttir. Bunun şahidi yeni yeni gelişen kafe kültürü, tiyatrolar, stadyumlar, spor salonları. Yazın ve özellikle Ramazan’da geceleri, parklar insanla doludur. Hatta yabancı bir turiste veya öğrenciye rastlamak da zor değildir. İstanbulluların beğenmediğini yabancılar beğeniyor…

Tabi ki sözlerimle yetinmeyeceksiniz ve yetinmenizi hiç istemem. Bile bile size ancak bu tarihi dokunun kırıntılarını veriyorum. Gerçek tadını öğrenmek isterseniz Üsküdar’ın, benim rehberliğimi bırakıp betonlu sahilden ayrılarak sefere çıkmalısınız. Güneye, kuzeye ve doğuya… Mahallelerin içlerine, kıvrık sokaklarına… Yolu kaybettiğiniz an bir çaycıya veya bakkala sorarsanız,  belki bir çay ve tost da yiyebilirsiniz. En güzeli de bu zira. Oralarda görüşürüz.

Yahya Lehistani

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend